1. bölüm / 22
Uluyaz1. BÖLÜM: Uluyaz Laneti
Bölümler 22Şu an: 1. BÖLÜM: Uluyaz Laneti
- 1 1. BÖLÜM: Uluyaz Laneti844 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM: Plastik Asker1.661 kelime
- 3 3. BÖLÜM: Buruşmuş Haritalar1.142 kelime
- 4 4. BÖLÜM: Saklı Anılar1.309 kelime
- 5 5. BÖLÜM: Sancak Timi1.484 kelime
- 6 6. BÖLÜM: Solmuş Zambaklar1.930 kelime
- 7 7. BÖLÜM: İzbe Ruhlar1.328 kelime
- 8 8. BÖLÜM: Salyangoz Hikayesi1.234 kelime
- 9 9. BÖLÜM: Tozlu Mâzi1.284 kelime
- 10 10. BÖLÜM: Operasyon: Gecekalem1.999 kelime
- 11 11. BÖLÜM: Cevapsız Sorular1.288 kelime
- 12 12. BÖLÜM: Kızıl Hat1.909 kelime
- 13 13. BÖLÜM: Hilkat1.121 kelime
- 14 14. BÖLÜM: Serzeniş1.075 kelime
- 15 15. BÖLÜM: Beyaz Geceler1.320 kelime
- 16 16. BÖLÜM: Yemin Ettik Göğe Dönmeyiz Geriye2.112 kelime
- 17 17. BÖLÜM: Kan Seli1.185 kelime
- 18 18. BÖLÜM: Araf1.704 kelime
- 19 19. BÖLÜM: Dolunay3.291 kelime
- 20 20. BÖLÜM: Vuslat1.247 kelime
- 21 21. BÖLÜM: Madolyonun soğuk yüzü1.695 kelime
- 22 1. BÖLÜM: Uluyaz Destanı747 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu kitaptaki hiçbir olay, yer, zaman gerçek asıllı değildir, herhangi bir kurul veya kuruluşu zedeleme amacı güdülmemektedir.
Bunu bilerek okumanızda fayda vardır, teşekkürler. ❁
"Eğil de kulak ver ceddine Türk'e kefen biçmek hangi itin haddine?”
...
⋇⋆✦⋆⋇
Evvel zamanın sisinde, karın ve ateşin kardeş sayıldığı çağda,
Göklerin yırtıldığı, ulumaların yıldızlara değdiği bir vakitte,
İki kurt vardı;
Uluca ve Ursula.
Biri gecenin oğlu, diğeri sabahın kızıydı.
Ne aynı vakitte yürüyebilirlerdi ne de aynı göğü soluyabilirlerdi.
Bir kışın son gecesi, dağların kalbinden en derinlerden Uluyaz Laneti doğdu;
Rüzgârla birlikte yayıldı, pençeleriyle ayı, nefesiyle kuşu yaktı.
Kurtlar arasında Uluyaz Laneti veba gibi yayılırken herkes bu lanetin kurbanının talihini konuşuyordu,
Öyle ki bu lanet bulaşınca yemeden içmeden kesiyor solukları kesene kadar durmuyordu;
Ancak bir istisna vardı,
Karşılıklı oluşan aşk bu lanetin tek kalkanıydı, en imkansıza âit kurtuluşun anahtarıydı.
gecenin derinlerine işlemiş ay'ın oğlu Uluca
O gecenin en gözde eseriydi, namı diyarlar boyu süregeldi. Hiçbir kurt cenk edip ona baş kaldıramazdı.
Ama kaderin işleyişinin başka karanlık planları vardı.
O gün sürünün en gürbüz kurdu Uluca hiç var olmamış gibi silindi;
Lanet, onun kanına işlemişti.
Uluca, sadece gecelere ait oldu, gündüzlüğün mahrumiyetinde kalbini kaptırdığı Ursula yatıyordu, ondan başka bir dişiyi görmezdi.
Her gece istisnasız bulutların ardına seslendi,
Gecenin karanlığının ardında gündüzün aydınlığını aradı.
Aşık olduğu kurdun bulutlar ardında saklandığına inandı;
Lanet Uluca'yı eritti Uluca yalnızca aşkı Ursula için eridi,
Uluca'nın kalbini ait kıldığı Ursula, sabahın hükmünde doğan bir kurt idi.
Derler ki, Güneş’in kardeşiydi,
bu yüzden yine derlerdi ki geceye adım attığında:
gökyüzü ağlar, yıldızlar sönermiş.
Ursula asla geceye karışamazdı,
Uluca da gündüze kavuşamazdı.
Ve bu iki kader birbirini uzaktan seyrederdi,
Aynı dağın iki yamacında, farklı zamanların içinde.
Uluca eğer aşkına kavuşursa mutlu bir erkek kurt olarak Uluyaz olacaktı.
Ama aşkı olan Ursula her şeye rağmen kaçmaya devam ederse lanet Uluca'yı yok edecek ve onu Yazgı yapacaktı.
Uluca, lanetin acı sonunun adı gibi kendi yazgısına teslim olacaktı.
Uluca’nın içinde büyüyen lanet,
her ulumasında dağları yankılatırken
Lanetin sonunun sadece Ursula'nın ona karşın aşkı ile dineceğini biliyordu,
Fakat Ursula korkmuştu.
Gece onun için ölüm demekti,
Uluca ise ölümün ortasındaydı.
O günden sonra Ursula, Uluca’dan her daim kaçtı.
Fakat Uluca, her gece ona notlar bıraktı,
Aşkını dağlara, en çok da kalbine kazıdı...
Yıllar geçti,
Dağlar yıllandı, rüzgâr yön değiştirdi,
Uluca hâlâ bekliyordu. Lânet öldürmezdi. Lakin ne zaman kurbanı umutlarını yitirirse o kurdun canını alırdı.
Hem Uluca eskisi gibi dinç bir kurt değildi, rüzgar gibi esip gürleyen Uluca bir anda yok olmuş herkesten bağımsızlaşmıştı.
Lanetin son günü geldiğinde tüm kurt halkı tüm sürü tahmin ediyordu.
Uluca'nın umutlarının tükenişi onun sonu demekti.
Ve artık o son gelmişti.
Kar bile susmuş akan kan bile dinmişti, Ay Uluca için dolunay olmuş tutulmuştu,
Uluca, ulumasını son kez göğe bıraktı.
Kurtların vadisinde ondan son bir iz kalsın istedi;
Ondan kalan son izin aşkının nâreleri olsun istedi, Uluca değil aşkı hep vâr olsun diye umdu,
Tam o gece, Ursula kaçtığı aşkına ait notları buldu.
İnanmadı. İnanmak istemedi.
Ruhunun dizginliğinin altında geçmişin pişmanlığı yatıyordu.
Her ulumanın eşiğinde Uluca’nın nefesi,
her satırında onun yüreği vardı.
Ursula, korkmanın bir mânası olmadığını derinden hissetti.
Yasağı çiğneyip karanlığına adım attı,
Güneşin kurdu artık geceye girmişti.
ama çok geçti.
Ursula, Uluca’yı bulduğunda
o artık kurt değildi.
Lanet onu yutmuştu;
Gözleri karanlığın aynası, sesi rüzgârın fısıltısı olmuştu.
Ursula yaklaştı, ama Uluca çoktan Yazgı olmuştu.
O an gök yarıldı.
Rüzgâr uğuldadı, kar savruldu.
Ve o uğultu, o günden sonra Uluyaz Laneti diye anıldı.
Çünkü tüm kurt halkı biliyordu ki bu iki kurdun destanı sadece adında mutluluğu yaşatacaktı.
Derler ki, ne zaman rüzgâr ulursa,
Ursula başını kaldırır, dağların ardına bakar.
Orada bir ses yankılanır:
“Sevgi geceden de ağırdır, Ursula… Beni unutma, varlığımı Dünya'ya kazıyacağım.
Sabahın rengi sensin, ben gecenin karasıyım." Ursula tüm çaresizliği ile dağlardan yükselen bu sesi dinlermiş ama ses asla susmazmış;
"Eğer bir gün aynı ufka doğarsak, güneş tutulur ay saklanır Ursula. Beni kalbinde sakla çünkü ben seni ufka teslim ediyorum"
Ursula'nın canı o kadar çok yanmış ki aniden bastıran yağmura rağmen oradan ayrılamamış .
Rivayete göre o gün Uluca'nın asitli göz yaşları akmış.
Ursula o yaşlarda boğulmayı seçmiş...
Sanki patileri bağlanmış gibi sessiz sedasız kurtların diyarindan aşkının hemen ardından göçmeyi yeğlemiş.
O asit yağmurunda Ursula'dan geriye sadece çelikten kalbi kalmış.
Kalp, daima ufuk çizgisinde kalmış ebediyete kadar atmaya devam etmiş,
Ufuk çizgisi gece ile gündüzü bağlar güneş ile ay'ı bir tutardı, iki imkansızın bile aynı olduğu şartlar vardı.
Bir rivayete göre, Uluca Yazgı olduktan sonra ruhu ufuka çıkmış tek dilek hakkıyla ay ve güneşi birleştirmiş...
Bazen 30 bazen 3000 yılda bir güneş ve ay Ursula ile Uluca'nın aşkı için birleşirmiş...
Ve yine rivayet ederler ki Uluca başka bedenlerde tekrar soluk bulmuş, Ursula bir daha ondan kaçmamak üzere tüm boyutlarda onun peşinden gitmiş.
Ay ve Güneş kavuşamayan imkansızlıklarını tutulmalarda bulmuş, her birleştiklerinde Uluca'nın yiğitliğini, Ursula'nın pişmanlıklarını konuşur bu iki kurdun hikayesini baştan yazarmış.
Uluca, Dünya'dan ayrıldığında evren ne onu ne de aşkını silmemiş.
Uluyaz destanını farklı iki bedende yaşatmak hataları düzeltmek ne gecenin saklayıcılığının ne de gündüzün görünürlüğünün işiymiş..
Bu destanı farklı ruhlarda yaşatmak tam da o iki bedenin iradesinden geçermiş...
~VALORİN
Hikaye tamamen benimdir, herhangi bir kaynaktan yararlanılmamıştır.
(Hikayedeki "Yazgı" İmgesi tamamen metefordur, kader anlamında kullanılmamıştır.)
Bölüm etkileşimi
