15. bölüm · Uluyaz
15. BÖLÜM: Beyaz Geceler
"İnsanı en çok üzen, ihanetten çok, ona inanmış olmaktır.”
~Pascal
Geçmiş...
⋇⋆✦⋆⋇
"Alapa! Alrin çok soğuk ama," Diye bağıran Asrin'i Altay ağabey susturdu,
"Prenses azıcık sessiz mi olsan?"
Aralarına kısa bir süre sessizlik çöktü,
"Alrin ölecekse? Gitmesin Altay ağabey"
"Giderse belki daha mutlu olur,"
"Ben mutlu olmam ama?"
Altay ağabey yavru kedinin başında dertlendi, "Bazen herkes mutlu olmaz, ama sen o mutlu olursa onun iyiliği için mutlu olabilirsin, bu onu sevdiğin anlamına gelir"
Gözleri yine doldu, "Yaşamayı seviyorsa? Ben yaşamayı seviyorum. Alrin de sever!"
İçeriden Ecmel çıktı hemen kediye uzandı,
Burukça yutkundu, "Titriyor"
Altay kediyi tekrar sevdi, "Üşüyor da, buz kesti"
"Süt getirdim, kediler süt içer" Ecmel sütü içirmeye çalıştı,
Asrin kedinin başına çöktü, "1 yaşına girecekti ama o" Dedi,
"Süt içerse geçer" Dedi Ecmel ve sütü tekrar içirmeye çalıştı,
"Ben ona her gün Uluyaz Destanı'nı anlatıyordum, ona iyi gelmeliydi" Dedi Asrin,
"O artık teslim oluyor Asrin," Dedi Ecmel,
Alrin, bu sırada tüm sütü kustu,
"Yok öyle birşey!"
"Bu olayı Alpan'dan daha fazla gizleyemem ben" Dedi Altay,
"O duymasın! Çok üzülür, o üzülmesin" Dedi Asrin,
"Veterinere gidelim artık,"
Asrin kediyi biraz daha sevdi, "Almıyorlar işte! Kanser olmuş" Dedi,
"Acı çekiyor Asrin, mutlu olacaktır, ailesi orada."
"Çok para lazım dediler, Alrin ayakta dursun ama,"
"Abicim hadi gidelim, biraz uyusun o" Dedi Altay can çekişen yavruya bakarken,
Alpan elindeki mama paketi ile içeri girdi;
"Alrin'e mama aldım! Bu çok pahalı tüm harçlığım gitti ama değer" Sokaktaki diğerlerinin yanına yaklaştı ve diz çöktü;
"Nesi var onun?"
"Hasta" Dedi Asrin,
Altay kediyi biraz daha sevdi, "İyileşecek"
Ecmel onaylamaz gibi başını sağa sola salladı, "Ölecek"
Altay kaşlarını çattı, "Acımasız olma Ecmel"
"Bazen erken kabul edilen gerçekler sindirilmek için daha kolay olur Altay,"
Ayağa kalktı;
"Doğru olanı söylemek suç mu? Sen de içinden öleceğini geçiriyorsundur, dile getirdim diye ben mi hatalıyım?" Dedi Ecmel,
O hep bazı şeyleri dile getirmiş ve ona yaşatılanların göz önünde bulundurulmamasına kızmıştı, hatalıydı ama her hatasının arkasında bir mâzi vardı.
Alpan herşeyi duymuştu, bir umut ile her gün aynı yere bir kase süt bırakmıştı,
Kimse bilmesin istedi ama Alrin'i, en çok da Asrin'e benzettiği için sevmişti,
Onun yıkımı Alrin'i kaybetmek Asrin'de kaybolmak olmuştu.
Günümüz...
(Asrin)
Büyümüştüm, büyümüştük
En saf duygularımız yıllar ile erimişti,
En büyük kayıp kaybedilen bu duygular ve o duygulara ait kılınan anılardı,
Geçmişe bakılınca oluşan ufak tebessüm o duyguların iziydi,
Geçmişe gitsem Alpan'a sorgusuz sualsiz güvendiğim zamanlara giderdim,
Çünkü ben Alpan'ın her adımına şüphe ile bakıyordum.
Ondan bir açıklama bekliyordum, hakkım olan bu değil miydi?
Sinir harbi içinde olsa bile beni riske atmayı nasıl göze alırdı?
Hani vatanına ihanet etmek istemez ama aşkına da dokunamazdı?
Ben bunları haketmemiştim.
Omuz silktim, ortamı sessizlikten kurtardım
"Yakında geliriz, Alpan hadi gel." Annem onayladı ve bize yaklaştı,
Kasıtlı olarak havanın yavaşça kararmasını beklemiştim,
Benim de belirli planlarım vardı,
Ecmel kollarını kavuşturdu ve odasına girdi
Hızlıca ayakkabılarımı giyip apartmandan indim,
Alpan bir süre duraksadı, "Nereye gideceğiz"
...
"Buradan sağa döneceksin" Dedim elimdeki
karton bardaktan keyifle salep içerken,
Alpan sakince dediğime uydu, "Acaba beni dağın başına çıkarıp oradan aşağıya mı atacaksın?"
Önüme bakmaya devam ettim, "Elimi bile kirletmem," emin bir tonla, rahatlamış gibi soluk verdi;
"Kendin atlarsın" Zaten arada ayıp olmasın diye tiksinerek içtiği salebini püskürttü,
"Şaka kaldıramıyorum şuan" Dedi,
Sakince yanıtladım;
"Zaten ben de şaka yapmıyorum"
Aramıza bir sessizlik çöktü cidden bayağı bir tırsmıştı,
Yapacağıma inanıyordu.
"Bu yolun sonu, orada dur" Dedim, aynı keyifle
Araba çok geçmeden durdu, derin bir nefes verdim ve arabadan indim;
Arkamdan o da indi, demir gibi adımlarını arkamda hissetsem de eskisi gibi bir güven teşkil etmiyordu,
Aksine her an bıçaklayacak gibiydi.
Samsun'un manzarasına doğru bir nefes bıraktım, her üzüldüğümde buraya gelirdim.
Alpan sertçe yutkundu, "Manzara"
"Ayağımızın altından geçen yolları görüyor musun Alapa?" Dedim ve toprağa oturdum,
"Görüyorum Asrin,"
"Ben geçen yıllarda tüm bu yollarda seni aradım" Dedim salep'ten bir yudum daha alırken,
"Bende sakladım ve büyüttüm Asrin hep küçük kaldı ama sevgim büyüdü, yine de sonucunu sana bağlayamadım,"
Çok geçmeden o da yanımda konum aldı,
Bakışlarını karşısına kilitledi, "Ben karşımdaki manzarayı istemiyorum Asrin,"
Başımı hafifçe eğdim, "Her manzara güzel olmaz Alpan, bazen yine dağlarda daha feci manzaralar görürüz..."
Sıkıntılı bir nefes daha bıraktım,
"Kanlarla dolu manzalar karşılar bizi, bazen de bizzat arkadaşlarımız öylece yerde hoşgeldin der"
"Asrin,"
"Söyle Alapa?"
"O gün.. Komutam altındaki bir kişinin ihanet ettiği haberi geldiğinde dehşete düştüm," Dedi aniden konuya girerken,
"Aklıma binlerce senaryo geldi, herkes aklımdan geçti ama yeminim olsun sen gelmedin. Askerliğim, onurum hatta akıbeti belli olmayan babam adına bile yemin ederim aklımdan geçmedin!"
Karşımdaki Samsun'un anılarım kokan manzarasına biraz daha baktım, derin derin nefesler aldım.
Sindirmeye çalıştım.
"Devam et Alpan"
"Kimse bir kelime daha etmeden o kimse bizzat ben onu konuşturma kampına yollarım dedim, benim askerlerime güvenim tamdı Asrin, yapmazlardı."
"Ecmel dinlemiş, izahı olmaz biliyorum ama ben seni o kampa götürmeyecektim!"
Elindeki bardağı görmememi ister gibi sıktı,
"Ben babamı her özlediğimde gittiğim yere götürecektim, soracaktım. Açıkla diyecektim!"
"Benim ihanet ettiğimi düşündüğünde ne hissettiysen aynı şeyleri ben de o an hissettim. Senden duymak istedim ama tepki vermedin, ben de o an tepki veremedim."
Düşündüm, haklıydı.
Aynı koşullarda birbirimizin ihaneti ile sınanmıştık.
Hatta ikimiz de ihanet ihtimali üzerine dağ başına konuşmaya götürmeyi planladık.
Aramızda derin bir sessizlik mekik dokudu, "Biliyor musun? Haklısın Alpan"
Gamzeleri ortaya serildi, kendini yavaşça serbest bıraktı;
"Peki sen biliyor musun?"
"Neyi?"
"Seviyorum seni yavrum"
"Alpan, ben seni yazgı mı yaptım?" Dedim beklemedik bir anda,
Bana döndü,
"Asrin, ben yazgı olduysam bile senin yanındayım. Uluca, Yazgı olduktan sonra Ursula'dan uzaklaştı, ben istesem de uzaklaşamam"
Ben de Alpan'a baktım, "Ursula kaçtı, bana 'sen istiyor musun?' diye sorsalardı o yaşımda bile kalmak istiyorum derdim. Kaçmazdım, kalmayı yeğlerdim"
"Ursula, Uluca'ya aşıktı, ama o geceye ait değildi, onu geceye sokamazlardı. Zorundaydı" Dedi beni rahatlatmak ister gibi
"Uluca, her gün ona notlar bıraktı, geceden sabahına notlar bıraktı. En azından o zaman imkânsız olmazdı." Dedim bu seferde,
"Belki Uluca'nın uluduğu mağaraya yaklaşsaydı yüzleşmek istediklerinden korkardı, aşık olduğu kurdu göremezdi belki de, sen de böyle hissetmiştin Asrin... Belki de haklıydın, Ursula da haklıydı,"
Başımı göğe kaldırdım, "Uluyaz olsaydı, Yazgı değil de Uluyaz hüküm sürseydi herşey değişirdi"
O da göğe baktı,
"Kim bilir belki başka Uluca ve Ursula'ların hikayesinde Uluyaz hüküm sürer"
Gülümsedim, "Kim bilir... Her son nihai bir başlangıçtır Alapa"
İçeceğinden bir yudum daha aldı, "Salep.. Ne güzel şey" Dedi memnun gibi,
"Sevdin değil mi?" Omuz silktim;
"Ben de öyle düşünmüştüm"
Derin derin nefesler aldım ardından elimi toprağa uzattım,
Yıllarımın geçtiği tepelerde kalbim ilk görevimdeki gibi çarpıyordu,
Ellerimin üzerindeki bir sıcaklık ile çarpıntılar katlandı,
Göz ucuyla elimi kaplayan eline baktım,
Memnundum.
Memnundu.
"Alpan..."
"Söyle yavrum?"
"Hikayenin devamında Ursula, Uluca ile göğe yükselmiş midir?"
"Devamını okuyan belirler Asrin, kendin yaz, kendin yaşat"
Elimi kavrayan elini sıktım,
"Ben çocukluğumun yıllar içinde yazdığı bir anı yaşatabilir miyim Alpan?"
Ait olduğu saniyelerin içindeymiş gibi gülümsedi, "Sen dilediğini yapabilirsin güzelim, emrine amadeyim"
Görevlerimiz değişmişti, komutan bensem istediğimi yapardım.
Bana ait olan bende kalacaktı.
Bugün Dolunay vardı,
Ay ve Güneş Uluca ile Ursula'nın kaderini tekrar yazacaktı,
Başını bana çevirdi, omuzlarından tutup ona yaklaştım;
Gözleri büyüdü, "Ne yapıyorsun?"
"İzin verdin"
"Hayalinin bu olduğunu söyleseydin izine gerek kalmazdı"
Umarsızca dudaklarını dudaklarıma bastırdı, göz bebekleri büyüdü beklenmedik hareketimi hızlıca içine aldı.
Bunu bekliyormuş gibi karşılık verdiğimde dudaklarından keyifli bir nâre döküldü,
Dolunay'ın tutulmasının şerefine yeni bir kader çizelgesi için diledim,
Küçük Asrin'in hayallerini yeşerttim,
Bir karşılık beklemedim,
"Şuan..." Dedi fazla duraksamadan tekrar karşılık verdi,
Gövdesine sindim, o da bir kereliğine olsun sarılarak beni karşıladı.
Kalplerimizin ritmi birbirine karıştı,
Sınırları ihlal etmedi ama bana sarıldı da, zaman hızlıca akıp gitmiş gibiydi
Koluna dokundum,
Titriyordu,
Peki umurumda mıydı? Hayır.
Aksine daha da yapıştım,
Kesik kesik öpüyordum, o da umursamadı yüzüme dokundu.
Saçlarıma gözlerime her milimime yakından baktı;
"Şuan.. Dünya'nın en mutlu adamıyım"
Benim kalbim hızlı hızlı çarparken Alpan iplemedi,
"Bir kez daha mı öpüşsek? Tekrar istiyorum"
"Saçmalama"
"Konu sensen saçmalamamak elde değil"
Dolunay'ı böylesine bir anı ile mühürlemiştim,
İlk defa kader tamamen değişecek gibi hissettirmişti,
Beynimin içinde öten sesler Alpan'ın varlığı ile uçmuştu,
Küçük Asrin ile Alpan uzaktan bizi izledi,
Belki ilk defa ikisi de aynı kare içinde gülümsedi...
Kim bilir belki de bazı imkansızlıklar aşılmak içindi.
BÖLÜM SONU...
