3. bölüm · Uluyaz

3. BÖLÜM: Buruşmuş Haritalar

𝚟ᵃ𝚕ᵒ𝚛ᶤ𝚗 ☪

"Ne kadar yavaş gittiğin önemli değil, yeter ki durma"
~Konfüçyüs

16 Ekim 2005 Sabahı...
⋇⋆✦⋆⋇
Her zamanki gibi kapının dibinde uyumuştu Asrin...
Bir sebebi yoktu, gereksiz de değildi, babasını böyle beklemeyi seviyordu, hem bugün gelecekti, dün onları aramıştı saat 22 civarları göreve gideceklerini ama kısa bir sürede döneceğini söylemişti babası.

Kısa süre bitmişti, o saatler çok uzun geldiği için dayanamamıştı Asrin,
ablası son zamanlarda hep üzgün olduğundan fazla yalnız kalmıştı.

Kimseye söz edemiyordu, okuma yazması olsa babasını kendi arar hatta yanına gelirdi. Kapıya sırtını dayamış bahtsız bedeviler gibi iki büklüm uzanırken annesinin de uyandığını düşündü,

Mutfaktan gelen sucuklu yumurta kokuları bunu işaret ediyordu, ablasını uyandırmak için ayağa kalktı Asrin yine çorabının tekini yanlış giymişti...

Annesi yanında olmasa hiç düzgün giyinemeyecek bir çocuktu, ablası ile kendisinin odasının kapısına gelince hızlıca kapıyı çaldı "Ecmeş!" Ecmel.. Aslında adı Ecmel idi ama Ecmeş diyordu işte

"Aç kapıyı babam gelecek!" Ablasından yine ses gelmedi Asrin yine kapısını zorlarken en sonunda oradan ayrıldı.

Evin içinde yine de babasının geleceğine inanmasından olsa gerek koşuşturdu mutfağa yaklaştığında annesi Esin'i göreceğini düşünerek oraya birkaç adım attı ama yanık kokusu almaya başlayınca en sevdiği şeylerden biri olan sucuklu yumurtanın hoş kokusu yerini bir anda ağır metalik yanık kokusuna bıraktığında Asrin'in yüzü düştü,

Bozuntuya vermeden mutfağa girdiğinde annesi yoktu.

Hemen mutfaktan çıktı, orada değilse salondaydı, titrek adımlarla salona yürürken garip bir iç titremesi yaşıyordu.
Onun için oldukça yeni bir histi bu nihayet salona ulaştığında annesi Esin'i yerde buldu;

"Anne babam gelecek! Hadi kalk" Babası gelecekti, var mı daha güzel gün? Yerde yatan annesine birkez daha dokundu,
Hareket yok.

"Ecmeş! Annem uyanmıyor!" Biraz olsun endişelendiği için tekrar hareketlendi, televizyonda açık olan kayıp haberlerini okuyamayacak kadar küçük olduğu için bilememişti.
Suçu yoktu,
Hatta en suçsuzlardan biriydi,

Askerler için birkaç dakika haber yapsalar belki o gün oracıkta saatlerce çaresizce babasını beklemezdi Asrin,

Ecmel odasında babasının şehit olduğuna inanıp ağlarken kardeşine destek olsaydı belki sucuklu yumurtalardan nefret etmezdi Asrin, o güne dair herşeye nefret kusmasına neden olmuştu,

Ecmel azıcık cesaret toplasaydı kardeşinin nelerle boğuştuğunu görürdü, Asrin de o gün bazı umutsuzlukların farkındalığına varınca aynı sözleri sarfetti.

"Baba yoksa kızı var, asker hep gelecek.. Gelmezse yavru kurt ona gelecek" Babasının 'Yavru Kurt' u idi Asrin,

Ecmel odasından çıktığında Asrin çoktan evden çıkıp gitmişti..
Babasını bulma ümitleri ile çıkıp gitmişti.

Sesli bir haber duymasa bile babasını kaybettiğini anlamıştı Asrin
Sırrı Yıldıray yoksa Asrin Yıldıray vardı...

(2025) ⋇⋆✦⋆⋇

Önümdeki gazete küpürü ile bakışmaya devam ettim.

Diğer yarışmacılara başarılar çünkü ben dayanamıyorum, yeni tayin olduğum askeriyede asosyalliğimi konuşturuyordum,
Gerçi yalan yok halimden memnundum.

Haberlere kısa bir süre göz gezdirdim, ilgimi hiçbir zaman çekmemişlerdi.

Alpan gazeteleri ve haberleri çok severdi.

Sıkıntılı bir nefes verdim, ondan bananeydi? Hoştu ama hayatın herbir miliminde nefret ettiğim -ya da öyle sandığım- adam yatıyordu.

Yeni bir time tayin edilmiştim, diğer timimden nefret ettiğim için işime gelmişti.
Herkes ile husumetim olduğu için vesselam daha fazla durmak istememiştim.
İnsanlığın buna ihtiyacı vardı, Muğla'dan Erzurum'a daha da açmak gerekirse doğu görevine çıkmıştım.

Çok iyi bok yemiştim, annem nefret temalı tatlı sözlerini sarf etse bile ben çoktan tayini onaylamıştım.

Adını dakikalar önce askeriye dedikodularından öğrendiğim Gürol Albay şuan burada değildi, o yüzden birkaç saattir onu bekliyordum.

Dayanamayıp oturduğum tabureden kalktığımda hızlıca kafeteryadan çıktım, hemen ardından koridoru inleten bir ses ile yerime mıhlandım;

Birini canlı canlı kesseler bu kadar desibel çıkmazdı, irkilmemiştim ama beklendik de değil gibiydi.

Tüylerim diken diken olmuştu. Sese biraz kulak verdim, nerede etik olmayan şey orada ben! Hiç tevâzuya gerek yok

"Lan Ural! Oğlum sen beni delirtmeye mi oynuyorsun lan!" Ural boku yedin koçum,
Her dedikoduyu ışık hızı toplayan Aşk-ı Memnu Cemile misali yapıştım kapıya, o bölgede üç kişi kadar vardı, bağıran adam komutanları olmalıydı,
Uzaktan gördüğüm rütbesi öyle söylüyordu sonra devam etti,

"Sana şu bir haftada tek bir şey söyledim"

Dedi sabırsız bir sesle bizim gürleyen komutan, şükür sesini biraz kısmıştı, gerçi kısmasa ses telleri ile ip atlaması daha az hasar verici olurdu muhtemelen.

Başka bir ses yanıt verdi:
"Komutanım yeminime bakacaktı.. Ama şöyl-" Sözü yarım kaldı ve komutan devam etti,

"Oğlum bana sik sik açıklamalar yapmayın! Deliriceğim ulan!" Diyen komutan üzerine diğer iki askeri durdu ama komutan hızını alamamış olacak ki devam etti;

"Oğlum şu yeni timde sizinle denk düşersem hiçbir güç beni durduramaz dişlerinizle çimenleri kopartmanızı isterim ona göre!"

Dedi ve sert adım sesleri ile koridorun diğer ucundan kafeteryaya kadar geldi hemen yanımdan geçti ve gitti...
Tam yoluma devam edecek ve Albay ile konuşmaya gidecektim ama bir ses yine beni durdurdu.
Birşey beni bu olaya çekiyordu.

"Tek yapmanız gereken özel görev timine gelen kıdemli Üst teğmenimizi bulmaktı"
İnce bir kadın sesiydi bu, sonra adı Ural olan asker yanıt verdi;

"Konuşmak kolay tabii, bir tek adını biliyoruz Asrin Yıldıray! Gelişini görmedik! Albay zaten burada değil! Vahiy ile mi inecek bu kızın nerede olduğu" Bahsi geçen kişi bendim,

Babamın kayıp olduğu görev yerinde neler yapacaktım neler, o hala yaşıyordu,

Emindim ben.
Bizi korumak için gelmiyordu, onun için asker olmuştum, kimseye muhtaç olmayalım diye herşeyi öğreten babam için askerdim ben, derin bir nefes aldım.
Belki bir zamanlar babam da bu yollardan geçmişti, albayın odasına hızlı adımlarla yol aldım, umarım herşey boka sarmaz.

Neyse sakin ol Asrin.. Kapıyı tıklattım ve cevap almadan içeri daldım, sayın bezmenler açar mısınız kapıyı?

Dakika 1 gol 1.
Hadi hayırlısı, Albay dosyadan başını kaldırdığında odada bir asker daha vardı;
Bu az önce azar atan komutandı, bir de rütbesiyle başkalarını azarlamayı kendine hak görenler yok mu? Nefret edilesi tiplerdi.
Siması hareketleri ve hatta yutkunurken kavislenen boyun yapısı, tanıdık bir siması vardı
Gazamız mübarek olsun.

Albay istifini bozmadı ama kızgın gibiydi;
"Şafak operasyonu mu yapıyorsun asker!"
"Kusura bakmayın komutanım" Dedim içeri geçerken, bir işe başladın bari devam ettir kızım! Albay dosyasına döndü;

"Asrin Yıldıray... Gel bakalım"

Kararlı duran bir ifade ile masasına yaklaştım,

Bunları yaparken sayın öfkeli komutan beye bakmamaya dikkat ediyordum, yanardağ gibiydi ne zaman patlayacağı belli değildi, benim çok zıttım bir kişilikti.

O ise memnuniyetsiz sesler çıkarıyordu,

"Timimin yeni üyesi fazla asosyal gibi" Ben mi? Yoklayın siz oraları
Sonunda yanımdaki beyefendiye döndüğümde az önce karanlıktan görmediğim yüzünü detaylıca görebiliyordum, çekik gözler, belirgin elmacık kemikleri, mükkemmel bır sınırı olan yeşil ve koyu kahverengi olan o gözler.
Gözleri... Bana gereksiz bir tanıdıklık veriyordu.
Boş bakışlarım yüzünde dolandı, tek kelime etmeden tekrar önüme döndüm, sırtımda kavuşturduğum ellerim çocukluğumdaki gibi yörüngeler çizdi.

Ama odaklanmamız gereken farklı bir konu vardı.. Aynı tim! Gürol Albay öksürerek devam etti;

"Alpan'ın yıllardır uğruna çalıştığı şey sonunda gerçekleşecek, babalarınızı iyi bilirim çocuklar, bu uğurda size yardım olacağımı bilin, yine de benim ilkelerime dikkat etmenizi temenni ediyorum, babalarınızın hala akıbeti belli olmasa bile onların görevini tamamlayacak ve babalarınıza ulaşacaksınız, size güveniyorum.
Allah yâr ve yardımcınız olsun çocuklar!"

Alpan'a yeni timin dosyasını uzattı.

“O halde bu dosya artık senin asker. Babalarınızdan kalan miras bu kâğıtlardaki bilgiler değil, cesaretiniz”

Alpan...Tanıdıklığı hatta o melankolik kokusu. Benim Alapa'm olduğunu bağırıyordu.
Ne olursa olsun zıtlıklarımıza rağmen Alpan ile birdik,
Onu tekrar bulmuştum
Hislerimi en derine attım,
Yıllar sonra tekrar dışarıya bırakmak üzere
Yolumuz uzundu, mazimiz ise yaralarımızdan da derin.