19. bölüm · Uluyaz
19. BÖLÜM: Dolunay
"İnsanın içinde fırtınalar kopabilir, yüzü yine de dingin kalır.”
~Marcus Aurelius
(Asrin)
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin, çözdüğü kağıda birkaç boş bakış attı, gözleri kağıttaydı ama aklı çok uzaklardaydı,
çalıştığı halde kan ter içinde yazılısına bakıyordu.
Sınav ortamı sükûnet içindeyken nefes almakta zorluk çekmeye başladı, hızlı ritimler kalbine zuhur etti.
Boynuna temas eden yakaları çekiştirdi, nefes almaktan ziyâde gerçekten korkuyordu;
Yine de kağıdını kapatmaktan vazgeçmedi, arkası sırasından gelen homurtulara rağmen terlemiş ve titreyen elleri ile birkaç şey daha yazmayı denedi.
Saçmaladığını görünce kağıdını biraz buruşturdu,
Terleyen anlını silmeye yeltendi, solukları ardı sıra sınav kağıdına döküldü, çok çalışmıştı, biraz olsun bu işe emek vermişti.
...
Sınavını teslim ettiğinden beri arkasını kolluyordu, korkmuyordu ama başıboş hissediyordu;
12 yaşındaydı, babası hala yoktu mesela. Ablasından rahatsız oluyordu, annesine yaklaşmaktan çekiniyordu. Herkes değişmişti.
O kendine dair herşeyi kalbine sakladı, içine bol bol Alpan hasreti ekledi.
Birkaç adım ona doğru yaklaştığını sezdi Asrin, adımları kalp ritmi ile hızlandı, düşmenin eşiğine geldi. Omzunda bir el hissetti.
Güven vermiyordu.
"Asrin!"
Herşeye rağmen sükûnetini korudu, "Ne var?"
"Çok şey var züppe!"
"B-ben anlamıyorum"
Altay daha da celallendi, "O zaman dinle! Bu saatten sonra sana aldığın nefeste bile rahat yok kızım!"
Biraz ileri meyletti omzundaki ellerden bağımsızlaşmaya çalıştı,
"Kaçma!"
Atakan'ın dediğinin tam tersini yaptı, var gücüyle koştu, gözünü açtı kapadı onun bağırışları boğuklaştı Asrin'in adımları hızlandı, ağlayan gözlerindeki yaşlar akıp gitti.
Bulduğu eski bir binanın merdivenlerine tırmandı, hâlâ arkasından geliyorsa? 'Geliyorlar Asrin!'
Dedi aklındaki tilkilerden birisi;
'Bu sefer çok daha fazla zorbalarlar'
'Baba olsaydı korurdu'
Avuçlarına dolan göz yaşları ve acıyan boğazına rağmen hırslandı,
'Onların babası var onları korur, bizim Alpan'ımız bile yok'
'O kopyayı verecektik'
'Bizi rahat bırakmayacaklar'
Ardı sıra tüm deliler konuşmaya başladı, hiçbiri Asrin için değillerdi.
Sanki hepsi aklında oluşan amaca hizmet ediyorlardı,
İntihar.
'3 yıldır bu Atakan'dan korkmuyor musun?'
'Seni dövmeye bile çalıştı'
'Üstüne boyalar döktü'
'Dayanamazsın.'
"Susun! Artık susun! İç seslerimden bile nefret ediyorum susun!" Gözleri etrafı taradı, bu yolda kimsecikler yoktu
'Arkadaşları ile seni okul çıkışı yere düşürdüler'
'Alpan artık yok,'
'Ve gelmeyecek."
Artçı hıçkırık krizlerine dayanamadı, yere oturdu.
Burada kimse yoktu.
Kimse ona aciz diyemezdi, ağlayabilirdi.
Soğuk zemine diz çöktü, batan Güneş'e veda eder gibi bakmaya yeltendi, o gündüzü severdi.
Elleri ile dizlerini sıvazladı, birkaç dakikalığına tüm sesler sustu.
Güneş'e birkaç adım attı, Uluca pes etmemişti. Ursula, Uluca'ya gelmediği için Uluca gitmişti.
Terleyen alnı Güneş'in altında parladı,
Hikayenin Ursula'sı da olsa onun bir Uluca'sı yoktu.
Güneş'e birkaç adım attı, titreyen adımları terasın korkuluklarına ulaştı,
"Alpan, ben seni sevdim." Dedi neden bu kadar korkuyordu?
"Sen de beni sev olur mu?"
Son dakikalarında onu anmanının huzuru bir nebze olsun rahat bir soluk verdi,
"Ölmek de bazen bir kaçıştır ama bil ki ben kurtuluyorum,"
Gözleri tekrar tekrar doldu, kavurucu sıcak içini ısıtmaya yetmedi.
Hemen ardından ekledi,
"Ben seni anıyorum, seni Ay'dan alıyor Güneş'e teslim ediyorum Alpan,"
"Kim bilir belki sen de hikayenin bir yerlerinde Yazgı'ya teslim oluyorsundur, hikayende Ursula yoktur?"
Kulaklarında yoğun bir uğultu doldu, gerçeklikten uzaklaştığına kanaat getiremedi belki ama tahmin etti;
"Gözlerin en güzel manzaramdı.. Söyleyemedim. Affet" Aşinası olduğu ses ile Asrin iyiden iyiye kasıldı,
"Geldin" Babası gitmişti ve gelmemişti Alpan da gelmez diye korkuyordu,
"Gelmek isterdim ama kaçanı kovalayamam." Arkasındaki gerçek olamayacak süliet bıraktığı gibiydi.
Küçüktü.
"Plastik askerlerimin hepsini saklıyorum... Üzülme sakın Sırrı Amca odamın baş köşesinde güvende." O gün Asrin'in babası olarak gördüğü askeri saklıyordu.
Herşey bir film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gitti.
Onca anı, bir çok hayal, Lojman,babası, Tuğrul Amcası, Neşe teyzesi, Altay ağabeyi... Askerlik hayali.
Alpan yavaşça uzaklaştı,
"Peki. Artık sorgusuz gidişlere alıştım sanırım." Uzun bir nefes bıraktı,
"Neden Alapa? Ben senden yine sana kaçıyorum,"
Gölge gibi sülieti o an Asrin için karanlığa aydınlığını kattı;
"Asrin, kaçacağız ve kovalayacağız belki de birbirimiz için ağlayacağız ama bil ki biz hep yakın ama bir o kadar da uzak kalacağız"
Sessizlik.
Yok oldu... Aynı yıllar önce olduğu gibi yok oldu.
Aynı Uluca ve Ursula gibi diyemedi, o destanı çok seviyordu ama kendi sonunu ona ait kılmak istemiyordu.
Onun sesi uzaklaştıkça Asrin tekrar boşluğa düştü;
Ağlayamamak bile yüktü insana.
Tekrar ağzını açmadı, aşağıya baktı.
Hava yavaşça kararıyordu ay ortaya çıkıyor her anında Alpan'ı ona hatırlatıyordu,
Sessiz akşam ortamına bir soluk bıraktı, böceklerin sesleri etrafı sardıkça daha da bocaladı, dengesi gidip gelirken nefesleri sıklaştı.
Balkonun demirlerine çıksa yol bitecekti.
"Prenses koş! Salep aldım" Altay Ağabey.
"Bir ateş böceği ışığı ne kadar sevebilirse seni o kadar sevebilirim Asrin." Alpan.
"Bir gün beni haksızlıklarım ile hatırlarsan sen en büyük olacaksın ablam" Ecmel.
"Papatya tarlası gibisin lülük saçlı kız" Tuğrul Amca.
"Yeşilli'm baba'ya gel! Karanfil kokulum" En güçlü baba figürü, Sırrı Yıldıray...
Terleyen ellerini sildi, saçlarını geri attı ayak uçlarındaki Dünya'ya bir nevi hayatına baktı.
Terastan atlamayı düşündü korkulukların hemen dibinden kendini boşluktan alıkoydu, soluğu kesildi kendini geriye bıraktı.
Vazgeçemezdi, bu kadar kolay değildi.
Az önce içi bir nebze olsun acımamıştı,
Cidden vazgeçmişti. Herşeyden;
Hayattan.
Bir ses uzaktan yankılandı; belki rüzgâr, belki de öylesine bir uğultuydu.
Alpan gitti mi diye arkasına döndü, çaresizce arkaya koştu.
İçinde bulunduğu psikoz etkisinden bilinci yerine geldiğinde kesik anlarla Ecmel'in onu yanına çektiğini ve var gücüyle ağladığını gördü,
Ablasının ellerindeki kanlar algılarını yerine getirirken içinde bulunduğu döngüde kendini yaraladığını yeni idrak edebildi,
Sızlayan parmakları ve zonklayan bacakları bunu işaret ediyordu,
Hani ölmeden önce bir sıcaklık vardır ya;
O son sıcaklık.
Aynı o anda gibi hissetti, 12 yıllık hoşnutsuz bir yolun ardından her yolda olduğu gibi bu yolun da sonu olduğuna kanaat getirdi.
Bazı yollar varılacak yere gelindiğinde biterdi;
Bazı yollar ise tam tersine gidilecek yol olmadığında.
Bazen bazı yolların başı tam anlamıyla sonu olabiliyordu, duyguların en korkuncunu tadan Asrin çaresizce Ecmel'in elinde kendi kanlarını izledi,
Alpan gelmemişti.
Boğuk boğuk ablasının sesleri ile tekrar karanlığa teslim oldu, "Nasıl yaptın Asrin?" Cevap yoktu koskoca bir hiçlik.
"Abla... Beni öldür...Nasıl ablasın sen? Kardeşin ölüyor," Küçük bir hıçkırık ile mühürlediği lanet gecede göğe ifadesizliğini bıraktı Asrin,
"İnsan kardeşini ölüme terk eder mi? Yıllar boyu ölü gibi mi kalayım? Nasıl ablasın sen?" Dedi yinelerken;
"Bu geceden sonra yaşıyor mu olacağım ben! Öldür beni.. Nasıl ablasın sen?"
Sessizlik oldu,
"Andım olsun seni bu kadar üzen herkesi ne bu Dünya'da ne de öteki dünya'da iki elini ardına koydurmam."
Kardeşinin saçlarını rüzgarın uçuşları ile sevdi, ona merhameti uzun zaman sonra böylesine aşıladı hemen ardınan da ekledi;
"Kötü bir abla hatta kötü bir insan olabilirim ama sana her zaman o beş yaşındaki ablan olacağım, vicdanın hür gönlün rahat olsun abla'm"
Ecmel'e minnet borcunu o gün ile ömür boyu besledi ne yaparsa yapsın o günün o anların ve ona aşıladığı tüm güven duygusu adına onun o dik duruşunu hep takdir etti.
Asrin de aynı ayışığının altında Uluca'nın vedası gibi o da umutlarına veda etti.
Yerde acısı ile kıvrandı kendi kanında boğuldu,
Yine de kendi için değil Alpan'sızlık için ağladı.
Ay yine oradaydı. Yer ve gök sustu. Asrin de...
Bilinci kapandığında huzurlu bir gün batımına kendini bıraktı.
Karanlık onun için yaşamın ta kendisiydi.
(Asrin) ⋇⋆✦⋆⋇
Bazen geçmiş her zaman minnet getirmezdi,
Benimki de uzaktan bakan bir insan için hoş gelse de içinde derin ve sarsıcı gerçekler vardı,
Hiç de hoş olmayan gerçekler.
Kabul edilemeyen gerçekler,
Nadiren de olsa acı getirirdi. Ben o güne her döndüğümde istisnasız her an acı çekiyordum, kan kusuyordum.
Mutlu muydum? Bilemezdim.
Ben o günden beri ölü gibi hissediyordum, ne zaman tekrar Alpan hayatıma girdi kafamdaki o sesler gitti, ben ise gerçek mânâda dirildim.
İştima alanında acemi birkaç askerin toy hareketlerine ifadesizce bakma zevkime devam ettim,
Ben onlara baktıkça ürküyorlar ve daha temkinli davranıyorlardı.
Hiçbir reaksiyon göstermediğim halde korkuyor olmalarına anlam veremiyordum.
Arkamda birkaç adım sesi işittim, "Komutanım artık şu işkenceyi onlara yapmasanız?" Deren'in sesi ile boşta sallanan ellerim kasılmayı bıraktı,
O benim nezdimde tehtid unsuru değildi.
Cevap vermedim, ne diyebilirdim ki? Garip halleri komik geliyor diyemezdim.
"Komutanım, bu işten zevk alıyor" Dedi açıklık getirmek isteyen Ural,
Hiçbirine cevap vermeye tenezzül etmedim.
Zira doğruydu.
Bengi elindeki birkaç dosya ile karşıda göründüğünde hepimiz sustuk.
Birol başını kaldırıp karşımızda bize yürüyen Bengi'yi izledi;
"Sinek girecek" Dedi Akay imâ ederken,
Avaz kınayan sesler çıkarttı, "Dışarıdan gördüm yeşil türbe içine girdim estağfurullah tövbe"
Deren yanıma oturdu ve Avaz'a boş bakışlarını sundu, "Neydi bu şimdi?"
Arman kıs kıs güldü, "Türk dizi ve edebiyatı dili."
"Dolmuşa çevirdiniz burayı" Dedim memnuniyetsiz seslerle,
Ural dediklerimi iplemeden araya girdi; "Alpan komutanımla konuştunuz mu komutanım?" Rütbe konusu zor işti, zirâ bir cümlede altı kez 'komutan' deme potansiyeli vardı,
Asıl sorun demezsen başlıyordu.
"Nerede olduğunu bilmiyorum"
Birol hafifçe öksürdü,
"Albay ile görüşüyor, görevin detayları için evrakları toplayacak"
Başımı kaldırıp Bengi'yi kontrol ettim, o hala evrakları imzalamakla meşguldü.
Avaz jeton düşmüş gibi gözlerini açtı,
"Ne bakıyorsun sığır?"
"Hele hele yar-" Diyen Avaz'ı Deren susturdu,
"Sus."
"Emredersin," Deren bu laubali tavırları iplemedi,
Bengi bize koşar adım yaklaştı, göğsüme doğru bir dosya uzattı,
"Kontrollerini yapmayı unuttum! Yarım saattir sizi arıyorum komutanım" Onayladım, tepkisizliğime yorum yapmadı, önden önden yürümeye başladı;
Ayaklandım,
"Yürüyen asaletsiniz komutanım" Dedi Bengi bana yan bir bakış atarken,
"Ne demezsin."
Dosyaları sıkı sıkı tuttu ve revire girdi, "Ciddiyim öylesiniz komutanım"
Yalandan bir onaylama ile sedyeye oturdum ve üstümdeki askerî formayı çıkardım,
"Açık konuşayım erkek olsaydım size aşık olurdum"
Arkadaki dolaptan şırıngayı çıkardı,
"Komutanım.. En son ablanız gelecekti," Ne demek istediğini anladığımda başımı salladım,
"Geldi. Nasıl gittiyse aynen öyle geldi"
Tahlilimi alınca şırıngayı çıkardı, "Komutanım, neden hep mutsuzsunuz?"
Ceketimi ve diğer eşyalarımı giydim "Gülünecek birşey olmadığı için"
Tüpe aktardığı kanımı dikkatlice etiketledi;
"Yanlış anlamazsanız.. Neden hep ifadesizsiniz?"
"Tepki vermek acizlik olduğu için,"
"Yanılıyorsunuz desem çok kızar mısınız?"
Benzer bir soruyu başımı kaldırıp ben ona yönelttim, "Kızarsam kızdığımı anlar mısın?"
"Yüzünüz birşey ifade etmese bile gözler çok konuşur komutanım."
Duymaya alıştığım tepkiler üzerine iç çektim, "Bu gözler görmek istediğine ulaşamadığında susmayı öğrendi Bengi."
Cevap vereceği sırada çalan telefonuna yöneldi, "Alo? Tamamdır. Söyleyeceğim"
Ne oldu der gibi ona döndüm, "Alpan Komutanım Albay ile konuşmuş hemen göreve gidiyoruz"
"Benim tahliller?"
"Ani bir görev olduğu için şimdilik gözardı edilebilir" Revirin kapısına doğru ilerledi,
"Ben yokken tahlil sonuçlarını al bari"
"Emredersiniz komutanım"
⋇⋆✦⋆⋇
Elimdeki silahı dik bir şekilde bedenimde tutuyordum, yol o kadar uzundu ki hava çoktan kararmıştı, bir yanımda Deren diğer yanımda Birol vardı.
Çaprazımda oturan Avaz telsizin diğer ucunda görevi gereği karargâhta kalan Ural ile sohbet ediyordu,
"Sen bir elin kıçında yatarken biz burda dağda taşta seni koruyoruz" Diye yüzüncü sitemini bize sundu Avaz,
Birol umutsuz bir şekilde aralarına girdi, "Sana Avaz adını koyan insanın beynini sikeyim."
Arman onayladı, "Bir tur da ben rica edeceğim"
"İsminin hakkını daha güzel veremezdi" Diye Akay da bir düşünce ekledi,
Tam karşımda bana bakan Alpan'a karşılık verdim, neden hasım gibiydik? Silahını doğrultup her an beni vuracak gibiydi,
Gerçi ben silahı uygunsuz bir taraflarına bile sokabilirdim.
Alpan çalan telefonu üzerine cebinden çıkardı ve tek hareketle kulağına yasladı;
"Seri söyle ağabey" Karşısını bir süre dinledi,
"Ama kesin değil" Tekrar karşısını dinledi ama Altay ağabey bağırıyor olacak ki yüzünü ekşitti,
"Hayır dedim ağabey" Tekrar karşısını dinledi,
"Yapmayacağım," Altay ağabey konuştu konuştu ama sadece "Şu telefonu aklı selim birine ver!" Dediğini duydum,
"Maalesef bu ortamda aradığın özelliklerde biri yok," Sonra akıllara zarar alaycı tavrı ile ekledi;
"Yani bana mecbursun" Dediğinde elindeki telefona yeltendim, hemen kulağıma yaklaştırdım.
"Asri-" Diyen Alpan'ı sus işareti yaparak susturdum, telefonu kulağıma yaklaştırdım;
"Alo?" Altay ağabeyin umutsuz havası hemen dağıldı,
"Asrin sen misin?"
"Prensese ne oldu ağabey?"
"Bilmem. Ne oldu?" Dedi anın heyecanı ile,
"Nasılsın Altay ağabey?"
"Şuandan itibaren çok iyiyim prenses"
"Ağabey ben bu numarayı kaydeteceğim sonra konuşalım, şimdi biraz işim var, fare avı gibi düşün"
"Babasının kızı,"
"Bu hayatta önem verdiğim nadir insanlardansın ağabey, hadi kal sağlıcakla"
"Dikkat et kendine prenses" Telefonu kapattım ve Alpan'a uzattım, telefonu ilgisizce aldı hala iplemiyor oluşu iğreti ediyordu.
"Sesim geliyor mu? Sancak Timi Yazgı konuşuyor, hemen kordinatları yolla"
"Attım komutanım,"
"Tam sırası.. İnin" Komutu alır almaz hepimiz ip gibi dizildik ve karaya ayak bastık,
"Plan eskisi gibi, durum kritik her an çok önemli" Dedi ve pusu için konum aldı,
Birol sol yanına yerleşti her zamanki gibi Deren yakınıma geldi.
Akay, Avaz be Arman ise mümkün mertebede yakınlık sağladılar.
"Bir kez olsun sözümü dinlesen şaşarım."
"Kim ben mi komutanım?"
"Kimse değil Asrin" Sabır çeker gibi etrafı taradı sonra dürbüne yaklaştı,
Birilerini daha ifadesizliğim ile delirtmenin huzuru ile önüme döndüm.
⋇⋆✦⋆⋇
Kayan gözlerim sabit kalmakta zorlanırken pusuda bulunduğumuz yere tekrar odaklanmaya çalıştım,
"Komutanım, uyumayın" Dedi Deren,
Alpan'a yan bir bakış attım,
"Sorun yok" Dedim hafifçe toparlanırken,
"Birol, Arman ve Avaz'ı topla güney hattına gidiyorsunuz" Kulaklıktan Alpan'ın sesini işittiğimde başımı kaldırdım,
"Tek başına arkayı nasıl tutmayı planlıyorsunuz komutanım?" Dedim
"İstiyorsanız siz gelin Asrin üstteğmenim" Dedi geniş geniş,
Yüzümü ekşittim, nasıl bir diyoloğun içindeydim ben?
"Ben daha ne kadar geleyim Komutan? Biraz da sen gel" Onunla konuşmaktan keyif aldığım doğruydu, aramıza sessizlik çöktü.
"Geleyim tabii, sizi kıramam" Ne diyor bu salak minimalinde bir gülümseme bıraktım, sırıtmamak mümkün müydü?
Deren sıkılmış bir nefes bıraktı, başımı hafifçe ona çevirdim;
Nefes almakta zorlanıyor gibi kalbine dokundu, "Sorun ne Deren?"
"Sorun yok komutanım"
"Sence ben bunu yer miyim?"
"Annem ve babam beni ziyarete gelecek"
"Onları sevemiyorum,içten gelmiyorlar" Dedi kısık sesiyle Deren, hassas bir konu olmalıydı;
"Bir çocuğun masum sevgisini bile haketmiyorlardı komutanım" Dedi sıkıntılı bir nefes verdikten sonra,
"Herkes haketmez." Dedim tüm ciddiyetimle,
"Hayatımı tam anlamıyla mahvettiler"
"Yüzleş."
Bir umut bana döndü, "Siz öyle mi yaptınız?"
"Zamanında yapmadım. Pişmanım, pişman olmamak için yüzleş"
"Yapamam komutanım.. Bildiğiniz gibi değil" Elindeki silahı iyice sıktı,
Onun halini görünce cebimdeki telefonu çıkardım, eldivenimin tekini çıkardım topraklı ellerim hafifçe titreyerek ekranda dolaştı sonra bir fotoğraf açtım, galerimdeki tek tük fotoğraftan biri;
Ecmel vardı, hemen yanında ben duruyordum.
Elimde plastik bir asker vardı,yanımdaki babamın bacağına yapışmıştım koyu yeşil berem vardı kalın bir de kabanım, Ecmel hepimizden uzaktı bir tek tek eliyle babamın montunu tutuyordu.
Diğer yanda annem vardı yeşil gözleri manidar şekilde babama bakıyordu, sanki son yıllarına bakar gibi.
Deren bakışlarını bu fotoğrafa kaydırdı,
"Aileniz?"
"Öyleydi"
"Öyleydi derken? Anlamadım"
Göz ucuyla Alpan'a baktım, "Biz yarım kaldık Deren." Ekrandaki babamın sülietini okşadım,
"Özür dilerim, aptallık ettim."
"Pişmanlıklar ile kalma, geriye döndüğünde keşkelere muhtaç olma diye diyorum"
"Ailenizde... Ne oldu?"
Başımı hafifçe eğdim, "Babam, şu heybetli adam, bir gecede yok oldu"
"Düşündüğüm şey mi komutanım?" Dedi kırılgan bir sesle,
"Bilmiyorum." Ne acı bir kelimeydi ama... Vatan sağolsun bile diyemiyordum. Yıllardır sadece tek kelime:
Bilmiyorum.
"Ben çok özür dilerim."
Dişlerimi sıktım tırnaklarımı ekrandaki Ecmel modeline geçirdim;
"Dileme, o dilesin. Kim bilir belki burada öleyim diye ne kadar dua ediyordur" Hafifçe gülümsedim;
"Şuan şurada vurulursam arkamdan ağlayacak var mı bilmiyorum Deren"
Silahımın kabzasını sıkı sıkı tutarken her milimimi inceledi inanamıyormuş gibi izledi,
"Anneniz? O ağlamaz mı?"
"Bilmem... Ağlar sanırım"
Pişmanmış gibi iç çekti, "Onlara yetebilmek için çok çalıştım."
Onaylayan mırıltılar çıkardım, tam bu sırada Alpan kulaklıktan seslendi;
"Siyah poşulu orta yaşlı adam. Ahir Cevat" Tükürür gibi adını anmasına bakarsak az şerefsiz değildi.
Avaz ciddiyetle onayladı. "Hain piçe benzeyen mi?"
Arman aynı şekilde sözünü karşıladı, "Genel yargı yapma, burda piçe benzemeyen mi var?"
Birol bu kaliteli sohbete müdahil oldu, "Arman, bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterirmiş, helal lan sana"
Arman tekrar kulaklığını açtı, "Teveccühünüz Birol komutanım"
"Lan bir susun! Kafa bırakmadınız" Diye celallendi Alpan,
Ural kontrol merkezinden cevap verdi, "Alpan Komutanım, öyle demeyin onlar olmasa sıkılıyorum burada"
"Lan siktir git! Eğlence programı mı çekiyoruz burada"
"Alpan Komutanım, öyle demeyin"
"Ural, Allah seni bana sınav olarak mı yolladı oğlum?" Dedi tahammülsüz bir sesle.
"Sustum komutanım"
"Zahmet olacak Ural. Askeriyede gözüme gözükme tamam?" Sabır çekerek önüne döndü;
"Birol."
"Evet?"
"Ahir Cevat mağaranın girişine geçtiğinde o hariç herkesi öldürün kontrol sende"
Duyduğum komut ile dudaklarım keyifle kıvrıldı, silahın kabzasına sıkıca yapıştım.
"Sancak 5" Dedi Alpan,
Akay kulaklıktan seslendi, "Emredin komutanım!"
"Arkayı turla, benden emir gelene kadar kimseye sıkma"
"Sancak 4"
Deren hafifçe toplandı, "Buyrun Komutanım,"
"Akay'ın yanına git, senin için de aynı emir geçerli"
"Sancak 3"
Kulaklıktan Birol'un sesi ilişti, "Buyrun benim komutanım!"
"Sen olduğun yerde kal Birol, ayıp olmasın diye seslendim" Dedi alay eder gibi,
Hafifçe gülmeye başladım, zira Birol hariç herkes gülüyordu,
"Gülmeyin lan! Ben yorulmayayım diye öyle dedi, canım komutanım"
"Ya ya ne demezsin" Dedi kıs kıs gülerken Arman,
"Arman.. Sus yoksa yanına gelip.. Öperim seni"
"Hayattan soğutur yeminle" Dedi Avaz,
"Aman her boka muhalefet bu da.. Ben sana hasrettim sanki" Dedi Birol kaynana gibi
"Sancak 6"
Avaz'dan bir süre ses gelmedi, "Ha, benim komutanım!"
"Mümkün mertebede yakın menzile geç"
""Sancak 7"
Arman'dan ses geldi, "Evet komutanım?"
"Avaz ile git."
"Sancak 8"
Dürbünümden uzaklaştım, "Buradayım."
"Onu zaten biliyorum" Kulaklıktan erkeksi sesini aramıza saldı,
"Mağarayı ablukaya al Asrin"
Dediğini yapmak için mağaranın girişine paralel bir konum aldım,
Bu göreve öyle bir önem veriyordu ki en ufak bir hataya mâl vermiyordu,
Nedenini bilmesem de içimde hoş bir kıpırtı vardı.
⋇⋆✦⋆⋇
Sonunda mağaranın girişinde bir hareketlenme gördüğümüzde beklenen sinyali verdim,
"Güney hattında bir hareketlenme var"
Ural telsizde birkaç cızırtı eşliğinde bizi ses verdi;
"V-73 (32.3345° S – 47.2289° E, tam kordinat bu... Gerisi sizde, kolay gelsin."
Dedi ve hattın ucu kapandı,
Nâmlumu o tarafa çevirdim,
"Sıkalım mı komutanım?" Dedi Arman sabırsızca,
"Ya da sikelim mi komutanım?" Dedi Birol,
"Bence sikelim" Dedi Avaz,
Birol öbür taraftan garip tepkiler verdi, "Höst! Bu timde kadınlar da var davar mısınız oğlum!" Dedi sanki az önce küfür etmemiş gibi bir tavrı vardı,
"İncelikli erkeğin hali de bir başka oluyor" Dedim,
"Asrin komutanım, siz öyle çok iltifat etmeyin.. Ne olur ne olmaz" Dediğinde ağzımın içinde birkaç şey geveledim,
"Küfür etme o zaman Birol."
Tam bu sırada mağaranın giriş hattında yüzünde maske olan esmer bir adam sürükleye sürükleye çıkardığı orta yaşlarda bitmiş bir halde olan adamı yüzeye ittirdi;
Gülerek elindeki zar zor tuttuğu silahı adamın kafasına yasladı, yüzü tanınmaz halde olan rehineye baktım.
İçim acımıştı.
Kansız piç silahı doğrulttuğu adamı bir kez daha ittirdi,
Varlığımızı biliyordu.
"Hani nerededir Türk'ün şanlı askeri?" Hırıltılı ses eşliğinde alay eder gibi güldü,
Silah'ımın kabzasına destek almak ister gibi tutundum, burada ne olduğunu bilmesem bile hiç hoşuma gitmiyordu.
"Budur öve öve bitiremedikleri şanlı Türk askeri? He valla çok gülmüşem"
"Onlar senin gibi vatansızın teki değil!" Dedi alnına yaslanmış silaha rağmen takdir edilesi olan rehin,
Asker olduğu duruşundan belliydi.
Tek gözünden sızan kana rağmen eğilmedi,
"Yav bir dur Yarbay! Daha ortaya çıkamiler sen diyorsun onlar vatansız değildir"
Kulaklığımı açtım;
"Şu ağzının yayını esnete esnete siktiğimin konuşmasına daha ne kadar izin vereceğiz?" Dedim sabredemiyordum! İlk defa daha fazla bekleyemiyordum,
"Hade! Diğer askerciklerimizi de getiresen," Sonra önündeki boşluğa tekrar bağırdı,
"Daha işimiz vardır belli"
"Ses telleri ile cibiliyetini paket yapıp yedi ceddi ile aheste aheste şahsıma münasıp bir şekilde gafil avlamak suretiyle sike sike sikerim ben bunu..." Tahammül edemiyordum, fazla onuruma gidiyordu,
"Hay maşallah" Dedi Birol,
"Asrin komutanım.. Derdini anlayalım sikeriz belasını rahat olun" Akay'ı duyamayacak kadar gözüm dönmüştü bir kere,
Arkadan birkaç tane daha it ip ile bağladıkları beş adamı getirdiler,
"Lideri ile birlikte promosyon beş tane daha vardır ha!" Cibiliyetini siktiğim güldü,
"Hâto'i getirin! Bu altısını da alın! Nasıl fikir komutan?"
Hâto dedikleri piç kurusu elebaşı idi, o siktiğim yüzünden babam ve timi kayıptı.
Kısa bir süre bekledik;
"Öyle olsun." Dedi Alpan, asla beklemezdim, o piçi asla teslim edemezdim.. Ama bir uçta da askerler vardı,
"Neydi? Ha!" Yakasından tuttuğu adamı öne sürdü;
"Yarım saate Hâto gelmezse şu adamı öldürmem zor olmaz anlarsın ya komitan" Sonra başı ile diğerlerini de imâ etti, kimseden ses gelmiyordu.
O askerler de pek farklı değildi, hepsi yara bere içinde tanınmaz haldeydi. Yine de dimdiktiler,
Hayran kalmamak elde değildi.
Başlarında olan terörist kurusu toz içinde pis elleri ile elindeki adamı canını yakmak suretiyle sarstı,
Kasıldım, belasını sikmeye gelecektim! Olan o olacaktı.
"Adın neydi yarbay?" Zar zor bilincini açık tutan asker ağzını açtı;
"Sırrı! Sırrı Yıldıray"
"Ha! Yeminime Sırrı'yı öldürürem!"
Duyduğum şeyden sonra canımın hiç bu kadar yanmadığına kanaat getirmiştim. Sevinmem lazımdı, neden böyle olmuştu Baba? Titreyen ellerime baktım,
Sanki içinde bulunduğum beden içindeki ben değildim.
Sıkı sıkı tuttuğum silah elimde bana ait değilmiş gibi koptu, benimsediğim tek şey elimdeki silahtı ama o bile benim için değil gibi gelmeye başlamıştı.
Orada benim babam vardı. Benim.
Cebimdeki telefonda ondan kalan hiçbir fotoğraftaki gibi değildi
Gelmişti, o hep gelirdi.
Korkuyordum, yıllar sonra ilk defa gerçek bir kayıptan korkuyordum.
Gözümün önünde hiç olmadığı kadar canlı olan kişi benim kanımdandı,
Ve artık saklanacak duygular yoktu çünkü örtülmesi gereken şeyler gizlenecek gibi değildi;
Artık işin boyutu boyumu aşmıştı.
BÖLÜM SONU...
Birkaç hafta bölüm atamadım çünkü buna çok emek verdim, şimdiden teşekkürler ★
