Uğur Böceği kitap kapağı

8. bölüm / 31

Uğur Böceği

🐞 8.bölüm

Vaveyla Yazarı: Yeter Bekereci

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 🐞 8.bölüm

Bu hikâyede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür…

Keyifli okumalar dilerim….

Müzik ;
Grup Orhun ~ Sözü Kurşun Eyledik

"Ağrım­asa bilir miyim?
Yüreğimin yerini…"

~Sennur Sezen~

Bir yeri olmalıydı insanın, başı sıkıştığında, kendisini tutamadığında, kötü hissettiğinde bir yeri olmalıydı ve oraya gitmeliydi. Ben Alev ben o yeri buldum sanıyordum ama yanılmıştım, zaten pek kimseye söylemezdim acımı, ama bu tek başıma taşıyabilecek bir yara değildi en azından ben öyle sanıyordum.

Çoçukken hiç tek başıma taşımamıştım acımı,yara almıştım o sarmıştı,düşmüştüm kaldırmıştı.
Ama artık ne o çoçuk vardı,ne de o, yarama şifa olan kişi.

Harp okulunu bitirmiştim, özel kuvvetlere yazılacaktım ilk önce sevdiğim adamın yanına geçicektim sonra annemin yanına o öğretmendi evde yalnız yaşıyordu anahtarıda vardı bende, güveniyirdu çünkü,o işinden çıkmamıştı.
Bende ona küçük bir süpriz yapmak istedim evine geçip güzelce yemek hazırlayacak ve onu bekleyecektim çok yakında gidiyordum zaten, son bir kez makarnamı yemeliydi.
Küçük bir de hediye almıştım,onun en sevdiği çikolatalı pasta , kutlama yapıcaktık beraber kendimi pastamı ben alıyordum ama olsundu haberi yoktu yoksa o yapardı yapması gerekeni.

Arabayı arka sokağa bıraktım görmesin diye, gökyüzüne baktım hava sonbahardı hafif bulutlanmıştı, yağmur ha yağdı yağacaktı, bu havaları çok severdim. Yağmuru, kara bulutları, yağmur yağdıktan sonra o tertemiz olmuş sokakları, ışıl ışıl ışıldayan şehri,

Arabayı park edip yürümeye başladım bir tane yağmur damlası düştü yüzüme, gökyüzüne baktım tekrar bir kere daha düşsün diye ama düşmedi, babam galiba ordaydı ve kızını kutluyordu, yürüdüm yürüdükçe babam iyice yerleşti içime burda olsaydı diyerek içindeki kara bulutları başlatım.
İçim 1 Mayıstan sonra hiç dinmeyen bir fırtınaydı, tüm güzellikleri yok eden bir fırtına.
Kapının orda ayağımı çarptım, çok acımıştı ama umursamadım ,ya da unursamak istemedim birinci katı çıkıp sağa döndüm, kapıya anahtarı ile tam açacakken içeriden sesler gelmişti, durdum daha eve gelmediğini söylemişti birde eve geçince haber vereceğini, gelmiş miydi? Niye haber vermemişti.

Kapıyı açtım içeriden gülüşme sesleri geldi, bir kadın sesi, nefesimi tuttum belki arkadaşı­dır diyerek rahatlamaya çalıştım, koridordan geçtim adımlarım avına yaklaşan bir avcı kadar yavaş ve iç ürperticiydi görücegim manzaradan mı korkuyordum, yoksa kendimden mi?

Ben Alev bir kelebek gibi naif ama bir arı kadar can yakıcıydım konduğum yerin.

Koridor salona çıkıyordu, koltuktan Anıl'ı gördüm yanında simsiyah saçları ile bir kadın, nerdeyse dudak dudağa­. Yavaşça yutkundum, elimdeki pasta yere düştü muhtemelen dağılmıştı belkide yenmiyecek kadar bozulmuştu pek de umrumda değildi artık, ilk önce kadın gördü Anıl yavaşça döndürdü başını, ela gözleri kocaman açıldı.
Beklemiyordu,tıpkı benim gibi.
Yavaşça ayağa kalktı gömleğinin düğmelerini kapatmaya çalıştı bana yaklaştı, kadın alalacele kalkıp üzerini düzeltmeye çalıştı, diz kapağının üzerine çıkan eteğini aşağı indirdi, üzerindeki beyaz gömleğinin düğmelerini ilikledi ,saçını geriye doğru atıp bana baktı ,benim gözlerim tam gözlerinin içindeydi bir saniye bile bakamadı gözüme.
İhanet iki tarafı keskin pıçak, nerden tutarsan tut acı.

"sen" hala gözlerim kadındaydı Anıl yavaşca yaklaştı elimi kaldırdım sert bir harekettti attığı adım çakılı kaldı Anıl'a dönmüştüm bişey demeden sırtımı döndüm ona ne söylenilebilirdi ki, "Alev dur, göründüğü gibi değil" diyerek bir adım daha atmıştı ama ben kapıya doğru hızlı ama yeri inlete ek adımlar ile gidiyordum.

Anıl kolumdan tutmuş ve beni durduştu "dinle sevgilim arak­daşım benim" başımı ilk önce yere eğip başımı salladım yapılacak tek şey vardı, elim hızlıca yanağına sertçe çarptı bir adım geriye gitti yüzü kızardı ama utançtan değil tokatan,kapıya döndüm tekrar yerdeki pastaya baktım, umursamadım.

"Alev" sesi bile iğrençti
"Alev" iğrenç
Artık çok geçti elim kapının kolundaydı ve bir daha onu görmemek üzere çıkıcaktım geriden bir ses geldi tek bir cümle "nereye gidiyorsun, herşeyi babana anlatmaya mı?" gülmüştü, kulaklarımda çınladı, gözlerim doldu , boğazım düğümlendi ama ağlamak yoktu, insanlar kendilerini geride bırakılmayı yediremediklerinde, böyle sizin en can alıcı yerinizden vurmaya çalışırlardı. Bir düşmanmış gibi siz hiçbişey yapmazdınız bazen o kendi kendini bitirirdi.
Acı tek kişilik kalmalıydı,kendinizle aranızda sır olmalıydı.

Bir insandan nefret bile edemezdiniz, içiniz yanar, yanar sonra sönerdi, öyle küllerinden falan da doğmazdı, kül uçup gider ve yok olurdu, İyice yaklaştım gözlerine baktım "doğru ya ölmüştü, git mezarına anlat" başımı yana yatırmış ona bakıyordum "ya da dur, gökyüzüne anlat babam hep orda diyorsun ya" tek bir hareketim ile onun son nefesleri elimdeydi boğazından tutmuş ve duvara yapıştırmıştım, en büyük yenilgi karşındakini zayıf görmekti, o kimdi de beni zayıf görüyordu gözlerine baktım kızarmıştı bile "bir," bastırarak konuşuyordum "benim babam ölmedi, şehit oldu." Çırpınıyordu "İki, benim babam hep benim yanımda" nefes almasını sağladım ölmemeliydi "üç, bir daha babamın adını ağzına alırsın işte o zaman götünle solumak zorunda kalırsın" bırakmıştım duvara yapışarak süzülmüş ve derin derin nefesler alıyordu.

Yaşatığını yaşamadan ölmemeliydi.

Kapıya dönmüştüm o hala yerdeydi az önceki kadın koltuğa oturmuş bize bakıyordu, çıkıp kapıyı hızlıca kapatım arkama bir daha bakmadım,eğilmedim , ağlamadım,onu parçalamadım. Belkide kaldıkları yerden devam ediyorlardır,belki çok güzel bir gece geçireceklerdi. Nefesim kesiliyordu, gözümden bir damla yaş süzülüp gitti, artık kimse beni görmüyordu,dışarıya çıktığımda deli gibi yağmur yağıyordu gökyüzüne baktım, belkide babam ağlıyordu benim için.

Ağlama baba, bak kızın ağlamıyor

Kendimi tutum eve gidince uyuma bahanesi ile odama geçicek ve kimseye belli etmeyerek o cenazeyi bir kere daha toprağa verecektim. yağmurda yürümeye başladım, salak gibi arabayı da yukarı bırakmıştım, ayağım taşa takıldı, o an herşey bozuldu babam da ağlamayı bırakmadı,gözümden bir damla yaş süzüldü taşı alıp kenara attım elim çamur olmuştu üzerime sildim, artık herşey geçti tutamıyordum kendimi, yağmur yağıyor, babam ağlıyor ben ağlıyordum, ne demekti lan bu, nasıl beni babamdan vururdu. Gerçekten şerefsizdi.

Arabın yanına geldim kapıyı açacak gücü bile bulamadım arabaya tutunmuştum, yavaşça yanına çöktüm hıçkıra hıçkıra ağladım yağmur durmadı, bende durmadım, canım yandı,canımın içinde babam, kalbim duracak gibi oldu ama durmadı, aldığım nefes ciğerlerimi yaktı, durmadım.

Geçmişe gittim, gitmeseydin ama gittim Savaş olsaydı şimdi ağzını burnunu dağıtırdı, omzuna koyardım başımı, dinlendirirdi , yaralarımı sarardı zaten hep öyle olurdu, yorgun olursam başımı koyar ve omzunda uyurdum, o da hiç kıpırdamazdı. Ağlamam daha çok artı, hem belki o olsaydı Anıl'da olmazdı.
Onlar olsaydı başka bir Alev olurdum,yıkılması için tek bir isim yeten bir Alev değil mesela.

Ağlama baba bak kızın ağlıyor ama sen ağlama.

Gözyaşlarım durmadı, kalbim, aklım, ruhum kanadı, parçalandı, sanki ikiye bölündü, bir yanım babama ağlıyordu hıçkıra hıçkıra, bir yanım Savaş’a, tavşan’a ağlıyordu bağıra çağıra, kalakaldım orda, arabanın yanında öylece kalakaldım.

Alev miydim? Kızıl Kafa mı?

Onlar olsaydı beni kaldırırlardı, onlar olsaydı düşmekten korkmazdım ve ikiside yoktu, en büyük yaram olmuşlardı, en acı yerim, bir düşmanım olsa beni öldürmek istese ordan vurması gerekirdi oradan vurulmuştum ama düşmanım tarafından değil.

Yağmur durdu her tarafım ıslanmış, çamur, toz topak olmuştu, dallar düşmüştü, bulutlar hafif hafif dağılmaya başlamıştı. Böyle annemin yanına çıkarsam çok üzülürdü ve başımın etini yerdi o yüzden İnciye gidiyordum.

Bir tek o beni her halimle kabul ederdi, İnci sarı papatyam arabadan tutunarak arabaya bindim , hala kanıyordu içim, oydukça oydum yaramı, kanatıkça kanatım. İnci’nin evine geldiğimde yavaşça indim arabadan, bişeye tutunmam lazımdı.
Kendime tutundum.
Kapıyı çaldım ilk çalışta açtı, mavi gözleri ile beni süzdü, üzerime, gözlerime baktı soru sormadı yavaşça elini uzattı, beni kendisine çekip sarıldıkça sarıldı ben yere diz çökmeye başladım o da benimle birlikte diz çöktü. Sarılmayı bırakmadı yavaşça saçlarımı okşadı.

Düşürsem düşen ,yürürsen yürüyen, ağlarsam ağlayan dostum, sırdaşım, kardeşim.

Geriye çekilip göz yaşlarımı sildi "ne oldu" derince nefes aldım, başımı iki tarafa salladım "tamam, sonra anlatırsın" onun yanına geldim, başım sıkıştı, güçsüz hissettim, bir yere gitmem gerekiyordu onun yanına geldim,İnci benim gidecek tek yerimdi.

Yaralı geldim o sardı, o benim merhemimde olmuştu, dert ortağımda, yavaşça saçlarımı yine okşadı kalkıp beni de kaldırdı. Koltuğa oturmadı banyoya soktu "güzel bir duş al, ben kıyafet getiriyorum" soğuk suyu açmıştım altına girmiştim. İçimin yangınını söndürebilir miydi, hiç sanmıyordum. Kıyafetlerim zaten ıslaktı, daha çok ıslanmıştı.

Soğuk su tenime değiyor ama içimde ki yangın onu bile hemen yakıyordu. İnci geldi kıyafetleri bıraktı üzerimi değiştirip çıktım kapıda beni bekliyordu "daha iyi misin?" sadece başımı salladım ve balkona çıktım yanıma geldi "anlatacak mısın?" ona baktım, o da başını sallayarak anladığını söylerdi şu an anlatamazdım biraz içim soğuması gerekiyordu.

Ama o biliyordu eninde sonunda ona gelip herşeyi anlatacaktım, emindi bu hep böyle olmuştu, ondan başka arkadaşım yoktu zaten, sıralarımı bilir özenle saklardı, güvenli bir limandı, en güvenilisi…

Ölüm ulaşılması zor bir mesefaydi.
Gurbet ise ulaşılırdı ama yoktu,Gurbet onun yokluğuydu.

🐞🐞🐞

Eğer bir gücüm olsaydı bu yaşımda babamın şehit olduğu güne gitmek isterdim, sıkı sıkı sarılırdım ,bırakmazdım gitmesine izin vermezdim ,en azından korurdum sanıyordum ama önemli olan korumak değilmiş, öyle olması gerekiyormuş ve öyle olmuş.

Şehitlik varmış, şehitlik ona biçilmiş.

Ama bir şansım olsaydı geriye gidebileceğim babamlı günlere giderdim. Yaşım çoçuk gidip sarılabileceğim bir baba kucağının olduğu yaşlara.

Etrafta tur atıyorduk, bir daha saldırı olduğunda atak yapabilmek için, herkes iyiydi yaralılar yarasını sardırmışlardı. Ateş tim yine toplu bir şekildeledir, Savaş başlarındaydı, ben ilerde dağa bakıyordum hava mı daha keskindi yoksa dağlarda oluşan kayalar mı?

İnc’yi düşündüm gelmezdi dimi, umarım gelmezdi. Telefonum çaldı arayan annemdi "alo anneciğim" annem ağlıyordu içi sızlıyordu biliyordum,tıpkı benim ki gibi tıpkı babam gibi mi olucaktı kaderim "kızım iyi misin? Şimdi haberlerde gördük, çıldırdım"

Kızların kaderi anneye benzerdi,annem söylemişti istemsizce geriye dönüp baktım Savaş'a aklıma bile getirmemeye çalıştım. Yüreğimi,ruhumu,aklımı susturdum.
Tuzla buz oldum ama susturdum.

"senin bu saatte haberlere bakmanda beni çıldırtıyor anne" Savaş bana doğru geliyordu elinde telefon vardı muhtemelen onu da annesi aramıştı öyle olamalıydı annem öksürmüş "iyi misin? Savaş nasıl, askerler nasıl, Allahım korusun" önüme dönmüş "iyiyiz anne, Savaş’da iyi askerlerde, hadi uyu sen" Savaş gelmiş telefonu göstermişti, kafamı anlamsızca iki tarafa salladım o da başını aşağı yukarı salladı annem durmuş "Savaş orda mı? Versene telefonu" ne yapıcaktı Savaş'ı iyi demiştim işte.

"anne ne yapıcaksın sen, iyi diyorum işte" Savaş'ın ellerini ilk önce saçlarımda sonra kulağımda hissettim,yavaşça benim telefonumu almış ve kulağıma kendi telefonunu yerleştirmişti.Telefona baktım ‘babam’ yazıyordu, derin nefes aldım, hiç yazmamıştı benim telefonumda bu numara, baba kelimesine bile düşman olmuştum küçüken ama büyüyünce insan değişiyordu,kabulenmiyordu ama yapıcak birşeyi olmayınca dinginleşiyordu.

Baba...

"alo" diyebildim zar zor öbür taraftan bir kadın sesi geldi, buna şaşırdım Yusuf amcayı bekliyordum ne de olsa "Alev kızım" sonra da hıçkırıklara bürünmüş bir ağlama sesi geldi, yıllar olmuştu onun sesini duymayalı gözlerim doldu, ama yuttum ne diyeceğimi bilemedim "Bilge teyze"

"kızım burnumda tütünüzz bunca yıl" telefonu başka birisi aldı "Alev" işte bu Yusuf amcanın sesiydi "Yusuf amca, iyiyiz merak etmeyin"

"Bilge teyzen konuşamaz artık, orda durumlar ne? Bir daha saldırı olabilir dikkat edin" babamla da mı böyle olmuştu diyemedim, babamda ilk saldırıda şehit olmuştu diyemedim, babam da mı şehit olurken çok canı yandı mı diyemedim, "tabi zaten biz güvenli yerlerde bekliyoruz, bugün uyumak yok" güldü Yusuf amca beni babama benzetmesi muhtemeldi.

Gülüşünü hatırladım, Yusuf amca değişmemişti.

Uzaktan bir ses geldi "selam söyle kızıma" Bilge teyzeydi zar zor konuşuyordu hala "benden de söyle Yusuf amca"

"Allah'a emanet olun" dedi Yusuf amca
"Sizde" diyebildim zar zor

🐞🐞🐞

"Arzu teyze" dedim oradan bir ses duymak ümidiyle, geçmişten içimdeki derin yaradan bir ses bekledim ilk önce derin bir nefes verdi "oğlum" dedi en sonunda sesi değişmemişti ama titredi hafiften ağlaması geliyordu yine de hasret kalmış bir sesi ne çirkin gösterebilirdi ki, karşımda olsaydı küçük bir çocuk gibi sarılır başımı okşamasını beklerdim,"nasılsın, çok merak ettim" demişti.

Gülümsedi Savaş Arzu teyzeyle ilk konuşması böyle olmasını düşünmüyordu, aslında bir daha konuşabilirler miydi onu bile düşünmüyordu "iyiyiz, merak edicek bişey yok"

"Alev’de öyle söyledi" arkasına baktı Alev telefonu kapatmış ekrana bakıyordu. O an kalbine bir sancı sapladı Savaş'ın çünkü neye baktığını biliyordu, tek kelime, dört harfli bir kelime ‘baba’ önüne döndü yara yaraya denktir derdi Savaş ama biliyordu onun yarası daha büyüktü, canını çok acıtıyor muydu? Kaç gece ağlamıştı ,kim silmişti gözyaşlarını, kaç kere beni yanında istedi ,ne zaman unutmaya başladı.

Durdu telefonu farketti "Alev ne dediyse doğru dur" demişti, gerçekten de ne söylerse doğru mudur?
Doğrudur.

"tamam dikkat et kendine, Alev sana" sözünü kesen şey Kuzey'in bu tarafa doğru koşmasıyla oldu "komutanım Pınar yok" telefona döndü "tamam Arzu teyze" demiş ve telefonu kapatmıştı.

Alev geriye döndü sert adımlar ile yaklaştı "ne demek yok" Kuzey telefonu gösterdi "ulaşamıyorum" Savaş telefonu uzattı Alev'e "çekmiyordur" Alev telefonu çıkarıp İnciyi aradı, lütfen aklına gelen başına gelmeseydi, Savaş gözlerini ona dikti nasıl hem bu kadar panik hemde bu kadar sakin gibiydi.

Hayır yani çocuktan tanımasam şuan hiç bişey yok sanabilirdim, ama vardı hemde gayet panik yapılacak bir şey vardı. Telefon açıldı "İnci" dedi Alev panikle, telefondan gelen ses elini ayağını durdurdu.

"merhaba" demişti bir erkek sesi "ben Ferman burda bana havin derler" gülmüştü hatta kahkaha atmıştı "bu güzel kadınlar ölmek için çok genç değil mi?" nefesini tutmuş ve bırakmıştı gözlerini kapattı burdan gitmek istiyordu durdu , boğazından yutkundu ela gözlerini tekrar açtı bana baktı, bir kere daha düştüm o ela gözlere gözleri keskinleşti "o kadınların teline zarar gelirse bu dünya senin cehennemin olur, duydun mu beni"

"şimdi o kadınları bırak yoksa taş taş üstünde kalmaz"telefona gelen bildirim geldi, bir fotoğraf gelmişti, işte o zaman herşey durdu, sesler, hareketler, ben bu işe girerken bir söz vermiştim elimden geldiği kadar yanımdakileri koruyacak ve kimsenin şehit olmasına izin vermicektim ama şimdi elimde bir fotoğraf.

İnci ve Pınar yan yana gözleri dolu ama başları dik, elleri, ağızları bağlı, fotoğrafa bakıyorlardı Alev'in daha fazla konuşmasını dinleyemeyerek "Havin kim" diyerek telefonu aldım "lan" dedim telefona, hoparlöre aldım "komitean" demişti,"bana bak lan, kaçma bir yere" gülmüştü karşıdaki Havin ,bende güldm "ya da kaç, kaç Havi̇n çünkü bulduğum zaman seni yerin dibine gömücem"

"bekliyorum komutean, he bunlar sağ kalmaz komutean kalmaz" gözleri kapattı Alev ama hala dimdik duruyordu, bir asker çağırmıştı Alev asker gelip sinyali almaya çalışıyordu "kapatma lan, ne demek bu" sinyali bulunması için konuşmamalarımı uzattım, "öyle biri öğretmenmiş ee birde doktor" Kuzey telefona atılmıştı "lan gebertirim lan, senin beynini dağıtırım sikttiğimin beynide yoktur ki sende, tek bir saç teli zarar görürse işte o zaman ölümlerden ölüm beğen lan"

Bütün tim koşarak gelmişti, Kerem aldı telefonu bu seferde "Havin misin neysen ne,bana bak" arkadan bir kadın sesi geldi İnci, sonra bir silah sesi "İnci" demiş ve bir adım öne gitmişti Alev komutan, Kerem durdu derince nefes aldı "naptın lan, elini koparıp itlere yem edicem lan, sen canlıyken elini kolunu kopartcam"
Savaş sinyalı bulabilmeleri için onların konuşmasına izin verdi, aksi takdirde kimse tek bir çit laf edemezdi.

"Dikat et komitean, bir bacağının daha gitmesini istemem" Kerem telefonu bırakıp uzaklaşmıştı "esmer şeker" sıktımelimdeki telefonu gerçekten iğrençti bir adamdı asker sadece başını salladı bu bulunduğunu işaret ediyordu, bu anı bekliyormuşum gibi telefonu yüzüne kapattım.

Kuzey durdu "komutanım ne yapıcaz" sesi titriyordu, evet korkudan ama bu korku o pislikten değil, sevdiğin canına zarar gelmesindendi. Bu korku çok sevdiğin birini kaybetmekten geliyordu. Kaybedebilme ihtimalini aklından geçirmekte. "benim gökyüzüm komutanım, olmaz" Alev bir hışımla tam karşısın geldi.
" Kes sesini ve sakin ol "
" Emredersiniz komutanım" denişti Kuzey sadece çünkü Alev ilk defa bu kadar baskın ve hırçındı tüm tim ona bakıyordu.
Alev yavaşça kolumdan tuttu, dengesini kaybetmişti belimden hafifçe tuttum "iyi misin?" Alev panikle dolu gözlere baktı başını dikleştirip "gidip bulucaz" sadece başımı salladım, Alev derince nefes aldı, gökyüzüne baktı "bir kişi daha olmaz Allahım, bir kişi daha olmaz" yavaşca uzaklaşmıştı ve Sinan albayın yanına geçiyordu.

İçindeki acı onu yutacak diye ödüm kopuyordu, içindeki acıyı tekrar yaşayacak diye, gidecek diye, kaybedicem diye ödüm kopuyordu.

Tekrar onsuz olmak istemiyordum, tekrar onsuz günleri saymak istemiyordum.
Kızıl kafasını tekrar kaybetmek istemiyordu.
Tekrar günlerini bir gün gelecek umuduyla bir deftere sığdırmak istemiyordu.

🐞🐞🐞

Kapıyı çaldım "gir" sesi ile kapıyı açtım Sinan albay masanın başında bilgisayara bakıyordu, benimle göz teması ile iletişim kurdu, hemen anladı niçin geldiğimi"tehlikeli Alev" başımı dikleştirmiştim "biz Türk askeriyiz oradaki yakınlarımız olmasada ben bu tehlikeyi umursamazdım" dudaklarım kurudu, boğazım düğümlendi durmadım "ben, Yüzbaşı Alev oraya gidip Türk milletimizin vatandaşını korumak zorundayım" Sinan albay karsıdaki kadına baktı.

cesur, gözü kara, dik başlı... ama aynı zamanda kırılgan, naif, utangaç...

"tek bir hata, tek bir şehit istemiyorum" başım selam vermiştim geriye gidecekken durdum tekrar baktım Sinan albaya "Ateş timi"

Sinan albay eliyle durdurdu "o senin timin sen nereye onlar oraya, hem" gülmüştü "ben hayır desem, Savaş seni bırakır mı? Yani tüm olarak" başımla tekrar selam verip kapıdan çıkmıştım.

Dışarıdan tim hazırlanmış hepsi bir uçta bekliyorlardı beni, Savaş kapının orda bana bakıyordu, başımı eğip kaldırmıştım gülümsemişti, bütün bu karmaşanın içinde bile bana yardımcı oluyirdu,ben odama geçmiş ve o da odasına geçerek hazırlanmaya başlamıştık.

Dışarıya çıktığımda Savaş timi sıraya koymuş başları dik bir şekilde bana bakıyordu, başımı kaldırmış "ateş tim" hepsinin gözleri kara, başları dik, sessizlerdi ilk defa kimse kimseye şaka yapmıyor ve çıt çıkmıyordu. Onlar askerdi yeri gelince görevlerini yapıyorlar yeri gelince de birbirlerini abi ,kardeş oluyorlardı."yolumuz uzun, tek bir hata, tek bir şehit istemiyorum" durmuştum gerçekten de istemiyordum.

" Birbirimize emanetiz"

🐞🐞🐞

Ben İnci, doktor İnci bu zamana kadar ailem olmamıştı, bir tek Alev vardı benim ailem, sırdaşım, arkadaşım, can yoldaşım oydu. Ailem ben küçukken trafik kazasında ölmüşlerdi, tek başıma büyüdüm, yalnızlığı iliklerime kadar hissettim. Ama o lisede tanıştığım kız, kırmızı saçlarıyla bana hem aile hemde umut olmuştu, Alev umutu...
Alev evdi, Alev yaşamdı,Alev aileydi.

Yangınlardan tek başımıza çıktığımızda olmuştu, o yangınlarda tek başımıza kaldığımızda, lisede birbirimize sırt da olmuştuk, güvendiğimiz dağda, biz Alev ve İnciydik...

Küçük bir mağaranın kapısının önündeydik. Karşımda pis adamlar vardı, çocuk gibi pis adamlar diyordum hala çünkü hep çocuktum, hiç büyümek istemiyordum ama artık bazı şeyleri kabullenmem gerekiyordu galiba, mesela ailemi çok özlemiştim, erken gitmek istemezdim onların yanına ama, aması yoktu baş eğmek yoktu...

Ayağımın birinden bir kurşun yarası vardı, kurşun muhtemelen hala içerideydi, yanımda yeni tanıştığım bir kadın vardı Pınar, onunlada ölüme koşan iki kız olmuştuk, iki ölüm Arakdaşı, ölüm kardeşi, Pınar, öğretmen Pınar... Onunda sorumluluğu üstümdeydi çünkü ben demiştim ilk gidelim mi diye, benim arabayla çıkmıştım dağ yoluna geldiğimizde karşımıza çıkmışlardı, korkmuştuk yalan yok, ama o öyle cesurdu ki başını dikleştirmiş, öylece bakıyordu pisliklere...

Karşımdaki adam etrafımızda döndü ben bacağıma bakıyordum, kanıyordu yüzümde hiçbir mimik yoktu, olmamalıydı, tam karşımıza geldi adam, "doktor, maviş doktor" başımı dikleştirip onun gözlerine bakmıştım, sakalıydı,burnu uzun, gözleri küçük bir adamdı, iğrençti.

"ahh siz türküler" demiş ve yaklaşmıştı bana elini yaramın üzerine koymuştu "ne bu dik başlılığınız" yaraya iyice bastırdı acı çekiyirdum ama aldırmadım Pınar yanımda gülmüştü "biz Türk, kanımız Türk, canımız Türk" adam ona dönmüştü "öğretmen, çocuklarda böyle mi yetiştiriyorsunuz"

"elbete, cesur, başı dik, özgüvenli, gururlu gençler yetiştiriyoruz" adam yaramın üzerine daha çok basmış ağzımdan tutamadığım bir inilti çıkmıştı, adam bana dönmüş "acıdı mı?" başımı iki yana sallamıştım. Adam daha çok basmıştı üzerine sonra ayağa kalkmıştı.

"mavi gözlerinizle son kez bakın gökyüzüne, yıldızlara" demiş ve uzaklaşmıştı, bakmıştım gökyüzüne, ailem beni görüyorlarsa, sesimi duyuyorlarsa, benim onların yanına böyle gitmemi istemiyorlarsa beni burdan kurtarılardı.

Pınar bakmamıştı gökyüzüne başını eğmiş yere bakıyordu, parmağındaki yüzüğe dudaklarından bir mırıltı çıktı “seni seviyorum, belki birazdan ölücem ama seninle birlikte, biliyorum sen de benimle gömüleceksin” bana bakmış gülümsemişti, acıya rağmen, şu durumumuza rağmen bağlı ellerini uzattı, tuttum “benim yüzümden” diyebildim.

Başını iki taraf salladı “hiçbir şey senin yüzünden değil, iradem var ve ben istedim Kuzeyi bir kere görebilmek için” başını hafif hafif aşağı yukarı salladı. “Ama çok seviyorum” ellerini daha sıkı tuttum, yaram sızlıyordu artık, kalbimin acısı kurşun yarasını kapatıyordu.

“Ölüm kardeşliği sence tekrar karşılaşır mıyız?” demişti Pınar, öleceğini kesin olarak inanmıştı, gökyüzüne baktım o parmağındaki yüzüğe “ölüm kardeşliği” gülümsedim o da gülümsedi.

Pınar ve ben ölüm kardeşiydik artık.

🐞🐞🐞

Dağ, taş, gökyüzü, gökyüzündeki yıldızlar, ay, bulut, rüzgar, bizimdi. Ben Alev Akalay bu gece kimsenin ölmesine izin vermicektim, ben ölücektim gerekirse ama yanımda bir kişi dahi gökyüzüne uçup gitmeyecekti.

Gökyüzü ayın aydınlattığı kadardı, ben Alev Akalay, Alev Alev yanıyordum, timin önünde ben vardım, tepe tepe geçmiştik, Savaş arkamdan gelirken durmuş derince nefes almıştı. Ağzından kelimeler döküldü “yağmur gibi yağarken mermiler üstümüze” diyerek gür bir ses yükseltmişti Poyraz Savaş'ın yanına gelmişti hemen “ölümüne ıslandık loy loy, aşk düştü gönlümüze”

Ben geriye dönmüştüm anlamsızca bakmıştım “bizim geleneğimizdir bu, totemdir bir nevi” demişti Savaş emindi kendinden.

Poyraz’ın omzuna elini atmış “yoldaşım” demişti. Tekrar kara gözlerini dağa çevirmişti. “Neden bağırarak söylüyorsunuz” demiştim. Kerem arkadan el kaldırmış “sesimizden bile korkuyorlar çünkü komutanım.”

Kuzey elindeki yüzüğe bakmış “belki sesimizi duyarlar, güven dolar kalpleri.” Önüme dönmüştüm, Ali abi “ölümüne ıslandık loy loy, aşk düştü gönlümüze.”

Yavaş yavaş adımlarımız hızlanmıştı, bir gök gürültüsü önümüzü aydınlatı, sonbahar havasıydı belki birazdan yağmur başlardı, Kerem “ölüm öldü dirildi, sesimizi duyan” dedi.

Kuzey “kurşun neylesin bize loy loy, Azraile gülünce.”
Gökhan “kurşun neylesin bize loy loy, Azraile gülünce.”
Kerem Gökhan’a bir tane vurmuş “sesinde yanık, zalım” demişti.
Hakan çıkmış “siz bir de beni dinleyin komutanım.”
Kerem ona dönmüş, Hakan “gün oldu vurgun yedik, vatan sağ olsun dedik.”
Kerem hafifçe gülmüştü normalde buna kahkaha atardı ama sadece gülmüştü onu da canı sıkkın dı ama acısını şakayla saklıyordu “ciğerimi dağladın Hakan.”

Öykü naif ince sesiyle ayrı bir hava katmış “ölümlerden korkmadık loy loy, bir öldük bin dirildik.” Fatih Öykü’ye bakakalmıştı, o da aynı kelimeleri tekrar etmişti. Bir bütünmüş gibi “ölümlerden korkmadık loy loy, bir öldük bin dirildik.” Öykü önüne bakarken yürümeye devam etti.

Hep beraber devam ettiler:

“Cudi’de Mehmediz biz
Tanrı dağda gerila
Destan destan yazarız loy loy
Adımızı gururla

Destan destan yazarız loy loy
Namımızı gurşunla”

Hepsi aynı dizede, atlama yapmadan, kaydırma yapmadan tek tek gitmişlerdi. Ben en önlerinde onların sesleri ile gidiyordum, içimde garip bir his vardı, güzel bir his, evmiş gibi.

Sinyallerin geldiği yerde durmuştum, elimi kaldırmıştım, tüm tim anında susmuştu. Savaş yanıma gelmiş karşıya bakıyordu elinde dürbün, onu bana uzattı aldım. Mağaranın önünde adamlar vardı, ellerinde silahlar, iki kadını içeriye soktular.

Time döndüm, elimle iki iki dağıttım, ben Savaş buradaydık, Poyraz ve Ali abi hemen sol tarafa, Kuzey ve Kerem sağ tarafa, Fatih ve Öykü ortadan biraz daha derine, Gökhan ve Hakan yüksek tepeye çıkacaklardı.

Elimdeki telsize ses verdim “Ateş tim nişan al ve tam on ikiden.” Telsizden “emredersiniz komutanım” kelimeleri dökülmüştü.

Ama sadece iki kelime değildi ağızlarından dökülenler. Savaş elindeki telsizle “başlayın Ateş tim.” Poyraz silahı tutu karşıya ateş aldı “vatan, timim, kanım.” Üç el ateş üç cansız terörist. Savaş tam karşıya tuttu silahı “vatan, ailem.” Durdu bana baktı.

Telsizden “evet komutanım hep söylediğiniz kelimeyi söylemicek misiniz?” Savaş telsize dönmüş “ağzının yayını sikim Kerem” demişti.

Tekrar önüne dönmüş “vatan, ailem, kızılım.” Üç silah sesi üç cansız terörist. O önde, ben arkada bakmıyorduk birbirimize ,tim karşıya bakıyordu. Ben önde onlara döndüm.

Ali abi tuttu silahı “vatan, ailem, bayrağım.” Üç el ateş, üç cansız terörist.
Fatih tuttu “vatan, kumralım ve ailem” demiş ve üç cansız terörist daha.
Kerem tuttu “vatan, kendim ve arabam” üç terörist daha.
Kuzey tuttu “vatan, yarim, ailem” üç cansız terörist daha.
Öykü tuttu “vatan. vatan. vatan” dedi tane tane. Üç terörist daha gitti.
Hakan tuttu “vatan, şehitlik, ailem” demiş ve üç terörist daha gitmişti.
Gökhan tuttu “vatan, ailem, bombalar” demiş ve üç terörist daha gitmişti.

Hepsinin ortak olan tek şeyleri vatandı. Herkes ilk önce vatan demişti. Kerem “evet yüzbaşı komutanım, sizden de duymak isteriz hayattaki en sevdiğiniz şeyleri" En sevdikleri bunlar mıydı? Peki Savaş hep beni mi söylemişti? Kızılım mı diyordu.

Karşıya bakmıştım üç tane terörist vardı, tam üç. Derince nefes aldım “sadece sevdiklerimizi mi söylüyoruz?”
Poyraz “evet komutanım, en sevdiklerimiz.”

Gülümsedim “vatan, ailem, Uğur böceğim” demiştim.
Vatan babamdı benim için, ailem her şeyimdi, Uğur böceği Savaştı.

Üç terörist daha cansız olmuştu. Yavaş adımlar yaklaştık bir mağaraya, içi resmen bir ev gibi ama pis, kokusu lanet. Bir adam koşarak uzaklaşıyordu, Öykü ile göz göze geldik o tarafa koşmaya başladı, Fatih de bana bakıp emrin ile durmadı ona yetişmeye çalıştı

Kuzey ve Kerem içeriye yavaş adımlar ile girmeye başladılar, biz kapının önünde onları koruyorduk. Hakan ve Gökhan arkaya dolanmışlardı. İçeriden hiç ses gelmiyordu ve ben panikten çıldırmak üzereydim. Savaş’a baktım çoktan bende olan kahverengi gözleri ile durdum tüm sinirim, panikten hiç bir yere sığamayışım bir bulut gibi kaybolup gitti.

🐞🐞🐞

“İnci” dedi Kerem. “Pınar” dedi Kuzey.
İkisi ayrı yerlerde arıyorlardı. Önlerine kan lekeleri çıktı. İkisi birbirine baktı, Kuzey dayanamadı “Pınar!” diye çığlık attı. Ses yankılandı etrafa iyice baktılar, kenarda bir kadın göründü en son. Mağaranın en ucunda, ikisi de o tarafa ilerledi.
korktular çünkü kadın cansız gibi öylece yatıyordu. Kumral saçları vardı yani kesin İnci değildi, belki Pınardı ama İnci değildi.

Yanında birde sandık vardı, Kerem o sandığa baktı açıp açmamak arasında kaldı, Kuzey yerdeki kadını kendisine çevirdi yüzündeki yara izini gördü geriye çekilmedi, koekmadı ,iğrenmedi eli yavaşça yüzüne gitti bıçak yarasıydı sağ gözünün yanından çenesinin altına kadar gelen keskin bir çizgi...

Pınar yavaşça gözünü açtı elini oraya götürmek istedi ama Kuzeyi görünce durdu yüzü kanla doluydu Gözyaşları aktı Kuzey görmedi ama anladı kalbi sıkıştı, kaburgası kırıldı sanki, yavaşça saçlarını geriye attı “gökyüzüm” dedi tek kelimeydi ama öyle yürekleri ferahlattı ki. Pınar yüzüne de ki acıyı hissediyordu ama birde dokunmak istedi. Eli gitti yüzüne Kuzey tutu “nolmuş yüzüme”

Kuzey kadını yavaşça kucağına aldı “birşey yok, nefesim” derince kokusunu içine çekti. Bu kokuya hasret kalacağını düşünmek bile istemiyirdu .Dışardan bir ses duyuldu “içerde bomba var çabuk çıkın” Kerem bir kapıya baktı bir yanındaki adam ile kadına “Kuzey, yengeyi al çık” Kuzey Keremin kolunu tuttu “ ya hepimiz ya da hiçbirimiz”

Kerem elini Kuzey’in omzuna attı “birilerinin yaşaması gerek hadi dostum, çık” onu itmiş ve kapıya yöneltmişti Kuzey Pınarı kucağına almış Kerem’e bakmıştı " geri geleceğim , Pınar'ı bırakıp geliyorum"

Kerem yanına yönüne tekrar baktı ne atlıyordu, sandığı açtı yoktu, etrafa tekrar baktı mağaranın biraz daa uzağına gitti. Yerde boylu boyunca yatan bir kadın gördü.

Dışardan sesler yükseldi “Kerem son otuz saniye, Kerem!” bu Alev komutanımdı, “Kerem başına sakın bir şey gelmesin, Kerem!” bu Savaş komutanı. Yavaşça kadına yaklaştım sarı saçları dağılmış, mavi gözleri kapalıydı ama oydu. Bacağından akan kan yerdeki toprağa akmış, hatda kurumaya yüz tutmuştu.

Derin derin nefesler alıyordu yavaşça saçlarını topladım “İnci” diyebildim, hanımda diyecekti ama durdu, boğazındaki morluğu baktı, boğulmuşmuydu. Olmamalıydı yetişmeliydi.
Kucağına aldı, İnci gözlerini yarı açık yarı kapalıydı bişeyler mırıldanıyordu" geliyorum annecim ,geliyorum babacığım" ona baktı mavi gözleri ışıldamıyordu sanki, derince nefes aldı " hayır İnci gidemezsin ,göndermem" İnci gülümsedi, Kerem kalbinde bir çiçek filizlendi sandı, ama sadece gülümsedi. İnci dudaklarını araladı “insanlar ölürken” yutkunmuştu Kerem ona baktı, İnci “son yedi dakikalarında en mutlu oldukları anıları görülermiş” yine gülümseydi İnci, Kerem yine tutuldu kaldı gülümseyişinde “sizi görmek çok saçma değil mi?”

Kerem kucağında ki kadını daha da kendisine bastırarak hızlandıkça hızlandı “birincisi ölmüyorsunuz buna izin vermem, ikincisi zaten en güzel anlarınızı benimle yaşayacaksınız, o yüzden ben bir saçmalık göremiyorum” demişti. mağaradan çıkmış yere diz çökerek kucağındaki kadını göğsüne bastırmıştı tüm taşlar ona gelsin en büyük hasarı kendisi alsın ona bişey olmasın diye kadını bastırdı kendine , göğsünün üzerinde artık bir çiçek vardı onun solmasına izin vermeyecekti.

Ve bomba patladı kafasına, beline, koluna taşlar düşmüştü ama önemli değildi onun yüzüne değen nefes herşeye yeterdi. İnci açtı gözlerini gökyüzüne baktı “siz benim hastam olacaktınız,ben sizin değil” demişti yine Kerem’in ellerindeki kafası kayıp gitmişti, Kerem tekrar aldı başını “İnci” dedi tekrar, “İnci" dedi.
İnci uyanmadı.

“Kerem” demişti Savaş komutanı “komutanım!” diyerek bağırdı Kerem bomba etkisi yarattı sesi, ama aldırmadı “komutanım!” dedi tekrar. Savaş ve Alev yan yana çıktılar toz toprağın içinden Kerem inciyi kucağına aldı yüzündeki, boynundaki morluklara bakmadı, bacağındaki kurşun yarasını umursamadı kucağında sarmaladı küçük bir çocuk gibi “İnci’m” dedi. İnci değil, İnci hanım değil, doktor İnci değil, İnci’m...

🐞🐞🐞

Öykü hızlı adımlar mağaranın üzerine doğru koşmaya başladı “dur” dedi Öykü adama doğru Fatih arkasından koşuyordu, Öykü “dur dedim sana” dedi naif sesini yükselterek, Fatih iyice arayı kapatmıştı “dur yoksa vururum “adam durmadı koştukca koştu.

Biraz daha gittikten sonra. Durdu önüne döndü adam “vurursun öyle mi?” dedi.

Öykü kaşlarını çattı “vururum” adam kollarını açtı, genç, bir adam hemen arkasından taşın kovuğundan küçük bir kız çocuğu çıktı, Öykü yanındaki kız çocuğuna baktı, zaaflar sizin en büyük silahınızdı.
İnsanı zaafları öldürürdü.

Ela iri gözleri, saçları up uzundu, yavaşça adamın bacağına sarıldı” vur komutan, vur beni” kız cebinden kırmızı bir düğme çıkartı yanındaki adama uzattı, adam elini düğmenin üzerine bıraktı. “vur yoksa, bomba patlar” Öykü yanındaki kız çocuğuna baktı, gözleri doldu. Çocuklar onun zaafıydı.

İnsanın zaafları hiç ulaşamayacağını bildiği şeyler mi olurdu, yoksa ulaşıp elinden kaybolan şeylermi. Benim hiç çocuğum yoktu, ömür boyuda olmayacaktı.

Karşısındaki kız bir çocuktu, ve ben bir seçim yapacaksam eğer zaaflarımın kurbanı değil, zaaflarıma savaş açan kadın olucaktım. Babam yüzünden kaybettiğim herşeyi kan kusa kusa ödemiştim. Hayatımı vermiştim, ömrümde bana verilen en büyük duyguyu.
Anne duygusunu… Almıştı ellerimden…
Babamın bıraktığı boşluk büyüdükçe ,ben bir kız çocuğundan çok yarım kalmış bir kadına dönüşüyorum...
Büyümekde yetmiyordu bazen...

Öykü’m acılı çiçeğim… 🐞🐞🐞

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

38okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18