6. bölüm · Uğur Böceği
🐞 6.bölüm
Bu hikayede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür…
Keyifli okumalar dilerim…
"Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata. Varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar acımaz nasıl olsa."
~Cemal Süreyya~
Bazen bir tren gelir kaçırdım sanarsınız ama sonuna kadar binmek için kapı vardır, son kapıya kadar koşarsınız önceki kapılara binme şansınızı bile denemeden koşarsınız….
Sizin tek istediğiniz o kapıdır o kapının açılması
Ya yetişir o kapı açılır trene binersiniz ya da yetişemez o kapıda hiç açılmaz trene bakakalırsınız….
Aslında önemli olan o trene binmek değil o trende kiminle yolculuk yaptığınızı seçmek olduğunu bindikten sonra anlarsınız…
Savaş okuldan gelmiş Alev’in yanına çıkıyordu, okuldan gelirken topladığı çiçekleri verecekti ona, kapıyı çalmış kapıyı Arzu teyzesi açmıştı "Savaş, hoşgeldin oğlum"
Savaş gülümsemiş "hoşbuldum Arzu teyze, Alev nerde?"
Arzu gülmüş "içeride, bir kerede bizi sor be oğlum" ufak bir sitem yapmıştı Arzu teyzesi .
Savaş göz kırpıştırarak ona bakmış "sizi niye sorim ki, karşımdasınız işte"
Arzu hafifçe gülümsemişti Savaş içeriye geçmiş Arzu kapıyı kapatmış ve içeriye koşar adım giden Savaş'a bakmıştı.
"kızıl kafa"
Alev balkondan koşarak salona gelmişti, her gün bu anı bekliyordu her ikisi de, kavuşmayı, Alev koşmuş ve Savaş’ın boynuna sarılmıştı.
"hadi oyun oynayalım"
Savaş kızın kolundan hafifçe tutmuş "bir dur be kızım"
Arkasında sakladığı çiçekleri göstermişti "sana topladım" o gözlerindeki ışıltıyı gördü yüzündeki masum gülümsemeyi o heyecanlanınca yanaklarının kızarışını uzun uzun bakmak istedi Savaş bu kız gördüğü en güzel şeylerden biriydi...
Elinde tuttuğu çiçeklere baktı bı de karşışındaki kızıl saçlarıya ona bakan kızıl kafasına... Sanki çiçeklerde ona bakıyordu ...
beyaz papatyalar, sarı çiçekler...
Alev çiçeği almış ve burnuna götürmüştü "bunlar benim mi?" Bi de sesi eklenmişti...
burnuna götürmüş ve koklamıştı tekrar tekrar tekrar
Savaş gülmüş "tabiki senin, senden başka kimin olacak"
Alev bir kez daha boynuna sarılmıştı Savaş’ın.
Savaş derince saçlarındaki kokuyu içine çekmişti, saçları bir bahar esintisi gibi ferah, tuzlu bir deniz gibi yakıcıydı.
Alev gülümsemiş "ben sensiz çok sıkıldım"
Savaş hemen ela gözlerine bakmıştı o da onsuz çok sıkılıyordu "seninle biraz gezelim mi?".Demişti Savaş
Alev sadece başını sallamıştı,elindeki çiçeklere meşguldü.
İkisi beraber el ele tutuşup mutfağa geçtiler, Arzu yemek hazırlıyordu.
"Arzu teyze" dedi Savaş, Arzu dönüp kapının oradaki iki çocuğa baktı, hafifçe gülümsedi
Savaş "ben Alev ile dışarıda gezebilir miyim?"
Arzu kapının oradaki çocukların yanına eğilmiş, Savaş’ın saçını okşamış "gezin ama akşam olmadan gelin"
Savaş gülümsemiş, Arzu Alev’in saçlarını okşamış
"Savaş’ın elini bırakma sakın tamam mı?"
Alev tatlı tatlı başını sallamıştı.
Kapı çalmış ve Savaş koşarak kapıyı açmıştı gelen ablasıydı
"Arzu teyze" diyerek bağırıyordu evin içinde
Arzu koşarak dışarıya çıkmıştı, Peri elindeki fotoğraf kamerası ile duruyordu kapıda
"bak sonunda aldım, makineyi"
Arzu gülmüş "aferim sana"
Peri otuz iki diş sırıtıyordu, kendi çalışarak almıştı bu fotoğraf makinesini fotoğraf çekmeyi çok seviyordu o yüzden almıştı.
Göksu odasından çıkmış "noluyor"
Peri makineyi kaldırmış "aldık kızım"
Göksu koşarak gelmiş ve sarılmışlardı "sonunda"
Aslında Yusuf amca çok söylemişti ben alırım diye, ama Peri abla ısrar etmişti "benim makinem olsun istiyorum baba, benim emeğim" demişti.
Yusuf amca da kararına saygı duymuştu.
Sarı saçlarını savurarak bize doğru gelmiş,
"hadi geçin çekim sizi"
merdivenden Bilge teyze gelmiş
"ben tam bir deli doğurmuşum"
kızının yanağına sulu bir öpücük kondurup gelmişti yanımıza.
Savaş ve ben yan yanaydık.
Annem ve Bilge teyze arkamızda yan yana duruyordu.
Aplam annemin yanına geçmiş Peri abla makineyi kapıp oradaki ayaklığa sabitlemiş ve Bilge teyzenin yanına geçmişti.
Biz ikimiz önde el ele tutuşmuştuk ve kocaman gülümsemiştik.
Sonra ilk önce annem ve Bilge teyze çekilmişlerdi yana yana,
Bilge teyzenin sarı saçları, beyaz teni ve mavi gözleri vardı,
annem simsiyah dalgalı saçları, simsiyah gözleri ve hafif dolgun dudakları vardı.
Savaş ve Alev geçmişti, Alev’in elinde az önce Savaş’ın verdiği çiçekler vardı,
Savaş ondan uzundu Alev otuz iki diş sırıtarken ona bakıyordu, elindeki çiçeği sıkı sıkı tutuyordu.
Savaş kameraya bakıyor, Alev Savaş’a…
Kapının oradan askerden gelmiş babaları belirdi, ikiside karşılarında duran aileye baktı içten içe sevindiler,Yusuf elini Yavuz’un omzuna koymuş
"devrem inşallah böyle düğün fotoğrafları da olur"
Yavuz ters bir bakış attı "oğlunu kızımdan uzak tut, devrem"
Yusuf gülmüş, karşıyı göstererek
"benim oğlum Uzak durur durmasına da, senin kızın pek mümkün değil gibi"
Alev savaşının boynuna sarılarak yine otuz iki diş sırıtıyordu kameraya
Yavuz karşıdaki kızına baktı, kafasını sağ tarafa eğerek yanlarına gitti ve ortaların girdi, kızının ellerinden tuttu Savaş'ın ona bakışlarını görünce gülümsedi onun da ellerini tuttu. “çek bakalım Peri kızım” dedi, Peri çekti babasına dönerek makineyi eline aldı babasına sarıldı “aldım babacığım, kızın başardı” Yusuf gülmüş “eee kimin kızı”
Yusuf devreminin yanına gitti, Yavuz Alev’i kucağına aldı, Yusuf Savaş’ı, eşleri geldi yanlarına ikisi de eşlerinin saçlarına öpücük kondurdu, bir fotoğrafta böyle oldu, Peri makineyi tekrar sabitleyip hep beraber çekildiler bu seferde.
Çekildikleri bir aileydi, kalabalık da değildi ama aileydiler çünkü küçük, mutlu bir hayatları vardı. Hakkari onların memleketleri olmuştu artık…
Eşleri mutluydu onlar da mutluydu, çocukları mutluydu onlar da mutluydu, ikisinin kucağındaki Alev ve Savaş her fotoğrafta el ele çıkmışlardı.
Yavuz ve Yusuf ilk önce eşleri ve sonra tek çekildiler, ikisinin de üzerinde asker üniformaları vardı, Yavuz elini Yusuf’un boynuna attı güreş yapıyormuş gibi çekildiler.
Yusuf fotoğraf çekilirken “verdin mi kızı, devrem” Yavuz sinirlendi Yusuf’un boynunu daha çok çekti “vermem kız benim” Yusuf güldü “senin kızın benim kızım sayılır, ver sende kurtul bende” Yavuz ya sabır çekti “git başka kız bul”
“senin kızından daha iyisi mi olur, devrem” iyice başları birbirine değdi “can dostum, kan dostum” Yavuz yumuşadı gülümsedi, eşleri geldi yanlarına ellerini eşlerinin beline koydular ve kameraya gülümsediler.
Kimse bilmiyordu geride kalan bir kare fotoğraf olacağını, kimse bilmiyordu bu anlara gitmek isteyecekler ama ne yapsalar gidemeyeceklerdi.
Bir fotoğraf ile özlem gidereceklerdi, biliyorlardı gülen gözler bir fotoğrafta kalacaktı…
Yavuz Akalay bir fotoğrafda kalacaktı ama acısı hiçbir kareye sığmayacaktı.
🐞🐞🐞
İnci ile evindeydik, evine yerleşmişti bugün Pınar çay getirmiş ve balkonunda içiyorduk. İyi bir kıza benziyordu, sıcaktı, sevimliydi, neyse oydu, Pınar doğrulmuş “komutanım” ona bakmış “Pınar, Alev benim adım, Alev” Pınar gülmüş “pardon, akşam düğüne gidecek misiniz”
İnci bana dönmüş “ne düğünü?” Pınar gülmüş elini kaldırarak iki kıvırtmış “aşiret düğünü” İnci ağzını kapatmış “ve benim bundan haberim yok, öyle mi Alev” ona dönmüş ve kaşlarını kaldırmıştı “ben gitmiyorum, ama tim gidecekti” Pınar saçlarını geriye atmış “sizde gelin hem sizi de çağırmış”
İnci elini bana uzatmış “Alev git, beni de götür, ne olacak ki” ben geriye yaslanmış “ben gitmiyorum, sen Pınar ile git” Pınar bana dönmüş “Alev lütfen, ne yapacaksın evde tek başına”
İkisi de yüzlerini avuç içine almış ve gözleriyle bana bakıyordu. İnci sarı saçlarını kulağının arkasına sıkıştırmış, gözlerini iyice yaklaştırmışlardı.
Ben yüzümü dağa çevirmiştim bunları yutacak değildim yani bir süre kısa bir süre, İnci ayağa kalkmış ve el ayak yaparak Pınar’ı kaldırmıştı. Pınar sağ tarafına İnci sol tarafıma gelmiş “Alev hadi, zaten bir daha olmaz” Pınar yaklaşmış “kom.” demiş ve durmuştu bana bakmış "Alev beni orada tek bırakmayın, hadi gidelim zaten çabuk kalkarız”
İkisi de ayak ucuma eğilecekken ikisinin de kolundan tutmuş “çok kalmayız” demiştim ilk önce birbirilerine bakmışlar sonra ikisi de bağırarak ayaklarını yere vura vura sarılmışlardı bunlar hangi ara bu kadar samimi olmuşlardı.
İnci gözlerini kocaman açmış “çok büyük sorunumuz var” Pınar ona dönmüş “en büyük sorunumuzu hallettik bence” diyerek beni göstermişti. İnci gülmüş “yoo yo o kadar büyük değil” onlara bakmış İnci eğilip yanaklarımı sıkmıştı, ve ellerini iki yana açmış “ne giyeceğiz” işte bu doğruydu yani tişört ve pantolon ile gidemezdik hele asker üniformam ile hiç gidemezdim.
İnci “hadi kaldırın poponuzu da, hazırlanalım” koşarak yatak odasına geçmiş, Pınar koşarak hemen yan evine geçmişti, ben yatak odasına geçmiştim İnci dolabından elbiselerini çıkartıyordu.
“ne giyilir ki, bilemedim” telefonunu almış “bugünkü rengim, mavi” bana bakıyordu “senin burcun ne?” kaşlarını çatmış “bilmiyorum” İnci ağzını kapatarak “inanmıyorum bir girip bakmadın mı?”
“3 ekim, terazi burcusun” telefonuna bakmış “rengin siyah, tüh benim şansa kırmızı çıksaydı bari” gülümsemiş kapıdan içeri Pınar girmişti. Ellerinde elbiseler “evet kızlar şov başlasın” İnci yataktan atlamış ve elbiseleri karıştırmaya başlamıştı.
İnci elindeki elbiseyi kendi üzerine tutarak aynaya bakıyordu, beğenmeyip geriye fırlatmıştı, Pınar elindeki elbiseyi üzerine tutmuş “nasıl sizce?” açık pudra bir renkti uzun yerlere değen ucu vardı, elbisenin tüllerinden yukarıya doğru giden taşlar İnci yüzünü ekşiltmiş “olmadı bence” ben elime siyah bir elbise almıştım balık bir elbiseydi sade, düz bir elbise tam benlikti bence bu olmalıydı.
İnci eline bir daha elbise almış “bu sefer buldum” kapalı bir maviydi diz kapağının hemen altında bitiyordu, göğsünün üzerinden boynuna dolanan bir bağ ile duruyordu elbise. Pınar açık yeşil bir elbise almış ve “ben de buldum” elbise yine uzun yerlere değiyordu, ince bir askı ile omzunda arkasına bağlanıyordu, hafif parlak bir saten olduğu için çok taşlı tuşlu değildi.
Elimdeki siyah elbiseyi tutmuş “bende” İnci bakmış gülmüş ve yerden bir siyah elbise daha kaldırmıştı
"merak etme, ben senin için buldum" uzun yine balık bir elbiseydi, V yakası ve ince bir ip ile omzumdan bağlanıyordu elbise, satendi, parladıkça parlıyordu sol tarafında bir yırtmacı vardı, ben elimdekini kaldırmış "bence bu" İnci elimdekini çekip almış, ve kendi elindekini kucağıma tutuşturarak "bu" demişti ...
Yok artıkdı tabiki benim dediğim olacaktı...
🐞🐞🐞
Savaş takım elbisesini giymiş elindeki sigarası ile karşıya bakıyordu, siyah bir takımdı üzerindeki zaten başka renk pek giymezdi. Poyraz ve Ali kapıdan çıkmışlardı, Poyraz lacivert bir takım giymiş, Ali siyah pantolon ve beyaz gömlek ile Savaş'a doğru geliyorlardı.
Poyraz gülmüş "komutanım yine çok farklısınız" Savaş Poyraz'ın omzuna vurmuş "sana ne demeli, bildiğin tek farklı renk lacivert" Poyraz düzeltmiş "seviyorum" kapıdan timdeki geriye kalanlar hızlı adımlarla çıkmışlardı. En son aralarında en zarif çiçekleri, Öykü çıkmıştı üzerinde koyu bir yeşil vardı, saçlarını dalgalı ve açık bırakmıştı.
Fatih durmuş öylece bakmıştı bakmıştı bakmıştı"gözlerim böyle güzel manzara görmemişti" Öykü hiç durmadan doğru arabaya geçmiş Fatih koşarak ondan önce gelip kapısını açmıştı "buyur kumralım" Öykü yüzüne bile bakmamıştı geçmiş ve tek hamlede binmişti arabaya, hepsi tek bir arabaya geçeceklerdi.
Ve doğru Alev'in yanına geçmiş ve evin önüne gelip beklemeye başlamışlardı. Savaş arabadan indi az kalsın yukarıya çıkacakken kapıdan bir kadın çıktı. Kızıl saçları dalgalı dalgalı dalgalandı, ela gözleri keskinleştikçe keskinleşti üzerindeki siyah elbise ile, zarifçe yaklaştıkça yaklaştı.
Üzerindeki elbise ne kadar sade bir elbise olsada Alev parladıkça parladı,kızıl saçlarına baktı Savaş sonra ela gözlerine o ela gözlerde hem yangın vardı hem de sığınak ama ben hangisine ihtiyacım olduğunu bile bilmiyordum hem ne farkederdi ki ikiside onun gözlerindeydi.
Onun gözleri ise benim gözlerimde...
Savaş kalbinin atışını dinledi kalbi böyle en son yine onun yanındayken atıyordu, yine onu görünce, kokusunu duyunca, ona yaklaşınca Alev başını eğdi tekrar kaldırdı tekrar Savaş'a baktı gözlerine, keşke böyle bakmasaydı, dayanamazdı.
Sarılmak istiyordu ama yirmi dört yıl,dokuz ay,on üç gün sonra ona bu kadar yakın olmak bile yetiyordu , yetiniyordu.
Savaş öylece durdu, bişey yapamadı, Kuzey nişanlısının elini tuttu "kaderimin en değerli parçası" Pınar gülmüş yeşil elbisesini tutarak hafifçe eğilmişti, Kuzey elinden tutu yavaşça kolundan geçirerek yürümeye başlattı, ayağa takıldı düşer gibi oldu ama hala Pınar’a bakıyordu.
"iyi misin?" Kuzey güldü "senin yanındayım" Pınar hafifçe tebessüm etmiş başını eğmiş tekrar bakmıştı, mavi gözleri ile Kuzey eridikçe eridi. Yutkundu "Adanadan daha sıcak bakışların" Pınar elini yüzüne koymuş Kuzey gözlerini kapatıp başını rahatça koymuştu. Elleri o kadar yumuşaktı ki"aşık olduğum adam" demişti Pına. Kuzey açtı gözlerini baktıkça baktı karşısındaki güzel kadına kalbi çatlayacaktı içindeki sevgi pınarları yüzünden…
Savaşda Alev'e yaklaştı yavaşca elini uzattı, Alev tutu yanı başına geldiğinde saçlarını elleri ile arkaya attı Alev, Savaş derince nefes aldı kalbinde çiçekler açtı, kelebekler uçuştu, deniz sahilindeymiş gibi gözlerini kapattı burda kalmak istiyordu. Geriye kalan ne kadar ömrü varsa burda kalmalıydı o zaman değerli olurdu, o zaman yaşamış hissederdi kendini…
Bu kokuyu özlemişti,bu kokuyla doldurmak istedi içini alabildiğince aldı kokuyu.
Elinin üzerindeki eli daha sıkı tuttu, sanki bir daha elinden kaybolup gidecekmiş gibi, hiç gitmesin diye daha sıkı tuttu, Alev gülümsedi, Savaşın elindeki elini umursamadan yavaşça çekti ve koluna girdi, Savaş gözünü açtı ona dönüp baştan aşağı süzdü, sesi titremesin diye kontrolü bir şekilde "Siyah, idalı"
Sonbahar rüzgarı Alev’in kızıl saçlarını savurdu kokusu dağıldı etrafa Alev gülümseyerek Savaşı baştan aşağı süzmüştü"senin gibi" Savaş Alev’in önüne gelen saçlarını eliyle itmek istedi ama yapmadı, önüne gelen saçlarını yavaşça eliyle itti Alev. Savaş sonbahar rüzgarına teşekkür etti çünkü saçı dağıldıkça onun kokusunu getiriyordu.
Kerem siyah gömleği, sarışın saçları ile İnciye elini uzatmış "mavi kesinlikle sizin renginiz, doktor hanım" İnci gülümsemiş ve elini yavaşça kendisine uzanan elin içine bırakmıştı. Kerem yanındaki kadına bakmış, mavinin iki tonunun karışımına bakmıştı koyu mavi elbise ve, mavi gözler… Büyüleyiciydi…
"Teşekkür ederim komutan bey"
"Hiç gerek yok doktor hanım"
Poyraz arabadan düdük çalmış, arabadan inerek "düğün burda değil dimi?" gülmüş "gitsek iyi olur" Savaş elimden tutmuş arabanın sürücü koltuğunun yanına geçirmişti Poyraz gülümseyerek "yerimi size vermekten şeref duyarım, komutanım" demiş ve geri çekilmişti.
Arkaya geçmişti Poyraz ve Savaş sürücü koltuğuna geçerek düğün yerine gidiyorduk. "komutanım" demişti Kerem en ön koltukta otururken size daha önceden tanışıyor musunuz? kafamı geriye doğru çevirmiş ve ona bakmıştım , Savaş aynadan ona bakarken "senin dedikodu ağın mı söyledi"
Poyraz hemen yanında tekli koltukta "onun dedikodu ağı, daha büyük şeyler de söylemiş" Savaş'a dönmüş "dedikodu ağı derken" Fatih arkadan ayağa kalkmış "Ben anlatayım isterseniz, nerde ne varsa ilk önce Kerem duyar, kim ne yapmış, kim kiminle hepsi Keremden sorulur, bu konuda profesyoneldir kendisi "
Kerem yakasını düzeltmiş "estağfurullah, ama üzerime tanımam, kim ne saklıyorsa anlarım" dudaklarımı büzmüş Savaş aynadan bakarken "bizim hakkımızda ne duydun" Kuzey ortaya girmiş "komutanım yedi tane çocuğunuz varmış, yok artık"
Savaş bana bakmış ben gülerek "evet sekizincide karnımda"
"ne" demişti İnci,
"ben dedim" demişti Kerem
"yok artık" dedi Ali abi
"helal olsun" dedi Hakan
"hiç belli değil" demişti Pınar
"amcalık bana çok yakışacak" demişti Poyraz
"adı kumru olsun mu" demişti Fatih
bir tek Öykü sessiz kalmıştı, bir tek o....
Kuzey ağzı ayrılmış bana bakıyordu "doğru mu yani" Savaş kaşlarını çatmış "ne lan beğenemedin mi?" Kuzey öksürerek yerine oturmuş. Kerem bana bakarak "ama hiç yedi çocuk annesi gibi değilsiniz"
Savaş ve ben şaşkın yüzlere bakarak, gülmeye başlamıştık. "o dedikodu ağına çok güvenme" demiştim Kerem'e, Kerem gülmüş "ama tanıyorsunuz" ikimizde önümüze bakarken "sus Kerem" demiştik aynı anda, Kerem "oldu size iki" demişti. Çok kalmaz bir cezayı hakkederdi...
🐞🐞🐞
Düğün yerine geldiğimizde, Boran ağa ton ton yanakları ile bizi görür görmez gelmiş "komutanım, iyi ki geldiniz, hoşgeldiniz" bir kadın gelmiş "hoşgeldiniz"
Kırmızılar içinde, başında kocaman taç, ışıl ışıl parlayan bir kız geldi gelin olması muhtemeldi "hoşgelmişsiniz" demişti, gülümseme yoktu yüzünde silah sesleri geldi artıkça arttı.
Fatih yanımızdan geçerken öndeki Öykü'ye "kumralım" demişti. Yanımdan geçen kadın durmuş "bana mı dediniz" Fatih kendini geri çekmiş "yok bacım, benim kumralım var" bize dönerek "tövbe estağfurullah, kumralım üzerine kumral tanımam" Kerem gülmüş "sarışın falan tanırsınız yani komutanım" Fatih yakasını düzeltmiş "ben bu dünyada bir tane kadın tanırım, o da benim kumralım" demiş ve hızlı adımlar ile Öykü'nün yanına gitmişti "kumralımmm" demişti tekrar, Öykü hiç bişeyden habersiz yine kas katı hali ile durmuştu öylece...
En önde duran masaya oturduk, Uzun yaşlı bir amca geldi. ne amcası dedeydi, Dede "hoşgelmişsiniz" benim yanıma gelmiş elindeki bastonu ile omzuma dokunmuş "evlimisiniz" ona kaşlarımı çatmış "efendim" Savaş ellerimi tutmuş "evliyiz" demişti.
Dede bişey demeden gitti, ben ilk önce elimin üzerindeki Savaş'ın eline baktım, büyük kocaman bir eldi öyle ki tek eliyle benim iki elimi de içine almıştı. ellerini çekmemiş ve umursamazca karşıya bakıyordu, her tarafı didik didik inceledi olabilecek herşeyi düşündü.
Bende ellerinin içindeki ellerime baktım küçük bir çocuk oldum sanki kaybolurum diye korktum sıkı sıkıya tutunmak istedim ellerine tam o an Savaş'ın parmakları titredi bir anlığına durdu başını eğdi ellerinize baktı.
Bende ellerimi yavaşça çektim , başını yavaşça bana çevirdi "neden öyle söyledin?" bana eğilmiş "neden benim ile evli gözükmek istemez misin?" ona ters bir bakış attım "konumuz bu değil, neden?"
Tamamen bana dönmüş "konumuz ne?" gözlerime bakmıştı, ben başımı çevirmiş ve İnciye bakmıştım, Kerem ile konuşuyordu o da önüne dönmüş ve etrafa bakıyordu. Telefonum çalmış annem arıyordu, açmazsam şimdi herkesi havaya kaldırırdı hem buradan kaçmalıydım Savaş'dan uzaklaşmalıydım...
Ayağa kalkmış ve sakin bir yer bulmak için uzaklaşmıştım, evin arka tarafında ahır tarafında bi yerdi müzik sesi eskisine bakılırsa az geliyordu.
Telefonu açmış "alo anneciğim" annem gülerek, birden telefonu başka biri almıştı "sana müjdem var" bu ablamdı. "ne oldu"
Ablam ile annem kıkırdamışlar "aileye yeni bir üye geliyor" elimi alnıma almış, kafam kazan gibiydi ve ben onların dediklerinden hiç anlamıyordum "ne üyesi, nereye geliyor" ablam sesini incelterek "ben geliyorum teyze" demişti.
O zaman anlamıştım, geliyordu, aileye yeni bir üye geliyordu, bebek geliyordu, canımızdan can geliyordu. Aynı zamanda Ahırdan sesler gelmeye başladı. Ablam telefonda mutluluk çığlıkları atıyordu, içerden yardım çığlıkları geliyordu.
"abla ben seni aricam tamam mı? Çok mutlu oldum" ablam durmuş "noldu, nerdesin sen" telefonu uzaklaştırıp "İyiyim, komutan çağırdı ararım" demiş ve telefonu kapatmıştım.
Ahıra dönmüştüm gerçekten sesler geliyirdu koşarak girmiştim, çantam masada kalmıştı, içindeki silahımda, ama dövüş derslerim tamdı, üzerimde elbise olsa dahi. Ahıra girer girmez bir kadın yerdeydi, karşı karşıya iki adam, birinin elinde silah karşıdaki adama doğrultmuştu, tek şaşırdığım yerdeki kızdı, az önce gelin dediğim kızdı ama adamlar kimdi...
Silah tutan adam arkasını döndü ve beni gördü, yavaşça elimi kaldırdım "sakin ol" kaşlarını çatmıştı adam "sen kimsin?" ahırdan içeriye geçmiştim artık bunları burda bırakamazdım, olmazdı askerlik değildi mesele, insanlıktı...
"Alev, Yüzbaşı Alev" adam silahı benim üzerimden çekti, karşıdaki adama çevirdi "karışmayın yüzbaşı,sizlik bir mesele değil" adam o esnada az önceki yerdeki kızı almış ve arkasına saklamıştı. Silahı daha sıkı tutu adam "kız kardeşimi bana ver"
Adam arkadaki kızı kollarını açarak göğsünü gere gere korudu, korumaya çalıştı "ilk önce canımı al" adam silahı iyice kavradı, bende arkasından yavaş yavaş yaklaştım , dışardan "Alev" diyen ses geldi, Savaş'ın sesiydi ireledim, anlamıştım dışardan sesler kesilmişti öyle ki ne silah sesi vardı, ne halay sesi, silah tutan adam öyle dik bakıyordu ki, ya vuracaktı, ya da vurulacaktım...
Yavaşça arkasına geldim, kızı koruyan adam "o benim, başkasına yar etmem" silah tutan adamın koluna uzattım elini bir silah sesi geldi, adamın ve benim kolum havadaydı e tabiiki adamın elindeki silahta havaya doğruydu, adamı itmiş ve silahı havada yakalamıştım.
Kapıdan koşarak Savaş girdi "Alev" dedi kapının orda bir süre durdu sonra yanıma koşarak geldi üzerime baktı "iyi misin?" beni kendisine çekti göğsünü üzerine, kalbinin sesini kulağımda, kalbimde hissettim, burda kalma şansım var mıydı acaba, keşke olsaydı "iyi misin?" büyük elleri saçlarımı okşuyordu.
Geriye çekilmişti, kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim ama çabuk toparladım yüzümü ellerinin arasına almış "iyiyim de" gülümsemiş "iyiyim" etrafa bakınmıştım.
İki adam birbirine girmişti "kardeşimden uzak dur" diyordu adam bir yumruk atıyordu her beş saniyede bir, Savaş beni bırakmıştı ama bir eli ellerimi tutuyordu bırakmak istemiyor gibiydi"Hazar" demiş ve adamı tek eliyle tutarak kaldırmıştı, kardeşim diyen adam Hazar’dı demek.
İçeriye silahlarla bir sürü adam girdi, silahın namlu uçları bize doğruydu, başta Boran ağa ve yanlarında binlerce adam, ellerinde tüfekler… arkada bizim tim, bize bakıyorlardı. Savaş yavaşça yanıma gelmiş ve beni arkasına almıştı “sana birşeye karışma dedim”
"ben birşey yapmadım deme şansım var mı?" bana bakmış tekrar başını adamlara çevirmişti "sence, yirmi üç namlu ucu bize doğruyken, sence Alev" başımı eğmemiş çenemi daha yukarı kaldırmıştı. Boran ağa "komitan" demişti.
Savaş bir adım atmış elimi tutarak "kurşun senin oğlundan çıktı" Boran ağa oğluna baktı, sonra kızına sonra tekrar bize "ben bunu mu soruyorum sence" Savaş elimi sıkı sıkı tutmuştu başını dikleştirmiş, elmacık kemikleri belirginleşmişti. "benim birşeyden haberim yok"
Boran ağa bana bakmış, Savaş kendisine çekerek "onunda yok, biz buraya başka birşey için gelmiştik, silah sesi duyduk geldik" sağ gözü seğirmişti, Allahım sana şükürler olsun ki bu hareketin ne anlama geldiğini bir tek ben biliyordum…
Ben başımı dikleştiriyordum,yani götüm tutuşsa şu çenem inmiyordu aşağıya, yine de iyki hiç inmiyordu Boran ağa arkaya dönmüştü "düğün bitmiştir" diyerek bana dönmüş "sen kal yüzbaşı" denişti sesi daha netti daha keskin Savaş elimi bırakmamıştı aksine daha da kenetlenmişti "dediğim gibi, biz beraberdik" artık sesi daha güçlüydü, çenesinde bir sıkma görmüştüm .Boran ağa ilk önce ellerimize bakmıştı sonra bana, ben arkama baktığımda, az önce kızı koruyan adam kızın yine elini tutmuş dimdik duruyordu, tam karşısında duran Boran ağaya bakıyordu gözlerindeki kararlılıkla sevdiğinin arkasında duruyordu ,korkmuyordu.
Savaş elimden tutarak dışarıya doğru yürümeye çalıştı Boran ağa tek eliyle Sava' ın kolundan tutu timdekiler bir adım ileriye atıldılar silahlaın bir kısmı onlara döndü ama Savaş tek elini kaldırarak onları durdurdu"komutan" dedi Boran Ağa, tam gözlerinin içine bakıyordu Savaş ama elimi bırakmadı "sevdiğimi burda bırakacak değilim"denişti üzerine basa basa ellerindeki baskısı daha da arttı "Boran ağa, sende uzatma aile konusu ailenle çöz" demiş ve kolunu çekerek hızlıca dışarıya çıkmıştı.
Arabaya gelene kadar hiç birşey dememişti bu fırtına öncesi sesizlikti bende kendimi o fırtınaya hazırlamış ve susmayı tercih etmiştim, arabanın yanına geçince tuttuğu elimi bırakmamış ama döndürerek tam karşısına çevirmişti "ben seni uyarmadım mı Alev, karışma demedim mi?" saçlarımı geriye atmış "ne yapsaydım orda bırakıp geri mi dönseydim" diyerek elimi çekmiştim ellerinden bir adım yaklaşmış "hiç gitmeyebilirdin"
Yüzü fazla yakındı ,fazla...
"keyfimden gittim sanki" başını gökyüzüne çevirmiş "tamam gittin niye bulaşıyorsun, niye dert alıyorsun başına?" aramızda bir adımlık yer vardı "ses geldiğini duydum gittim baktım sadece" alkış çalmış "bravo ben olmasaydım, ne olacaktı"
"merak etme bir yolunu bulurdum" bana bakmış "korumaya çalışıyorum seni" başımı dikleştirip "beni koru diyen oldu mu sana,koruma istemiyoru" onu geçip gidiyordum kolumdan tutmuş "korurum" demişti baskın bir ses ile "buradasın çünkü, yanımdasın" kolumdaki elleri hafften çözülüdü "elimi uzatsam dokunabiliyorum çünkü"
"yirmi dört yıl,dokuz ay,on üç gündür koruyamadığım herşey için tekrar tekrar korurum" demişti tek nefeste gün gün saymıştı, her günde biraz daha kırılmış biraz daha ümidini yitirmişti nefes almadan konuşuyordu göğüs kafesi kalkıp kalkıp iniyordu, tüm tim arkasındaydı bize bakıyorlardı. Bir adım uzaklaştı "isteyerek ve istemeyerek umrumda bile değil" derince nefes almıştı "bunca zaman sonra burdasın, yanımdasın, ve bir daha bırakmaya hiç niyetim yok"
Bir adım daha uzaklaşmıştım time dönmüştü "geri dönüyoruz, binin" bana dönmüştü "hadi" başımı kaldırmış "ben başka arabayla gelirim" Savaş bana dönmüş "Alev ben bırakmam diyorum sen başka araba diyorsun" tim hızla binmişti arabaya ama arabanın penceresinde bize bakıyorlardı.
"bende başka arabayla gelebilirim diyorum" gelmiş tam karşıma dikilmişti "az önce kaç tane namlunun önündeydin, şimdi burda kalmaktan bahsediyorsun"
"burda kalmaktan bahsetmiyorum, senin arabana binmiyorum diyorum" demiş ve yürüyerek gidiyordum, nereye kadar gidebilirsem oraya kadardı, başımı indirmek yoktu ama dedikleri canımı yakmadı değildi. Nefesimi kesmişti ama dik durmalıydık …
Kolumdan tutmuş kendisine çekmişti "gelmiyorsun öyle mi?" başımı kaldırıp saçlarımı savurmuştum "gelmiyorum" tam tekrar gidecekken kolumada ki eli yüzünden tekrar durmak zorunda kalmıştım. "o zaman benden günah gitti" demiş ve birden beni patates çuvalı gibi sırtına atmıştı.
Hem yürüyor hemde söyleniyordu "binmiyormuş, aaa götüm binme, sen binme, ben bindirmesini bilirim" bağırıyordu yolun ortasında, gerçekten dağ ayısıydı, antiloptu, antilop, ayaklarımı sallamıştım "Savaş indir beni" ayaklarımı daha sıkı tutmuş "hiç binmiyorsun bak" sesi sinirliydi, netti, o kadar ki sesine şuan hayran olmak istemezdim. Eline vuruyordum yavaş yavaş canı acımasın diye "Savaş bu bir emirdir beni hemen indir"
Gülmüş "emir sikimde bile değil" beline vurmuş "düzgün konuş" elleri bacaklarımı daha sıkı kavramış, resmen beni tek eliyle tutarak götürüyordu "peki emrim umrumda bile değil, oldu mu? seni burda bırakmam" durmuş derince nefes almıştı "bunca yıl sonra yine bırakmam" ben yavaş yavaş beline vuruyordum hala "Savaş"
"sus Alev, ya da susma saatlerce konuş , dinlerim tekrar tekrar" arabaya getirmiş ön koltuğa oturturarak "Rahat dur olur mu?" Demiş ve emniyet kemerimi takıp hızlıca geçmiş ve şoför koltuğuna oturmuştu ve anahtarı takmıştı. Ben kapıyı açmaya çalışıyordum ama kilitliydi "Alev rahat dur, yoksa kucağıma almak zorunda kalırım"demişti gözüme baka baka, tüm herşeyi yine unutmuştuk, sadece biz varmışız gibiydi, sadece o ve ben.
"gerçekten dağ ayısısın" hiç buralı olmamış arabayı sürmeye devam etmişti, arkadan ilk defa hiç ses çıkmıyordu, tüm tim öylece oturmuş bizi dinliyorlardı.
En son Kerem en önden bize doğru eğilmiş "komutanlarım" ikimizde ses çıkmamıştı, Kerem biraz daha yaklaşmış "siz oraya ne için gitmiştiniz, ahıra yani" ikimizde aynı anda "sus Kerem" demiştik. Kerem yutkunarak geri çekilmişti.
İnsan sevdiğine mi benzerdi, yoksa zaten sana benzeyen senin sevdiğin mi olurdu.
Bir insana güvenmekte vardı, deli gibi sinir olmakta ikisi aynı anda yürürmüydü… Olabilirdi…
Kırılmıştık, üzülmüştük… ama yine de başladığımız yere geri dönmüştük. Yine tavşan ve kızıl kafaydık. Yine çocuk, yine saf, yine birbirimizin ilk hâliydik. Biz… yeniden biz olmuştuk.
🐞🐞🐞
