18. bölüm / 31
Uğur Böceği🐞 18.bölüm
Bölümler 31Şu an: 🐞 18.bölüm
- 1 🐞1.bölüm1.961 kelime
- 2 🐞 2.bölüm1.996 kelime
- 3 🐞 3.bölüm2.188 kelime
- 4 🐞4.bölüm2.782 kelime
- 5 🐞 5.bölüm3.341 kelime
- 6 🐞 6.bölüm3.897 kelime
- 7 🐞 7.bölüm3.910 kelime
- 8 🐞 8.bölüm4.589 kelime
- 9 🐞 9.bölüm3.413 kelime
- 10 🐞 10.bölüm3.980 kelime
- 11 🐞 11.bölüm3.144 kelime
- 12 🐞 12.bölüm3.603 kelime
- 13 🐞 13.bölüm4.191 kelime
- 14 🐞 14.bölüm4.011 kelime
- 15 🐞 15.bölüm4.356 kelime
- 16 🐞 16.bölüm3.996 kelime
- 17 🐞 17.bölüm3.263 kelime
- 18 🐞 18.bölüm3.280 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 🐞 19.bölüm3.235 kelime
- 20 🐞 20.bölüm3.524 kelime
- 21 🐞 21.bölüm3.595 kelime
- 22 🐞 22.bölüm2.971 kelime
- 23 🐞 23.bölüm3.380 kelime
- 24 🐞 24.bölüm3.057 kelime
- 25 🐞 25.bölüm2.651 kelime
- 26 🐞 26.bölüm1.993 kelime
- 27 🐞 27.bölüm2.368 kelime
- 28 🐞 28.bölüm2.269 kelime
- 29 🐞 29.bölüm3.244 kelime
- 30 🐞 30.bölüm3.481 kelime
- 31 🐞 31.bölüm3.674 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu hikayede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür...
Keyifli okumalar dilerim...
Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum...
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Çünkü ayrılık da sevdâya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte
Herşey onunla ilgili
Attila İlhan
Resim çizilir, kalemin çizdiği ilk şey aile olurdu, anne baba çizilir onların tam ortasına da çocuklar çizilirdi. Mutlu aile tablosu dediğimiz buydu, anne, baba, kardeşlerin ve sen...
Bizim aile tablomuz biraz genişti, ama olsundu böylesi daha güzeldi. Eğer ilerde benim de çocuğum olursa kalabalık ailede büyümesini isterdim, benim ailem gibi.
Taşkıran ve Akalay ailesi gibi...
Bütündü, parçalanmayandı, acıları, mutlulukları, her daim beraber, sırt sırtaydılar...
Her şey parçalanırdı, önemli olan o parçalardan bile bir bütün çıkartabilmekti. Biz yapabilecekmiydik bilmiyordum, umarım yapardık. Onlardan ayrı kalmak ve öyle büyümek istemezdim. Galiba tek kalmaktan korkuyordum...
Ve galiba tek korktuğum şey buydu onlarsız bir gelecek, onsuz Savaşsız bir hayat...
Korku...
Alev'in dişleri çıkmaya başlamıştı, dün de çıkmış ve düşmüştü, Savaş koşa koşa Arzu teyzesinin yanına getirmiş Arzu da Göksu ya nasıl anlattıysa, Alev'e de kendi masallarını anlatıyordu.
"Arzu teyze" diye gür bir ses duymuştu Arzu, hızlıca mutfaktan çıkmış ve salonda karanlıkta oturan iki tane çocuğa bakmıştı. "neler oluyor, bişeyin mi var Savaş" endişelenmişti Savaş demek onun tek erkek evladı demekti onu o büyütmüştü Bilgeden kaçar ona sığınırdı ,Alevde Bilgeye,Savaş elindeki dişi yukarı kaldırmış ama Arzu görmemişti "Arzu teyze, diş perisi gelicek bugün" Arzu gidip ışığı yakmış ve onlara tekrar dönmüştü.
"senin dişin mi o? Acıyor mu?" Alev arkadan çıkmış "hayır anne benim dişim" Arzu üzerindeki mutfak önlüğünü çıkartmış ve çocukların yanına gelmişti. Televizyon komidisinin üzerinden bir adet peçete almış ve Savaş'ın elindeki dişi alıp koltuga oturmuştu.
"iyki dişin çıktı, masal dinleyeceğiz" Alev ağzını tutuyordu. "ama acıyor" Savaş ona dönmüş ve kaşlarını çatmıştı onun canı yandığında sanki kendi canı da yanıyordu, nasıl bir kızdı bu böyle, ela gözlere baktı dolu doluydu artık.
Yavşca yanağına dokundu "çok mu acıyor" Alev hızlı hızlı başını salladı.
"öpim mi?"
"geçer mi?"
"belki geçer"
"tamam o zaman"
Savaş yavaşca Alev'e yaklaştı ve sağ yanağına bir öpücük kondurdu. "ne yapıyorsun lan" diyen kaba erkek sesi ile geriye çekildi Savaş, bu Yavuz'du. İzin günleriydi Yusuf ve Bilge çarşıya gitmişlerdi.
"dişi çıktı Yavuz amca" Yavuz yanlarına geldi ve eşinin elindeki dişe baktı, Alev'in yanına diz çöküp "çok acıyor mu? Benim kızım, prensesim" Alev babasının boynuna sarılmış kafasını iki tarafa sallamıştı, Savaş şaşkın bakışları ile ona bakıyordu. Arzu dişi kızına göstermiş "korkma bu hepimizin başına geldi"
Alev direk Savaş'a bakmıştı "onun da mı?" Savaş gülümsemiş, ve Yavuz amcasına bakmıştı, onun dişini o çıkartmıştı. Yavuz ona eğilmiş ve saçını okşamıştı. "onun dişi daha büyüktü"
Savaş gülmüş "evet ama bana daha çok hediye verdiler" Alev kocaman gülümseyip babasına bakmıştı. "hediye mi? Ne alacaksın bana" Yavuz gülmüş "ben değil, diş perisi getirecek" Alev dudağını büzmüştü "ben diş perisini tanımıyorum"
Arzu dişi peçeteye sarmış "şimdi bunu yastığının altına koyucaz, ve sen uyuyunca diş perisi dişini alıp yerine hediye koyacak tamam mı?" Alev dişe bakmıştı "ya gelmezse"
"gelecek" demişti Savaş "bana oyuncak araba getirmişti" Alev babasının kucağından inip onun yanına gitti, "ağzını aç" demiş ve Savaş şaşkın bakışlar ile kalakalmıştı. "agzını aç dişlerine bakıcam" Savaş gülmüş ama açmıştı ağzını.
Alev iyice ağzına bakmışı öndeki dişleri gibi değildi, onlar güzeldi. "Ben korkarım ama" Yavuz dişi almış ve odaya doğru gidiyordu. "gelin bakalım" Savaş ilk önce kalkmış ve Alev'e elini uzatmıştı Alev sıkı sıkı tutmuş ve oturduğu yerden kalkmıştı. Savaş elini bırakmamıştı geri el ele gitmişlerdi Yavuz'un peşinden.
Arzu oturduğu yerden onlara bakıyordu. Derince gülümsemişti en sonunda o da dayanamayıp onların peşinden gitti, mutfakta bulaşık yıkayan kızlara baktı, arkadan sezen aksu açmışlardı. Bilge ve kendisini gördü, bu kadar büyüdük mü biz diye kendi kendine sormadan edemedi.
Daha fazla orada duramayıp çocuk odasının yolunu tutdu. Yavuz Alev'in yatağının yanına diz çökmüş ve dişi yastığın altına koymuştu. "bugün burda kalacak yarında bakıcaz, tamam mı" Alev yastığa bakmıştı.
"heyecandan uyur mu Alev" demişti Savaş, ağzını kapatıp gülüyordu Alev, doğruydu heyecandan uyuyamazdı. Alev yatağına geçip uzandı "hemen uyumam lazım" Yavuz yatağın kenarından kalkıp kızının üzerini örtmüş ve alnına öpücük kondurmuştu, kapının kenarında duran eşinin yanına geçmiş ve onlara bakıyordu.
Savaş yatağının baş ucunda öylece duruyordu. Belki birazdan masal okurdu, belki Alev için yeni bir masal yazardı. Bilmiyordu ama uykusu yoktu, kapıya döndü Yavuz amcası ve Arzu teyzesi çoktan gitmişlerdi.
Yanında yatan kıza baktı, Alev önüne gelen saçlarını geriye itiyor ama tekrar düşüyordu. Savaş'ın dudakları iki yana kıvrıldı, eğer saçları canlı olsaydı onlara bile dövüşürdü. Ona rahatsızlık veren herşeyi yok ederdi,yok etmek istiyordu. Neyse ki o buradaydı, işaret parmağı ile saçlarını yukarıda tutdu, önüne gelmelerini engelledi.
Alev yeşile karışmış ela gözleri ile ona baktı "bende kesicektim" Savaş gülümseyip saçlarını biraz daha alnına yakın yerde tutup "hiç kesme olur mu? Saçların böyle çok güzeller" sadece başını sallamıştı Alev, biliyordu keserdi....
Kesmişti de...
Alev gözlerini kapatdı, elinin birini yastığın altına koydu, Savaş hala saçlarını tutuyordu, o uyuyunca bırakacaktı. "sence diş perisi bana ne bırakacak" gözleri kapalı kıza baktı, "bilmem ne isterdin" Alev tekrar açtı gözlerini, "bilmem, ama güzel bişey olsun"
"küçük mü? Büyük mü olsun" Alev tekrar gözlerini kapatmıştı "ne farkeder, hediye hediyedir" Savaş gülümsemişti, gerçekten de en ufak bir hediyede mutlu olabilen bir yapısı vardı, onu düşünerek alınılmış olması yetiyordu.
Savaş başını ranzanın demirine koydu, soğuktu demir ama olsundu, hareket ederse Alev uyuyamazdı, gözlerini kapattı, Alev çoktan uyumuştu. Kapı yavaşca açıldı içeriye Yavuz amcası geldi. Savaş gülümseyerek baktı ona, Yavuz ranzanın baş ucuna geldi. "uyudu mu?" Savaş başını evet anlamında sallamıştı.
Acaba hediye neydi, Savaş başını yukarı kaldırmış ama kafasını vurmuştu, Yavuz o an dönmüş başını tutup kendisine çekmişti "deli oğlan" demiş ve başını okşamıştı, Savaş ona gülümseyerek bakıyordu "ışıl ışıl bakma bana" Savaş daha çok gülümsedi "hediye ne Yavuz amca" Yavuz elindeki paketi çıkardı.
İçinden iki tane asker çıkardı birisi erkek birisi kızdı. Kızın arkasında tuttuğu bir silahı vardı. Savaş oyuncaklara baktı, kendisini ve Alev'i hayal etti. Bir gün yan yana ikisi de asker üniforması ile. Alev kızıl saçlarını boyun dibinden topuz yapmış ve yeşile karışmış ela gözleri ile ona bakıyor. Daha çok gülümsedi Savaş... Hayaldi....
Hayal olarak kalmadı...
Yavuz yavaşca kızının başını kaldırdı. Savaş dişi alıp yerine asker oyuncaklarını koydu. Yavuz bir nevi ikisine de hediye almıştı. Erkek oyuncak onun, kız oyuncak Alev'indi. Savaş 'da biliyordu bunu gülümseme ile baktı Yavuz amcasına.
Yavuz yanındaki çocuğa baktı kızını başını tekrar yastığa koyup geriye gitti, dimdik durup Savaş'a baktı "işbirliği mi yaptın sen benimle" Savaş sadece başını sallamıştı. O da ranzadan inip Yavuz amcasının karşısına dikildi, şimdilik göbeğine kadar gelebiliyordu. Ama büyüyünce çok çalışacak ve onun kadar olacaktı belki ondan bile büyük.
Yavuz elini uzattı, Savaş sımsıkı tutdu "çok sıkma elimi bozuşuruz Savaş bey" Savaş hafifce geri bıraktı ellerini "bende bir gün senin gibi olur muyum?" Yavuz kasıldı omuzlarını geriye attdı "olacaksın tabi, benim gibi olamazsın ama sende güçlü olacaksın"
"çokmu güçlü olucam"
"çok"
"nerden biliyorsun"
"amcan benim"
Savaş gülümsemişti, Yavuz onu kucağına almış "ne o hoşuna gitmedi gibi" Savaş Yavuz amcasının yüzüne baktı, kemikliydi, çukura düşmüş ela gözleri vardı, düz bir kaşları, uzun kirpikleri "Yavuz amca" Yavuz kucağındaki oğlana döndü. "Alev asker olursa bizde sizin gibi olur muyuz" Yavuz durdu, tekrar kucağındaki çocuğa baktı, yatan kızına döndü "eğer kızım asker olursa korkma o seni korur" Savaş arkadaki Alev'e baktı. "korur dimi?"
Yavuz başını salladı ve Alev'in kapısını yavaşca kapattı. "peki ben onu korurmuyum" Yavuz kaşlarını çatıp ona baktı "korursun tabi, korumazmısın?" Savaş omzunu yukarı kaldırıp indirmişti "korurum, hep korurum"
Yavuz başını salladı biliyordu korurdu. Hep korurdu...
Güven ayrıydı, güvenmek ayrı. Savaş'a güveniyordu ve biliyordu pişman olamicak kadar iyiydi Savaş, elinde büyümüştü. Bebekliğini, ilk okula gidişini görmüştü. Alevin ilk okula gidişini görememişti, belki de hiç göremeyecekti...
Güven ayrıydı, en kuvvetli bağdı... Savaş'a güveniyordu... Belki de en çok ona güveniyordu...
🐞🐞🐞
Bir duygu vardı insanın içinde, kemirgen gibi kemiren içte içe tüketen. Kimdi Öykü? içindeki neydi? Ne zaman biterdi? İçi sökülünce mi? Sökülmüştü zaten... Onun içi buz dağı olmuştu. Neydi sebebi? Kimdi?
O buz dağına kim bile bile çarpardı. Deli olmak lazımdı, hayatdan bıkmış ölümü istemiş olması lazımdı. O sevilecek bir kadın değildi. O kenarda durmaya yüz tutmuş sapına eğilmiş bir çiçekti sadece, belkide otdu. Kurumuş, ha öldü, ha ölecek bir ot. Kim severdi ki onu, kimse sevmeseydi.
Sevilecek bir kadın değildi...
Arabanın içine baktı, önünde Savaş komutanının Alev komutanının saçlarını sevişine, Kuzey'in Pınarın elini sıkı sıkı tutuşuna. İnciye döndü bakışları kenarda öylece dışarıya bakıyordu. Değişik bir kadındı ama çok güzeldi sarı saçları güneş gibiydi. Birde gülerken bile gözlerinde hüzün vardı tıpkı Alev komutanım ki gibi, Alev komutanı ona iyi gelmişti diyebilir di. O bilmiyordu ama ortama değişik bir hava katıyordu, o kara bulutları bir bir dağıtıyordu, bakışları vardı bize farklı Savaş komutana ayrı... Sevmişti özdü, netdi Öykü sevmişti onu ama belli etmemesi daha iyiydi. Birde insanların gözlerinden anlıyordu o yüzden onun ile çok göz teması kurmayacaktı... Gözünde ki hüznü kimse anlamalıydı.
Kucağındaki minik kıza döndü, kimsenin değil onun kucağına gelmişti. Kimseyi değil onu seçmişti. Gül kucağında uyumuş Öykü hafifce saçlarını okşamıştı. Çok az annelik görmüştü, gördüğünden daha fazlasını yapabilirdi. Ama çok imkansızdı, anne olamayacak kadar uzak bir yerdeydi.
Önüne döndü tam karşıya baktı bir eli kızın saçlarındaydı. Diğer eli hafifce önüne gelen saçlarına dokundu. Kucağında ki küçük kızdan bir inilti çıktı bunu sadece kendisi duydu.
"Anne" derince nefes aldı Öykü, kimse farketmedi. Gül kıpırdanmaya başladı yavaşca Öykü'nün elini tutdu. Öykü çekmek istemedi ama tutmadı da. Gül tekrar söyledi ama bunu herkes duydu.
"Anne" dedi. Öykü'nün ellerini tutup anne dedi. Hiç anne olamayacak kadına anne demişti. Öykü elini çekti ama bırakmadı işaret parmağını tutuyordu. İçinde bir fırtına çıktı, heryeri dağıtmaya başladı. Kimse çıt çıkarmadı, Öykü başını kaldırıp karşıya baktı.
Arkadan bir ses geldi "kumralım" Öykü gülümsedi ama çabuk bozdu gülüşünü. "kumralım iyi misin?" galiba bu adam hissediyordu. Neden böyleydi bu adam, deliydi galiba, ama onu da bir tek deliler severdi. Kerem aynadan ona baktı "iyi misiniz? En rahat arka kaç kişi var orda" Poyraz komutanım tam arkasından kulağına üflemiş "çabuk sür şu arabayı, çatladım burda"
arkadan tekrar ses gelmişti "komutanım, kumralım nerde" Poyraz komutanım kafasını pencereden çıkartmış "attık kumralını, rahatladın mı" Fatih daha çok vurmaya başlamıştı "komutanım beni de attın o zaman" Poyraz komutanım içeriye dönmüş "yemin ederim gerizekalı"
"demeyin öyle, seviyor sadece" diyen Pınar'a döndü Poyraz komutanımın bakışları, bana dönmüş sonra tekrar önüne dönmüştü. Herşeye verecek cevabı olurdu ama bu aşk, sevda konusunda ağzını pıçak açmazdı. Bana böyle konularla gelmeyin derdi. Başına gelirse ne yapıcaktı merak ederdim ama bu konu da da ona hak verirdim. Çoğu zaman haklıydı kendine has yöntemleri ve başına buyruk hareketleri vardı.
Kerem Savaş komutanıma dönmüştü "komutanım" Savaş komutanım üzerine alınmamıştı, ikiside aynı pencereden dışarıya bakıyorlardı. Kerem onlara dönmüş "Savaş komutanım" Savaş komutanım boş bir ifadeyle ona dönmüştü. Kerem cevap vermicegini düşünerek konuya giriş yapmıştı. "neden sizin ile birlikte Poyraz komutanım geliyor"
Poyraz komutanım bu defa da ona çevirmişti bakışlarını "neden sen mi gitmek isterdin" Savaş arkaya dönmüş "Poyraz sen gelme, bak burda Kerem var biz onunla gidelim" Poyraz komutanım sırıtımış "olur gizli görev değil, dedikodulu görev istiyorsanız olur tabi" Kerem ağzını açmış hem araba sürüyor hemde onlara laf yetiştirmeye çalışıyordu.
"ben ne zaman, hangi görevimin dedikodusunu yaptım komutanım" Kuzey hemen Poyraz komutanımın yanından boynunu çıkartmış "bir ay önce bir göreve gitmiştik de, sen döndükten sonra kırk gün anlatmıştın o görev olabilir mi?" Kerem gülümsemiş "ama nasıl anlatmayayım ki,bir hafta arabada bu bagajdaki adamla kalmıştık" Kerem tek elini kaldırmış "düşünün komutanım ben ve Fatih bir hafta aynı arabada, aman aman düşmanımın başına versin"
Fatih arkadan tekrar vurmuş, Kerem aynadan arkaya bakmış "canım arabam, seni ne hallere düşürdüler" Savaş komutanım yanından ona bakmış, "senin yüzünden bir araba alacağım kendime" Kerem ona dönmüş "ne bekliyorsunuz komutanım, arabam hurda oldu"
"aaa ama ben gelin arabamın, senin araban olmasını istiyorum" Kerem aynadan Pınara bakmış "yengem benim, Kuzey komutanım size evlilik teklifi yapana kadar ben on araba degiştiririm" Pınar yandan Kuzey'e bakmıştı "doğru Kerem, o zamana kadar bende emekli olurum zaten, yaşlanırım" Kuzey ellerinde ki Pınarın ellerini dudaklarına götürmüş "senin yaşlanarak güzelleştiginin en yakın şahidi olmak için yapıcam zaten o evlilik teklifini" ben kucağımda ki Gül'e sıkı sıkı sarılmış ellerimi görmüştüm, yaşlanmak demişti ya, insan tek başına yaşalanabilir miydi?
Pınar ona dönmüş ve ellerini yanaklarına koymuştu "yaşlanınca huysuz olabilirim" Kuzey yüzündeki elleri bir kere daha öpmüş "ben seni her halinle sevmek için sevdim" Poyraz komutanım pencereyi açmış "aşklı oksijen midemi bulandırdı, bu ne vıcıklık sizin yanınızda üç komutan var" Alev komutanım geriye dönmüş "hiç utanmada kalmamış" Savaş komutanım önüne gelen saçlarını geriye itmişti. Ama ateşe dokunmuş gibi hızlıca geri çekti ellerini, Alev komutanımın o yeşile karışmış ela gözleri öyle bir değdi ki gözlerine kopamadı Savaş komutanım...
Kahverengi gözler ela oldu, ela gözler kahverengi... Kahverengi gözlerde bir orman filizlendi...
Kuzey önüne dönmüş "affedersiniz komutanım" ama ellerini bırakmamıştı, usulca tekrar öpmüştü, Alev ciddi bir şekilde tekrar geriye dönmüş "görmediğimi mi sanıyorsun" sonra da kocaman bir tebessüm etmişti. Hem ciddi bir o kadarda cilveliydi. Bir tebesümüyle adamın aklını alır, bir kaşlarını çatmasıyla adamı yerin dibine sokardı...
Öyle ya da böyle tatlıydı, ona döndü ela gözleri, yavaşca tek gözünü kırptı, sempatiklik seziyordu Öykü, kimseye duymadığı sıcaklığı seziyordu. Kadın kadına düşmandı o öyle bilirdi, ama o, Alev ona bir bakışıyla sıcaklığı tatdırmıştı.
Gülümseyerek önüne dönmüştü. Kerem bir apartmanın önünde durduğunda, geldiğimizi gösteriyordu. Arabanın kapıları açılmış ve herkes aşağı inmişti. Kucağımdaki Gül'ü yerine yatırmıştım, arabadan indiğimde Fatih hala bagajdaydı, "Fatih nerde?" Kerem hızlıca arka kapıyı açmıştı "gerçekten mi? Bayılmış bu galiba" o tarafa geçmiştim, bagajda öylece yatıyordu, "Fatih" demiş ve koluna dürtmüştüm. Uyanmamıştı tekrar koluna dürtmüş "Fatih" demiştim. Bu sefer gülümsemişti "kumralım" ya sabır çekerek tekrar koluna dürtmüştüm"Fatih uyan"
"uyanmasam, çok güzel bir rüya bu" Kerem ona eğilmiş "kim kim var komutanım" Fatih gülümsemiş "herkes var, çok güzel" Poyraz da Kerem'in yanına geçmiş "ne yapıyoruz orda, Allah korusun" Fatih elini kaldırmış "neler neler, Kuzey lan" Kuzey yanındaki Pınar'ın ellerini bırakmış o da kulağının dibine gelmişti "ne o orda da mı ben varım"
"kumralım nerde, gelinliği giymiştir umarım" ben bir adım öne gitmiş ve yanağına iki tane vurmuştum, ama o uyanmamıştı. "kesin giymemiştir ama olsun, o her haliyle çok güzel ve kumral" Savaş komutanım baş ucuna gelmişti. "Fatih uyan çabuk" Fatih bu seferde "ooo Savaş komutanım, yakıyorsunuz yine" Savaş Alev komutanıma dönmüş "herzaman ki gibi" diyerek tekrar Fatih'e dönmüş ve yanağına okkalı bir tokat yapıştırmıştı.
Fatih yerinden sıçramış "ne oluyor bu yerde" etrafına bakmış "aaa geldik mi?" diyerek arabadan inmişti. Bagajı kapatmış ve ön tarafa gelmişti. İnci ve Pınar yan yana gelmişler "görüşürüz o zaman" ben İnci'ye dönmüştüm. İnci bana bakıp gülümsemişti, ikiside korkuyorlardı hala ama yapacak çok bişey yoktu.
Kuzey Pınarın yanına geçmiş ve yüzünden öpmüştü tam yara izinden, İnci Yavşca boğazına dokunmuş sonra hemen geri çekmişti. Alev komutanım çantasını almış "beni yarın burdan alsanız olur mu?" demişti Savaş komutanıma, komutanım başını sallamış, bana dönmüştü arabadaki Gül'e bakmış "Öykü Gül ile sende gel, hem o dağlı yollarda kız uyanır" bana dönmüştü, beni düşünmüştü, Gül bahaneydi. Gel diyordu, gel benimle, bizimle kal...
Ben tam hayır diyecekken elini kaldırmış "itiraz istemiyorum" sadece başımı sallamıştım, Savaş komutanım ellerini kaldırmış "evet beyler arabaya geçebiliriz" biz sırtımızı dönerken Alev komutanım geriye dönmüştü, Savaş komutanımda binmemişti arabaya, göz konuşur derlerdi ya onların gözleri konuşuyordu.
🐞🐞🐞
Arkada bırakılmak...
Canını yakan o değildi, geçmiş değildi, o artık geçmişti. Onun canını yakan o kıza, o başının tatlı belasına aşık olmasını kabullenme aşamasıydı. Kabuleniyordu. Savaş Alev'e aşık oluyurdu... Güzeldi onu sevmek... Ateşle oynamak gibiydi ama olsundu, yanmayı göze almıştı... Yanardı ama yakamazdı canı yanardı ama canını yakmaya kıyamazdı...
Poyraz pencereyi açmış "uzun sürmesin" oraya dönmeden "ne" Poyraz pencereyi tamamen açıp kafasını çıkartmıştı "bakışma diyorum, uzun sürmesin yolumuz uzun" arkamı döner dönmez Keremi görmüştüm pencereyi açıp onlara bakıyordu sırıtarak, bişey söyleyeceği her halinden belliydi. "ne o Kerem"
"biz aşk adamıyız komutanım, aşk varsa elimizden geleni yaparız" ellerimi pencerenin kenarına koymuş "bende ceza adamıyım Kerem, ceza verilecekse elimden geleni yaparım" Kerem arkasını dönmüş "siz artık ceza vermeyi düşünemeyecek kadar meşgul bir adamsınız komutanım" arkadaki Alev komutanını göstermişti Kerem. Alev kızıl saçları ile öylece kapının orda duruyordu.
Savaş dikleşmişti ilk defa Kerem haklıydı, ve Savaş buna sevinmişti, sikerdi cezayı da hayatı da... O kadın oradaydı onun için, o duruyordu, Savaş gidemezdi elini kaldırarak bir iki adım atmıştı. Gitmek istemiyordu onu bırakmak, beş saniye bile ayrılmak istemiyordu, dünyanın hiç bir yerinde onu yanındaki mutluluğu tatmıyordu. Savaş artık yaşıyordu,her anlamda yaşıyordu."bişey mi oldu" Alev gülmüş o da ellerini kaldırarak bir iki adım atmıştı aralarında bir yolda kalmamıştı artık "gitmenizi bekliyorum" demişti Alev, belliydi o da gitmek istemiyordu Savaş iki adım daha atmıştı Poyraz'ın "pencereyi kapat kapat uzun sürecek gibi" Kerem durmuş "aşk için ölmeli" diyerek susmuşlardı. Savaş Alev'in karşısına geldi "seni arkamda bırakmak istemedim" Alev ela gözleri ile altan alta ona bakıyordu "arkada bırakmak mı mesele, hadi gidin askerlerimi üşütme"
"ben üşümeliyim o zaman"
"sende benim aslerimsin"
"şeref duyuyorum"
İçindeki his artık taşıyordu tutmak istiyordu tutamıyordu, ona dokunmak istiyordu kırmaktan korkuyordu, kalbi nerde atıyordu bilmiyordu ama atıyordu çokda hızlıydı...
Gülümsemişti Alev "benimle flörtleşmeyi kesmelisin" Savaş bir iki adım öne gelmişti. "yapamıyorsam" ela gözlere baktı, ne denilirdi ki...
Kızıl saçlarına baktı ışıkta pasparlaktı, gülümseyişine baktı uzun zamandır böyle güzel manzara görmemişti. Durdu, dursaydı burda saatlerce baksaydı ona içindeki özlem gidermiydi.
Gögüs kafesini delip geçen bir his vardı, O geçer miydi?
"evet komutanım cevap" önüne gelen saçını arkaya iteledi Alev "cevabı yok" kafamı sallamıştım "yok evet, sevginin nedeni yok, vazgeçişi de yok" bu zaman o zaman mıydı? Dudaklarım susmuyor, aklım durmuyor, kalbim ritmini bozmuyordu. Kalbimin ritmi oydu, onun her kelimesiydi. Herşey rayındaydı bir o kadar da rayından çıkmış gibiydi.
"beni sevdiğinide nerde çıkardın" başımı eğmiştim, "çocukken de seviyordum seni şimdi de seviyorum Alev" Alev iki adım geriye gitmişti gözlerim ayaklarında kalmıştı.
"çocuktuk"
"seviyordum"
"nerden biliyorsun"
"büyüdüm öğrendim"
"yaşadın mı?"
"neyi?"
"sevmeyi" ne ben ona karşı bir adım atıyordum ne de o geriye bir adım atıyordu. Öylece gözlerimizin içine bakıyorduk, içimdeki korku onu kaybetme korkusu büyüdükçe büyüdü.
"ben kimsenin en sevdiği rengi, uğurlu sayısını, en sevdiği yemeği merak etmedim ki, bir seni bildim birde sen aklıma gelince aklımın başımdan gidişini"
Bir adım atmıştım ona geriye gitmemişti. "aklım gitti yerine seni koydum, kalbim gitti seni koydum" bir adım daha gitmiştim, o geriye gitmiyordu "Bi kere sarılsam, geçer mi? Geçmez"
"ne zamandır beri sarılmak için izin alır olduk" kollarını açmış ve ayak uçlarına çıkarken kollarını boynuma dolamıştı. "izin almadan sarılacak duruma henüz gelmedik" ellerim yavaşca belini sarmaladı, burnumu saçlarına gömdüm, aynı kokuydu işte nasıl dayansaydı kalbim, ruhum. Aynı koku aynı boy farkı, aynı duygular aynı. O geldi geleli ilk sarılışımızdı, ilk bu kadar yakın oluşumuz. O geleli ne kadar olmuştu aklım neredeydi, ruhum, kalbim neredeydi. İçimde sadece kaynayan bişey vardı, ona dokununca taşan tüm vücudumu sarıp sarmalayan.
"hangi durummuş o" boynuma saçlarımın dibine parmakları değdi, özlem geçmiyordu sarılmakla, o bırakmıyordu ben belindeki ellerimi bırakmıyordum. "o duruma gelirsek hatırlatıcam bu sözünü" boynumdaki elleri hafif hafif kıprdanmaya başladı. Yutkundugunu hissettim, gözleri dolmuş olmalıydı, benim gögüs kafesim yerinde çatlayacak gibiydi, kalbim sıkışmıştı ama şimdi ölsem, şuan burda yığılıp kalsam aklım ona daha çok sarılmakta kalacaktı.
" eminsin yani o durumu gelicez"
"en az senin kadar Yüzbaşım"
Böyle olursa ayrılmazdım, ayrılmak da istemiyordum. Burnunu boyun girintime soktu derince nefes aldı. Geriye çekildi usulca saçları hala yüzümdeydi, elleri hafifce boynundam yüzüme değip sonra yere düştü. Ellerim ondan uzaklaştı ikimizin elleride artık birbirine değmiyordu.
Ama ruh onu istiyordu.
Gözlerime baktı... Sustu...
Bir adım geriye gitti, sırtını dönmedi tekrar bir adım attdı. Bir adım daha atıp en sonunda merdivenin oraya geldi, geri dönseydi,bi kere daha sarılsaydım. Kokusu hala burnumdaydı, üzerime sinmişti belki de inşallah sinmişti.
Gitmeseydi, sarılsaydım...
Aşk mıydı? Sevda mıydı? Bilmiyordum ama şuan anlamıştım ben onsuz, Savaş Alevsiz artık beş dakika bile yaşayamazdı. Şuan anlamıştım o benim herşeyim olmuştu bile... Sevgi böyle miydi? Onsuz sen sen olamamak...
Özlem böyle miydi? Onu görsen bile o hissi geçirememek.
🐞🐞🐞
Sarılmak herşeyi geçirir mi? Kimseyi merak etmeyen ama Alev için her günü günlüğe yazan bir savaş Taşkıran bırakıyorum buraya... Alev sen iyi kızsında inşallah kocan da adam çıkacak...
18.Bölümünde sonuna geldik... İleriki bölümlerde artık neler olacak neler... Savaş bey fazla romantik ve duygusalsınız...
Öykü'm diyorum başka bişey demiyorum...
Bölüm etkileşimi
