10. bölüm / 31
Uğur Böceği🐞 10.bölüm
Bölümler 31Şu an: 🐞 10.bölüm
- 1 🐞1.bölüm1.961 kelime
- 2 🐞 2.bölüm1.996 kelime
- 3 🐞 3.bölüm2.188 kelime
- 4 🐞4.bölüm2.782 kelime
- 5 🐞 5.bölüm3.341 kelime
- 6 🐞 6.bölüm3.897 kelime
- 7 🐞 7.bölüm3.910 kelime
- 8 🐞 8.bölüm4.589 kelime
- 9 🐞 9.bölüm3.413 kelime
- 10 🐞 10.bölüm3.980 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 🐞 11.bölüm3.144 kelime
- 12 🐞 12.bölüm3.603 kelime
- 13 🐞 13.bölüm4.191 kelime
- 14 🐞 14.bölüm4.011 kelime
- 15 🐞 15.bölüm4.356 kelime
- 16 🐞 16.bölüm3.996 kelime
- 17 🐞 17.bölüm3.263 kelime
- 18 🐞 18.bölüm3.280 kelime
- 19 🐞 19.bölüm3.235 kelime
- 20 🐞 20.bölüm3.524 kelime
- 21 🐞 21.bölüm3.595 kelime
- 22 🐞 22.bölüm2.971 kelime
- 23 🐞 23.bölüm3.380 kelime
- 24 🐞 24.bölüm3.057 kelime
- 25 🐞 25.bölüm2.651 kelime
- 26 🐞 26.bölüm1.993 kelime
- 27 🐞 27.bölüm2.368 kelime
- 28 🐞 28.bölüm2.269 kelime
- 29 🐞 29.bölüm3.244 kelime
- 30 🐞 30.bölüm3.481 kelime
- 31 🐞 31.bölüm3.674 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu hikayede olay ve durumlar tamamen hayal ürünüdür.
Keyifli okumalar dilerim...
"Haykıracaksın ama isyan etmeyeceksin.
Ağlayacaksın ama belli etmeyeceksin.
Onsuz kalacaksın belki;
Ama asla vazgeçmeyeceksin."
~Can Yücel~
Keyifli yollarda yürümek isterdim, keyifle yaşamak, keyifle gülmek, keyifle oyun oynamak isterdim, bir çocuk gibi, yağmur da ıslanmak, çamurda oynamak isterdim, bir çocuk gibi...
Savaş'ı bekliyordum kapılarının önüne aşağı inip oyun oynayacaktık, az önce yağmur yağmış sokağı temizlemişti, sonbahar yağmuru artık ağaçların dallarını düşürüyordu.
"Tavşan" dedim kapıdan ama hala odasındaydı, kapıdan kafasını gösterip "geliyorum" demişti, şimdi dişlerini fırçalayacak, birazdan üzeri kirlenmeyecekmiş gibi yeni bir pantolon ve tişört ve hırka giyecekti. Saçlarını sağ tarafa doğru tarayacaktı, bir de kadınlar geç kalıyordu lafların göre, burda bekleyen bendim.
Kapıdan çıkmış bana gülümseyerek bakıyordu, tam tahmin ettiğim gibi olmuştu her şey ama tek bir fark vardı, kucağında boyama kalemleri vardı, kucağından bir tane almış "bunlar ne" ayakkabısını girmeye çalışmış "boyama kalemleri"
"salak, onu biliyorum" yüzünü ekşitmiş "ne soruyorsun o zaman" kucağına tekrar atmış "ne yapıcaz akıllım bunları" tek eliyle saçlarımı geri atmış "aşağıyı boyicaz,hani hep diyorsun ya, bu defter çabuk bitiyor diye" boya kalemlerinin bir kaçını elime vermiş "hiç bitmeyen defter gibi" ağzım açılmıştı, çok heyecanlandım "hiç bitmeyen defter mi?" kıkır kıkır gülerek aşağı inmeye başlamıştım. "kızıl kafam, bekle" beklememiştim, küçücük boyum ile merdivenleri hızla inmiştim, o biraz büyük olduğu için ikişer ikişer inmiş ve hemen yetişmişti bana.
Aşağı indiğimde yerler ıslaktı, karşıda bir su dolu oyuk gördüm kalemleri yere bırakıp karşıya geçecekken bir kol tuttu çekti ve önümde bir araba geçti, "ne yapıyorsun, dur yerinde" kollarımı bağlamış karşıyı göstermiştim "oraya gitmek istiyorum" karşıya bakmış ve yüzünü ekşitmişti başına geleceği biliyor gibiydi.
Bana dönmüş üsten üsten bakıyordu, gözlerimi kırpıştırmış ve elini başına atarak "bana öyle bakma" daha çok yaklaşmış başımı gökyüzüne çevirip geri indirerek "ah şu bakışlar" diyerek ellerimi sıkı sıkı tutmuştu. Kalemleri benim bıraktığım yere bırakmış ve karşıya geçmek için ilk önce soluna sonra sağına sonra tekrar soluna bakacakken "hadi" diyerek kolumu sallamıştım. Bana dönmüş "trafik kuralı kızım bunlar uymamız lazım".
"tamam yok bişey, hadi geçelim" hızlıca tekrar bakmış sonra karşıya geçmiştik, "kurallara uymamız lazım" ona cevap vermeden ben göle yaklaşmıştım ilk önce kendime bakmıştım, yüzüm suyun üzerinde dalgalanıyordu sanki, otuz iki diş sırıtmış hemen yanımdaki tavşana bakarak daha çok gülmüştüm, sonra kocaman zıplayarak tam gölün içine girmiştim, ayakkabılarım, pantolonum hep çamur olmuştu ama aldırmamıştım.
Çocuktum, en güzel zamanlarımdı.
Tavşan iki adım geriye gitmesine rağmen onunda pantolonu çamur olmuştu "yavaş, yavaş" ona bakmış ve. daha yükseğe zıplayarak tekrar girmiştim suyun içine, o kaşlarını çatmış bende ona bakarak otuz iki diş sırıtıyordum.
"Hadi sen de gel" geriye çekilmiş başını iki tarafa sallamıştı "beni kimse o çamura girdiremez" ben otuz iki diş sırıtıyordum, elimi yavaşca kaldırmış ve ona bakmıştım, sesimi hem kısık hem de hafif ağlamaklı çıkartarak "hadi tavşan" demiştim.
Bana doğru dönmüş gözlerime bakmayarak "olmaz dedim"elimi indirmeden " neden çok güzel oluyor"kafasını iki tarafa sallıyordu "Gözlerime bak, nolur…” dedim.
Bana hafifçe baktı ama hemen ardından gözlerini kaçırdı.
“Olmaz,” diye mırıldandı, “gözlerine dayanamıyorum.”
Hafifçe kıkırdadım.
“Niye?”
Bir an durdu, sonra gülümsedi.
“Çok güzeller.”
“Yeşil yeşil, değil mi?”
“Evet…” dedi fısıltıyla, “yeşil yeşil"
Nefes alıp verdi " orman gibi,sonsuz bir yeşillik"
Başımı eğip onunla göz temesı kurmaya çalıştım o da benimle hiç savaşmadı gözlerini gözlerime odakladı onun gözleri de simsiyahtı sanki o ormanın üzerini örten gece karanlığı gibi, gözlerime dayanamayarak yavaş yavaş su dolu gölün yanına yaklaştı.
"bu yaşta dolandırıcı olmuşsun sen" elini tutmuş yanıma çekmiştim "dolandırıcı ne demek" bana bakmış ve zıpladıkça az önce giydiği her şey çamur olmuştu "birilerini kandırmak, yani olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermek" gülmüştüm, elini tutmuş onu da zıplatmaya çalışıyordum.
"dolandırıcı olmam ben, yalan değil ki yeşil gözlerim" ellerimi sıkı sıkı tutmaya başlamış ve yavaş yavaş zıplamaya başlamıştı, "olma yakışmaz zaten ve evet gördüğüm en güzel ve büyüleyici yeşil gözler" en yükseğe zıplayıp zıplayıp iniyorduk, kahkaha seslerimiz yukarı gitmiş olacak ki annelerimiz balkondan bize bakıyorlardı. İkisinde yüzünde hüzün değil, saf bir mutluluk vardı öyle ki gözlerindeki ışıltı buraya kadar geliyordu.
Savaş durmuş üzerime bakmıştı, sonra bana dönmüş "hadi boyama yapalım" önüme yüzüne sıçrayan çamurları elim ile silmiş yine karşıya geçmek için ellerini tutmuştu, ellerimde çamur vardı ama o yinede sıkı sıkı tuttu, kuru çatı altına geçmiş ve yere rengarenk yapmak için renkler seçiyordum, elime bir tane almış "pembe" tavşan elimdekini almış başka kalem vermişti "bu pembe, o kırmızı".
Elimdeki kalemi alıp yere eğilmiştim, Savaş eline kırmızı rengi almış ve yere bir şeyler çizmeye başlamıştı, bende elinde ki kalem ile birşeyler yapmaya başlamıştım "ne çiziyorsun" demişti bana bakarken, kolumu ona atıp "bakma süpriz" gözlerini açıp kapatmış "sürpriz" omzumu kaldırıp indirerek önüme dönmüştüm.
Kocaman bir aile çiziyordum, büyük bir ev, parlayan güneş ve arkasında kalan gökkuşağı yani ben öyle çizdiğimi sanıyordum. Savaş'a baktığımda kocaman bir şey çiziyordu bana bakmış ve kenara çekilerek "ne çizdin"demiştim.
Bana yaklaşmış ve resmime bakmıştı sonra kendisinin resmine dönerek " ben Uğur Böceği çizdim" yavaşça ayağa kalktım "neee, beni mi çizdin" tavşan gülmüştü iki dişi ile ama çok sevimliydi. Hızlıca resmine bakmak için yanına geçtim, kaşlarımı çatıp "maymun gibi olmuş"
Savaş tek kaşını kaldırmış. Yüzündeki gülümseme de silinmişti. "Öyle mi, asıl seninki maymun gibi olmuş" saçlarımı ellerim ile geriye atmış o yere eğilerek eline kocaman siyah kalem almış almış ve üzerini çizmeye başlamıştı, yavaşça kolundan tutup yanına oturdum "şaka yaptım"
İşaret parmaklarımı dudaklarının kenarlarına birer tane koymuş ve yukarı çekerek "gül diye yaptım" resmine bakıp sonra tekrar bana dönerek "güzel olmuş mu?" sadece başımı sallamıştım "beni mi çizdin" ellerim hala yanaklarındaydı o da ellerini yanaklarıma koyarak"evet senin kadar güzel, değil mi?" kaşlarımı çatmış "evet"
"çek lan ellerini" diyen babamın sesi ile ikimizde oraya bakıyorduk ama çekmemiştik ellerimizi. Yusuf amca arkadan gülüyor babam ön de bana doğru geliyordu "babam" yanımıza gelmiş ve tam ortamıza oturmuştu. Yusuf amca yaklaşmış "rahat bırakalım çocukları, devrem" babam ona bakmış "tabi senin işine geliyor"
"baba bak, tavşan beni çizmiş" yerdeki büyük kırmızı böceği gösteriyordum, kaşlarını çatmış kafasına eğip bakmış ama yok "ne bu" Savaş öne atlayarak "Uğur Böceği, Yavuz amca" Yavuz bir karşıdaki adama bir de yanındaki kıza bakmıştı. Uğur Böceği kızımıydı.
Hafifçe gülümsedi sonra hemen yanındaki karışık şeye baktı, bunu da kızımı çizmişti çok kötüydü ama kızının izlerini taşıyordu bundan daha güzel hiç bir şey yoktu."bu ne kızım anlat bakalım" Alev ayağa kalktı önde duran çizgileri gösterdi "bu bizim ailemiz, Yusuf amca, Bilge teyze, Peri abla, annem, sen, ablam ve Savaş ve ben" Savaş ve kendisi sanki el ele çizmişti.
Yavuz hemen başında dikilen adama baktı, "ailemiz dedi duydun mu?" Yavuz gülerek önüne döndü Yusuf Alev'in yanına giderek "beni bu kadar yakışıklı çizmen çok duygulandırdı kızım" Alev ağzını kapatarak gülmüş "zaten öylesiniz, babam ve sen Yusuf amca" Yusuf kaşlarını çatmış "baban araya koymasan şaşırırdım, baba delisi"
Savaş Yavuz amcasının yanındaydı, eline kırmızı rengi alarak Alev'in yaptığı resme yürüdü ortaya tam baş uçlarına, bir uğur böceği balonu çizdi balonu ipinide Alev'in eline götürdü. Gülümseyerek baktı birbirine Yusuf ve Yavuz gözlerindeki birbirine olan güven, sevgi, saygı gerçekten aile bağı gibiydi.
"hadi bakalım, aile yemeği" demişti pencereden gül sesli Arzu. Yavuz yavaşça ayağa kalkıp pencereye baktı gülümsedi gözlerini kırpıştırdı "aman Allahım Arzu hanım ışıltınız beni kör etti" Arzu gülmüş "eğer biraz daha geç kalırsanız gerçekten kör ediceğimi bilmenizi isterim, Yavuz bey".
Yavuz ayaklarını yere vurarak "yeter ki emredin sultanım" Yusuf çocukların ellerinden tutmuş "bunların şovu bitmez çocuklar, aç kalmak istemem hadi bakalım"
Alev babasına bakmış, gülerek önüne dönüp Yusuf amcasının elini tutmuştu Yusuf yanındaki çocuklara bakmış "ne yemek var, bilin bakalım" arkadan Yavuz hızlı adımlarla gelmiş "bence tavuk var" Yusuf ona ters bir bakış atıp "hadi yaa"
Her zaman ki gibi Yavuz doğruyu bilmişti çünkü az önce pencerede Arzu'ya sorarak içeriye geçmişti. Çünkü Yusuf'un bunu soracağını biliyordu. Onlar birbirini çok iyi tanıyorlardı, Alev ve Savaş gülerek "tavuk var" demişlerdi beraber yukarı kata çıkarak.
Keyifle yemeklerini yemişler, gülüp eğlenmişler, Yavuz ve Yusuf yine atışmış, Savaş ve Alev yine kavga etmişler, Peri ve Göksu yine o çok beğendikleri elbiseleri babalarına almaları için ikna etmeye çalışmışlardı.
Anneler birbirine bakarak gülümsemişler ve gurur duymuşlardı, lisedeyken böyle bir aileye sahip olmalarını hayal bile edemiyorlardı ama şimdi büyük ve çok güzel bir ailenin anneleri olmuşlardı.
Büyük umut hep o yağmurdan sonra gelmişti, hep umut tazeydi...
Umut güneş ışığıydı.
🐞🐞🐞
Revirde bekliyorduk uyanmalarını, İnci'nin baş ucundaydım , burda olmak çok zordu ama emindim ki orda İncinin yattığı yerde olmak daha zordu. Pınar hemen yan taraftaydı yüzündeki yarayı vücudunu temizlemişlerdi.
Kuzey göz kırpıştırarak bakıyordu sadece. Yapılacak bir şey yoktu ki başka, burda durup uyanmalarını beklemekten başka ne yapılırdı...
Tüm herkes buradaydı, Pınar'dan inleme sesi geldi, galiba yüzündeki yara acıyordu, İnci'den hala bir hareket yoktu, elleri parmakları dün sabaha karşı buraya koyduğumuz gibiydi. Pınar gözlerini açmış ilk önce tavana, sonra pencereden gelen ışığa ve gökyüzüne, sonra hemen baş ucunda ona bakan Kuzey'e baktı.
Gözleri doldu masmavi gözlerinden bir damla süzülüp yere düşecekken Kuzey tuttu naifce sildi.
Elleri yüzüne çıkacakken Kuzey bu defada havadaki elini tuttu, "dokunma" ağlamak istedi boğazındaki yumruya rağmen konuştu, hüngür hüngür ağlyabilirdi ama yapmadı, yapamadı, yapamadık bana döndü Pınar dolan gözler ile ilk önce bana sonra hareketsiz yatan İnci ye baktı"İnci, İnci iyi mi?" Kuzey o bakıyordu"merak etme, o da iyi olacak" diyerek sakinleştirmeye çalıştı ama olmadı, ayağa kalkmak istedi Kuzey tuttu.
Ona baktı sağ tarafındaki gözünü çok açamıyordu, ona baktı tutmak istedi ellerini ama başı dönünce tekrar yatağa geçip oturmak zorunda kaldı "o benim ölüm kardeşim,cesur yüreklim" demişti, mavi gözlerinden bir damla süzüldü bu defa yere düştü. Kuzey ellerini sıkıca tuttu, bir elini bana uzattı, ben Alev nasıldı kalbim, ruhum bilmiyorum ama insanın ruhundan tanırdım iyi mi kötü mü olduğunu.
Masumdu Pınar, saftı, tertemizdi, parlaktı öyle ki gözleri gerçekten Kuzeyin gökyüzüydü. O olmadığında Kuzeyin ela gözleri kapkara oluyordu ama onu görünce ışıl ışıl parlıyordu sanki, ellerini tutup kendime doğru gelmesini bekledim, gayet yürüyebiliyordu ama ne ben ne de Kuzey bırakmadık.
Bana döndü "doğruyu söyleyin,o hala bizimle demi" hayır hayır gözlerim dolmamalıydı,boğazımda ki düğüm bu kadar kötü olmamalıydı ,tutuyordum kendimi bu zamana kadar çok da iyi gelmiştim ama İnci uyanmadıkça herşey daha kötüye gidiyordu,mavi gözleri tüm timim gözleri ile kesişti en son bana döndü "o çok kan kaybetti ama güçlüdür, değil mi?"
Sadece başımı salladım.
"Seni bırakmaz demi"
Sadece başımı salladım.
" Hem ailesi onu yanlarına şimdi istemezler demi"
Sadece başımı salladım.
"O ölmez demi"
Durdum ela gözlerim mavi gözlerine odaklandı sesi git gide kısılıyordu " İnci gitmez demi,ölmez"Kerem İncinin yanında oturduğu yerden kalkıp Pınar'a yer verdi, Pınar ellerimizi bırakıp yanına oturdu. "İnci" dedi, sesi titredi, ne yapmışlardı, ne kadar acı çektirmişlerdi, biz ne kadar geç kalmıştık. Ellerini tuttu İncinin, İnci hiç bir şeye tepki vermemişti ama buna verdi avucunun içindeki eli sıkı sıkı tuttu "Pınar" dedi İnci o kadar kısık söylemişti ki çok zor duymuştuk.
"Alev gelicek" dedi yeniden, Pınar daha sıkı tuttu "Alev geldi, Ateş timi geldi, İnci uyan hadi kulturduk" İnci avucunun içindeki elleri bıraktı, "ailem beni çağırıyor, gitmem lazım" ikisinin elinin üzerine ellerimi koymuştum, yaralı ellerini sarıp sarmalamıştım "İnci gitmemen lazım, senin asıl ailen burda, bak ben burdayım"
Biz aileydik onunla, aile yemeklerimizin baş ucunda her zaman ona bir tabak vardı, ailenin kızı olmuştu, o benim ailem olmuştu, bende onun o yüzden gelmişti buralara kadar.
Dışardan sesler geldi, "benim kızım nerde komutan" Pınar oraya baktı, tanıdığı bir sesti "başına bir şey mi geldi, kızım nerde" diyordu bir erkek sesi, Kuzey doğrulup dışarıya baktı arkasından Savaş da çıktı.
İçeriye saçları bembeyaz ama uzun boylu, hafif kirli sakalları olan bir adam ve ondan kısa boylu, tesettürlü, toparlak yüzlü mavi gözlü bir kadın girdi. Pınar ayağa kalktı bir adım attı, babası kollarından tuttu yavaşça kendisine çekti, "baba" dedi Pınar sanki hep bu anı bekliyormuş gibi göz yaşlarını tutamadı.
Bazı kızlar için babalar salsılmaz bir güç gibiydi, güven duygusunun vücud bulmuş haliydi.
Babalar kızlar için hayatdı, nefesti düşünce hep bir eli tutabilmek ve tekrar başlayabilmekti.
Bazı kızlar için baba yaşamdı.
Annesi ellerini tuttu, ama bişey diyemedi, demek istedi ama yoktu "benim mavişim" dedi babası, bağrına bastı, emindim ki Pınar en güvenli yerdeydi babasının kucağında, kollarının arasında tüm kötüklerden uzak,sarıp sarmalandığı yerde.
Öykü girdi içeriye bu kavuşmayı beklemiyor gibiydi, yavaşça süzüldü içeriye, gözleri ışıl ışıl oldu muhtemelen dolmuştu, çenesini sıktı, elmacık kemikleri çıktı, kafasını pencereye çevirdi. Odadan çıkmak istedi ama yapamadı Ne düşündü kimse bilmedi, bir tek kapının orda Fatih baktıkça baktı kumralına, baktıkça buruldu kalbi ,baktıkça omuzları çöktü.
Bazı kızlar içinde baba demek gözyaşı demekti. Acı ,ölüm demekti.
Baba demek bazı kızlar için sadece hayal kırıklığıydı.
Sustu Öykü. Sustukça içine gömüldü gömüldükçe uzaklaştı,uzaklaştıkça Fatih yakınlaştı.
Savaş arkadan bana bakıyordu, göz göze geldik o da bende kaçırmadık bakışlarımızı, gözlerimizden birbirine giden bir bağ vardı sanki orda bütün duygular aktarılıyordu. İnci'den gelen ses ile hepimiz oraya döndük.
"Alev," Pınar gülümsemiş tekrar yanımıza gelmişti, ellerini sıkı sıkı tutmuştu " iyisin" dedi İnci
"iyiyim, sende iyisin" İnci boynuna sağa sola çevirmeye çalıştı"nasıl ölmedim ben" Kerem'e döndü bakışlarım, dimdik duruyordu hiç bir tepki yoktu, sadece gözlere süzüyordu İnci'yi. Duyguları karıştı.
Gözler tüm duyguların ya anahtarıdır ya da katili.
Hemşire geldi ikisinin de kontrol etti, babası ve annesi Pınar'ı alıp gitmek istediler doğal olarak, ama Pınar gitmedi, İnci'yi bırakmam dedi, biz onunla aynı evde yaşarız dediler.
Nefes almak için dışarıya çıktım, timdekiler Öykü ve Fatih küçük kızlaydılar, ben banka oturmuştum en sevdiğim burası olmuştu, karşısı dağa bakıyordu hem tüm askeriye gözüküyordu burdan.
Sessizdi, uzaktı tam benlikti bana göreydi.
🐞🐞🐞
Pınar oturduğu yerden Kuzey'e döndü uyandı uyanalı yüzüne bakmıyordu Kuzey, halbuki mavi gözlerine bakamdan konuşamazdı, ellerini tutuyor ama bakmıyordu gözlerine. Pınar yavaşça mırıldandı "yüzüm çok mu kötü, o yüzden mi bakmıyorsun yüzüme" ellerini çekti Pınar, "çok mu çirkin oldum" Kuzey ona döndü "o nasıl söz" boynunu büktü "senin çirkin olma gibi bir ihtimal yok ki".
Gülümsemiş ellerine tekrar Pınar'ın ellerini almıştı, "ben senin her haline vurgunum" Pınar yarasına rağmen gülümsemişti "neden bakmıyorsun o zaman, gözlerim gözlerini özledi" Kuzey elinin içindeki uzun ince parmakları öptü, yüzüne götürdü, yüzünü Pınar'ın parmaklarının arasına koydu.
Sıcacıktı elleri, yumuşacıktı gülümsedi yavaş yavaş okşamasını sağladı.
"koruyamadım seni, yetişemedim, geç kaldım" dedi titrek sesi ile kendisini suçluyordu, gözünden bir damla yaş süzülüp Pınar'ın ellerinin arasına gitti. Pınar doğruldu yerinden "sen bana hiç geç kalmadın, hep tam zamanında geldin" Kuzey başını iki tarafa salladı "acı çektin" Pınar Kuzey'in yüzünü tutup kendisine çevirdi, tam gözlerinin içine bu sefer Pınar baktı, gülümsedi yüzündeki yara acıdı ama gülümsedi.
"bu hayatda tek bir acı çekerim, gözlerim gözlerini görmezse, işte o zaman en büyük acıyı çekmiş olurum" Kuzey'in elleri saçlarına gitti "bu gözler hep seni görecek, nerde olursa olsun" mavi gözler, ela gözler ile karıştı, başları birleşti, o kadar yakından baktı ki Kuzey, Pınar derin bir nefes almak zorunda kaldı, "mavi gözler benim pusulam, neredeysen orası benim yolum,orası benim yuvam"
Pınar ellerini Kuzeyin yüzüne koydu usulca, zarifce ikiside birbirini kırmadan dökmenden sevmeyi biliyorlardı, "ve ben o yoldan asla vazgeçmem"
İkiside derince güldüler, Kuzey yarasına dokundu acıtmadan sevdi, sevgi yara açmak değildi sevgi tam olarak yaralarından sevebilmekti tam.olqark o yarayı sarabilmekti.
Kapı açıldı, Kerem gözleri kocaman açtı "Hooop aile var burda" İnci gözlerini açtı ve bir Kerem'e bir de yanındaki sevgi kumrularına baktı. Derince o da gülümsedi "ne oluyor ya" Kerem elindeki yemek tepsilerini kenara bıraktı "noldugu mu var, az daha gelmesem abooovvv"
Kuzey yüzündeki elleri tutup indirmiş "Kerem abartama" Kerem hemen İnci'nin yanına gelmiş "İnci hanım" İnci hanım olmuştu, İnci değil, İnci'n değil ,İnci hanım "bunlar var ya sizi uyutup"
İnci gülmüş elini kaldırarak "sussun lütfen ben bunu kaldırabilecegimi sanmıyorum" Pınar ve Kuzey gözlerini devirmişti aynı anda "hareketi gördünüz mü İnci hanım" İnci dudağını büzmüş "bu gözler bunu da gördü ya"
Kuzey ayağa kalkıp masanın üzerindeki yemek tepsisini aldı, sıcacık bir çorba vardı, Kerem eline kaşığı alıp güzelce sildi, kendisi olsa pek umrunda olmazdı, ama sildi kaşığı çorbanın içine daldırdı sonra çekip üfledi, kendisi olsa yine umrunda olmazdı ama üfledi işte.
"maşallah Kerem" Kuzey tek kaşını kaldırmış karşıdaki adama bakıyordu, Kerem elinde kaşık öylece kaldı "ne,Alev komutanımın emaneti" yalandı yoktu öyle bişey, Alev kimseye emanet etmezdi. Kuzey yemek tepsisini önüne aldı o da aynı şeyleri yaptı, Pınar yedi ve gülümsedi.
"zahmet etmeyin, ben yiyebilirim" demişti İnci, ama Kerem bu kadar yakınken, asla bırakmazdı kokusu böyle yakından geliyirken, sarı saçları bu kadar yakınken olmazdı "olur mu hiç, begenmediniz mi yemek yedirme şeklimi" İnci gülmüş kirpikleri birbirine değmişti. Kerem başını eğmişti vurulduğunu hissetti ama kurşun ile değil bir çift göz ile "bende öyle düşünmüştüm" dedi heyecan ile ve ağzına kaşığı tıktı, evet resmen tıktı.
Sevgi güçlü bir bağdı, siz ne kadar kaçsanızda sizi bulurdu, siz yok desenizde o oradaydı, hep de orada olacaktı. Sevgi silinmezdi, yok olmazdı, belki çürürdü ama o çürüklük bile yer kaplardı. Büyük bir yer...
🐞🐞🐞
Kalbimizin en kuytusunda bir kutu vardı, oraya acılarımızı gömerdik, kimi zaman kapağı istemsizce açılır kimi zamanda biz açmak isterdik. En acısı da asla tozlanmayanlar olurdu hep en acı şekilde o kapalı kutuda senelerce dururdu ,durdukça kanardı, kanadıkça unutulmazdı.
Savaş gelip yanıma oturdu, o kadar sessizdi ki o büyük vücudu ile nasıl bu kadar sesiz olabiliyordu şaşırıyordum aynı bakışları ile dağa baktı, "hava tam senin sevdiğin gibi" dedi sesizliği bozdu, gökyüzüne bakmıştım bulutlu kasvetli bir havadaydı, yağmur yağdı yağacaktı, belkide yağmazdı.
Başımı ona çevirdim o zaten çoktan bana bakıyordu, bunu beklemiyordum aramızda ne vardı bilmiyordum ama hala o çocukken güvende hissetdiğim duyguyu tekrara hissediyordum. "bakma öyle, unutmadım tabi ki hiç bişeyi" demişti, başımı önüme çevirip tekrar bakmıştım karşıya "çok tuhaf değil mi, yıllar sonra burdayız ama hiç yabancılık çekmiyoruz"
Ona tekrar dönmüş "sanki" o da bana dönmüştü "sanki onca yıldır beraberiz gibi" gülümsemiştik,gamzesi bu kasvetli havayı bile dağıtmıştı "öyleymişim gibi, ama değildik, hayatlarımız uzaklaştı" kaşlarım çatılmıştı, farkettim kalbimdeki o kutuyu ben açmıştım şimdi istesemde kapatamazdım. Kalbimdeki kutunun içindeki acılar etrafa dağıldı, kalbimin kırılan yerinden çıkıp ruhuma temas ettiler, ellerimi büzdüm, kollarımı birbirime doladım.
Savaş tebessüm ederek kollarıma baktı, sonra dudaklarına, yutkunarak önüne döndü, o da bende eskiye gitmiştik, bundan yıllar öncesine,nasıl unuturdu ki insan, aile unutulur muydu? Şahsen ben unutmamıştım, unutamamıştım başıma ne gelirse gelsin koşarak anlatmak istemiştim ona, başımı o omuza koymak, ne olursa olsun orda ya gülmek ya da ağlamak. Orda güvendeydim çünkü, istediğimi yapabilirdim orda,oarsı beni ben olduğum için kabul eden yerlerden biriydi,doğeri babamdı.
Omzuna baktım, genişti gayet kafam sığabilirdi, yüzüne baktım, kemikli yüzleri, koyukahverengi gözleri, sağ yüzünde küçük minik bir tane beni, yeni yeni çıkmaya başlayan yüzünde ki saklarları, kaşlar hele bir de kirpikler aman allahım, maskara markası neydi acaba, bu doğal kirpik olamazdı,takmada olabilirdi.
Bana döndü, o konuşmadan ben girmiştim "nasıl ilk görüşte tanıdın beni" soruyu sorarken içim titremedi ama içimdeki o küçük kız titredi ,uzun yıllar sakladığım kimseye söylemedigim o kutu birden açıldı, Savaş'ın dudakları iki yana kıvrıldı, gözleri, kirpikleri, o kadar özlemiştim ki onunla konuşmayı, bu güvende olma duygusunu, istediğim gibi bir insan olabilmeyi o kadar özlemiştim ki kendim olabilmeyi.
"bakışlarından tanıdım, çünkü sen bakınca bana" durdu yutkundu, nefes aldı, tekrar ela gözlerime gömüldü koyukahverengi gözleri "çevremdeki bütün renkler canlanıyor, gökyüzü, dağ, taş, renklerine kavuşuyor" gülmüştüm "ben olmayalı baya romantik bir adam olmuşsun"
"Konu ben değilim ki, sensin" gülüşüm daha çok büyümüştü "tamam susalım" kaşlarını çatmış "emredersiniz komutanım" önüme dönmüştüm "bu bir emir değidir komutan" Savaş önüne dönmüş ve kocaman gülümsmişti, sıra sıra dizilen beyaz dişlere takıldı bakışlarım, sağ tarafında ki büyük gamzesine, çocukken de çıkardı ama gamze olduğunu bilmiyordum, bana döndü "o kadar para verdim, öyle bakarsın işte" dişlerinden bahsediyordu onun ritmini yakalyamıyordum komik miydi? Ciddi mi? Bana kızgın mıydı? Yoksa hiç bir şey yok muydu?
Omzuna vurmuş "salak" demiş ve ayağa kalkarak içeriye geçmwk için askeriyeye döndüm Savaş oturduğu yerden bana bakıyirdu " gözlerin, o kadar derin ki çocukluğumuzu görüyorum, ordan tanıdım seni" gülümseyişimiz süzüldü yutkunduk ikimizde ama konuşmadık ,uzatmadık İnci'ye bakmak için askeriyeye doğru gitmeye başladım o da susarak önüne döndü ben geçerken gözüm hemen sol tarafımızda oyun oynayan Fatih ve Gül'e takıldı bakışlarım, Gül kahkaha atıyordu, Fatih elindeki taşlara beş taş oynuyordu.
Babam ile oynadığımız oyunlara gitti aklım durdum o kutuyu da açarsam yıkılırdım. Babamın acısına yetecek gücüm yoktu
Kenarda uzakta bir taşın üzerinde oturan Öykü'yü gördüm, dalgalı saçları önüne geliyordu rüzgardan, ama o hiç çekmiyordu saçlarını, önüne bakıyordu, Fatih ve Gül'e, ellerini çenesinde birleştirmiş öylece duruyor hiç bir hareket etmiyordu.
Sesizlik en büyük çığlıktı.
Oraya gitmek istedim ama durdum şimdi değildi ,önüme döndüm Poyraz karşıdan buraya doğru geliyordu, bana selam vermiş "komutanım" baktığım yöne bakmıştı ona dönmüş "Öykü ile Fatih arasındaki ne" Poyraz bir Fatih'e bir Öykü'ye bir de Savaş'a bakmıştı, bana dönmüş "uzun bir mesela yaklaşık bir buçuk yıllık bir mesele"
Tekrar onlara dönmüştüm derince nefes almış "peki bakalım" demiş ve içeriye geçmiştim. Poyraz Savaş'ın yanına oturmuş ve hemen sigara yakmıştı, Savaş'a uzatmış Savaş da bir tane alıp yakmıştı hiç görmemiştim içtiğini bu ilkti.
Poyraz yanındaki adama baktı, bir de elindeki sigaraya, eline hiç yakışmıyordu Savaş onu umursamıyor gibiydi "hayırdır komutanım" Savaş derince nefesini alıp verdi "komutanını siksinler, komutan deme lan" Poyraz hızlıca paketi kapatıp "tamam oğlum ne bağırıyorsun"
Onlar yan yanayken ikiz gibiydiler ,aynı kan taşımadan kardeş olmuşlardı.
İkiside bir süre konuşmadı, bu konuşma bozulurdu, Savaş elindeki sigarayla yere atarak söndürmüştü "Alev komutanım, fazla yumuşak değil mi?" Savaş başını kaldırıp ona baktı "nasıl?" Poyraz başını iki tarafa salladı "yani bir yüzbaşı olarak, fazla kırılgan, görmediniz mi İnci tamam Arkadaşı ama Pınar yenge" Savaş derince güldü, gamzesi yine çıktı, masum bir çocuktu Alev, evet hala öyleydi "merhameti çok güçlüdür, Pınar ona yardım etti unutmaz, herşeyi geçtim İncinin yanında, o sevdiklerini başka sever,çok ince sever"
Poyraz yanındaki adama koluyla dürttü "sizin geçmişiniz nerden geliyor" Savaş cebindeki cüzdanı çıkarttı usulca, ondan bişey saklamazdı, saklayamazdı. Cüzdanını açtı hemen sağ tarafında bir fotoğraf vardı, bir kız çocuğu ve bir erkek çocuğu, kızıl saçlı kız elindeki elma şekeri ile yanındaki erkek çocuğuna bakıyordu, gülümsedi Savaş ama gamzesi yoktu bu defa, çünkü buruk bir gülümsemeydi.
"bu kız işte Alev, aman Kerem'e söyleme" Poyraz yanındaki adama baktı "çocukluk aşkı haa" Savaş başını iki tarafa salladı "aşk değil, sanmıyorum"
"daha önce aşık oldu mu ki" olmamıştı, ses gelmedi. Poyraz devam etmedi bir soru herşeye cevap verdi, ama aşkta değildi, farklı bir duyguydu daha büyüktü. Aşk kırardı, dökerdi, ama içindeki öyle değildi kırmazdı, dökmezdi, düşse koşardı, ama düşmesine de izin vermezdi.
"aşk değil, eminim" dedi Savaş. Poyraz önüne döndü “Bizim orda sevdaluk böyledur ha, birbirlerine bakarak anlaşırlar, sizin gibi.” çok konuşmazdı Karadeniz şivesiyle, ama az konuştuğunda da çok yakıştığını anlamıştı Savaş, tam bir Karadeniz uşağıydı.
"senden de bişey kaçmıyor, Gölge'li"
"belki çok şey kaçıyor, ama farkında değilimdir" evet doğruydu kaçıyordu, hayatı geçmişinden kaçıyordu, o öyle bir adamdı ki gelecektende, geçmişinden de hep kaçıyordu, abisinden, abisinin ölümünden, babadan o adamdan, yengesinden deli gibi kaçıyordu, onu büyüttüğü babaannesinden, bu kelimeyi duysaydı büyük ihtimale bir şamar yerdi başına, neneydi o nene.
Yalnızlık bir ok gibi, bir kılıç gibi değdiği, kestiği yerleri en derinden keserdi ,iyileştirmek zaman alırdı, yalnızlık... Ah şu gönlümü yakan yalnızlık... Yalnızlık şu bağrımı söküp alan.
Yalnızlık ,ah şu ruhumu söken yalnızlık.
Yalnızlık evimdir benim, Poyraz Gölge'li bu hayata sadece gölgedir kimin üzerine düşerse gölgesi ona zarara verir, her türlü zarardan korur ama kendi varlığındaki zarardan koruyamaz... Poyraz Gölge'li yalnızlığa eşittir...
"yok mu bir haber, şu senin gizemli kadından" Poyraz başını yanındaki adama çevirdi, "yok belki sıkıldı, kim yabancıya hayatını anlatır ki sürekli" hemde benim gibi bir adama dedi içinden.
"Kim bir yabancının hayatını dinler ki sürekli" diye ekledi Savaş, aşk saçmaydı onun için aşık olmak istemezdi. Sevdaydı ona yakışan, sevda pürüzsüz, kırılmaz, kırmazdı.Sevdalı olmak isterdi, göğsünde bişey taşımak isteseydi oraya sadece sevda girerdi, o sevdanın kime verilmesi gerektiğini ise şuan, tam şuan karar vermişti.
Korktu , sevda korkulacak bir şeydi ona göre.
İkisi de karşıdaki dağlara baktılar ,ikisi de sustu ama klapleri hiç susmayacak bir yolculuğa çıkmıştı Savaş o an anladı ;içinde tuttuğu his yıllardır kendini kandırıp unuttuğunu sandığı,gelmiceğini sandığı,vazgeçmesede kendini kandırıp vazgeçtiğini sandığı o kızıl saçlı kafadan hiç gitmese bile gitmiş gibi geri dönmüştü... Savaş ilk defa kendini kandırıp hiç gitmediği gitmeye cesaret bile edemediği kızıl kafasına geri dönmüştü...
Durdu tam burnunun üzerine bir yağmur damlası düştü aklından geçenleri durdurdu durdurmasa olmazdı Alev'e yeterince tutuklu kalmıştı bi de sevdalı olmamalıydı...
Düşündü...çıkaramadı aklından bu soğuk havada bile yine içi yandı... Alev tıpkı ismi gibiydi düştüğü yeri yakıyordu...kalbimi yaktı...
Poyraz dağlara baktı sadece sesini duyduğu bir kadına tutulamazdı, o zaten yapamazdı korkardı, o yalnızdı yalnızlığa alışıktı.seviyirdu yalnızlığı başka çaresi de yoktu zaten bir şey sevecekse yalnızlığı sevmeliydi kimseye zarar vermezdi böyle.
Gemi düşmez ve parçalanmazdı.
İkisi de sustu biri Alev dedi ,diğeri demeye bile cesaret edemedi.
Alev dedi Savaş,sustu Poyraz sustukça kalbi haykırdı Tebessüm...
Tebessüm...
Alev...
Bölüm etkileşimi
