28. bölüm · UÇURUMUN ÖTESİ

BÖLÜM 28- SESSİZLİKTEN ÖNCEKİ FIRTINA

Mandalina O.

Yağmur gece boyunca dinmemişti.Pencerenin camına vuran damlaları izlerken telefonum hâlâ elimdeydi.Mesaj ekranda duruyordu.
“Bu akşam sahile gitme…”
“Çünkü bu kez seni değil… sevdiğin birini kaybedeceksin.”
Telefonu kapattım.Saat gece bire geliyordu.Uyumaya çalıştım.Ama gözümü her kapattığımda aynı görüntü beliriyordu.
Bir uçurum…Karanlık…Ve bana doğru uzanan iki el…Kim olduklarını göremiyordum.Tam tutacakken…Her şey parçalanıyordu.Sabah alarm çaldığında neredeyse hiç uyumamıştım.
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.“Umay!”“Hadi kızım, geç kalacaksın.”“Geliyorum.”Aynaya baktım.Gözlerimin altı hafif morarmıştı.Soğuk suyla yüzümü yıkayıp okul formamı giydim.Çantamı omzuma alırken telefonum yeniden titredi.Kalbim hızlandı.Ekrana baktım.Bu kez bilinmeyen numara değildi.
Yaman.
“Okula tek başına gelme. Seni durakta bekliyorum.”
Mesajı okur okumaz istemsizce gülümsedim.En azından biri beni gerçekten düşünüyordu.Otobüsten indiğimde Yaman gerçekten durağın önünde bekliyordu.Ellerini montunun cebine sokmuştu.Beni görünce doğruldu.“İyi misin?”“Biraz uykusuzum.”Mesajlardan bahsetmedim.
Çünkü artık onları her anlattığımda daha fazla kişinin tehlikeye girdiğini hissediyordum.Tam okula doğru yürümeye başlayacaktık ki arkamızdan tanıdık bir ses geldi.“Bensiz mi gidiyorsunuz?”İkimiz de döndük.
Yamal…Koşarak yanımıza geldi.Elinde üç tane sıcak simit vardı.Birini bana uzattı.“Dün akşam yemek yemediğini tahmin ettim.”Şaşkınlıkla ona baktım.“Nereden biliyorsun?”“Yüzünden.”Gülümsedi.“Acıkınca suratın düşüyor.”İstemeden güldüm.Yaman da hafifçe gülümsedi.
Üçümüz ilk kez…yan yana arkadaşça yürüyorduk.Belki de her şey düzelmeye başlamıştı.Ya da ben öyle sanıyordum.Okulun kapısından içeri girerken güvenlik görevlisinin biri müdürle tartışıyordu.“Gece yine biri bahçeye girmiş.”“Bu üçüncü kez oluyor.”Müdür sinirliydi.“Kameralarda görünmüyor mu?”“Görünüyor ama…”Görevli cümlesini tamamlayamadı.
Müdür bizi fark edince sustu.Hızlı adımlarla binaya girdiler.Yaman bunu fark etmişti.“Bir şey saklıyorlar.”Yamal başını salladı.“Hem de büyük bir şey.”İçimdeki huzursuzluk yeniden büyüdü.İlk ders başlamadan hemen önce sınıf kapısı açıldı.Herkes dönüp baktı.
İçeri…Sıla girdi.Yüzündeki morluklar neredeyse tamamen geçmişti.Ama gözleri…Hiç olmadığı kadar korkmuş görünüyordu.Bana baktı.Sadece birkaç saniye.Sonra çantasını sırasına bıraktı.Öğretmen henüz gelmemişti.Bir anda ayağa kalktı.Sessiz adımlarla yanıma geldi.Masama küçük, katlanmış bir not bıraktı.Hiç konuşmadan yerine döndü.Ellerim titreyerek kâğıdı açtım.İçinde yalnızca bir cümle vardı.
“Bugün öğle arasında çatıya gel. Bu kez her şeyi anlatacağım.”
Tam notu kapatacakken…Sayfanın arkasında küçük bir çizim olduğunu fark ettim.Siyah kalemle çizilmiş bir sembol…Bir pusula.Ama bu kez pusulanın tam ortasında…
Küçük bir kan damlası vardı.
Notu elimde sıkıca tutuyordum.Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sanki sınıftaki herkes duyabilirdi.
“Bugün öğle arasında çatıya gel. Bu kez her şeyi anlatacağım.”
Sıla’nın gerçekten konuşmak istemesi…Bu, ilk kez oluyordu.Tam notu çantama koyacakken Yamal omzuma hafifçe dokundu.“Ne oldu?”Refleksle notu kapattım.“Bir şey yok.”Yamal şüpheyle yüzüme baktı.“Umay…”“Bana yalan söyleme.”Cevap vermeden önce öğretmen sınıfa girdi.“Herkes yerine!”
Ders başlamıştı ama aklım tamamen öğle arasındaydı.Zil çalana kadar tek kelime duymadım.Defterime baktığım hâlde hiçbir şey yazmamıştım.Öğle zili çaldığı anda herkes sınıftan çıktı.Ben de ayağa kalktım.
Tam kapıya yönelirken biri kolumu tuttu.Yaman.“Nereye?”“Kantin…”Yüzüme birkaç saniye baktı.“Hayır.”“Sen bir yere gidiyorsun.”“Anlamadım.”“Anladın.”Bakışlarını üzerimden çekmedi.“Dün de benden bir şey sakladın.”Yutkundum.Yalan söylemek istemiyordum.Ama Sıla’nın bana güvenip güvenmediğini de bilmiyordum.
Tam o sırada Yamal yanımıza geldi.“Ne oluyor?”Yaman cevap verdi.“Umay yine tek başına bir yere gidecek.”Yamal bana döndü.“Doğru mu?”İkisine de baktım.Sonunda pes ettim.“Evet.”“Nereye?”“Söyleyemem.”Yaman sinirle nefes verdi.“Yine mi?”“Bu sefer farklı.”“Nesi farklı?”“Sıla benimle konuşmak istiyor.”İkisi de aynı anda sustu
.Yamal kaşlarını çattı.“Sıla mı?”“Evet.”“Tek başına mı çağırdı?”Başımı salladım.Yaman hiç düşünmeden konuştu.“Gitmiyorsun.”“Neden?”“Çünkü bu tuzak olabilir.”“Ya değilse?”“Ya öyleyse?”İlk kez sesimi yükselttim.“Ben de gerçeği öğrenmek istiyorum!”Koridor sessizleşti.Yakındaki birkaç öğrenci bize bakmaya başladı.Derin bir nefes aldım.“Her gün korkarak yaşamaktan yoruldum.”“Birileri beni izliyor.”“Bana mesaj atıyor.”“Ben ise hiçbir şey bilmiyorum.”Yaman’ın yüzündeki sert ifade yavaş yavaş yumuşadı.“Tek başına gitmene izin veremem.”Yamal başını salladı.“Ben de.”Gözlerimi kapatıp düşündüm.Sonra yavaşça konuştum.“Tamam.”“Çatıya çıkacağım.”“Ama siz gelmeyeceksiniz.”“Uzaktan beni izleyebilirsiniz.”“Olur mu?”İkisi de birbirine baktı.İstemeyerek de olsa kabul ettiler.
Beş dakika sonra merdivenlerden çatı katına çıkıyordum.Koridor bomboştu.Her adımım yankılanıyordu.En üst kata ulaştığımda ağır metal kapıyı yavaşça ittim.
Gıcııırt…
Kapı açıldı.Rüzgâr yüzüme çarptı.Çatıda kimse görünmüyordu.“Sıla?”Sesim boşlukta kayboldu.
Tam geri dönecekken…Arkamdan ayak sesleri geldi.Döndüm.Sıla nefes nefese bana doğru yürüyordu.Bu kez yüzünde ne nefret vardı…Ne de alay.Sadece korku.Yanıma geldi.Etrafına baktı.Sonra titreyen sesiyle fısıldadı.“Dinle…”“Vaktimiz çok az.”“Çünkü…”Tam cümlesini tamamlayacaktı ki…Çatının diğer ucundan metal bir kapı hızla çarptı.
BANG!
İkimiz de irkilerek o tarafa döndük.Kapının önünde…
Siyah kapüşonlu biri duruyordu.
Kapının sertçe çarpmasının sesi çatıda yankılandı.Ben ve Sıla aynı anda geriye döndük.Kapüşonlu kişi birkaç metre ileride, hareketsiz duruyordu.Yüzü yine görünmüyordu.Sadece siyah kapüşonu…Ve cebine soktuğu elleri…Kalbim deli gibi atmaya başladı.“S… Sen kimsin?”Cevap vermedi.Rüzgâr iyice şiddetlenmişti.Sıla kolumu tuttu.“Umay.”“Bakma ona.”“Gel.”“Buranın güvenli değil.”Ama gözlerimi ondan alamıyordum.
Sanki…Aylardır beni izleyen kişi sonunda karşımdaydı.Kapüşonlu kişi yavaşça bir adım attı.Sonra bir adım daha…Ben de istemsizce ona doğru yürümeye başladım.“Umay!”Sıla sesini yükseltti.“Dur!”Bir anda kapüşonlu kişi cebinden küçük beyaz bir zarf çıkardı.Hiç konuşmadan yere bıraktı.Ardından arkasını döndü.Koşmaya başladı.“Bekle!”Ben de peşinden koşacaktım ki Sıla önümde durdu.“Hayır!”“Onun istediği bu.”“Peşinden gitme!”
Tam o sırada çatının diğer tarafından iki kişi hızla içeri girdi.“Umay!”Yaman.“İyi misin?”Yamal da hemen yanıma geldi.“Bir şey yaptı mı?”Kapüşonlu kişi çoktan merdiven boşluğuna inmişti.Yaman hiç düşünmeden peşinden koştu.“Yaman, dur!”Sesimi duymadı.
Yamal da birkaç saniye tereddüt ettikten sonra onun arkasından gitti.Çatıda yalnızca ben ve Sıla kaldık.Yere bırakılan zarf hâlâ oradaydı.Yavaşça eğilip elime aldım.Üzerinde tek kelime yazıyordu.
“UMAY”
El yazısı tanıdık gelmiyordu.Titreyen parmaklarımla zarfı açtım.İçinden eski, solmuş bir fotoğraf çıktı.Fotoğrafta yaklaşık altı yaşlarında küçük bir kız vardı.Kumral saçlı…Yeşil gözlü…Küçük kızın elinde kırmızı bir uçurtma vardı.Fotoğrafın arkasına ise tek cümle yazılmıştı.
“Geçmiş sandığından daha yakın.”
Bir an nefesim kesildi.“Bu…”“Bu benim…”Sıla yavaşça başını salladı.“Evet.”“Bu senin çocukluk fotoğrafın.”Şaşkınlıkla ona baktım.“Nereden biliyorsun?”Sıla gözlerini kaçırdı.“Çünkü…”“…ben onu daha önce gördüm.”“Nerede?”Derin bir nefes aldı.“Dosyada.”“Ne dosyası?”Sıla konuşmadan önce dudaklarını ısırdı.
Sanki söylemekle söylememek arasında kalmıştı.“Umay…”“Sana yalan söyledim.”“Ben…”Tam cümlesini tamamlayacakken…Merdivenlerden hızla gelen ayak sesleri duyuldu.Yaman ve Yamal geri dönmüştü.İkisi de nefes nefeseydi.“Kaçtı…”Yaman yumruğunu duvara vurdu.“Yine kaçtı!”Yamal’ın bakışları ise doğrudan elimdeki fotoğrafa takıldı.Yüzünün rengi bir anda değişti.“Bu fotoğraf…”“…nereden çıktı?”Ben cevap veremeden…Yamal fısıldadı.“Ben bu fotoğrafı daha önce gördüm.”Hepimiz aynı anda ona döndük.
“Çünkü bu fotoğraf… iki yıl önce kaybolmuştu.”
Çatıdaki sessizlik ağırlaşmıştı.Rüzgâr saçlarımızı savururken hepimiz aynı anda Yamal’a bakıyorduk.Yutkundu.“Ne dedin sen?”Elimdeki fotoğrafı dikkatlice inceledi.Sonra bana uzattı.“Arkasını çevir.”Fotoğrafın arkasını tekrar çevirdim.Az önce yalnızca şu yazıyı okumuştum:
“Geçmiş sandığından daha yakın.”
Yamal fotoğrafı elimden aldı.Başparmağıyla arkasını hafifçe ovuşturmaya başladı.“Ne yapıyorsun?”“Cevap burada.”Bir süre sonra silik harfler yavaş yavaş görünmeye başladı.Sanki görünmez mürekkeple yazılmış gibiydi.Hepimiz nefesimizi tuttuk.Yazı netleşti.
“12 Temmuz…”
Altı tamamen silinmişti.Ama tarih…Benim doğum günümdü.Kalbim hızlandı.“Bu… nasıl olabilir?”Sıla geri çekildi.“Ben bunu bilmiyordum.”Yaman kaşlarını çattı.“Birileri özellikle senin geçmişinle oynuyor.”Çatıdan indikten sonra dört kişi okulun arka bahçesine geçtik.Kimsenin olmadığı eski banklara oturduk.İlk konuşan Yaman oldu.“Sıla.”“Artık hiçbir şeyi saklamayacaksın.”Sıla başını eğdi.“Biliyorum.”Derin bir nefes aldı.“Yaklaşık iki ay önce…”“…Asil’in odasına girmiştim.”Hepimiz ona döndük.“Bir şey aramıyordum.”“Sadece telefon şarj aletimi alacaktım.”“Ama masanın üzerinde siyah bir dosya vardı.”İçinde…“Umay’ın fotoğrafları vardı.”Boğazım düğümlendi.“Benim mi?”“Evet.”“Okul bahçesinde.”“Otobüs durağında.”“Sahilde.”“Ve…”Bir an sustu.“Çocukluk fotoğrafın.”Yaman ayağa kalktı.“Ne?”Sıla gözlerini kapattı.“O dosyayı Asil hazırlamamıştı.”“Hatta görünce o da çok sinirlendi.”“O gün biriyle tartıştı.”“Kiminle?”Sıla yavaşça başını iki yana salladı.“Yüzünü görmedim.”“Sadece…”“Kapüşon giymişti.”
Tam o sırada Umay’ın telefonu yeniden titredi.Hepimiz aynı anda ekrana baktık.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtım.
“Yanlış kişiye güveniyorsun.”
Hemen ikinci mesaj geldi.
“Aranızdaki dört kişiden biri sana yalan söylüyor.”
İçimde buz gibi bir his yayıldı.Dört kişi…Ben…Yaman…Yamal…Ve…Sıla.İstemsizce birbirimize baktık.Kimse konuşmuyordu.Mesajın amacı belliydi.
Bizi birbirimize düşürmek.
Yaman telefonu elimden aldı.“İnanmayacağız.”Yamal başını salladı.“Tam da bunu istiyor.”Sıla ise sessizce ayağa kalktı.“Gidiyorum.”“Nereye?”“Asil’le konuşmaya.”“Sakın!”Üçümüz aynı anda bağırdık.Ama çok geçti.Sıla çoktan koşarak okul kapısından çıkmıştı.Tam peşinden gidecektik ki…Okulun önünden gelen sert bir fren sesi duyuldu.
SCCCRRRRRT!
Hepimiz dönüp baktık.Siyah camlı bir araç, okulun tam karşısında durmuştu.Arka kapı yavaşça açıldı.İçeriden siyah kapüşonlu biri indi.Bu kez…Kaçmıyordu.
Doğrudan bize doğru yürüyordu.
Okulun önü bir anda sessizliğe büründü.Siyah aracın motoru hâlâ çalışıyordu.İnen kapüşonlu kişi ağır adımlarla bize doğru yürümeye başladı.Ne acele ediyordu…Ne de korkuyordu.Sanki tam olarak ne yapacağını biliyordu.
Yaman refleksle önüme geçti.“Umay, arkamda dur.”Yamal da diğer yanıma geçti.İlk kez ikisi aynı anda beni korumaya çalışıyordu.Kapüşonlu kişi yaklaşık on metre kala durdu.Yüzü hâlâ gölgelerin içindeydi.Etrafımızda onlarca öğrenci vardı ama kimse onunla ilgilenmiyordu.
Sanki…Sadece biz onu görebiliyorduk.Bir an sessizlik oldu.Sonra kapüşonlu kişi cebinden küçük siyah bir kutu çıkardı.Kutuyu yavaşça yere bıraktı.Arkasını döndü.Hiç konuşmadan tekrar arabaya bindi.Araç hızla uzaklaşıp gözden kayboldu.“Dur!”Yaman peşinden koştu ama araba çoktan caddeye çıkmıştı.Yamal kutunun yanına çömeldi.“Dokunma!”dedim.“Ya tehlikeliyse?”Yamal ceketini çıkarıp kutuyu onunla tuttu.Yavaşça açtı.İçinden sadece üç şey çıktı.Üç mermi…Eski bir anahtar…Ve katlanmış bir not.Hepimiz nefesimizi tuttuk.Notu açtım.Kalın siyah harflerle yalnızca şunlar yazıyordu:
“30 gününüz kaldı.”
Altında ise yine aynı pusula sembolü vardı.Bu kez pusulanın kuzey yönü kırmızıyla işaretlenmişti.Yaman mermileri eline aldı.Bir anda yüzü değişti.“Bu…”Yamal ona baktı.“Nesi var?”Yaman mermileri bana göstermedi.Sessizce cebine koydu.“Hiçbir şey.”Onu yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyordum.Yalan söylediğini anlamıştım.“Neden saklıyorsun?”“Sonra konuşuruz.”“Hayır.”“Şimdi.”Yaman derin bir nefes verdi.“Bu mermilerin her birinde bir harf var.”“Hangi harfler?”Bana bakmamaya çalıştı.“…U..Y..Y.”“Ne?”“Belki üretici markasıdır.”Yamal mermiyi istedi.İnceledi.Sonra başını yavaşça kaldırdı.“Hayır.”“Bu üretici işareti değil.”“Bu harfler sonradan kazınmış.”İçime kötü bir his çöktü.“Yani…”“Bu mermi özellikle işaretlenmiş.”Tam o anda okulun hoparlöründen müdürün sesi duyuldu.
“Umay Aksoy, Yaman Kandemir ve Yamal Karaca acilen müdür odasına gelsin.”
Üçümüz şaşkınlıkla birbirimize baktık.“Niye çağırıyor?”Kimsenin cevabı yoktu.Müdür odasının kapısına geldiğimizde içeriden yükselen tartışma sesleri duyuluyordu.Kapıyı çaldık.“Gelin.”İçeri girdiğimizde odada müdürün dışında bir kişi daha vardı.Siyah takım elbiseli, kırklı yaşlarında bir adam…Önünde açık bir evrak dosyası duruyordu.Adam yavaşça ayağa kalktı.Önce bana baktı.Sonra gülümsemeye çalıştı.“Demek…”“…Umay sensin.”İçimde tarif edemediğim bir his oluştu.Sanki bu adamı daha önce hiç görmemiştim…Ama gözleri bana fazlasıyla tanıdık gelmişti.
“Bazen cevaplar karşına çıkar… Ama onları anlamak için henüz doğru zamanda olmazsın.”