7. bölüm / 7
Uçurumun köşesinde7.Bölüm— BU kez sen yaz
Bölümler 7Şu an: 7.Bölüm— BU kez sen yaz
- 1 1.Bölüm seni bu hale kim getirdi?403 kelime
- 2 2.Bölüm sessizliğin ardında795 kelime
- 3 3 bölüm tesadüf mü gerçekten1.010 kelime
- 4 4 Bölüm bir kahve meselesi742 kelime
- 5 5.Bölüm o lanet yer2.003 kelime
- 6 6.bölüm— Bir de bana bakarken söyle3.430 kelime
- 7 7.Bölüm— BU kez sen yaz2.050 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YAĞMUR
Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey telefonuma bakmak oldu.
Seda'dan üç mesaj, annemden bir cevapsız arama ve iş yerinden birkaç bildirim vardı.
Yağız'dan ise hiçbir şey.
Dün gece konuşurken bana baş belası demişti. Üstelik konuşmayı da kendi bitirmişti. Normalde buna takılmazdım. Hatta birinin bana bu kadar kısa cevaplar vermesine sinir olmam gerekirdi.
Ama mesele Yağız olunca insan kendi kurallarını bile unutabiliyordu.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Bugün ona yazmayacaktım.
Dün ilk mesajı ben atmıştım. Ondan önceki gün de ben uğramıştım. Ne zaman konuşsak sohbeti devam ettiren taraf yine ben oluyordum.
Biraz da o uğraşsındı.
Bakalım, Yağmur ortadan kaybolunca soğuk adamımız ne yapacaktı?
Yataktan kalkıp hazırlandım. İşe gitmem gerekiyordu. Şirketimde bekleyen dosyalar, yapılacak toplantılar ve imzalamam gereken belgeler vardı.
Normalde bunlar beni yeterince meşgul ederdi.
Ama o sabah aklımın bir köşesinde sürekli aynı soru dönüyordu.
Acaba Yağız uyanmış mıydı?
Telefonuna bakmış mıydı?
Dün gece konuşmamızı hatırlıyor muydu?
Kendi kendime kızarak çantamı aldım.
“Yağmur, kendine gel. Adamla evlenmedin, sadece birkaç kez konuştun.”
Kapıyı kapatırken bile gülüyordum.
Çünkü insanın kendine söylediği şeylere kendisinin bile inanmaması kadar sinir bozucu bir şey yoktu.
***
Şirkete vardığımda Seda çoktan masama kurulmuştu.
Elinde kahvesi, önünde de benim bilgisayarımın ekranına bakıyordu.
“Senin burada ne işin var?” diye sordum.
Başını kaldırmadan cevap verdi.
“Arkadaşımı ziyarete geldim.”
“Senin arkadaşın benim. Şirketin değil.”
“Şirketin de benim sayılır. Sonuçta buraya gelince kahvemi senden alıyorum.”
Çantamı masaya bıraktım.
“Seda, bir gün seni gerçekten kapının önüne koyacağım.”
“Önce Yağız'ı konuşalım, sonra beni kovarsın.”
Gözlerimi kapattım.
“Yine mi?”
“Dün gece konuştunuz mu?”
“Biraz.”
“Ne kadar biraz?”
“Normal.”
“Yağmur, sana bir şey soruyorum. Adam sana yazdı mı?”
Cevap vermedim.
Seda'nın yüzündeki ifade değişti.
“Yazmadı mı?”
“Ben ona yazdım. O da cevap verdi.”
Seda kahvesinden bir yudum aldı.
“Yani yine sen yazdın.”
“Evet ama—”
“Ama yok. Kızım, sen adamın özel mesaj asistanı mısın?”
İstemeden güldüm.
“Abartma.”
“Abartmıyorum. Bir insan seni merak ediyorsa arada bir kendi de yazar.”
“Belki işi vardır.”
“Belki de vardır. Ama sen de bir kere bekle. Bakalım seni merak edecek mi?”
İşte benim de yapmak istediğim tam olarak buydu.
“Bugün yazmayacağım,” dedim kararlı bir sesle.
Seda elini uzatıp benimle tokalaştı.
“İşte benim arkadaşım!”
“Bir daha bu kadar sevindiğini görürsem kararımı değiştiririm.”
“Değiştirme. Ben de bu arada telefonunu masanın üzerine ters koymanı öneriyorum.”
“Niye?”
“Çünkü her iki dakikada bir ekrana bakıyorsun.”
Telefonumu hemen çantama koydum.
Seda kahkaha attı.
“Gördün mü? Daha sabahın köründe başlamışsın.”
Ona cevap vermedim.
Çünkü haklıydı.
Ve bu durum hiç hoşuma gitmiyordu.
***
YAĞIZ
Sabah dükkâna geldiğimde ilk işim kapının önünü kontrol etmek oldu.
Bunu neden yaptığımı bilmiyordum.
Belki dün gördüğüm fotoğraf yüzündendi. Belki de artık her arabaya, her yabancıya şüpheyle bakmaya başlamıştım.
Kepengi kaldırıp içeri girdim. Işıkları açtım, masanın üzerindeki aletleri düzenledim ve yarım kalan işime başladım.
Normalde sabah saatlerinde telefonuma pek bakmazdım.
Ama o gün nedense cebimdeki cihazın varlığını sürekli hissediyordum.
Bir süre sonra telefonu çıkarıp ekrana baktım.
Bildirim yoktu.
Yağmur'dan mesaj gelmemişti.
Başımı kaldırıp saate baktım.
Daha erkendi.
Telefonu geri koydum.
Ne bekliyordum ki?
Dün gece iyi geceler demiştik. Konuşma bitmişti. Her gün birbirimize mesaj atmak zorunda değildik.
Üstelik Yağmur'un kendi hayatı vardı. Şirketi, işleri, arkadaşları…
Benimle uğraşmak zorunda değildi.
Bunu düşünmek nedense içimi rahatlatmak yerine canımı sıktı.
Bir arabadan gelen sesle düşüncelerim bölündü. Müşterim gelmişti. Bütün dikkatimi işe vermeye çalıştım.
Fakat her boşlukta aklım yine telefona gidiyordu.
Saat ona doğru tekrar kontrol ettim.
Hâlâ hiçbir şey yoktu.
“Ne yapıyorsun sen?” diye kendi kendime söylendim.
Telefonu tezgâhın üzerine bıraktım.
Yağmur dün bana mesaj atmıştı. Ben de cevap vermiştim. Konuşmamız gayet normaldi.
Peki, neden bugün yazmaması gözüme batıyordu?
Daha önce kimseye böyle dikkat etmezdim. Birinin mesaj atıp atmaması benim için önemli değildi.
Ama Yağmur'un mesaj atmaması…
Sanki dükkândaki her şey yerli yerindeydi de bir şey eksikti.
Buna sinirlendim.
Çünkü eksik olan şeyin ne olduğunu biliyordum.
Ve bunu kabul etmek istemiyordum.
***
YAĞMUR
Öğleye doğru toplantım bittiğinde kendimi koltuğa bıraktım.
Bütün sabah boyunca telefonuma bakmamaya çalışmıştım. Başarılı olup olmadığımı sormayın. Çünkü telefonumu çantamdan çıkarmak için kendime en az on bahane bulmuştum.
Sonunda Seda odama girdiğinde beni ekranıma bakarken yakaladı.
“Hayırdır?”
Telefonu hemen kapattım.
“Bir şey yok.”
“Yağız mı?”
“Seda!”
“Tamam, tamam. Demek Yağız.”
“Senin başka konuşacak konun yok mu?”
Seda karşımdaki koltuğa oturdu.
“Var. Mesela dün gece ne konuştunuz?”
“Hiçbir şey.”
“Bir insan hiçbir şey konuştuğu birini sabahtan beri merak eder mi?”
“Ben onu merak etmiyorum.”
“Tabii. Sen sadece telefonuna bakıyorsun. Belki ekranın içinden başka bir şey çıkacak.”
Yastığı alıp ona attım.
Seda gülerek yakaladı.
“Tamam, son bir şey soracağım. Bugün ona yazdın mı?”
“Hayır.”
“Güzel.”
“Güzel de ne demek?”
“Bugün bir de onun seni merak etmesine izin ver.”
Bir süre düşündüm.
Belki de gerçekten biraz geri çekilmem gerekiyordu.
Yağız'ı tanımak istiyordum ama bu, her zaman ilk adımı benim atmam gerektiği anlamına gelmiyordu.
“Peki,” dedim. “Bugün yazmayacağım.”
Seda ayağa kalktı.
“Harika. Şimdi gel, öğle yemeğine çıkıyoruz.”
“İşim var.”
“İşin beş dakika beklesin. Senin şu an hava almaya ihtiyacın var.”
İtiraz etmeye hazırlanıyordum ki telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Şirketten bir aramaydı.
Cevap verip kısa bir görüşme yaptım. Telefonu kapattığımda Seda kapının önünde beni bekliyordu.
“Hadi, patron hanım.”
Çantamı aldım ve onunla birlikte çıktım.
Yağız'ı düşünmeyecektim.
En azından öğle yemeği bitene kadar.
***
YAĞIZ
Saat on ikiyi geçtiğinde artık kendime yalan söylemekten yorulmuştum.
Telefonu kaç kez kontrol ettiğimi saymayı bırakmıştım.
Yağmur hâlâ yazmamıştı.
Belki işi vardı.
Belki arkadaşlarıylaydı.
Belki de dün gece konuşmayı bitirdiğim için artık beni rahatsız etmek istemiyordu.
Bu son düşünce canımı diğerlerinden daha fazla sıktı.
Çünkü ona karşı biraz sert davranmış olabilirdim.
Ama ben hep böyleydim. İnsanlarla nasıl konuşacağımı, bir sohbeti nasıl sürdüreceğimi bilmiyordum. Bazen söylemek istediğim şeyleri söylemek yerine susmayı tercih ediyordum.
Yağmur ise tam tersiydi.
Bir şey söylemek istiyorsa söylüyordu. Gülmek istiyorsa gülüyordu. Bana kızdığında bunu saklamıyordu.
Belki de bu yüzden yanında kendimi garip hissediyordum.
Onunla konuşurken her kelimemi düşünüyordum. Bazen cevap vermeden önce birkaç saniye bekliyor, sonra da söylemek istediğimden çok daha kısa bir cümle kuruyordum.
Dün bana, “İstemesem uğraşmam zaten,” yazmıştı.
O cümleyi hatırladım.
Sonra telefonumu elime aldım.
Yağmur'un sohbetini açtım.
Ekranda son konuşmamız duruyordu.
“İyi geceler, soğuk adam.”
“İyi geceler, baş belası.”
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
Ardından yüzüm yeniden ciddileşti.
Ben neden gülümsüyordum?
Telefonu bırakıp işime döndüm.
Beş dakika sonra tekrar aldım.
Mesaj yazma kutusuna dokundum.
“Nasılsın?”
Yazdım.
Sonra sildim.
Çok sıradandı.
“Bugün ne yapıyorsun?”
Bunu da sildim.
Sanki onu sorguya çekiyordum.
Bir süre ekrana baktım. Sonunda içimden geldiği gibi yazdım.
Yağız: Bugün çok sessizsin.
Mesajı gönderdim.
Gönderdiğim anda pişman oldum.
Ne demekti bu şimdi?
Sanki her gün bana yazmak zorundaymış gibi davranmıştım.
Telefonu masaya bıraktım.
“Harika iş çıkardın, Yağız,” diye söylendim.
Tam yeniden elime alacakken ekran aydınlandı.
Cevap gelmişti.
Yağmur: Günaydın sana da.
Ardından ikinci mesaj geldi.
Yağmur: Saatlerdir aklında ben mi varım, yoksa dükkânda konuşacak kimse bulamadın mı?
Ekrana bakarken istemsizce gülümsedim.
Bu kız gerçekten insanı çıldırtmak için yaratılmıştı.
Yağız: Kendini fazla önemseme.
Cevabı hemen geldi.
Yağmur: Önemsemiyorum zaten. Sen yazdın.
Dişlerimi sıktım.
Haklıydı.
Yağız: Sadece merak ettim.
Mesajı gönderdikten sonra bir süre ekrana baktım.
Bunu neden yazmıştım?
Üstelik dümdüz söylemiştim.
Onu merak ettiğimi.
Telefon yeniden titredi.
Yağmur: Beni mi merak ettin?
Bir an duraksadım.
Yağız: Başka kimi?
Bu kez cevap biraz gecikti.
Sonra ekranda üç kelime belirdi.
Yağmur: Aaa, bak sen.
Ardından bir mesaj daha geldi.
Yağmur: Soğuk adamımız beni merak ediyormuş.
Başımı iki yana salladım.
Gülümsememek için kendimi zorladım ama başaramadım.
Yağız: İşine bak sen.
Yağmur: Bakıyorum zaten. Sen de işine bak. Ben yazmayınca hemen merak etmişsin.
Yağız: Öyle bir şey demedim.
Yağmur: Demene gerek yok. Ben anlarım.
Telefonu masaya bıraktım.
Bu konuşmanın sonu iyi bir yere gitmiyordu.
Daha doğrusu, benim yüzümün kızarmasına neden olacak bir yere gidiyordu.
Tam işime dönecekken yeni bir mesaj geldi.
Yağmur: Bu arada, öğle yemeği yedin mi?
İşte yine başlamıştı.
Yağız: Yiyeceğim.
Yağmur: Ne zaman?
Yağız: Yağmur.
Yağmur: Yağız.
İstemeden güldüm.
Yağız: Senin başka işin yok mu?
Yağmur: Var. Ama şu an senin yemek yiyip yemediğini kontrol ediyorum.
Yağız: Kontrol etmene gerek yok.
Yağmur: Tamam. O zaman yemediğinde bana söyleme, ben zaten anlarım.
Başımı kaldırıp dükkâna baktım.
Bir müşteri gelmişti. Telefonu bırakıp işime dönmem gerekiyordu.
Ama son bir mesaj yazdım.
Yağız: Sen yemek yedin mi?
Gönderdiğim anda durdum.
Bu kez soruyu ben sormuştum.
Yağmur'un cevabı birkaç saniye sonra geldi.
Yağmur: Daha yemedim.
Kaşlarımı çattım.
Yağız: Neden?
Yağmur: İşim vardı.
Ekrana baktım.
Yağız: İşini bitirince ye.
Cevabı görünce kendi kendime güldüm.
Sanki onunla ilgilenmek için bir sebep arıyordum.
Belki de arıyordum.
***
YAĞMUR
Telefonuma gelen mesajı okuyunca gülümsedim.
Yağız bana kendi isteğiyle yazmıştı.
Hem de yalnızca bir kez değil. Sohbeti devam ettirmiş, ne yaptığımı sormuş, yemek yiyip yemediğimi bile merak etmişti.
Bunu Seda'ya anlatmam gerekiyordu.
Hemen ona mesaj attım.
Ben: SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEĞİM.
Seda: Ne oldu? Yağız evlenme teklifini mesajla mı etti?
Ben: SAÇMALAMA.
Seda: Tamam, anlat.
Ben: Kendisi bana yazdı.
Seda'nın cevabı birkaç saniye içinde geldi.
Seda: NE DİYORSUN SEN?
Gülmeye başladım.
Ben: Sakin ol. Sadece bugün sessiz olduğumu fark etmiş.
Seda: YANİ SEN YAZMAYINCA O YAZDI?
Ben: Evet.
Seda: BEN SANA NE DEDİM?
Ben: Tamam, haklıydın.
Seda: Ekran görüntüsü istiyorum.
Ben: ASLA.
Seda: Arkadaşlığımız burada biter.
Ben: Görüşürüz o zaman.
Seda'dan peş peşe mesajlar gelmeye başladı. Hepsine gülerek cevap verdim.
Ama asıl hoşuma giden şey, Yağız'ın beni gerçekten merak etmiş olmasıydı.
Belki bu, çok küçük bir şeydi.
Ama bazen insanın yüzünü güldüren şey büyük sözler değil, beklemediği anda gelen küçücük bir mesajdı.
Telefonumu elime aldım ve Yağız'ın sohbetine döndüm.
Ben: Bu arada, beni merak ettiğini kabul ettiğin için teşekkür ederim.
Yağız: Kabul etmedim.
Ben: Tabii. Ben kendi kendime uydurdum.
Yağız: Aynen öyle.
Ben: Peki, Yağız Bey. Bir daha sana yazmayacağım. Böylece rahat edersin.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktım.
Birkaç saniye sonra ekran aydınlandı.
Yağız: Ben öyle bir şey söylemedim.
Gülümsememi gizleyemedim.
Ben: Ama rahatsız ediyormuşum gibi davranıyorsun.
Bu kez cevap biraz gecikti.
Sonunda mesaj geldi.
Yağız: Rahatsız etmiyorsun.
Mesajı birkaç kez okudum.
Sonra parmaklarımı klavyenin üzerine yerleştirdim.
Ben: Emin misin?
Yağız: Yağmur.
Ben: Efendim?
Yağız: Her şeyi zorlaştırmak zorunda mısın?
Gülmekten kendimi alamadım.
Ben: Hayır. Sadece seninle uğraşmayı seviyorum.
Bu kez cevap gelmedi.
Telefonu masaya bıraktım ve işime döndüm.
Belki de onu biraz fazla utandırmıştım.
Ama Yağız'ın bana karşı duvarlarının yavaş yavaş çatladığını görmek hoşuma gidiyordu.
Yalnızca bir şeyi merak ediyordum.
Bana yazmasının tek nedeni gerçekten sessizliğim miydi?
Yoksa o da benimle konuşmak istiyor muydu?
***
YAĞIZ
Yağmur'un son mesajını okuduğumda ne cevap vereceğimi bilemedim.
“Seninle uğraşmayı seviyorum.”
Bu kızın her cümlesinin altında başka bir şey varmış gibi hissediyordum.
Belki de ben fazla düşünüyordum.
Telefonu cebime koydum ve işe döndüm.
Ancak bu kez aklımda yalnızca Yağmur yoktu.
Dün gece kapının altından bırakılan zarfı hatırladım.
Fotoğrafı.
Arkasındaki yazıyı.
“Yağmur'u kendinden uzak tutmak için artık çok geç.”
Telefonumu tekrar çıkarıp bilinmeyen numaraya baktım. Yeni bir mesaj yoktu.
Bu sessizlik bana güven vermiyordu.
Tam o sırada dükkânın önünde koyu renkli bir araba durdu.
İçindeki kişiyi göremiyordum.
Araç birkaç saniye boyunca olduğu yerde bekledi. Sonra yavaşça hareket edip uzaklaştı.
Elimdeki anahtarı tezgâha bıraktım.
İçimde kötü bir his vardı.
Yağmur'a yazdığım mesajları düşündüm.
Onunla konuşmak istemiştim. Gününün nasıl geçtiğini merak etmiştim. Bir anlığına bile olsa, hayatımın içindeki bütün karanlığı unutmuştum.
Ama artık bunun bedelini yalnızca ben ödemeyecektim.
Telefonum titredi.
Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj gelmişti.
“Demek onunla konuşmaya başladın.”
Ekrana bakarken çenem kasıldı.
Bir mesaj daha geldi.
“Umarım onunla konuşmak, onu koruyabileceğin anlamına geldiğini düşündürmüyordur.”
Telefonu sıkıca tuttum.
Bir an Yağmur'u arayıp her şeyi anlatmayı düşündüm.
Sonra onun gülen yüzü gözümün önüne geldi.
Bana takılması, her söylediğime karşılık vermesi, beni sinirlendirmekten zevk alması…
Ona bunları anlatırsam ne olurdu?
Benden korkar mıydı?
Bana güvenmeyi bırakır mıydı?
Bilmiyordum.
Ama bildiğim bir şey vardı.
O adamın Yağmur'un adını ağzına almasına bile tahammül edemiyordum.
Kendime kızdım.
Çünkü Yağmur benim hiçbir şeyim değildi.
Henüz değildi.
Ama bu, onun zarar görmesini istemediğim gerçeğini değiştirmiyordu.
Telefonu cebime koydum ve işime döndüm.
O akşam Yağmur'a tekrar yazmamaya karar verdim.
En azından bir süre.
Onu kendimden uzak tutmam gerekiyordu.
Fakat akşam olduğunda telefonumu elime alıp onun sohbetini açacağımı, yeni bir mesaj gelip gelmediğini kontrol edeceğimi henüz bilmiyordum.
Bilseydim belki kendime bu kadar güvenmezdim.
Çünkü bazı insanlara alışmak, onları hayatına almaktan daha önce başlıyordu.
Ve ben, Yağmur'un sesine, mesajlarına, hatta beni sinirlendiren o küçük şakalarına bile alışmaya başlamıştım.
Bundan korkuyordum.
Çünkü hayatımda ilk defa birini kendimden uzak tutmak istiyor, aynı zamanda onun bana biraz daha yaklaşmasını bekliyordum.
Selam dün bir bölüm atmıştım zaten bugünde atayım dedim ama okuyan olsa bile beğeni gelmiyor aynı şekilde yorumda fikirleriniz benim için önemli aslında ilerleyen zamanlarda işimr çok yarar lütfen beğenileriniz ve yorumlarınızı eksik tutmayınnn. Veee sınav haftam başlıyor bölüm çok atamaya bilirim şimdiden diyeyim
Sizi seviyorum bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle 🫶🏻🤎
Bölüm etkileşimi
