Üç Kan kitap kapağı

3. bölüm / 6

Üç Kan

Bölüm 3 - Vesper Kalesi

Vaveyla Yazarı: Ecrin 🪄🔮

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3 - Vesper Kalesi

Selamlarr artık her cuma gelecek bölümler. Bu bölüm biraz kısa ama zamanla uzayacak. Fikirleriniz
benim için çok değerli. İyi okumalarr.. 💗
Akşam saatlerinde hanedanımızın yönettiği topraklara nihayet varabilmiştik. Halkın bir kesimi çalışmaya devam ederken bir kısmı da bizleri selamlamaya gelmişlerdi.
Babamı severler, ona saygı duyarlardı. Burası yıllardır hanemin yönetimindeydi. Ancak gelen Ashcroft arabası herşeyi bozuyordu. İnsanların fısıldaşmalarını görüyor ve bazı dedikoduların başka sokaklara yayıldığını anlayabiliyordum.
Herkes farkındaydı.
Birşey yaklaşıyordu.
“Ashcroft arabası neden burada?”
“Yoksa savaş mı çıkacak?”
“İttifak mı sağlanacak?”
“Başka bir durum varsa?”
Sarayın kapıları açıldığında tek isteğim odaya gitmekti.
Riven’ın desteği ile yavaşça inip babamın arkasından ilerledim. Onunla henüz konuşacak kadar düşünememiştim.
Dışı gri renkti ve yüksek kulelere sahipti sarayımız. Upuzun pencereleri ve görkemli heykeller vardı. Sarayın ortasında siyah bir çeşme ve arka tarafında eğitim kısmı vardı.
Babamın arkasından içeri girdim ve hizmetçilerin her saraya giriş yaptığımızda yaptıkları selamı vermelerini bekledim. Sağ ellerini karınlarının üzerine koyup sol ayaklarını yarım adım geriye çektiler.
“Lordum.”
Babamın bir adım ilerlemesinin ardından ben ilerledim.
“Leydim.”
Valeni ise beklemeden ilerledim. Açıkçası onu görmek istemiyordum.
Saray genel olarak kırmızı rengi ile süslenmiş ve ahşap malzemelerden yapılmıştı. Büyük şömineler, uzun pencerelere yakışacak upuzun kırmızı perdeler, birçok aile resmi ve büyük birsürü kütüphane vardı.
Ve sarayın en gizemli tarafı altında kan mahzeni olmasıydı. Hanedanın ve eskinin en büyük sırları ordadır. Eski büyüler mühürler ya da eski ilklerin mezarları…
Babam oraya gitmeme şuana kadar izin vermemişti. Daha sonrada muhtemelen vermezdi. Kendisi bile çok gerekmedikçe oraya gitmekten çekinir. Uygunsuz ve saygısızca bulur.
Odama çıkıp kapımı yavaşça açtım. Koyu ceviz rengiydi eşyalarımın çoğu, siyah bir şöminem ve büyük bir kitaplık da vardı. İçinde de birçok tarih kitabı vardı. Sarayın pencerelerinden biri odama denk gelirdi ve uzun kırmızı perdelerim vardı.
Çalışma masamda ise her zaman bulunan tek şey vardı. Beyaz zambaklar. Annem onlara bayılırdı. Sürekli saraya onlardan koyar kokularından bahsederdi. Öldüğünde bile mezarında beyaz zambaklar vardı. Kim bilir belki bu sefer de zambaklar onu yalnız bırakmak istemememişlerdir.
Odamdaki en güzel eşyalardan bir diğerine yaklaştım. Annemden hediye bir ayna. Bembeyaz bir taştan yapılmıştı. Üstüne ayna yerleştirilmişti. Manevi değeri çok büyüktü.
Ve en sevdiğim parçalardan biri. Annemin resmi. Ben doğmadan çok önce yapılmıştı ve annemin gençliği işlenmişti. Ona baktıkça mutlu oluyordum. Annemin muhtemelen benim yaşlarımdaki hali vardı. Arkasında ise yapraksız kuru ağaçlar vardı.
Yatağımın yanı başında ise yine annemden birkaç hatıra vardı. Büyük kuzgun biblosu. Annem bilgeliği temsil ettiğini söyler, çok çalışmam gerektiğini anlatırdı. Yanında ise bir müzik kutusu. Tek bir melodi çalardı ama o melodi siz tüm kötülüklerden uzaklaştırır, huzura götürürdü.
Ve ellerim farkında olmadan boynuma kaydı. Annemden kalan aile yadigari bir kolye. Onu hayatım boyunca ne olursa olsun saklamam gerektiğini söylemişti.
Annem kuzeydeki bir aileden geliyordu. Kan büyüsü yoktu ama çok zeki bir kadındı.
Çekmeceden hançerimi çıkardım. Babamın on sekizinci yaş günü hediyesiydi. Çok şık ve bir o kadar da işlevliydi. Üstümü değiştirip bordo, yırtmaçlı bir elbise giydim. Kemerimi bağlayıp hançerimi sıkıştırdım ve saçlarımı taradım. Botlarımı ayağıma geçirdim.
İplerini bağlarken kapı çaldı.
“Benim Leydim. Başdanışman Cedran.”
“Gir.”
Yavaşça ilerledi ve öncelikle selamını verdi. “Leydim.”
Ardından arkasını döndü ve kapıyı kapattı. Cedran babamın babasının yani büyükbabamın yaşlılığından beri bu saraya hizmet ediyordu. Oldukça yaşlı bir ilklerdendi. Zeki ve politik bir adamdı.Ben küçükken benimle çok ilgilenirdi.
Eğitimime çok özen göstererek yetiştirmişti beni. Küçükken onu amca gibi görürdüm ancak artık eskisi gibi değildi. Arada olması gerektiği gib resmiyet vardı. Yinede ona çok değer verirdim.
“Konuşmak için geldim Leydim. Müsait misiniz?”
Başımla devam etmesi için fırsat verdim.
Odamda karışıklıklı iki kan kırmızısı koltuk vardı. Oraya geçmesini işaret ettim.Oturduğunda bağcıklarımı bağlamaya devam ettim. İşim bittiğinde karşısına oturdum.
“Size özel çay hazırlattım leydim.” Kapı çalındıktan sonra içeriye iki hizmetçi girip servis yaptı.
Gül çayı.
Buralarda çok yetişirdi ve severek içerdim.
Hizmetçilerin çıkmasının ardından fincanımı elime aldım.
O son kararlardan benim kadar etkilenmemiş olacak ki mutlu gözüküyordu. Hatta muhtemelen beni ikna etmeye gelmişti. Gücü severdi.
“Leydim son kararlar hakkında konuşmak için buradayım.”
Her zamanki sakinliği ile devam etti.
“Leydim bu kararın doğruluğuna anlayış göstermelisiniz. Sizden inanmanızı beklemiyorum ama anlamalısınız.”
“Anlayamam.” Beni feda etmesini anlayamazdım. Ve anlamayacaktım.
“Lord Alaric dün iki karar arasında kaldı.” Neyden bahsediyordu?
“Hangi iki karar?”
“Sizi kaybetmek… ya da bütün haneyi kaybetmek.”
Kaşlarımı çattım. O ise çayına bakmaya devam etti.
Gözlerini çaydan ayrımadan devam etti.
“Lord Alaric başta defalarca kez reddetti.” Şaşkınlıkla ona baktım.
“Reddetti mi?”
“Evet Leydim.”
“Öyleyse neden sonra kabul etti?” Neden beni feda etmeye karar verdin baba?
“Çünkü Lord Valen ona, ölen soylunun kimliğinin ortaya çıkmasının yalnızca sizi değil bütün Vesper Hanesi’ni hedef hâline getireceğini hatırlattı.”
Babama olan kızgınlığım biraz olsun dinmişti.
Cedran ise devam etti.
“Krallık bunu sadece bir cinayet olarak görmez leydim.”
“Ne olarak görür.”
“İsyan.”
İşte bu kelime odadaki tüm havayı değiştirdi.
İkimizde sessizleştik.
Çayından sakince bir yudum aldı.
“Bir hanedanın bir soyluyu öldürmesi bir savaş ilanı ile eşdeğerdir.”
“Yinede babam beni feda etmemeliydi.” Fincanımı masaya bıraktım.
Cedran ise bu sefer doğrudan gözlerimin içine baktı. Hem yumuşak hem sertti bakışları. Bir büyüğün küçüğüne baktığı şefkatle bana bakıyor ama politik olmaya devam ediyordu.
“Size bir soru sorabilir miyim Leydim?” Sessiz kaldım.
“Lord Alaric sizi sever mi?”
“Elbette.” Elbetteki beni severdi.
“Öyleyse neden böyle bir karar alsın?” Aynı şeyi son bir gündür bende çok kez sorgulamıştım ancak bir cevap bulamamıştım.
“Bazen Lordlar baba olmayı seçemezler.” Derin bir nefes alıp devam etti.
“Önce halklarını seçmek zorunda kalırlar.”
Hızlıca çıkıştım.
“Ben halktan değil miyim?”
Az önce dinen tüm öfkem tekrar gün yüzüne çıktı. Çıkışmamla ifadesi bir anlığına değişse de hemen sakin haline geri büründü.
“İşte tamda bu yüzden sizi seçti.”
“Anlayamadım.” Neyden bahsediyordu.
“Eğer sıradan biri olsaydınız sizi feda ederdi.”
Ardından devam etti.
“Ama siz Vesper hanesinin tek varisisiniz.”
Ona anlamsız bakışlarla bakmaya devam ediyordum. Anlayış göstermemi istiyordu.
“Lord Alaric hanesinin geleceğini korumak için geleceğini size emanet etmek zorunda kaldı.”
Sözleri mantıklıydı.
Hemde canımı acıtacak kadar.
Çayının son yudumunu içti ve sehpaya koydu.Selamını verdi. Hafifçe gülümsedi. “İzninizle Leydim.”
Kapıdan çıkıp gitti. Çayımın son yudumunu içtim ve annemin resmine baktım.
Annem olsaydı ne yapmamı isterdi?
Kalkıp kitaplardan birkaçına bakmak için ilerledim. Tekrar kapının çalması ile duraksadım.
“Gir.”
“Leydim, Lord Alaric sizi çalışma odasında bekliyor.”
Hizmetçi haber vermek için gelmişti.Babam benimle konuşmak istiyordu. “Geliyorum.”
.
Babamla hem çok konuşmak istiyordum hemde hiç istemiyordum. Kapıyı çaldım.
“Gir.”
İlerleyip selamımı verdim. Kapıyı kapatıp biraz ilerledim. Babam çalışma masasının yanında duruyordu. Pencereden eğitim alanını izliyordu. Ona çok yaklaşmadım.
Masasında nişan belgeleri, mühürler, haritalar ve daha birçok şey vardı. Geldiğimizden beri düşünüyor, çalışıyordu.
Konuşmadım.
“Kararımdan nefret ettiğini biliyorum.”
“Ediyorum.” Hemde hiçbir şeyden etmediğim kadar.
“Ben de.” Ona şaşkınlıkla baktım.
“Bana kızgınsın.” Hareketlerimi analiz ediyordu ama tamamen bana dönmüyordu. Göz ucuyla bakıyordu sadece.
“Olmamı beklemiyor muydunuz?”
“Bekliyordum.” Ne desem bilemiyordum. Bunu bana yapmasını kaldıramıyordum.
“Yinede yaptınız.”
“Yaptım.” Canımı acıtıyordu, hemde çok. Babamın beni düşünmemesi canımı acıtıyordu.
“Bir kez olsun beni düşündünüz mü?”
Bu sefer eğitim alanını izlemeyi bıraktı.
“Sadece seni düşündüğüm için bu kararı verdim.”
“Buna inanmamı bekleyemezsiniz!” Bunu benim için değil hane için yapıyordu.
“Beklemiyorum!” Bağırmama karşılık sert şekilde konuşmaya başladı.
“Ama anlamanı istiyorum.” Sakin şekilde devam etti. Masasına ilerledi. Haritayı görebileceğim şekilde açtı. Sınırlarımız vardı, diğer hanelerin sınırları ve krallık.
“Bu yalnızca senin hayatın değil.”
Parmağını haritanın üstüne koydu, topraklarımızın tam üstüne. Haritaya bakan gözlerini bana çevirdi.
“Binlerce insanın hayatı.”
“Ben sizin kızınızım.” Bana cevap vermedi sessiz kaldı. Biraz bekledi.
“Bunu unutmadım.”
“Annem yaşasaydı buna asla izin vermezdi!” Bu cümleden sonra gözlerini benden kaçırdı. Masaya baktı.
“Annen yaşasaydı…”
Bana baktı.
“Bana senden daha çok kızardı.” Bakışları oldukça sertti, nadiren böyle olurdu.
“Ama Muhtemelen benden daha önce kabul ederdi.” Kalakaldım.
Annem, annem böyle birşey yapmazdı. Arkamı döndüm ve kapıya doğru hızlı adımlarla ilerledim.
“Lysandra.” Durdum.
“Sana emir vermeyeceğim.”
Bekledim.
“Sadece hayatta kal.”
Hiçbir şey demedim sadece odadan çıktım..
.
Aceleyle üstümü değiştirdim. Eğitim alanına gidiyordum.
Çalışan muhafızlar vardı. Kafamı dağıtmaya ihtiyacım vardı.
Yanlarına gittiğimde aynı anda selam verdiler. “Leydim.”
Başımla selam verdim hafifçe.
Burada büyümüştüm. Burada eğitim almış ve burada öğrenmiştim hayatı. Kılıçların olduğu alana gittim. Sürekli kullandığım kılıcımı aldım.
Yanlarına tekrar döndüm.
“Leydim… gerçek kılıç pek uygun olmayabilir.”
“Umrumda değil.”
Yerimi aldım ve karşıma birinin geçmesini bekledim.
Karşıma Kael geçti.
Orta yaşlarda biriydi. Kılıç eğitimimin bir kısmını ondan almıştım. İyi bir askerdi.Herkes etrafta toplanmış burayı izliyordu.Kılıcımı çektiğimde oda aynısı yaptı ve tam karşımda durdu.
“Hazırsanız Leydim.” Kafamı salladım.
İlk hamleyi o yaptı.
Eğitim alanıda çelik sesi yankılandı.Güzel şekilde karşıladım. Yana doğru çekilip kılıcımı omzuna doğru savurdum.Son anda çekilmeyi başardı.
“Hızlanmışsınız.” Çocukluğumdan beri benimle çok kez çalışmıştı.
Cevap vermedim. Bu kez ilk ben saldırdım. Hızlıca karşılayıp yana çekildi.
Eğitim alanında kılıç sesleri yankılanırken etraf daha da kalabalıklaşmıştı. Her adımımı daha sağlam ve sert atmaya çalışıyordum.
Beni o adama göndereceklerdi. Oda sırf koz olsun diye beni istemişti. Avuç içlerim ısınırken saldırmaya devam ediyordum.
Daha sert saldırdım. Daha sert kavradım kılıcımı. Bana karşılık verdiğinde hızla savundum. Hızla yana kayıp omzumda bir yara açmayı başardı.
Sola doğru sendelesemde hızlıca topladım.
Bu sefer daha hızlı atıldım. Kılıcıyla hamlemi bastırdı ancak kolundaki eski yaralardan bir tanesi kanamaya başladı. Damla damla kan akıyordu.
Duraksadım. Ben yapmamıştım, gücümü kullanmamıştım.Ancak hızlı toparlayıp bana karşılık verdi.
Hamlesini karşılayıp saldırdım.
“Leydim…”
Duraksıyordu. Neden duraksadığını bilmesemde zorlanıyordu. Saldırılarımı kaşılayamamaya başlamıştı.
En güçlü hamlemi yapmak üzereyken dizlerinin üstüne düştü. Kalbini tutmaya başladı. O sırada kılıcım az önce kafasının durduğu yerden hızlıca geçti. Savrulmuştum.
Muhafızın düştüğünü anladıktan sonra birkaç adım geriye gittim.
Kendimi kaybetmiştim.
Kılıcı yere atıp ellerime baktım.
Onun üzerinde kan büyüsü kullanmıştım farkında olmadan.
Herkes aniden arkama bakmaya başlamıştı. Gözlerini dikmişlerdi.
Arkadan alkış sesleri gelmeye başladı.Arkama döndüğümde onu gördüm.
Valen Ashcroft.
Sessizce yaklaşmıştı, onu fark etmemiştim.
“Öfken seni güçlendiriyor.”
Aramızda üç adımlık mesafe kaldığında durdu. Diğer askerler ona geçmesi için alan tanımış, çekilmişlerdi.
Yerde yatan muhafıza baktı ve ardından bana döndü. “
Ama aynı zamanda kör ediyor.”
“Sizden ders alacak değilim.”
“Biliyorum.”
Tam o an muhafızlar aynı yere dönmeye başladılar.
Sarayın dışından toz dumanları geliyordu.
Çalışan diğer askerler de duraksamıştı.
Arkadan bir ses yükselmeye başlamıştı.
“Kraliyet sancağı…” diye bağırdı muhafızlardan biri.
Arkamı döndüm. Birkaç süvari gördüm.
Ve en önde dalgalanan altın renkli sancakları fark ettim.
“Krallık elçisi geldi!”
Krallık bizi bulmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.