Üç Kan kitap kapağı

1. bölüm / 6

Üç Kan

Bölüm 1 - Uyanış

Vaveyla Yazarı: Ecrin 🪄🔮

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 1 - Uyanış

Selamlarr.. fikirleriniz benim için çok değerli benimle paylaşırsanız sevinirimm. İyi okumalarr 💗

Uyandığımda başımda kimse yoktu. Tüm vücudum acıyordu. Sanki yüzlerce kiloda bir taşın altında ezilmiştim.
Kalkmaya yeltenecekken kapı açıldı ve bu fikirden vazgeçtim.
Açlıktan kıvranan bir kuzgun gibi kıvranıyordum. Bu acıya daha fazla dayanamacak gibiydim.
Kapıdan giren kişiye baktığımda tanıdık bir yüzle karşılaştım. Ne olduğunu hatırlamıyordum ancak onun bana anlatmasını umuyordum.
Kesinlikle kendi odamda değildim. Hatta daha önce hiç görmediğim bir yerdeydim. İlk uyandığımda fark etmesemde muhtemelen eski saraylardan birindeydim. Eski duvar işlemeleri ve sütunlar bunu kanıtlıyordu. Siyahlar içindeki odayı aydınlatan tek şey ise küçük meşalelerdi. Sanki biri bilerek odanın karanlık kalmasını istemişti ve az sayıda meşale yerleştirmişti. Kime ait olduğunu bilmesemde bu karanlık atmosferden kaynaklı bizden birine ait olduğunu tahmin edebiliyordum. İlklerden birinin sarayındaydım, yalnızca ilkler karamlığı sever ve ona ait hissederlerdi.
Odanın ortasındaki büyük yatakta uzanıyordum. Odanın en karanlık bölümünde savunmasızca yatıyordum. Koyu renkteki duvarlar içerdeki atmosferi daha karanlık hale getirirken eşyalar da bir kale gibi eski ama buraya uygun duruyordu. Sadece siyah değil gri ile de donatılmıştı oda. Muhtemelen bir lordun odasındaydım.
Cevap arar gibi ona baktım. Gözlerim boş boş anlamsızca bakıyordu. Konuşsun istedim ama o yanıma geldi ve duraksadı, etrafa bakıyordu. Bakışları odanın içinde gereğinden fazla dolaştı, buraya o da ilk kez geliyordu. Sonra bana döndü bakışları sanki bana acıyor gibi bakarken aynı anda sanki bir nefret doğdu gözlerinde bana karşı. Gözlerini kaçırmaya devam ediyordu, bakışları yere düştü. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
“Lysandra, asla olmaması gereken bir şey oldu.” Duraksadı.
Bunu söylemekten oda mutlu değildi. Farkında olmasamda bedenim duyacağı haberden korkuyor ve kasılıyordu.
“Bir soylu öldü.” Yutkundum.
Bu bir savaş nedeniydi. Hemde tüm evreni birbirine katabilecek derecede büyük bir nedendi. Kimse kraliyete karşı böyle bir saygısızlık yapamazdı. Böyle bir şeyi yapan kişi ya idam edilirdi. Ya da krallık o kişinin kellesini alana kadar durmazdı. Kimse onlara karşı duramazdı. Durmak istemezdi. Gözbebeklerim gitgide büyümüş olmalıydı. Şaşkınlık ve korkuyu aynı anda yaşıyordum. Daha önce hiç savaş görmemiştim ama çok fazla ölümün olduğunu biliyordum. Ve bu bir savaş nedeniydi.Doğrulmaya çalıştığıma karşımdaki aynayı gördüm. Ruh gibi olmuştum. Tenim bembeyazdı, kestane rengi saçlarım dağılmıştı. Dudaklarımdaki ve yanaklarımdaki renk gitmişti.
“Dinlenmelisin.” Yanı başımdaki sürahiden işlemeli bardağa ihtiyacım olan şeyden döktü.
Kandan doldurdu. Bizler insanların kanlarına hükmederdik. Ve hükmettikçe ona ihtiyaç duyardık. Çünkü güçsüzleşirdik. Onlara hükmederken kendi kanımızdan kullanırdık.
Bana uzattığında elime aldım. Kana kana içtim. Başımı ise yavaşça ona doğru çevirdim.
“Kim yapar bunu?” Kim böyle bir şeyi yapabilirdi, hemde öleceğini bile bile?
“Bunu babanla konuşman daha doğru olur.” Babam burada mıydı? Eğer öyleyse gerçekten önemli bir mesele olmalıydı.
Bardağı bırakıp üstümdeki örtüyü attım. Gecelik vardı üstümde. Siyah dümdüz bir kıyafetti.
“Üstünü değiştirmelisin Lysandra. Başka lordlarda var. Saygısızlık olarak görülür.” Dedi. Bomboş ama ciddi bakıyordu. Haklıydı ama fikrimi değiştiremedi.
Onu dinlemeden yataktan kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Riven pes etmiş ve ısrar etmemeye karar vermişti. Normalde ben ikna olana kadar o kadar çok konuşurdu ki o sussun diye söylediklerini kabul ederim. Bugün birşeyler farklıydı.
Kapıyı açıp karşılaştığım kişi ile işler netleşti. Önemli bir konu vardı.
Başka neden Valen Ashcroft gibi bir adam kapımın önünde olabilirdi?
Valen Ashcroft
Ashcroft hanesinin Lordu
İlk bakışta korkutucu değildi. Asıl sorunda belki buydu.
Hakkında duyduğum ilk şey iyi bir savaşçı ve büyü kullanıcısı olduğuydu. İnsanların ondan korktuğunu da biliyordum.Fakat onun hakkında duyduğum tek gerçek ve güvenilir bilgi ise rakiplerine ikinci bir şans tanımadığıydı.
Kaşlarımı hafifçe çatarken yüzünü inceleme imkanı buldum. Simsiyah saçları vardı siyahtan biraz açıkta gözleri. Gri demek daha doğru olabilirdi. İlk bakışta en çok dikkatimi çeken gözleriydi. İçlerinde öfke yoktu. Merakta yoktu. Hiçbirşey yoktu.Duygusuzluğu yüzünden değil gözlerinden okunuyordu. Sanki yıllar önce hissetmeyi bırakmış gibiydi.
Üstünde uzun bir takım vardı. Siyahlar içindeydi. Boyu oldukça uzundu; uzun bir kadın olarak benden bile oldukça uzundu. Sert görünen yüzü ise söylenenleri doğrular gibiydi. Bakışlarım yavaşça belindeki kılıcına kaydı. Bir anlığına durdum. Gözlerim yeniden yüzüne kaydığında onunda bana baktığını fark ettim. Göz göze gelmiştik. Beni ne zamandır izlediğini bilmiyordum. Ve nedense ilk geri çekilenin ben olmasını istemedim fakat onun bakışlarını kaçırmaya niyeti yoktu.
Sonra fazla oyalanmadan yapmam gerekeni yaptım.
Selamımı vermek için hareket ettim. Sağ elimi sol göğsüme koydum. Hafifçe eğildim.
“Kanınız da-“ Sözlerimi bitirmeme fırsat bırakmadı.Sağ elini çeneme uzatıp eğdiğim başımı kaldırdı.
Elindeki eldivenin kumaşı tenime temas ettiği an durdum.
Dokunuşu nazikti ama bir o kadar da itiraz kabul etmeyecek kadar keskin. Gözlerine baktım ve bakışlarımı ayırmadım.
“Gereği yok.” Kafamı kaldırıp gözlerine baktım. Yüzünü inceledim. Hiçbir duygu, ifade yoktu onda.
Böyle bilinirdi. Acımasız ve duygusuz lord.
Elini çenemden çektiğinde farkında olmadan tuttuğum nefesimi bıraktım.
Ondan çekindiğimi kendime itiraf etmek istemedim.
Selamımı dediği gibi yarıda bıraktım ve yanından geçmek için yeltendim. Tam yanındayken elleri bileklerimi kavradı.
“Üstünü değiştir.”
Bana doğru bile dönmeden yapmıştı bunu. Birkaç saniye olduğum yerde kalmıştım.
Bir emir cümlesiydi. Hemde bana karşı kullanılan bir emir.
Vesper hanesinin leydisi ve sonraki varisine. Ne cürret?Yavaşça ona doğru döndüm. “Anlayamadım lordum?” Dedim.
Kafasını dahi hala bana çevirmeden cevapladı.
“Toplantı olacak.” Sesi sakindi. Sanki bana az önce emir vermemiş, herkesin bildiği bir gerçeği hatırlatmıştı.
“Bunun benim kıyafetim ile alakası nedir?” Diye sordum.
“Toplantıya böyle katılamazsınız.”
“Bana ne giyeceğimi söylemek sizin göreviniz değil.”
“Şuan benim sorumluluğumdasınız.” Bu tartışmayı kazanamayacağımı anlamıştım. Üstelik oda bunu benimle aynı anda anlamış gibiydi.
Muhtemelen onun kalesindeydik. Çıplak ayaklarımla odaya doğru tekrar iki adım attım. Ve odadaki iki erkeğe doğru sırayla baktım. Çıkmaları gerekiyordu. Kendi sarayımızda hizmetçilerim bu derdi benim yerime üstleniyorlardı. Burada ise ne yapmam gerektiğini bile bilmiyordum. Valen arkasını döndü.
“Hizmetçilerle sana uygun kıyafetler-”
Bu sefer onun sözünü ben bölmüştüm. “Bekleyin.” Dedim.
Sustu.
Birkaç saniye sonra bana döndü. Neden böyle atılmıştım bilmiyordum.
Ne diyeceğimi de bilmiyordum.
Bildiğim tek şey bana karşı davranışlarından hoşlanmadığımdı.
“Bana emir vermeye alışkın olduğunuz belli.”
Onun yüzünde ise en ufak bir değişiklik olmadı.
“Alışkınım.” Dedi.
“Ben değilim. “
Bakışları birkaç saniye yüzümde dolaştı.
“Fark ettim.” Gri gözleri bana acımasızca ve sertçe bakıyordu.
Onun soğuk biri olduğunu duymuştum ama onunla ilk tanışmamın böyle olacağını düşünememiştim.
Cevap vermedim o ise suskunluğum karşısında odadan çıkıp gitti.
Riven ise kısa bir selam verip uzaklaştı. Onunla birlikte büyüdüğümüz için aramızda bir resmiyet yoktu. Sadece gerektiği için yapardık selamlaşmaları.
Biraz bekledikten sonra odaya iki hizmetçi girdi. Uzun siyah bir elbise giydirdiler. Saçlarımı ise topuz yaptılar. Toplantıya uygun giydiriyorlardı beni. Oldukça resmi şekilde…
Hizmetçiler bana yardımcı olduktan sonra bir hizmetçi onu takip etmemi söylemişti ve odadan çıkmıştık. Burayı ilk kez görüyordum. En az bizim kalemiz kadar eski ve görkemliydi. Daha çok gri ve siyah renkleri ile donatılmıştı. Kısa süre sonra kendimi büyük bir kapının önünde bulmuştum. Ana salon burası olmalıydı.
Burası Ashcroft Kalesinin kalbiydi. Bizim kalemiz kadar eskiydi ama bizim kalemiz kadar renkli değildi. Gri ve siyah rengi salonun tamamına hakimdi. Kapının aralığından içine baktım. Babam ve üç kişi daha oturuyordu. Başdanışman Cedran babamın sol tarafında oturuyordu. Sağ tarafında ise bir sandalye daha vardı. Benim içindi. Babamın karşısında ise başka bir lord oturuyordu. Lord Valen. Az önceki karşılaşmamızın ardından onu yeniden görmek beklediğimden de rahatsız ediciydi.
“Başlayabiliriz Lordlarım.” Beni beklemeyeceklerdi. Ya da belkide burada olduğumun farkındaydılar.
“Söylentilerden haberdar olduğunuzu düşünüyorum Lord Alaric. Sınırlarınızda söylentiler dolanıyor. “
“Duydum.”
“Mevcut hazırlığınız var mı?”
“Gençliğinize veriyorum Lord Valen. Henüz başlamamış bir savaş için ordu hazırlarsanız savaşın kendisini bizzat siz davet etmiş olursunuz .”
“Söylentilerin sadece söylenti olmadığını yakın zamanda teyit etme fırsatı buldum lordum. Son krallık ziyaretinde siz de fark etmiş olmalısınız başkentteki asker sayısı aynı değil.”
Babam devam etmesi için ona fırsat verdi, cevabını merak ediyor olmalıydı.
“İşte bende kapımızda olan bu savaş için buradayım. Ayrıca bu ittifakın savaş için olduğunu düşünmemelerini sağlayacağız.”
İşe yaramayacaktı. Sadece bir süreliğine gerekçe olarak başka birşey verebilirlerdi ama herkes anlayacaktı.
“Sizden sözde bir yemin istemiyorum Lord Alaric.”
“Kanla mühürlenmiş bir ittifak istiyorum.”
Gözleri gözlerimi buldu. Kapıya doğru döndü ve kapının hafifçe açılmasını sağladı. İşte o zaman kapının ardındaki ben göründüm.
Tüm gözler bana döndü. Araya giren şöminenin sesi o an sessizliği bölen tek şeydi. O ise gözlerini benden ayırmadı. “Kızınız nişanlım olacak.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 13beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.