Tutun Bana kitap kapağı

7. bölüm / 6

Tutun Bana

Bölüm 6

Vaveyla Yazarı: Elif Nel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 6

"Cansel hanım müsait miydiniz?"

Cansel kapıya doğru bakmasıyla içi anlam veremediği bir endişeye büründü. Her ne kadar kapı arasından kafasını içeriyi sokan adamı sevse de, onunla sessiz kalmak konuşmaktan daha güzeldi.

Uykulu sesiyle "müsaitim" diye geveledi.

"Sesin o kadar uykulu geliyor ki benimde uykum geldi." dedi yapay bir esnemeyle.

"Evet tek işim uyumak. İstersen sende orada uyuyabilirsin. Bu seansta böyle olsun."

"Ha yapmadığın şey değil diyorsun?"

"Yok ya öyle demedim de, aslında benim diyebileceğim bir cümleymiş."

Bekir bu cevapla güldü. Ardından son gördüğü anı anımsayarak konuşmaya başladı.

"O gün bana bahçede ne diyecektin?"

"Hatırlamıyorum ya hiç. Herhalde bir şeyler diyecektim, bilemiyorum şu an."

"Peki. Nasılsın?"

"Yorgun, bunalmış, depresyonda ve... Ve bilemedim işte öyle."

"Ya? Buradaki aktivitelere katılmıyor musun?"

"Katıldım bir kere de bana göre değil çok."

"Senin yaşında çok kişi var, tanışmadınız mı?"

"Yan odamdaki çocukla tanıştım. Onda da onun da canı sıkıldı. yarım saat sohbet ettikten sonra odalarımıza dağıldık."

"Ya? Nasıl biriydi?"

"Doğruyu söylemek gerekirse insanı kendine çeken bir havası var. Odaları karıştırdığı an gördüğümde sinir bozucu biri gibi hissetmiştim. Yanılmışım. Tedavisinin en zor zamanlarında, o da uyuşturucu bağımlısı da"

Bekir bunları dinlerken kendini rahatsız hissetti, ama bunu yenmek için aslında kendi hislerini anlamak için konuşmayı sürdürdü.

"Ya seni etkilemişe benziyor."

"Yani kafa yapılarımızın uyduğunu düşünüyorum. Genel olarak bir etkileyici yönü var işte dediğim gibi."

"O zaman artık bir arkadaşın var. Ona ara sıra yürüyüş teklif edebilirsin."

Cansel gülerek baktı. "Arkamızda da deli olduğumuzu düşünen bakıcılarımızla mı? Aman ne güzel bi an olur."

“Bakıcından rahatsız mısın?"

"Hayır o iyi biri fakat sürekli takip edilmek veya davranışlarımın sorgulanması hoşuma gitmiyor."

"Bunu Ayşe hanımla konuşmamız gerekli. Bu kadar bunaltılacak hasta değilsin. Meslek deformasyonu olsa gerek."

Cansel tepkisiz bir şekilde bakmaya devam etti.

"Abini görüyor musun Cansel? İlk zamanlar ondan çok bahsederdin."

"Görmez olur muyum? O benim canımın içi. Benim için endişeleniyor. Şu sıralar beni böyle görmek onunda hoşuna gitmiyor."

"Sen nasıl hissediyorsun onunla konuştuktan sonra?"

"Mutlu tabi ki. Hatta beni en mutlu eden an abimle konuşmam oluyor."

"Annene bahsettin mi hiç bu durumdan."

"Ya öğrenmeleri uzun zaman oluyor. Ama annem abimin öldüğünü düşündüğü için bana inanmıyor."

Bekir hafif bir tebessümle sesini yumuşattı.

"Abinle bende tanışabilir miyim?"

Cansel sesli bir şekilde kıkırdadıktan sonra gözlerini ellerinden Bekir'in gözlerine çevirdi.

"Abim seni sevmiyor."

"Daha önceden de demiştin. Ya beni neden sevmiyor?"

"Abim benim birilerini sevmemden nefret ediyor sanırım. Bende soruyorum ama cevap vermiyor."

"Abinle tanışsam beni çok severdi, buna eminim."

"Yani belki."

"Adı neydi?"

"Çağan."

"Hm. Kaç yaşında?"

"28"

"Bende 30, yakın yaşlardayız eminim iyi anlaşırdık."

"Senin kardeşin var mı?"

"Var.", dedi kaybettiğini söyleyemedi ama zihni anlık bulanıklaştı. İstemsizce hüzünlenince seans ile bağını kaybetti.
Nerde kaldıklarını ne konuştuklarını anımsamaya çalışırken odağı sürekli okuduğu o yıllara gidiyordu. Üniversite üçüncü sınıftaydı. O yas sürecinde tuttuğu el Harun hocasına aitti.
Cansel’in bu konuda konuşmasını engellemek amacıyla konuyu değiştirdi

"Cansel, uyuşturucu bağımlılığın nasıl? Azaldı diyebilir miyiz artık?" dedi Bekir. Odağı tamamen bozulmuştu. Aldığı notlardan bir şey anlamadan kafasındaki soruyu sordu.

"Yani bunu çok isterim, ama biraz daha süreye ihtiyacım var."

"Az kaldı, çok iyi ilerliyorsun. Bu senin başarın Cansel!"

"Bunları senden önce annemden duymayı çok isterdim."

"Gelecekti o gün, sürekli senden bahsetti. Ben senin istemediğini söylediğimde gerçekten çok üzüldü."

"Bilmiyorum...İnanamıyorum."

"Annene güvenmiyor musun?"

"Abimden başka kimseye güvenmiyorum."

"Çağandı değil mi?"

"Çağan.. Yakışıklı tanem"

"Çağan senin yanındayken..." dedi Bekir, kelimelerini özenle seçerek. "kendini güvende hissediyorsun, öyle mi?"

Evet," dedi Cansel kesin bir dille. "O beni herkesten çok koruyor. Annem beni duymazken o hep duyuyor. İlaçlarımı almadığımda ya da çok korktuğumda yanıma oturuyor, elimi tutuyor."

Bekir koltuğunda hafifçe öne eğildi. Cansel'in zihnindeki bu "yanlış anıyı" yok etmek yerine, o anının ona sunduğu duyguya dokunmaya karar verdi.
"Cansel... Çağan’ın yanında olmak sana hissettirdiği o güvenlik hissi... Sanırım buna uzun zamandır çok ihtiyaç duyuyorsun."

"Nasıl yani?"

"Yani," dedi Bekir yumuşakça. "Annenin seni duymadığı, Faruk’un gölgesinin bile seni tiksindirdiği o evde... Yalnız kalmamak, 'Beni koruyan biri var' diyebilmek senin için o kadar kıymetli ki. Çağan sana sadece bir abi değil, sanki hiç sahip olamadığın o sığınak gibi."

"O benim kimseye ihtiyaç duymadığım mağaram. Bilmiyorum..." dedi sözüne devam etmesine göz yaşları izin vermemişti. Sesi titriyor, nabzı hızlanıyordu. Nefesini de kontrol edememeye başlayınca Bekir sakince odanın penceresini açtı.

"Cansel ayaklarını aşağıya sal bakalım, hani geçen yapmıştın ya. O zaman iyi gelmişti değil mi?"

Cansel Bekir'e odaklanamamıştı. Gözleri boşluğa bakıyor hıçkırarak ağlıyordu. Bekir komutlarının işe yaramadığını gördü.

Bekir komutlarının işe yaramadığını görünce sakinliğini korumaya çalışarak oturduğu koltuktan kalktı. Aralarındaki terapötik mesafeyi korumaya özen göstererek yavaş adımlarla Cansel’in yatağının yanına yaklaştı. Ani bir hareket yapıp onu daha da ürkütmek istemiyordu.
"Cansel, buradayım. Benim, Bekir," dedi ses tonunu olabildiğince alçaltıp güven veren bir ritme oturtarak. "Şu an güvendesin. Nefes almana odaklanalım sadece, tamam mı? Birlikte alalım."

Cansel ani bir şekilde kafasını kapıya çevirdi.
"Abim geldi."dedi hıçkırıklarının arasından. Göğsü hızla inip kalkarken, avuçlarının içindeki çarşaf ellerinden ıslanmıştı.
Bekir duraksayarak kapıya baktı, tekrar Cansel'e dönerek ismini seslendi.

"Kızgınlıkla bakıyor bana."

"Cansel," dedi Bekir, kızgınlığı ya da korkuyu reddetmeden, sadece Cansel’in duygu dünyasına temas etmeye çalışarak. "Çağan’ın sana kızmasını istemediğini biliyorum." Tekrar "Cansel, bana bak," dedi Bekir. Sesi bir emir değil, tutunacak tek sağlam dala dönüşmüştü. "Çağan şu an sana ne kadar kızgın olursa olsun, bu odada benim kontrolümde olan bir şey var: Ben senin yanındayım ve seni korumak için buradayım. Onun kızgınlığına rağmen şu an güvendesin. Nefesini bana odakla, ona değil."

Cansel kafasını iki yana sallarken çenesinde biriken gözyaşları hızla etrafa düştü.

Bekir, Cansel’in yaşadığı bu kırılmanın ne kadar gerçek olduğunu iliklerine kadar hissetti. Konfabilasyon, hastanın zihninde basit bir öykü uydurması değildi; o öykünün içindeki her duygu, her korku, her temas Cansel için şu an bu odadaki oksijen kadar gerçekti.

"Cansel. Onun sesinin senin sesini bastırmasına izin vermeyelim. Sadece benim sesimi duy."

Cansel tamamen doktoruna odaklanmıştı. İçinde olan his rahatlamayla karışık bir huzurdu. Abisini unutmuştu bile. Şu an ona güven olan doktoruna baktı hayranlıkla. Nefesi hala kontrolsüz, elleri hala çarşafı sımsıkı tutuyordu.

Bekir içi endişeli bir şekilde hastasına bakıyordu.

"Sesini duyuyorum.", dedi Cansel. Ardından derin ve düzensiz bir nefes aldı. Başını öne eğip dizlerini çekti ve ellerini yüzüne kapattı. Ağlaması sessizleşmiş yerini iç çekişlere bırakmıştı.

Bekir ise yaşanılan nöbetin sakinleşmesini izliyor ve her anı kafasına not alıyordu. Seansta yasına odaklanmasaydı, o kafasında karışıklık yapmasaydı, seansta bir dalgalanmaya neden olmasaydı bu krizi daha güzel yönetebilirdi. Bu konfabilasyonun altını iyice oyabilirdi.
Her ne kadar kendinde eksik bulsa da Cansel'in zihnine giden en gerçek kapı aralanmıştı.

"Dışarıya çıkalım mı? Belki biraz yürüyüş ikimize de iyi gelir."

Cansel kafasını yavaşça kaldırıp baygın gözleriyle doktoruna baktı.

Kafasıyla onaylayıp yanında duran Bekir'den güç almak için elini Bekir'in koluna götürdü. Yataktan kalkarken Bekir bu yardım çağrısına destek çıkarak güç verdi. Cansel sol eliyle sıkıca tuttuğu kolun içinde yaşattığı duyguların farkına varıp bir süre Bekir'e kenetlendi.

Bekir anlamsızca ona dikilen gözlere bakarken tekrarlanacak bir kriz mi geliyor diye Cansel'in tepkilerini süzdü.

"Cansel?"

"Sana sarılabilir miyim?"

"Cansel hadi..."

Boynunu kenetleyen kolların arasında reddetmeye fırsat bulamamıştı. Şimdi bu sıcacık an sonsuza dek sürebilirdi. işte yönetmeye çalıştığı tüm profosyonel kimliği yine büyük bir yıkıma uğramıştı. Ama şu an bunu düşünmenin zamanı değildi, artık olan olmuştu. Elleriyle tüm vücudunu ısıtan o bedeni sarmalayacaktı ki durdu. Ellerini tekrar iki yana saldı.

Cansel ise hiçbir şey düşünmüyordu. Tek hissettiği doktoruna olan hayranlığıydı. İçinde heyecanlı bir kıpırtı hissetti. Yüzünü Bekir'in boğazına doğru çevirdiğinde Bekir istemsizce huylanmış ve kendini kasmıştı. Cansel ardından sarılmasını yavaşça kesmiş ve ellerini doktorundan çekmişti. Bekir hiçbir şey diyemeden bir süre bekledi ve kapıya doğru ilerleyen hastasının arkasından ilerledi.

Kendisinde olan bu duygusal değişimi anlamlandıramıyor ve isim koymaktanda korkuyordu. Cansel onun hastasıydı, savunmasız ve bilinci allak bullak haldeydi. Cansel'in yanından yürürken Cansel yavaşlamaya ve duvardan destek almaya çalışınca Bekir istemsizce kolunu uzattı. Bunu onun onay sanmasından korkmuştu fakat bu normalde hastalara yaptıkları bir destekti. Bu durumda dışarıda duran bir hasta da hemşire de Cansel'i desteksiz bıraktığımdan dolayı onu eleştirebilirdi. Sonuçta bir hastadan söz ediyoruz.

Cansel ise o kola girmek istemiyordu çünkü sarılırken aşırıya kaçtığı için utanç duyuyordu. Ama doktorun koluna girmemesine de anlam verdiğini sanmasından da korkuyordu. Fazla düşünmeden çekilmek üzere olan kola girdi. Ağrılığının yarısını Bekir'e veriyordu. Normalde verdiğinden bir tık fazlasını veriyordu ki Bekir gerçekten kötü bir durumda olduğu için koluna girdiğini anlasın(!)

Yeşillikte belli bir süre yürüdükten sonra ortada duran banka oturup insanları izlediler.

"Bera-.."

"Ben-.."

Aynı anda cümleye başlamışlardı. Onun açmasından korktuğu konuyu söyleyeceğini sanarak hemen kendi cümlesini tamamladı.

"Beraber nefes alabiliriz? Kendini sıkışık hissettiğin zamanlar doğru nefes alırsan çok rahatlarsın."

"Ben-..."

"Ayrıca hava da güzel içini ferahlatmana yardımcı olur, göğe bakalım."

"Ben", diye başlayan Cansel'in artık cümlesini yarım kesemezdi çaresizce dinlemeye başladı

"Özür dilerim.. Aslında... Yani özür dilerim"

"Bana bağlanmanı istemiyorum Cansel. Ben senin doktorunum."

Cansel dolan gözlerini gökyüzünden yere, ıslak çimlere çevirdi.

"Yani ben sana eğer tek başına iyi olmayı, mücadele etmeyi öğretemezsem nasıl yapacağız?"

"Ben tek başıma güvende değilim."

"Cansel güvende olmayı öğreneceğiz beraber. Bende bilmiyordum, bu öğrenilebilir bir durum. Lütfen bana güveneceksen doktorun olarak güven. Bana hayatının merkezinde olmazsa olmaz bir alan açma."

"Ben anlıyorum seni. Haklısın, daha önceden biliyordum hastaların doktorlarına olan sınırlarını. Ama gerçekten... Bende anlam veremedim, özür dilerim."

"Tamam, sorun yok. Gel, baharın esintisi biraz bizi üşütecek gibi, odana götüreyim seni."

Cansel kendisi de farkında olmasa da doktorunu hayatının merkezine almaya başlamıştı. Koluna girerek yine içindeki kıpırtıları hissetti. Yavaş yavaş yürüdü; bu yavaşlık, hali olmadığı için değil, bu koldan biraz daha destek alabilmek içindi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.