2. bölüm / 6
Tutun BanaBÖLÜM 2
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 2
- 1 BÖLÜM 11.026 kelime
- 2 BÖLÜM 21.190 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 32.161 kelime
- 4 BÖLÜM 42.223 kelime
- 5 Bölüm 52.360 kelime
- 6 Bölüm 61.523 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Neyse abi git artık şimdi gelir doktorum.”
“Kalsaydım biraz daha.”
“Yok yok şimdi seni gördüklerinde buradan kaçacağımı düşünürler.”
“Neden kaçmayacak mısın?”
“Geleceğim yanına zaten de şimdi değil abi.”
“Cansel lütfen gel artık, seni üzmelerinden korkuyorum.”
“Tamam abicim, sen beni bekle ama şu an gitmen gerekiyor.”
“Görüşürüz. “
“Görüşürüz abiciğim”, dedi. Cansel aynı zamanda abisinin buruşturduğu çarşafı düzeltiyordu.
Kapı tıklatılmasının ardından Cansel irkilerek “gir” diye seslendi.
Doktor girdiği an esen rüzgarı içinde hissetti.
“Cansel, buranın havası soğuk olur camını neden açık bıraktın?” dedi ve camı kapatmaya yöneldi.
“İyi geliyor.”
“Ee nasılsın bakalım?”
“İyiyim Doktorum, sen nasılsın?”
“Bende iyiyim”, dedi elindeki minik not defterini üst üste attığı bacağının üstüne koyup gömleğini dirseklerine kadar kıvırmaya başladı.
“Ne konuşacağız yine?”
“Hmm biraz düşüneyim, şu yan odadaki teyzeyi.”
“Yan odamda bir teyze yok.”
“Ama doğruyu söyle başta bi heyecanlandın”, dedi doktor otuziki diş gülümsemesi ile.
“Bugün enerjiniz daha yüksek doktorum!”
“Ya evet yaz geliyor onun enerjisi. Senle de bir sonraki seansımızı dışarıda yapalım ne dersin?”
“Kalabalık içinde mi? Hiç rahat değil.”
“Bahçenin kalabalık olduğunu kaç senedir çalışıyorum hiç görmedim. Ama rahat edemeyeceksen bunu sormamışım kabul et. Yan odandaki yakışıklı ile tanıştın demek?”
“Ha? Yani yakışıklı değil ama tanıştım, iyi birine benziyor. “
“Nerede karşılaştınız?”
“Odaları karıştırıp içeri girdi, yeniymiş zaten kızmama fırsat vermeden özür diledi yan odada olduğunu yanlışıkla girdiğini söyledi işte.”
“Oo iyi bi karşılaşma olmuş, tam senin sevdiğin tarzda: konfor alanına izinsiz girmek.”
Cansel sesli gülüşü ile karşılık verip gözlerini cama çevirdi ve tekrardan doktoruna baktı.
“Şu sıralar uyuşturucuyu çok arıyorum, vücudumdan arındı sayılır ama isteğim de kabardı.”
“Farkındayım Cansel. Ama çok iyi ilerliyorsun bunu bilmelisin. Neden bu sıralar daha da arttı bir fikrin var mı?”
“Var.”
“Nedir o?”
“Söylemek istemiyorum.”
“Tamam, olabilir” dedi doktor sakinlikle konuşup bakışları ile destek çıkıyordu. Bir süre Bekir de onun baktığı yere, pencereye baktı.
“Ne düşünüyorsun şu an?”
“Söylemek istemediğim şeyi?”
“O ne hissettiriyor sana?”
“Sanırım bugün benden bir şey duymadan gitmeyeceksin.”
“Yani istersen şu an gidebilirim de git-...”
“Yok hayır”, diyerek lafı kesip doğruldu.
“Psikiyatri doktorun ilaçlarının dozunu düşürdüğünü söyledi, bu beni çok mutlu etti.”
“Yani iyileşip gideceğim buradan. İyileşip gidecek olmam mı seni mutlu eden?”
“Ben senin hayatının merkezi değilim Cansel. Senin gidecek olman değil iyileşecek olman beni mutlu eden şey. “
Cansel kafasını iki yana sallayarak gözlerini sımsıkı kapatıp açtı. Bazı düşünceleri kafasının içinden atmak için çabaladığı belliydi ama ne kadar başarılıydı orası muamma.
Geçen iki üç dakikalık sessizlikten sonra Cansel sinirle bağırdı: “Annem!”
Doktor birden irkilip oturuş pozisyonunu değiştirdi ve tekrar sakin bir hale bürünerek konuşmasının devamını bekledi.
Bir süre beklediler Cansel ağlamamak için yine kendini tutuyordu. Boğazındaki o düğüm gerçek ve yakıcı bir şekilde büyüyordu. Bekir, elindeki kalemi not defterinin arasına bıraktı. Çıt çıkmıyordu odada: Sadece Cansel'in dişlerini sıkarken çıkardığı o gıcırtı vardı.
Kendisini toparlamak için bir süre etrafı inceledi. Titreyen vücudu bir süre sonra durdu ve nefesi düzene girdi. Sakince doktora baktı.
“Annem dokuz gün oldu, hala gelmedi dedi ve bakışlarını tavana dikti. “
Bekir şu an yanına oturup sarılmamak için kendisiyle savaş içerisindeydi. Yaşadığı bu ikilemden sıyrılıp Cansel'e baktı. Biraz bekledi ve öne eğilerek Cansel ile göz teması kurmaya çalıştı.
“Ben buradayım Cansel, annene duyduğun öfkenin de kırgınlığının da bu odada bir yeri var. Kendini tutmak zorunda değilsin. “
Cansel ağlamamak için tavana diktiği gözlerini doktoruna çevirdiğinde sol gözünden akan yaşı hissettiği an eliyle sildi ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.
“Kırgınlık, öfke mi?” dedi gülerek
“Ne hissediyorsun?”
“Hiçbir şey.”
Bekir onun bu ani duygusuzluk zırhına yabancı değildi. Cansel'in içindeki acıyı dışarıya vurumunu da görmüştü artık. Biliyordu ki Cansel'in hemen sildiği göz yaşını bir daha görecekti.
“Hiçbir şey hissetmemekte bir histir”, dedi fısıltıyla
Cansel gülümsemesini bırakıp kontrol edemediği bir yüz ifadesi ile kaşlarını çattı.
“Klişe bir cümle, sen her an bir his içerisinde misin?”
Bekir gergin sese karşı sırtını yaslayıp biraz düşündü ve hiç acele etmeden samimi bir dille başladı.
“Her an değil Cansel, bazen bende her şeyi sessize alıyorum. “
Cansel tartışmaya hazırlanırken bu sözleri duyunca afalladı. Hazırladığı bu savunma duvarı üzerine yıkılmıştı.
Gözlerini yatağına çevirdi. Duygularını ifşa etmişti işte, doktor acaba şu an onu içten içe eleştiriyor veya acıyor muydu? Şu an doktor dese ki; ‘Cansel yaşadıklarını, duygularının ne kadar ağır olduğunu biliyorum’, hiçbir yanıt veremezdi. Demezdi ki doktoru, çünkü onunla kavga etmek, onunla tartışmak isteyen biri yoktu karşısında. Gözlerini doktoruna çevirip tekrar yatağına döndü. Onu gerçekten anlamaya çalışan, ona iyi gelmeye çalışan biri vardı. Ama ne olursa olsun insan boş zamanında hastalarının durumunu düşünüp acımaz mıydı? Hastalarının... O gerçekten hasta mıydı? Bu düşünce tüm vücudunu uyuşturmuştu. Hastalık... Yaşadıklarına verdiği tepkiler hastalıklı bir zihin tarafından mı yapılıyordu yani? Yoksa zihni acıyı kaldıramadığı için mi hastalanmıştı?
Cansel düşünürken kafasının içinde kontrol edemediği bir hücre tarafından yenildiğini hissediyordu. Tekrar gözlerini sımsıkı kapattı ve kafasını iki yana salladı.
Bekir ismini seslendiği zaman gerçek dünyayla iletişiminin bi anlığına koptuğunu hissetti ve tekrar gözlerini odasında gezdirdi.
“Hastayım ben.”
“Zihnin seni hayatta tutmak için bu savunmaları geliştirmiş, bu bir hastalık değil.”
Bekir, Cansel'in koptuğunun farkındaydı. Konuşuyordu ama dinleyen birinin olmadığının farkındaydı.
Cansel hala gerçeklik ile bağ kurmaya çalışırmışcasına etrafı inceliyordu. Düşünceleri o kadar donuklaşmıştı ki neden orada olduğunu bile anımsayamıyordu.
“Seans bitsin”, dedi kafasındaki karışıklık onu yormuş ve çıkmaza sürüklemişti.
Bekir iyi durumda olmadığını gördüğü için gitmek istemiyordu, biraz daha inceledikten sonra ayağa kalktı.
“Tamam senin seansın bitti ama benim seansım başlıyor.”
Cansel donuk bir şekilde bakarken Bekir pencereyi açmaya yöneldi. Ardından sandalyesini pencerinin önüne çekip nefes almaya başladı.
“Gelmek ister misin? “
Cansel doktorun ne yaptığını anlamak isterken zihnindeki sesleri susturmayı başarmıştı.
“Bazen en iyi gelen şey temiz hava, ha ayrıca ayaklarımın yere bastığını hissetmek.”
Cansel yüzüne vuran esinti ile derin bir nefes alıp ayaklarını yatağından aşağıya salladı. Hafif öne gelerek yere bastı ve şu an kendini daha iyi hissettiğinin farkına vardı. Aslında iyi hissetmiyordu, hala kötüydü fakat güvende hissetmek bedenini rahatlatmıştı. Gözlerini doktoruna çevirdiğinde Bekir'in dışarıyı izlemekte olduğunu farketti. Cansel'in son zamanlar yaşadığı en güzel ve en gerçek andı. Yargılanmıyor, bir şeye zorlanmıyor, sadece biriyle beraber sessizce nefes alıyordu.
Bekir dışarıya bakmaya devam ederek konuşmaya başladı.
“O kızı sormanı bekliyordum.”
Cansel'den ses gelmeyince devam etti.
“Hala yazmadım”, dedi Cansel'e bakıp gülümsedi
Cansel şaşırmamıştı, normalde buna güler mutlaka bir espri bulurdu fakat kafasındaki ağırlık, enerjisini bitirmişti.
“Bir sonraki seans senin olsun ama şu an lütfen yalnız kalayım. “
Doktor yalnız bırakmak asla istemiyordu ki seans süresini aşmıştı. Ayrıca bitik biri görüyordu karşısında. Vedalaştıktan sonra odadan çıktı.
Hızlı adımlarla odasına ilerledi ve uzun seansın notlarını almaya başladı.
Vaka Gözlem Notları
Danışan: Cansel Toker
Konu: Akut Kaygı, Disosiyatif Belirtiler ve Kontrol Kaybı Korkusu
• Psikolojik Durum ve Savunma Mekanizmaları: Danışanda "hastalık" etiketi üzerinden yoğun bir stigmatizasyon (damgalanma) korkusu gözlemlenmiştir. Zihinsel süreçler üzerindeki denetim kaybına dair derin bir kaygı izlenmiştir
• Terapötik Müdahale: Danışanın gerçeklikten koptuğu (disosiyasyon) anlarda, odağı kendinden çevreye kaydıran "topraklanma" (grounding) tekniği uygulanmıştır. Pencereyi açma ve fiziksel temas (ayakların yere basması) yoluyla somatik farkındalık sağlanmış, danışanın "güvende hissetme" eşiği başarıyla aşılmıştır.
• Aktarım ve İletişim: Danışan, seansı sonlandırma isteğiyle (kaçınma davranışı) savunmaya geçse de, oturumun sonunda terapist ile kurulan samimi diyalog sayesinde bir sonraki seans için iş birliğine (terapötik ittifak) açık bir kapı bırakmıştır.
• Sonuç ve Plan: Danışanın annesiyle ilgili yaşadığı travmatik boşluk (dokuz günlük sessizlik), hala birincil tetikleyici olarak güncelliğini korumaktadır. Bir sonraki oturumda "kontrol kaybı" hissi üzerine kognitif odaklı çalışılması planlanmaktadır.
Bölüm etkileşimi
