Tutun Bana kitap kapağı

6. bölüm / 6

Tutun Bana

Bölüm 5

Vaveyla Yazarı: Elif Nel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5

Baharın esintisi ile hasta bakıcıları bahçede bir grup halinde kahve içiyordu. Çiçeklerin açtığı, kuş cıvıltılarının herkesin kulağını doldurduğu bir sabah vaktiydi.

Doktor Zülal ile Doktor Mete daha yeni gelmişlerdi. Ha bir de arkalarından girmekte olan bir çift vardı.

Fatma ve Faruk...

Neşelilerdi fakat Faruk'un gelmek istemediği yüzünden anlaşılıyordu.

"Ne konuşacağız ki biz şimdi? Konuştuğumuz gibi olsun Fatma, lütfen. Biliyosun kızın için ne kadar uğraştım. Ah neler neler yaptım. Peki ya ondan bu tavrı görmeyi hak ediyor muyum?"

"Ya Faruk aşkım biliyorum, biliyorum senin neler yaptığını. Hadi senin adın üvey baba, peki ya ben? Ben ne kadar acı çektim onun için. Artık dayanamıyorum ama anneyim. Anlıyor musun beni?"

Yavaş adımlarıyla Bekir'in odasına kadar gelmişlerdi. İkisinde de oluşan endişe vücutlarına da yansımıştı.

İçeri de çalışan Bekir ise onların geleceğini unutmuş çalışmalarına yönelmişti. İş telefonunun çalmasıyla kafasını bilgisayarından kaldırdı.

"Hocam randevusuz olarak hasta yakınları Fatma hanım ile Faruk bey geldi. İçeriye alayım mı?"

"Al Burcu."

İşte yine nasıl davranacağını, kendini nasıl kontrol edeceğini bilemediği bir an gelmişti. Derin bir nefes alarak içeri girenleri buyur etti.

Faruk beyi görmesiyle şaşırdı. Giyimi özenli, genç duran biriydi. Hafif beyazlayan saçlarını arkaya taramış güzel bir imaj oluşturmuştu.

"Merhaba ben Faruk, Cansel'in üvey babasıyım."

"Merhaba Faruk bey, geldiğinize sevindim."

"Neden geldiğimi tam olarak bilemesem de."

"Biraz Cansel hakkında konuşmak istedim. Gerçi Fatma hanımın gelmesini bekliyordum ama uzun zaman olunca ben arayıp sormak istedim." dedi ardından oluşan gerginliği "Ne içerdiniz?" diyerek yumuşattı.

Fatma hanım gelmediği için pişmanlık duymasa da mahcup bir duruşu vardı.

"Ben çay alayım", dedi Faruk. Hemen arkasından Fatma "bende", diye ekledi.

Bekir telefon açıp üç çay söyledikten sonra söze nasıl başlayacağını düşündü, düşündüğünü belli etmemek için de yavaş yavaş not defterini açıyordu.

Kimseden çıt çıkmıyordu, Bekir sakin bir tonlamayla sözü açmak için nefes aldı.

"Dört beş gün önce Cansel için hemşire kapımı tıklattı. En başta bilmenizi isterim ki Cansel şu an iyi. Tekrar o güne dönersek hemşire o akşam Cansel'in kriz geçirdiğini öfkeyle yanına geldiğini ve sonradan da tansiyonu düştüğü için bayıldığını söyledi."

Fatma hanımın gözleri yaşarmıştı, Faruk'a bakarak "ben sana demiştim" der gibi kaş göz işareti yaptı.

"Doğrusu ben Cansel'i hiç öyle görmemiştim, gece burada çalışmamdan kaynaklı hemşire bana o an durumu haberdar etti. Şahsen bir doktor da olsam haline çok üzüldüm. Eminim ki Cansel o an sizi yanında çok istemiştir."

Bekir son sözünü Fatma hanımın gözlerinin içine bakarak söylemişti. Onun karşılık vermesini beklerken söze Faruk bey girdi.

"Hocam kusura bakmayın ama sizle biz yeni çalışmaya başladık. Siz bu hikayenin içine yeni girdiniz ama ilk giren değilsiniz. Sizden önce biz çok doktorla irtibat halindeydik. Biliyorum Fatma size çok bir şey anlatmamış; ee o da çok yoruldu, aynı şeyleri anlatacak hali kalmadı. Her hastane dönüşü ne kadar ağladığına ben şahitim. Cansel 23 yaşında artık bir çocuk veya ergen değil."

Bekir sakinliğini koruyarak Faruk beyin gözlerine bakıyordu. Faruk hareketli bir anlatış tarzına sahipti. Bekir Faruk'un dediklerinde biraz samimiyetsizlik ve yalan yakalamak istese de yakalayamıyordu. Tam o sırada da Harun hocasının sesi kafasında yankılanmaya başladı: "Sen doktor koltuğundan inip infazcı oldun"

Bekir tekrar sakinliğini sağlayarak söze başladı.

"Faruk bey yaşın pek bir anlamı yok. Bu kızın iyileşmesi için..." Sözü kesen Faruk, bu seferle sinirli ve öfkeli bir sesle girdi lafa.

"Öyle olmuyor doktor, öyle olmuyor. Aslında demek istediğim şey, bu saatten sonra bu kızın maddi desteğini sağlarım ama manevi desteğini beklemeyin bizden. Yaşın önemi var, öğrenecek artık zorluklara karşı nasıl durmasını gerektiğini."

Bekir sakinliğini nasıl koruyacağını bilemiyordu. Bağırmak, haykırmak istiyordu. İçinden Harun hocasının sesi ne kadar yankılanırsa yankılansın zihni tek bir hedefe yönelmişti. Titreyen dizini durdurmak istercesine eliyle dizine bastırdı.

"Faruk bey, sizin manevi desteğinize ne kadar ihtiyaç duyuyor onu bilemiyorum ama Fatma hanıma ne kadar ihtiyaç duyduğunu biliyorum. Bu kızı tek başına bırakmanız, onun kendine iyileşme hakkı görmesine engel olmaktadır. Sizlerin de zor bir süreç geçirdiğinizi görüyorum fakat yası da taze olan birine karşı bu merhametsizlik değil midir?"

"Ne yası hocam ne diyorsun ya? Ayrıca bana bir adam gösterin! Üvey çocuğu için kendini bu kadar perişan eden?"

"Abisinden bahsediyorum Faruk bey" dedi, ilk soruyla afallamıştı. Ölen başkası diye başkasının yası bu kadar çabuk unutulabilir miydi?

Bu sefer geldiğinden beri sessiz duran Fatma hanım tiz sesiyle karıştı tartışmaya.

"Ne abisi hocam? Benim oğlum öleli uzun zaman oluyor."

"Ama sizinle görüşmelerimizde yakın bir tarihte öldü demiştiniz."

"Yok hocam yanlış anlaşılma olmuş ben Cansel’in doğumuna yakın bir tarihte öldü demek istemiştim."

"Ama Cansel abisini görüyor."

"Evet hocam o antidepresan kullandıktan sonra oldu. O zamanki doktoru normal demişti."

"Hayır Fatma hanım, bu farklı bir problem olduğunu gösteriyor", dedi donuk bir ifadesi vardı yüzünde.

"Sizin bu kıza desteğinizi de çekmenizi asla istemiyorum Fatma hanım."

Fatma hanım Faruk'a bakarken Bekir daha sert bir ton takınarak cümlesine devam etti.

"Ayrıca Cansel'in ne yaşadığını bana da anlatmalısınız, biliyorsunuz ki bir ayı geçti burada ve iki üç seanstır benimle konuşmaya başladı. Ona nasıl yaklaşmam konusunda pusulam yok, bana pusula olmanız gerekiyor."

Faruk içinde biriktirdiği nefesini oflayarak vermişti. Ardından bardağın dibinde kalan çayını yudumlayıp Bekir'e baktı.

"Bekir bey, tanıştığıma memnun oldum izninizle ben gidiyorum. Artık siz nasıl ilerlersiniz bilemem ama benim size sağlayacağım fayda bu kadardı."

Bekir karşısında Cansel'e merhamet duymayan hatta vicdanı olduğundan şüphe duyduğu adama baktı.

Baktı: dayanamayıp yakasına yapıştı, sadece "hiçbir yere gitmek yok" diyordu. "hiçbir yere gitmek yok",diye aklında oluşan senaryoyu silip attı. Yine Harun hocasının uyarıları ile kendisini daha çabuk toparlayabilmişti.
Harun hocasının yanına gitmekle kendine ne büyük iyilik yapmıştı. Yakın zamanda onun en sevdiği tuzlu kurabiyelerden alıp yanına uğramalıydı.

Elini ona uzatmadı sadece ayağa kalktı ve uğurladı. İçinden Harun hocanın "Onları anlamaya çalış, suçlama" sesine de cevap verebiliyordu artık. "Hocam anlamaya çalışacak bir şey bırakmıyorlar!"

Karşısındaki adam kapıyı kapattıktan sonra Fatma hanıma döndü.

Zor zamanlar geçirdiğinize inanıyorum ama sizi anlamam için biraz bilgi sahibi olmam gerekiyor Fatma hanım. Bana yardımcı olun.

Fatma, kocasının sert üslubundan sonra çekimser bir halde kafasıyla onayladı. Ardından bakışlarını doktora çevirerek konuşmaya başladı.

"Şu an çok vaktim yok kısaca anlatsam? Sonra yine gelirim ben. Tabi eskisi kadar sık gelemem, malum eşim çok istemiyor. Ee tabi o da haklı. Bakmayın böyle cengaver davrandığına normalde Cansel'i çok sever. Ama o da yoruldu. Çok yoruldu. Ah biz kaç senedir bu koridorlardayız. Çok yorulduk çok."

Bekir anlamak için dinliyordu. Yargılamamak için kadının kim olduğunu hatırlamak istemiyor, direkt anlattıklarına odaklanıyordu. Karşısındaki kadın da iyi değildi.

"Fatma hanım, yanınızdaki insanları savunmayı bırakın. Hayatınızı kendi isteklerinize göre yaşayın. Bırakın kim ne yapmak istiyorsa yapsın."

"Neyse zamanımız az, oğlunuz hakkında biraz detay verir misiniz?"

"Oğlum, oy benim tombul yüzlü oğlum", derken sesi titredi ve nereye baktığı belli olmayan bir yere daldı.

"Ya çok güzel bir çocuktu, görseniz pek severdiniz. Ben 17 yaşında doğurdum onu. Ay pek kiloluydu doğduğunda", dedi gülerek Bekir'in yüzüne baktığında Bekir de ona gülümsedi.

"İşte o zamanlar eşim Ramazan'dı. İyi adamdı da Allah var hiç sevmedim. Neden evlendin diye soracaksınız şimdi, babam Ramazan'ı çok severdi. Rahmetliyle de huyları benzerdi zaten. Benim aklım hep Faruk'taydı."

"Sonra ne oldu?"

"Benim güzeller güzeli oğlum Çağan yedi yaşına geldi, tabi o zamanlar da hareketliydi. Babasının basit bi motorsikleti vardı. Ramazan öğretmişti ona sürmesini. Ama izinsiz yine vermezdi, kullandırmazdı. Bende Burçin'e ay Cansel, Cansel'e hamileydim."

Fatma akışında ilerlerken Cansel'in ismini şaşırmasıyla heyecanla doktorun gözüne bakarak düzeltti sonra yine eski ses tonuna dönerek devam etti.

"Cansel'de düşme riski olan bir bebekti. Zaten Çağan'dan sonra iki düşük yapmıştım. Kapı çaldı ama nasıl duymanız lazım."

Fatma onları anlatırken sanki yine o anı yaşıyormuş gibi kapıya bakıp sesini bir yükseltip bir alçaltıyordu.

"Ayaklarım zor ilerledi o an kapıya, "Gitme" dedim içimden. Daha dün olmuş gibi hatırlıyorum. Bak şuram hala sızlıyor", dedi elini göğsüne vurarak.

Titreşimde çalan telefonunu duymadan devam ediyordu.

"Yavaş yavaş ilerledim. Ama o an zaten ağlamaya başlamıştım. Bir şey olmuştu belliydi. Cam kapıya yansıyordu o kalabalığın hali. Açtım kapıyı, kalabalıktan gelen "Çağan" sesiyle o an bayılmışım. Çağan babasının motorsikletini alıp kaçırmış. Haberim olmadı, ah şu dikkatsiz kafam ah", derken yumruk halindekini elini kafasına vuruyordu. Bekir oturduğu yerde doğruldu ve kendisine olan şiddeti için ikazda bulundu.

"Fatma hanım, bu bir kaza. Çok üzüldüm bu acıyı yaşamanıza."

Fatma bir süre sessiz bir şekilde ağlarken tekrar çalan telefonunun farkına vardı, birden ciddileşerek Bekir'e döndü

"Ay hocam benim eşim arıyor, beni daha fazla beklemesin. Cansel'i görüp gideyim ben."

"Cansel'i daha sonra görmenizi istiyorum bugün kimse ile görüşmek istemediğini söylemişti."

"Geleceğimizden haberi mi var?"

"Evet."

"Oy güzel kızım, oy" dedi oturduğu yerden kalkarak. Bekir'e dönüp gülümsedi. Çantasını iki eliyle tutuyordu.

"Hocam çok teşekkür ederiz, çok. Ben geleceğim tekrar."

"Ne demek Fatma hanım, lütfen Cansel'i aksatmayın. Ayrıca kendinize iyi bakın. Bekliyorum tekrar."

"Teşekkür ederim hocam, Cansel'e iyi bakın."

Bekir istemsizce güldü ve uğurladı. Annesinin kızı için bir psikoloğa ona iyi bakın demesi ne kadar samimiydi? Bekir, Fatma odadan çıkınca bunu düşünüp daha çok güldü.

Sonra ise kendini koltuğuna attı. Canı sıkılmıştı, her ne kadar kendini bu hikayeye kaptırmak istemese de canı fena halde sıkılmıştı.
Önünde duran suyunu yudumladı. Yanına sigarasını alıp hastaların görmediği kantinin bahçesine çıktı. Paketinden çıkardığı sigarasının dumanı yükselirken gözlerini kısarak Çağan'ı düşündü. Bu nasıl olabilir diye sürekli tekrar ediyordu. Fatma'nın da eksik anlatısı yüzünden tedavisinin ne kadar işe yaramaz olduğunu görüyordu. Kahretsin bir de hatasız olduğunu düşünmüştü bir zamanlar. Biten sigarasından sonra tekrar bir sigara daha yaktı.

Kantinci Yaşar elinde çayla Bekir'in yanına gelmişti.

"Buyur hocam iyi gider."

"Oo sağol Yaşar abi ya, nasılsın iyisin dimi?"

"İyiyim, iyiyim hocam. Sen nasılsın? Bayadır gelmiyordun buraya."

"Ya bir tostundan yiyim dedim abi"

"Hemen atıyorum Bekirim"

Bekir, Kantinci Yaşar'ın neşesine ortak olmaya çalışıyordu ama zihninde Cansel’den başka yer yoktu. Bu kız kimi düşünüyor? Tanımadığı biriyle ne konuşuyorlardı? Bekir dayanamayarak tostunu alıp odasına ilerledi.

Düşünceleri birbirini kovalarken bu konu hakkında eski bilgilerini güncellemek için kitaplarını karıştırmaya karar verdi. Öğle arasını yemeye ayırmak yapacağı en saçma şeydi. Hızlıca yedikten sonra ellerini yıkayıp kitaplığından iki üç kitap aldı. Önüne dizdiği kitapların ortasına da laptopunu açıp araştırmasına başlamıştı. Öğleden sonraki seansları için de masasını derli toplu tutmaya gayret ediyordu. Zamanın azlığından kaynaklı içinde bir telaş vardı. Bir an önce eve gidip çalışma odasına atılma hevesi kapladı içini.

***

Bugünlük bu kadar, dedi son hastasının kapısını kapatmasıyla. Ardından da sekreteri kapıyı tıklattı.

Gözlerini ovuştururken sekreterine gir demişti. Bugün Burcu da çok yorgun duruyordu, saçlarının sabahki duruşuyla alakası yoktu.

"Hocam nasılsınız?"

"İyiyim Burcu sen?" diyerek güldü Bekir sabahtan beri konuşmuyorlarmış gibi halhatır sohbetini garipsemişti. Bekir'in gülmesi ile Burcu da güldü.

"Ben sizinle bir şey konuşacaktım hocam."

"Gel, gel otur Burcu. Türk kahvesi söyleyeyim mi? Bugün fazlasıyla yorucuydu."

"Olur hocam, az şekerli olsun."

"Tamamdır", Bekir Buket ablayı ararken bir gözüyle de Burcu'yla bakıştı. Ardından kahveleri söyleyip koltuğuna yaslandı.

"Ee Burcu anlat bakalım."

"Hocam benim bir yeğenim var, staj yapacakta siz yardımcı olabilir misiniz?"

Bekir takındığı olumsuz ve üzgün ifadesi ile baktı.

"Burcu bu sene stajyer alıpta onunla uğraşacak hiç vaktim yok, maalesef ya."

"Tahmin etmiştim hocam, sorun değil. Mete hocaya da soracağım eğer o da olumsuz dönerse kendisi biraz daha arasın."

"Neyi tahmin etmiştin?" diye sordu Bekir, sesindeki yorgunluk belli olsa da enerjik bir tonlaması da yok değildi.

Burcu bu zamana kadar Bekir'e karşı hiç farklı bir duygu hissetmemişti ama ara sıra girdikleri şu samimi sohbetler onda Bekir'e karşı kısa heyecanlar uyandırıyordu. Bazen saçma sapan hayallere dalıp onun eşi olduğunu eve beraber gideceklerini düşünüyordu. İlişkisi olduğunda böyle düşünceleri kenara bırakıyordu ama ayrıldığı andan itibaren bu düşünceler tekrar cereyan ediyordu.

Burcu aklından son iki haftadır gördüğü değişikleri sıraladı: Saçlarına eskisi gibi şekil vermekle uğraşmıyor, dağınık halde bırakıyordu. Sakal traşını bazen olmuyordu. Ayrıyeten gözlerinden belliydi ki uyku düzeni de pek yerinde değildi. Tamam saçları böyle de kötü değildi. Gözlerindeki morluklarda yakışır mı bir adama? işte buna yakışıyordu. Ama hala dudaklarını nemlendirmeyi unutmuyordu. Ama sporu bıraktığı hafif belli oluyordu. Gömlekler eskiden taş görünümü verirdi. Şimdi de kilolu değildi ama işte eski hali zirve olunca bu halini kabullenmekte zorlanıyordu insan.

"Burcu-u-u-u?" Bekir Burcu'nun uzun düşünmesinin ardından ismini seslenerek güldü. O sırada gelen kahveler Burcunun dalgınlığını geçiştirmesi için tam zamanlama olmuştu. Canlı bir ses takınarak düşüncelerinden sıyrıldı.

"Yani hocam son zamanlar biraz farklılıklarınız var tabi", diyerek güldü Burcu.

Bekir kahvesini yudumlarken düşündüklerini tahmin ederek keyif aldı. Her ortamda beğenilen ve takdir edilen isim olmak ona hep haz vermişti. Şimdi ki halinin tabi o da farkındaydı.

"Bir hastam var o biraz zorladı beni. Her neyse geçecek."

Cansel mi hocam?"

Bekir hiç renk vermeden kafasını iki yana salladı ve koltuğunu hafiften sallamaya başladı.

"Başka biri de, her neyse zor ya Burcu. Bunları konuşmayalım, sen napıyosun?"

"İyiyim hocam bende spora başladım, onun yorgunluğuyla işe gelmek zor oldu."

"Ya hadi hayırlı olsun, spor iyidir ilk bir ay çok zorlanırsın sonra eskisinden daha iyi hissedersin."

"Öyle hocam, sizde gidiyorsunuz anladığım kadarıyla", derken bildiğini belli eden bir tavıra girdiğinden dolayı kendinden utanıp bu konuşmayı açtığı için pişmanlık duydu. Bu merkezdeki tüm çalışanlar doktorlar hakkında duyduklarını birbirleriyle paylaşıp üstüne sohbet ederdi. Bekir'in genç olmasından dolayı en çok onu ağızlarına meze ederlerdi. Tabi zararlı bir konuşmaları olmazdı, dikkatlerini çeken tek mevzu aşk dünyalarıydı

"Ya evet, gerçi son iki haftadır pek alakam kalmadı da."

"Hocam hastalarınız için kendinizi bu kadar yormayın yahu onların ruh sağlığı için kendi beden sağlığınızı harcıyorsunuz."

"Keşke beden sağlığı ile kalsa" dedi Bekir kısık ama duyulur bir sesle.

Spor mevzusu açılmasıyla tekrar bir sohbete daldılar. Bekir kahvelerin bitiminden sonra Burcu'nun kalkmasını beklemişti fakat sohbetten de zevk almıştı. Ardından bir saat geçtiğini farketmesiyle Burcu irkildi ve ayağa kalktı.

"Hocam kahve için çok teşekkür ederim. Zaman geçmiş baya."

"Rica ederim Burcu, işini halledemedik ama." el sıkışıp ayrıldılar.

Bekir sonunda yalnız kalmıştı. Direkt kitaplarını kucaklayarak ceketini de aldı ve evine gitmek üzere odasını kilitledi. Hastanede öğleden sonraki sessizlik huzur veren türden değil de daha çok kasvet veren türdendi. İçindeki anlam veremediği kasvet bulutunu dışarıya çıkarak dağıttı. Gülümsemeye çalışarak ıslık çaldı. Eski modunu ve enerjisini arıyordu. Kendisi eski halini unutmuş köşelerde bir yerde yine kendisini arıyordu. Bahçede ilerlerken duyduğu "Doktor!" sesi ile hemen arkasına baktı.

"Cansel?"

"Doktor?"

Cansel arkasından gelen Ayşe'yi dinlemeden sadece koşturmuştu. Bugünü sormak istiyordu. Konuşmak istiyordu. Annesinin nasıl olduğunu merak ediyordu. Bugün ne kadar gelmesin dese de çok özlemişti. Annesi zorla gelmek isteseydi, sarılsaydı ne güzel olurdu. Ah ne güzel olurdu!

"Cansel? İyi misin?"

"İyiyim", dedi sakin bakışlarıyla. Açık ettiği duygularını tekrardan söylemesinde sakınca yoktu. Ne olurdu ki annesini merak ettiğini söylese. Ne konuştuklarını sorsa, bir daha ne zaman geleceğini öğrense.

"Sevindim, bir şey mi oldu?"

"Hayır" dedi. Boğazında düğümü çözememiş ağlamanın sınırına gelmişti. Kendini sıkarak odasına gitmek için hızlı adımlarla geri döndü.

Ayşe onun ardından dönerken Bekir anlamsız bir ifade ile yanına gitmemek için kendini tuttu. Nasolsa iki gün sonra seansları vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.