4. bölüm / 6
Tutun BanaBÖLÜM 4
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 4
- 1 BÖLÜM 11.026 kelime
- 2 BÖLÜM 21.190 kelime
- 3 BÖLÜM 32.161 kelime
- 4 BÖLÜM 42.223 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 52.360 kelime
- 6 Bölüm 61.523 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kucağında titreyen telefon ile birden gözlerini açtı ve alarmı hızla kapattı.
Bir saatlik uykusu ile gözlerini ovuşturdu. Ağırlaşan gözlerini bir süre açmaya çalıştı. Ardından yanında duran masum ve solgun yüz ifadesine baktı. Kendi kendine anlam veremediği bir şekilde gülümsedi. Sessizce oturduğu yerden kalkıp odasına gitti.
Aynada gördüğü yüzle bakıştı. Saçları dağılmış, gözlerinin altında morluklar belirmiş, dudakları kurumuştu. Elini yüzünü yıkadıktan sonra masasında duran suyu dikti. Buruşan gömleğini koltuğunun üstüne atarak üstüne dolabından başka bir gömlek geçirdi. Saçını tekrardan düzelterek odasından hızla çıktı.
Arabasına binip ceketinin cebindeki nemlendiriciyi sürerken kendisinde oluşan mutluluğu yadırgadı. Uykusuz geçirdiği bu gece ona neşe vermişti. Bunun, neden olduğunu düşünürken yeri ve zamanı değil diyerek Harun hocasının evine sürdü.
Ona haber vermeden gidecek olması onu zaten geriyor, birde hastasını anlatacak olmak tamamen kaskatı duruma getiriyordu.
Kapıyı tıklatırken alacağı tepkiden endişelendi. Hocanın en sevmediği şey randevusuz görüşmelerdi. Ama Bekir de onun çok sevdiği biriydi. Ne kadar kızabilirdi ki? Hem ihtiyacı olmasa bu saatte haber vermeden neden gelecekti?
Kapı açıldı.
Harun Hoca spor kıyafetleriyle karşısındaydı. Gözlükleri alnına itilmişti. Bekir'i görünce önce şaşırdı, sonra yüzündeki şaşkınlık hızla toplandı.
"Bekir?"
"Hocam, sizinle konuşmam gereken bir konu var da."
Harun hoca bir an durdu. Kapıyı tamamen açmadı. Bekir'i baştan aşağı süzdü. Dağılmış saçlı, ayakta durmakta zorlanan, gözleri kan çanağına dönmüş bir adam.
İçeri buyur ederek, kenara çekildi.
"Hadi gir bakalım, yalnız bi yarım saat beklemen gerekecek torunum ile dersim var."
Sesi sertti. Kızgın değildi, kırgındı. Bekir bunu anladı.
Harun hoca ciddiyetle çalışma odasında ilerlerken Bekir'e oturma odasını göstermişti.
Bekir hocasının huyunu bildiği için mahçup hissetti. Zamanı değerli birinin randevusuz zaman açması çok sinir bozucuydu. Ona hak verirken uzun zamandır gelmediği evdeki değişikleri farketti. Önceki hali daha soğuktu ama rahattı, diye düşündü.
Kapı açıldı. 19-20 yaşlarındaki genç kız başını uzattı.
"Dedem sizi bekliyor."
Bekir toparlandı.
"Kahvaltı eder miydiniz?"
Bekir reddedip teşekkür ederek direkt odaya girdi.
"Bekir'im gel bakalım. Nasıl gidiyor?"
"İyiyim hocam siz nasılsınız?"
"Bende iyiyim tabi seni bu saatte burada görmeyi planlamıyordum. Bugün eve ayırdığım bir gündü. İyi denk getirmişsin."
"Ya hocam kusura bakmayın, habersiz ve ani oldu."
"Eğer hocanı unutmasaydın gelmeni gerektirecek bu sorunu yaşamamış olurdun her neyse belli ki bir sorun var anlat bakalım nedir?"
Bekir azarını işittikten sonra nasıl başlayacağını düşündü. Ve baştan sona her şeyi anlattı tabi bazı şeyleri eksik olarak. En son gece onun yanında nöbet tuttuğunu anlatmasıyla hocası ona hayal kırıklığı ile baktı.
Harun hoca gözlüklerini yavaşça burnunun ucuna indirip karşısında uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüş öğrencisine uzun uzun baktı. Derin bir iç çekip Bekir'in anlattıklarında dikkatini çeken şeylerin notunu aldığı karalama defterine baktı.
En son cümlesi bittiğinde oda sessizleşti. O sessizlik her şeyden daha çok geriyordu Bekir’i.
"Bana bak Bekir... Sağlam dinle."
Harun Hoca kalemi bıraktı. Sandalyesini geriye itti. Sesi o sarsılmaz, babacan ses değildi artık. Keskin ve acımasızdı.
"Seninle güzel çalışmalar yaptık. Bildiğin üzere çalışma disiplinini ve ahlakını çok överim. Konferanslarda senin adını veririm. Benim en parlak öğrencim derim. Sen bana şimdi geldin ve mesleki etiğinin nasıl yerle bir edildiğinin hikayesini getirdin.
Kendi yarattığın o kurtarıcı masalına başkasının gözünden de bakmakta kendine büyük bir iyilik yapmışsın. Yoksa bu masala inanıp gidecektin.”
"İlk değineceğim şey hastanın annesinden bahsederken büründüğün o kibir. Kimsin sen evladım?"
Sesi bir anda yükseldi.
"Kimsin sen? Bir annenin cehaleti, inkarı hadi diyelim kötülüğü seni öfkelendirebilir ama onu aşağılayamazsın. Sen doktor koltuğundan inip infazcı oldun. O kadını da anlamaya çalışacaksın, suçlamak tedavi etmekten daha kolay değil mi? Sen kolay olanı seçmişsin. Bu kibir, Bekir. Bu doktor kibridir ve en tehlikelisidir."
Harun Hoca masaya doğru eğildi. Gözlerini Bekir'in gözlerine dikti.
"Geldik sınırlarının ihlaline. Cansel'in odasına girdiğinde ne yaptın sen? Kendi özel hayatını Cansel'e karşı bi pazarlık malzemesi olarak mı kullanıyorsun? 'Ben sana hayatımı anlatayım, sen de bana travmanı anlat' mı? Bu, BU BİR TERAPİ DEĞİL BEKİR!"
Harun hocanın sesi ara ara yükselip ara ara alçalıyordu. Bekir ise kendi davranışlarına şaşırıyor, hocasına hak veriyordu.
"Esra'dan aldığın sır ile mahremiyete tecavüzünü anlatırken sende yanlış olduğunu biliyordun. Onun üstünde pek bir şey konuşmak istemiyorum. Zaten yüzünden belli. O aldığın bilgiyle kızı manipüle etmeye çalışmanı hiç anmıyorum bile! Kriz anında yaşadığın o içsel sıkıntı da mesleki başarısızlığının fiziksel bir sancısı olduğunu bilmeni isterim. Sende biliyorsun suçlarını Bekir. Kendine engel olamaman, bu hikayeyi içselleştirmen hiç hoşuma gitmedi."
Bekir yutkundu.
"Asıl zurnanın zırt dediği yere gelelim. Bu gece burada kalır mısınız sorusuna içinden ne dedin oğlum? Yoksa yine bir kılıf mı uydurdun? O etik olduğunu düşündüğün kılıflardan. Sen orada kalarak Cansel’in sana olan bağımlılığını perçinledin. Onu yalnızlığıyla yüzleştirip güçlendireceğine, ona bensiz zayıfsın mı demek istedin? Sensiz çaresiz kalması seni mutlu mu ediyor oğlum?! Sen hastanın sana olan bağlılığını seviyorsun!"
"Hocam..."
Hocası gözlerini Bekir'e dikti.
"Ben onun çaresiz olmasını istemem! Bunun beni mutlu etmesi bir cümle içerisinde bile geçmemeli!"
Bekir'in bu çıkışı hocasını memnun etmişti.
"Güzel. En azından vicdanın hala orada bir yerde."
Ayağa kalktı, Bekir'in yanına geldi. Elini omzuna koydu. O sertlik bir anda gitti, yerini yılların hocası aldı.
"O ay ışığı benzetmelerini ben yemem Bekir! Biz ne zamandan beri seanslarımızda bu tür benzetmeler kullanıyoruz? O kızı mağdur yerine koyup kendini kahraman etmişsin bundan hoşnut oluyorsun! Bunu farketmelisin hemde en kısa zamanda!"
Elini omzundan çekti.
"Şimdi o klinikteki odana git. Ama bir 'ay ışığı' ya da 'kahraman' olarak değil, sadece bir doktor olarak git."
"Eğer Cuma günü o anne ve üvey baba geldiğinde, bu duygusal karmaşayla o masaya oturursan; o kızı kurtaramazsın. Çünkü sen şu an kızı kurtarmaya değil, kızın gözündeki 'vazgeçilmez adam' imajını korumaya çalışıyorsun. Işığı çok fazla açmışsın Bekir... Işığı o kadar çok açmışsın ki, kızın gözlerini kör etmek üzeresin. Ya o ışığı olması gereken seviyeye çekersin ya da bu vakanın altından kalkamaz, o kızla beraber sen de o karanlıkta kaybolursun."
Bekir sinirle baktı hocasına. Acımasızdı. Tutulan ayna hazırlıklı olmadığı şekilde yansıtmıştı tüm gerçekleri. Canı sıkılarak saate baktı. Saatin sekiz buçuk olduğunu görmesiyle olduğu yerde toparlandı. Hocası farkındaydı üstüne ne kadar gittiğinin. Ama bunu hak etmişti. Harun hocasından izin almak için hazırlanıyor ama ağzından tek bir kelime çıkmıyordu.
"Seni bu kadar sert eleştiriyorsam sendeki cevheri bildiğimdendir. Şimdi kibrini kapı dışarı bırakarak gir o odaya."
"Sağolun hocam. Seansım başlayacak yetişmem gerekiyor. "
"Ara sıra uğra, kahvemi içmeden gidiyorsun. "
Bekir boğazındaki düğümün çözüldüğünü hissederek rahatladı ve hocasıyla tokalaşarak ayrıldı.
Arabayı park ettiğinde direksiyonda olan ellerinin hala titrediğini gördü. Şu an seansını kaldıracak hali yoktu. Odasına doğru ilerlediğinde tuttuğu gözyaşları kendini salmaya başlamıştı. Sekreterine "yarım saat geç başlayacak seans", diyerek odasına girip kapısını kilitledi ve hemen yere bıraktı kendini.
İşte şimdi özgürce ağlayabilirdi. Yaptığı hataları düşündükçe kendisini buna itenin ne olduğunu düşünüyor işin içinden çıkamıyordu. Gözlerini silerek elini yüzünü yıkadı. Hala gözlerinden yaşlar akıyordu. Meslekte yedi yılı geçmişti ve aldığı eğitimlerin yanında bu kadar basit hataları yapmış olması kendisine olan güvenini zedelemişti.
Bir süre sonra kendine geldi ve kapısının kilidini açarak hastasını içeriye aldı.
Bu hastalarda yürüttüğü profesyonel kimliği neden Cansel'de eriyip gidiyor ve hatta bütün mesleki etiğini feda ediyordu? Hastayla yaptığı seansta aklı hep bu sorulardaydı. Zar zor ilerlettiği seans bitmiş kafasını iki avcunun ortasına alarak günün planlamasını yapmıştı.
Öğleden sonraki seansların hepsini iptal ederek bir sonraki hastayı içeri aldı. Giren hasta daha oturmadan Bekir'in bakışından kötü şeyler yaşadığını anladı. İyi olmadığını düşünerek seansı kısa kesmek istedi.
Evet bugün hastalarla olan seansı bitmişti. Hiç beklemeden ceketini eline alıp odasını terk etti.
Eve gitmeden önce bahçede biraz hava almak için bulduğu boş kamelyaya oturdu. Aklı almıyordu. Yüzüne vurulan hataları mesleğini bırakmayı da düşündürdü. Sonra Harun Hocasının o sözü aklına geldi: "içimdeki cevher", dedi. Tekrarladı ve kafasını gökyüzüne çevirdi. Tam o sırada "Doktor" sesini duydu.
Dur bir dakika, Cansel dışarıya mı çıkmıştı?
Cansel durgun haliyle karşısına oturdu. Ellerini masanın üzerine alarak sürekli sıkıyordu.
"Merak etme, tek başıma çıkmadım. Kaçma gibi bir düşüncem de yok."
Bekir nasıl davranacağı konusunda telaşeye girmişti, kafasında onca düşünce karşısında durmakta olan hastayla savaşıyordu.
"Dışarıya çıkmana sevindim, hava serin fakat gökyüzü çok güzel gözüküyor."
Cansel donuk sesli, şişmiş gözleriyle bakan doktorunu süzdü, dediklerini dinlememişti. Sadece karşısında önlüksüz dağınık saçlarıyla yorgun duran doktoru hoşuna gitmişti. Çünkü biliyordu ki doktorun yorgunluk sebebi kendisiydi.
"Sen iyi misin? Çok yorgun duruyorsun."
Bekir içinden sinirle kendine söylendi. İşte sınırlarını ihlali.
"İyiyim, sen nasılsın?"
"Bende iyiyim de sanki sen hiç uyumamışsın gibi, ben tekrar teşekkür ederim."
"Cansel rica ederim, aslında gece kalmamalıydım bu mesleki kurallarımın ihlali oldu." Lafın devamında kendine zarar vermenden korktum diyecekti ki sessizleşti, bu ona hiç iyi gelmezdi.
Cansel şaşkın bir ifadeyle baktı. Tamam bunu biliyordu ama bunu neşeli, kendinden emin duruşu olan doktorundan bu kadar donuk ve ciddi demesini beklemiyordu.
"Evet, haklısın. Ama dün gece gerçekten çaresiz hissettiğim için bunu istedim senden. Yani annem eğer o an orda olsaydı ondan bile gece yanımda kalmasını isteyebilirdim. Yani buraya geldiğimden beri ki geleli de uzun bir zaman oldu, hiç aralıksız uyuyamamıştım. Biliyorsun zaten birkaç kere sana gece uyanmalarımdan bahsetmiştim. İlaçların dozu ağırken yine bazen dalıyordum ama azalalı iyice zorlanmaya başladım."
Bekir onun bu durumuna karşılık sert tutumunu korumaya çalıştı. Ama içinden asla böyle davranmak gelmiyordu. Ara sıra yine gelirim ben demek istiyordu, ara sıra mı? Yine aklının bulandığını hissetmeye başladı. Hayır, şefkat göstermek yok, dedi içinden. Sürekli kendini ikaz ediyordu, bunların sonu ne zaman gelecekti? Acaba Cansel'i farklı bir doktora devretmeli miydi? Hem bana iyi gelmiyorsun diyen kendisi değil miydi?
Cansel bir süre onu izledikten sonra kendini rahatsız hissetti. Acaba doktor kötü geliyorsun dediği için mi ona soğuk davranıyordu? Onu üzmüş olabilir miydi? Tabi ya hangi doktor üzülmezdi ki? "Resmen bana kötü geliyorsun dedim", diye geçirdi içinden. "Ama ben ona sadece ışığın fazla doğru ışıktayım da dedim." Cansel kendini sorgulamaya başladı doktorunun yorgun halini süzerek. "Ve dediklerime rağmen gece uykusuz kaldı. Kimin için? Benim için. Ah onun gerçekten kalbini kırdım", diye tekrarlayan zihnini susturamadı.
Şimdi o geniş yeşil bahçede, baharın serinliğinde iki insan kendini sorguluyordu.
Bekir Cansel'e annesiyle olan iletişiminden de bahsetmek istiyordu ama bunu söylediği zaman alacağı tepkiden korkuyordu. Gözlerini Cansel'e çevirdiği zaman onunda dalgın bir halde bir şeyler düşündüğünü fark etti.
"Cansel ben annenle iletişim halindeyim bunu biliyorsun?"
Evet anlamında başını kısa bir şekilde aşağı yukarı salladı.
"Cuma günü veya yarın buraya gelecekler, ben konuşacağım. Ama sen istemediğin sürece yanına gelmeyecek. Yani istersen ben onlara derim."
Cansel bunu daha erken bekliyordu, hatta neden gelmediğini sorguluyordu. Ama onlar derken kimden bahsediyordu bu Doktor?
"Doktor, yaptıkların için teşekkür ederim. Onlar derken onu anlayamadım?"
"Yani Faruk beyde burada olacak."
"Asla ama asla görmek istemiyorum. Asla."
"Anneni."
"O adamla geliyorsa onu da görmek istemiyorum."
"Cansel"
"Doktor bana bu konuda baskıda bulunacağını düşünmüyorum, değil mi ?"
"Evet, ben zaten baskı yapmıyorum bunu biliyorsun sadece..."
"Sadeceyi de duymak istemiyorum, hiçbir şey duymak istemiyorum."
"Tamam, sen nasıl istersen."
Cansel kendini huzursuz hissederek kafasını gökyüzüne çevirdi, derin bir nefes aldı.
Bekir onu izlediğini farketmesiyle kafasını önüne eğdi ve ortamdan kaçma isteğiyle elini kol saatine götürdü. Ardından acelesi varmışcasına eline ceketini aldı.
"Cansel benim yetişmem gereken bir yer var, daha sonra görüşürüz", dedikten sonra Cansel'in masum yüz ifadesine kısa bir bakış attı ve ayağa kalkıp arabasına doğru ilerledi.
Cansel anlam veremediği bir boşluktaydı. Gözlerini tekrar gökyüzüne çevirdi. Hava serindi fakat parlak gökyüzü seyredilmek için en güzel mavisini sergiliyordu. Uzun süre gökyüzüne bakmasıyla gözleri kamaştı ve yanına gelen Ayşe'nin farkına vardı.
"Canselcim üşüdüysen girelim mi?"
Cansel konuşmadan başını salladı ve kliniğe doğru yürüdüler.
***
Bekir arabasını evine sürdü. İlk yapacağı şey biraz uyumaktı.
Evine girdiği an yaşadığı sessizlik içini bunaltmıştı, direkt kıyafetlerini değiştirip kendini yatağına attı. Öğle zamanı uyumayı sevmiyordu ama şu an omuzlarındaki yükü taşıyacak hali kalmamıştı. Tavanı izledikten sonra gözlerini yumarak uyumaya çalıştı.
Kapalı gözlerini araladı, bir saattir uyumaya çalışıyordu fakat zihni bir türlü susmamıştı.
Mutfakta kendine atıştırmalık birkaç şey hazırladıktan sonra çalışma odasına ilerledi. İlgilendiği hastaları üzerine çalışmalarına devam etti. İşte zihni şimdi susmuştu. Çalışmalarına yoğunlaşmış üstündeki yorgunluğu unutmuştu.
Biraz mola verirken farketmişti zamanın hızla geçtiğini. Kendine kahve yapıp salonun en sevdiği köşesine yayıldı. Dışarıyı izlerken Cansel'e dair hiçbir şey düşünmemek için çalışmaları üzerine düşündü. Ve orada uyuyup kaldı.
***
Cansel bugün mutlu bir sabaha uyanmıştı. Zihni rahatlamış, bahçeye yürüyüşe çıkmıştı. Sahiden geldiğinden beri yürüyüşe çıkmamıştı. Katılması için zorlanan aktiviteler haricinde hayatında hiçbir hareket olmamıştı. Bugün ise kendi isteğiyle yürümüş, etrafı gözlemlemişti. Bu onun ilk iyileşme adımıydı.
Bekir'i görmesiyle içindeki heyecan yükselmiş ve sohbet edip eğleniriz diye yanına gitmişti. Düşündüğü gibi olmamıştı. Yorgunluğuna rağmen Cansel'in ona olan sözleri onu kırmış olmalıydı. Yine de onu gördüğü için mutluydu. Sonra az da olsa yemeğini yemişti. Cansel istese Hasta bakıcı Ayşe burada kalmak zorundaydı ama Cansel onu gerecek birini odada istemiyordu.
Bir süre sonra hemşiresi ilaçları için gelmişti. Refakatçısının olmaması Esra hemşireyi korkutuyordu ama Bekir hocası dememiş miydi zararı olmaz diye. Ama öfkeyle üstüne saldırmaya kalkışan kişi de bu kızdı işte. Esra tırsık bir halde Cansel'i süzdü. ‘Acaba abisini şimdi görüyor mu?’ diye düşünceler hızla doluşuyordu beynine. Bunları düşündükçe elleri titriyor ve odadan kendisini atmak istiyordu.
"Esra ben zararlı biri değilim."
Esra gülümsedi, şimdi daha çok korkuyordu. Sesini nasıl kontrol altına alacaktı?
"Şimdi nerden çıktı o Cansel'cim? Bak serumuna dikkat et tamam mı? Ben yarım saat sonra çıkarmak için gelirim."
"Teşekkür ederim", dedi Cansel. Canı çok yanıyordu, ondan korkan birinin olması her şeyi berbat etmişti. Pozitif düşünceleri yine kaybolmuş yerini ruhunu lime lime eden düşünceler almıştı. Serumun olduğu tarafa dönüp biraz gözlerini kapattı. Kimsesizdi, yanında rahat olacağı kimse yoktu. Ya ona zorla dayanan bir bakıcı ya da ondan korkan bir hemşire. Gözleri yaşarmıştı yine başa dönmüştü işte. Yine o çaresiz kızı getirmişlerdi.
Bir süre sonra Esra hemşire seruma bakmaya geldi, bitmesine çok az kaldığını görünce beş dakikalığına içeride kalmaya karar verdi. Bu karar az önceki Cansel'in sözlerinden kaynaklanmaktaydı. Cansel ses çıkarmadan ne yaptığına bakıp tekrar gözlerini kapattı. Biliyordu, onun hala kendisinden korktuğunu.
Belki de korkulacak biriydi, kendisi de kendinden emin değildi.
Bölüm etkileşimi
