17. bölüm · Tutkunun izi

17

Sweet Writer

Sabah, pencereye vuran yağmur damlalarının sesiyle uyandım. Her yıl olduğu gibi, bugün de gökyüzü ağlıyordu. Yirmi iki yaşımın ilk günüydü ama bugünü sessizce içimde kutluyordum. Gelen tebrik mesajlarına cevap verdikten sonra aşağı indim ve anneanneme sıkıca sarıldım.

Bugün sadece benim doğum günüm değildi, anneme veda ettiğimiz günün yıl dönümüydü. Anneannem, içindeki o derin sızıyı her ne kadar saklamaya çalışsa da bakışlarındaki burukluğu tanıyordum. Yine de geleneği bozmamıştı. Buzdolabından kendi elleriyle yaptığı pastayı çıkardı, üzerine iki mum dikti. Biri benim için, diğeri ise hiç sönmeyen bir özlemle andığımız annem içindi.

Mumları üflerken fısıldadım: "Teşekkür ederim anneanne. Ve... her şey için özür dilerim."

Gözleri doldu, titreyen elleriyle yüzümü okşadı. "Özür dileme artık Suzan. İyi ki doğdun kızım, iyi ki varsın." Ona sarılırken, her yıl bu suçluluk duygusuyla boğuşmaktan yorulduğumu hissettim. Kahvaltıdan sonra siyahlarımızı giyip mezarlığa gittik. Mezarı süsleyen taze çiçekleri görünce duraksadık. Kaan her zamanki gibi bizden önce uğramış olmalıydı. Dualarımızı edip, sessizliğimizi toprağa bıraktıktan sonra eve döndük. Akşama kadar salonda, anıların gölgesinde çıt çıkarmadan oturduk. Kutlama yapmıyordum. Bu hem anneme hem de anneannemin kederine duyduğum bir saygı duruşuydu.

Akşam mutfakta çayımızı yudumlarken kapı çaldı. Kaan, elinde bir pastayla içeri daldı. Hemen arkasında Ayaz’ı görünce şaşırdım.

"Doğum günün kutlu olsun Suzi!" diyerek bana sarıldı Kaan abi. Pastayı masaya bırakırken muzipçe ekledi: "Pastayı beraber aldık ama faturayı Ayaza kestim."

Ayaz çekingen bir tavırla, "Doğum günün kutlu olsun Suzan," dedi.

Sesini duymayü özlemiştim. Teşekkür edip mutfağa geçtim. Onlar salonda koyu bir sohbete dalmışken servisleri hazırladım. Kaan abi, benim için pastanın üzerine bir mum daha yaktı. Üflemeden hemen önce Ayaz’la göz göze geldim. Gözlerinde, benim için hissettiği mutluluk vardı.

Pastalar yendi, çaylar içildi. Onlar kanepede tıp dünyasından konuşurken ben bulaşıkları toparladım. O sırada anneannemin sesi duyuldu: "Suzan, Ayaz abine üst kattaki lavaboyu göster kızım."

Önden merdivenleri çıkarken Ayaz’ın adımlarını tam arkamda hissedebiliyordum. Aramızdaki o tuhaf gerginliği dağıtmak için saçmalamaya başladım.

"Alt kattaki lavabo bozuk aslında. Kaç kere dedim yaptırın diye ama dinlemediler. Misafir gelince böyle zor oluyor. Sen gençsin çıkıyorsun da, anneannemin yaşlı arkadaşları nasıl çıkacak bu merdivenleri."

Durup ona döndüğümde, Ayaz’ın eliyle ağzını kapatmış, gülmemek için kendini zor tuttuğunu gördüm. Utanarak sordum. "Çok mu saçmaladım?"

"Aksine," dedi sesi yumuşayarak. "Eski halimize dönmemize çok sevindim."

Birden gelen bir cesaretle durdum. "Ayaz... Benimle iyi olmak senin için gerçekten bu kadar önemli mi?"

Ayaz duraksadı. Bakışları derinleşti, sanki kelimelerin yetmediği yerde gözleriyle konuşmaya başladı.

"Hala anlamadın mı Suzan? Bugün seni rahatsız etmemek için doğum gününe gelmek için tereddüt etmek, Kaan’ın davetlerini bahane ile reddetmek, kafenin önünden geçerken sana görünmemek için yolumu değiştirmek... Bunların ne kadar zor olduğunu tahmin edemezsin. Sen... sen bana çok iyi geliyorsun."

Boğazım düğümlendi. "O zaman," dedim elimi ona uzatarak, "Her şeyi unutup baştan başlamaya ne dersin?"

Ayaz, kocaman elleriyle elimi sıkıca kavradı. "Sen mutlu olacaksan, ben her şeye varım."

"Yeni başlangıçlara o zaman."

Gülümseyerek fısıldadı: "Yeni başlangıçlara, küçük hanım."

Salona döndüğümüzde Kaan abi yarınki planları anlatıyordu. "Anneanne, liseden Batu’yu hatırlıyor musun? İhsan amcanın torunu. Yarın onun mekanında Suzan’ın doğum gününü kutlayacağız."

Gururla ekledim. "Evet, hem doğum günüm hem de ilk iş günümün şerefine!"

Kaan, Ayaz’ın da geleceğini söyleyince bir anlık duraksadım. "Gelsin tabii. Hatta Pınar ve sevgilisi de geliyor."

Ayaz’ın kaşları şaşkınlıkla kalktı. Pınar mevzusunu açıklama gereği duydum. "Geçen gün AVM’de karşılaştık. Bana iş hediyesi olarak bir çanta bile aldı. Arkadaşız yani."

Kaan abi her zamanki gibi sataşmadan duramadı: "Vay be! Bizim kıza bak sen. Pınar'ın yanında ergence davranıp bizi rezil etme de..."

"Sensin ergen!" diye çıkıştım sesimi yükselterek. "Nerede nasıl davranacağımı gayet iyi biliyorum!"

Anneannem hemen araya girdi.
"Suzan, Kaan abine karşı sesini yükseltme, ayıp."

Ayaz, ortamdaki havayı bozmak için ayağa kalktı.
"Biz artık kalkalım Suzan teyze, her şey için teşekkürler."

Anneannem onları uğurlarken gülümsedi. "Kusurlarına bakma oğlum, bunlar kediyle köpek gibidir. Sen Suzan'ın abisi sayılırsın, anlarsın halinden."

Ayaz bana kısa, anlamlı bir bakış attı. "Anlıyorum efendim, iyi geceler."

Kapı kapandığında, bu yılki doğum günümün ilk kez yağmura rağmen içimi ısıttığını fark ettim.