7. bölüm · Throne Game
Kızıl Yemin
Sınır köyü sessizdi artık.
Ama bu sessizlik huzurdan değil, ölümden geliyordu.
Toprak, ay ışığında koyu koyu parlıyordu. Kan… yağmur gibi değil ama yeterince dökülmüştü. Kitsune askerleri yaralıları topluyor, vampir askerlerinin bıraktığı izlere öfkeyle bakıyordu. Yanmış evlerin küllerine karışan kan, toprağın rengini geri dönülmez şekilde değiştirmişti.
Hanako diz çökmüş, yaralı bir çocuğun başını dizlerine almıştı. Avuçlarındaki alev bu kez parlak değildi; titrek ve soluktu. Şifa veriyordu ama geç kalınmış canlar vardı.
Bir kitsune askeri yaklaştı.
“Prenses… ölenler var.”
Hanako’nun çenesi titredi.
Kaç kişi olduğunu sormadı.
Cevabı duymaya hazır değildi.
Biraz ötede Katsuki durmuş, yere bakıyordu. Ayaklarının dibinde vampir askerlerinden birinin kanı vardı. Kendi klanının kanı.
Ve biraz ileride… kitsune kanı.
Ellerini yumruk yaptı.
Bu savaş, iki tarafı da kirletmişti.
Kitsune Sarayı’nda öfke patladı.
Kral, taht salonunda ayağa fırladı. Yerdeki harita kan kırmızısı işaretlerle doluydu.
“Bu bir uyarı değil,” diye haykırdı.
“Bu savaş ilanıdır.”
Konsey üyeleri başlarını salladı.
“Ordu hazırlanmalı.”
“Savunma değil… karşılık.”
Hanako içeri girdiğinde salon sustu. Üzerindeki pelerinin kenarında kurumuş kan vardı. Kimin kanı olduğunu kimse sormadı.
Kral kızına baktı.
“Gördün,” dedi.
“Vampirlerin ne yaptığını.”
Hanako’nun sesi sakindi ama içi yanıyordu.
“Masumlar öldü, baba. Ama hepsi canavar değildi.”
Kral gözlerini kıstı.
“Kan döküldüyse, suçlu bellidir.”
O an Hanako anladı:
Barış artık sözlerle mümkün değildi.
Vampir Sarayı’nda ise başka bir fırtına kopuyordu.
Katsuki, babasının karşısında duruyordu. Taht salonunun zemini siyah taşlardandı ama Katsuki’ye kan gibi görünüyordu.
“Emri sen verdin,” dedi.
Sesi titremiyordu ama içi paramparçaydı.
Vampir kral sakindi.
“Zayıflık gösterirsek yok oluruz.”
“Zayıflık değildi,” diye kükredi Katsuki.
“Katliamdı.”
Kral ayağa kalktı.
“Taht, merhametle korunmaz.”
Katsuki’nin gözleri karardı.
“Eğer bu taht masum kanıyla ayakta duruyorsa…”
bir adım öne çıktı,
“ben o tahtı istemiyorum.”
Salon buz kesti.
Muhafızlar ellerini silahlarına götürdü.
Kral alaycı bir gülümseme takındı.
“İstesen de istemesen de, savaş başlayacak. Ve sen de savaşacaksın.”
Katsuki arkasını döndü.
Ama çıkarken söylediği söz, salonun duvarlarına kazındı:
“Bu savaşta akan her kanın sorumlusu sensin.”
O gece, iki klan da resmen savaş ilan etti.
Davullar çalındı.
Kılıçlar bilerildi.
Büyüler hazırlandı.
Hanako, odasında alevlerini izlerken fısıldadı:
“Kanla başlayan şey… kanla mı bitecek?”
Katsuki ise karanlıkta kılıcını kavradı.
“Eğer bitecekse,” dedi kendi kendine,
“benim kanımla olsun.”
Ay gökyüzünde kızıl bir perdeyle örtülürken, savaş artık kaçınılmazdı.
Ve bu kez…
daha fazla kan akacaktı.
