5. bölüm · Throne Game

Kırılan Sessizlik

Hikari Seishiro

Sarayın kapıları ağır bir gürültüyle kapandığında, Hanako’nun kalbi de aynı sertlikle sıkıştı. Ormandan dönüşünden beri içinde taşıdığı huzursuzluk artık saklanamayacak kadar büyümüştü. Gözleri sürekli kapılara, koridorlara kayıyor; sanki her an biri gerçeği haykıracakmış gibi hissediyordu.
Babası, kitsune kralı, taht salonunda dimdik duruyordu. Yüzündeki ifade her zamankinden daha sertti. Etrafında komutanlar, büyü ustaları ve yaşlı konsey üyeleri vardı. Havadaki enerji ağırdı.
“Vampir sınırında bir hareketlilik var,” dedi kral.
“Sıradan bir devriye değil bu.”
Hanako’nun nefesi kesildi.
Katsuki…
“Gece yarısı,” diye devam etti komutanlardan biri, “sınır köylerinden birinde karanlık figürler görüldü. Henüz saldırı olmadı ama bu bir uyarı gibi.”
Kral yumruğunu tahtın koluna indirdi.
“Bu bir uyarı değil,” dedi soğuk bir sesle.
“Bu bir tehdit.”
Hanako konuşmak istedi. Babasına, savaşın her şeyi yok edeceğini söylemek istedi. Ama ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. Çünkü gerçeği açıklamak, sadece savaşı değil Katsuki’yi de ateşe atmaktı.
Kral başını ona çevirdi.
“Hanako.”
Hanako irkildi.
“Evet, baba?”
“Son zamanlarda dalgınsın,” dedi kral dikkatle.
“Alevlerin eskisi kadar kararlı değil. Bana sakladığın bir şey var mı?”
Salon bir anda sessizliğe gömüldü.
Hanako’nun kalbi kulaklarında atıyordu.
“Hayır,” dedi, sesi titremeden.
“Sadece yaklaşan gerginlik beni endişelendiriyor.”
Kral uzun süre kızının yüzüne baktı.
Sonra başını çevirdi.
“Hazırlıklar başlasın,” dedi konsey üyelerine.
“Eğer vampirler bir adım daha atarsa, kitsune toprakları sessiz kalmayacak.”
O an Hanako anladı.
Savaş, artık sadece bir ihtimal değildi.
Vampir Sarayı’nda ise sessizlik çoktan kırılmıştı.
Katsuki, dizlerinin üzerine çökmüş halde karanlık salondaydı. Önünde babası duruyordu. Vampir kralının bakışları buz gibiydi.
“Devriyelerden rapor aldım,” dedi kral.
“Bir kitsune varisiyle birlikteydin.”
Katsuki başını kaldırmadı.
“Casusluk değildi.”
Kral güldü.
Soğuk, merhametsiz bir kahkaha.
“Demek inkâr etmiyorsun.”
Katsuki yumruklarını sıktı.
“Hanako düşman değil.”
Bu söz, salonda yankılandı.
Kral bir anda Katsuki’nin yakasına yapıştı ve onu ayağa kaldırdı.
“Bir kitsune her zaman düşmandır!” diye kükredi.
“Ve sen, vampir tahtının varisi olarak bunu bilmelisin!”
Katsuki ilk kez geri çekilmedi.
“Ben kanla yönetilen bir taht istemiyorum.”
Bir an…
İki kral, iki nesil, iki dünya karşı karşıya geldi.
Kral Katsuki’yi itti.
“Yakında sınır köyüne saldırı düzenlenecek,” dedi sakince.
“Ve sen bu sefer itiraz etmeyeceksin.”
Katsuki’nin gözleri büyüdü.
“Masumlar var orada.”
“Masum diye bir şey yoktur,” dedi kral.
“Sadece zayıf olanlar vardır.”
O an Katsuki’nin içinde bir şey çatladı.
Babası değil…
Tahtın kendisi kirliydi.
O gece iki varis de uyuyamadı.
Hanako, ay ışığının altında ellerini göğsüne bastırdı.
Katsuki, karanlıkta dişlerini sıkarak duvara yaslandı.
İkisi de aynı gerçeği biliyordu:
Sessizlik kırılmıştı.
Ve sıradaki şey…
Kan olacaktı.