1. bölüm · Throne Game
Ayın Gölgesindeki Varisler
Gece, her zamankinden daha ağır bir sessizlikle inmişti. Gökyüzünde asılı duran ay, bembeyaz ışığını iki kadim toprak arasına döküyor; Kitsune ormanlarının altın rengi pusuyla Vampir topraklarının karanlık gölgelerini aynı çizgide buluşturuyordu. Bu çizgi, kimsenin geçmeye cesaret edemediği, yalnızca efsanelerde yankılanan sınırdı.
Hanako, ince adımlarla bu sınırın kenarına ilerlerken nefesini tutuyordu. Gecenin soğuğu, pelerininin içine işlemese bile gerginlik tenini ürpertiyordu. Her adımında dallar hafifçe çıtırdıyor, rüzgârın taşıdığı fısıltılar kalbinin ritmini ele veriyordu.
Burada olmamalıydı.
Bir kitsune varisi için bu bölge, en tehlikeli yerdi.
Ama yine de gelmişti.
Çünkü onu buraya çeken şey korkusundan daha güçlüydü.
Ay ışığı altında bir adım daha attı ve tam o an, sınırın diğer tarafından bir gölge koptu. Hanako hazırlıksız yakalanmış gibi irkildi. Fakat saniyeler geçmeden gölgenin adımları yumuşadı, siluet netleşti.
Gölgeler sanki ona yol açıyor, ay ışığı sanki sadece onu parlatmak için oradaydı.
Katsuki.
Vampir varisinin adı bile gecenin havasını değiştiriyordu. O karanlıktan çıkarken, sanki tüm dünya bir anlığına durdu. Uzun, koyu renk pelerini rüzgârda dalgalanıyor, gözlerinin içindeki gümüş parıltı ayın ışığıyla birleşip keskin bir ışıltıya dönüşüyordu.
Hanako, istemsizce gülümsedi.
Katsuki ise ona baktığında yüzündeki sert çizgiler yumuşadı.
“Yine geciktin,” dedi Hanako fısıltıyla. Sesi kırılacakmış gibi hassastı.
Katsuki yana yaklaştı.
“Geç kalmadım,” diye mırıldandı. “Ayın seni en güzel gösterdiği zamanı bekledim.”
Hanako utangaç bir nefes verdi, ama gözlerini ondan kaçırmadı. İkisi birbirlerine bir adım yaklaştığında, iki klanın yüzyıllık nefretinin arasında küçük bir ateş daha doğmuş gibiydi—bu ateş savaş değil, onların kalpleriydi.
Katsuki, elini uzatarak Hanako’nun pelerininin ucuna dokundu.
“Sana bir şey olmasından korkuyorum,” dedi alçak bir sesle. “Her seferinde.”
“Buraya gelmeyi ben seçiyorum,” diye karşılık verdi Hanako, dudaklarının ucunda yumuşak bir tebessümle. “Sen de öyle.”
Katsuki, başını hafifçe eğdi. “Ama benim tarafım… daha tehlikeli. Babam, sınırın yakınlarında devriyeleri artırdı.”
Hanako’nun gözleri büyüdü.
“Biliyor mu? Bizi—”
“Hayır,” diye kesti Katsuki. “Ama şüpheleniyor. Bu yüzden daha dikkatli olmalıyız.”
Hanako bir an sessiz kaldı. Gecenin serin rüzgârı saçlarının arasından geçerken, ay ışığı yüzüne kırılgan bir ışıltı bırakıyordu.
“Katsuki… Bu böyle ne kadar sürecek?”
Vampir varisi derin bir nefes aldı.
“Tahtlar değişince,” dedi kararlı bir tonda. “Çok uzak olmayan bir gün, iki klan da benim adımı duyacak. Ve o gün—”
Hanako’nun yanağına hafifçe dokundu.
“—kimse bizi ayıramayacak.”
Hanako, titreyen bir nefes verdi.
Söylemek istedikleri vardı, korkuları vardı. Ama şu an hepsi ayın gölgesinde kayboluyordu.
Katsuki onun elini tuttuğunda, dokunuşu soğuk değildi—şaşırtıcı biçimde sıcak ve canlıydı.
“Ben sözümü verdim,” dedi. “Senin için, bizim için… her şeyi değiştireceğim.”
Hanako’nun kalbi bir an durup tekrar atmaya başladı.
“Ama değişim, her zaman kan ister,” diye fısıldadı.
Kendi sözleri bile onu korkutmuştu.
Katsuki gözlerini kısmıştı.
“Gerekirse o kan benim olacaktır. Halkımın değil…”
Gözleri karanlıkla parladı.
“…ve asla senin değil.”
Hanako cevap vermek üzereyken, uzaktan bir metal sesi geceyi yardı.
Sanki bir kılıç kabzasının yere dayanması gibi.
Kitsune ormanından değil… vampir topraklarından gelmişti.
Katsuki anında Hanako’nun önüne geçti.
“Devriyeler yaklaşıyor.”
Sesindeki sakinlik değişmişti—artık bir varis değil, tehlikeyi koklayan bir savaşçı konuşuyordu.
Hanako elini onun pelerininin arkasından çekti.
“Gitmelisin.”
“Hayır… seni sınırdan uzaklaştırmadan gitmem.” Katsuki’nin sesi inatçıydı.
“Hayır!” Hanako onun kolunu tuttu. “Birlikte görünürsek bu sadece tehlikeyi büyütür.”
Bir an… ikisinin de nefesi aynı havada kesildi.
Gözleri birbirine kilitlendi; ayrılık, savaş ihtimali, gelecek… hepsi bu kısa bakışta gizliydi.
Sonunda Katsuki geri adım attı.
Ama giderken söyledikleri Hanako’nun aklında yankılandı:
“Bu gece gördüğün son kanlı ay olmayacak. Yakında… çok yakında, kader bizi zorlayacak.”
Ve gölgelerin içine karıştı.
Hanako tek başına kaldığında, ay ışığı hafifçe titriyordu.
Sanki gece bile, yaşayacaklarını biliyor ve sessizce onları uyarıyordu.
