4. bölüm · Throne Game
Gölgelerin İçindeki Yemin
Orman, vampir devriyelerinin ortaya çıkmasıyla bir anda nefes alamaz hâle geldi. Hanako’nun kalbi göğsünden çıkacak gibiydi; Katsuki ise bir yandan onu korumak için önünde duruyor, diğer yandan yaklaşan askerleri takip ediyordu.
Üç vampir, sessizce ağaçların gölgelerinden sıyrılıp ortaya çıktı. Gözleri kırmızı bir sis gibi parlıyor, Hanako’ya her baktıklarında içlerinden geçen niyeti gizleyemiyorlardı.
“Prens Katsuki,” dedi en öndeki, alaycı bir saygıyla eğilerek.
“Kitsune varisiyle buluştuğunuzu… babanıza nasıl açıklayacaksınız?”
Katsuki’nin yüzü gerildi.
“Bu konu sizi ilgilendirmez.”
Hanako, adım sesleri yaklaşırken Katsuki’nin peleriniyle saklanmaya çalıştı. Ama devriyeler çoktan onu görmüştü.
“Hanako Seiryuu…”
Askerlerden biri, tilki kulaklarının gizlenmesine rağmen onun kim olduğunu anlamıştı.
“Demek gerçekten doğruymuş. Klanımızın düşmanı, sizinle gizli buluşmalara geliyor.”
Hanako korku dolu bir nefes aldı. Bu durum sadece onun için değil, Katsuki için de ölümcül bir tehlikeydi. Vampir kralı, oğlunun kitsune varisine duyduğu ilgi hakkında en ufak bir söylenti duysa bile… cezası affedilmez olurdu.
Katsuki bir adım öne çıktı.
“Kimse bu kızı incitmeyecek.”
Askerler durdu. Üçü de birbirine baktı.
Ve en öndeki hafif bir gülümseme ile sordu:
“Bizi durduracak mısınız, prens?”
Katsuki’nin göz bebekleri karardı.
Bir anlığına vampir içgüdüsü kontrolü ele aldı; parmakları keskin pençelere dönüşmeye başlamıştı.
Hanako, onun öfkesinin yükseldiğini hissedebiliyordu.
Ama tam o sırada Hanako, Katsuki’nin kolunu tuttu.
“Hayır… Onlarla savaşamazsın. Babanı karşına almak zorunda kalırsın.”
Katsuki, Hanako’nun gözlerine baktığında bir anlığına sakinleşti. Ama askerler geri çekilmeyi düşünmüyordu.
“Bu olayı rapor edeceğiz,” dedi biri.
“Prensimizin kitsune varisiyle gizlice görüştüğünü kralın bilmesi gerekecek.”
Hanako’nun içi buz gibi oldu.
Katsuki ise nefesini derin bir öfke ile verdi.
“O zaman bana başka seçenek bırakmıyorsunuz.”
Vampir hızlılığıyla bir anda askerlerin önüne geçti. Onlar şaşkınlıkla geri çekildi.
“Bu gece hiçbir şey görmediniz.”
Sesi tehditkâr, ama aynı zamanda acı doluydu.
“Eğer Hanako’ya dokunursanız… eğer bu sırrı birine söylerseniz… ben de susmam.”
Askerler, prenslerine karşı gelemeyeceklerini biliyorlardı.
Gergin bir bakışmadan sonra, sessizce geri çekilip gölgelerin içine karıştılar.
Arkalarında derin bir sessizlik kaldı.
Hanako, Katsuki’ye döndü:
“Bunu yapmamalıydın… Baban öğrenirse—”
“Bırak babamı.” Katsuki hırıltıya benzer bir sesle konuştu.
“Seni kaybetmemi bekleme.”
Hanako’nun gözleri doldu.
İkisi de aynı gerçeği hissediyordu:
Artık geri dönüş yoktu.
Klanlar arasında savaş yaklaşıyordu.
Ve onlar, savaşın tam ortasındaki en tehlikeli sır hâline gelmişti.
Katsuki elini Hanako’nun yüzüne uzattı.
“Söz veriyorum. Ne olursa olsun, seni koruyacağım.”
Gölgeler, iki varisin kaderini sessizce mühürlerken…
Ayın solgun ışığı, onların üstüne düşen ilk kan gölgesinin habercisi gibiydi.
