19. bölüm · Throne Game

Kanın Hatırladığı

Hikari Seishiro

Kan Vadisi uyandı.
Toprak çatladı. Kayalar yer değiştirdi. Katsuki’nin döktüğü kan, vadinin damarlarında dolaşıyordu artık. Gölgeler geri çekilmedi—toplandı.
Bir fısıltı yükseldi.
“Kanını inkâr eden…”
“Tahtı reddeden…”
Katsuki ayağa kalktı. Yaraları kapanmıyordu ama kanaması da durmuyordu. Bu yer, iyileştirmiyor; hatırlatıyordu.
“Beni sınayacaksanız,” dedi karanlığa,
“yüzüme çıkın.”
Toprak yarıldı.
Vadinin kalbinden bir figür yükseldi—kanla yoğrulmuş, yüzü olmayan bir varlık. Elinde kılıç yoktu. İrade vardı.
“Ne için yaşarsın?” diye sordu ses.
Katsuki tereddüt etmedi.
“İnsanlar için.”
“Yalan,” dedi ses.
“Onları bıraktın.”
Katsuki dişlerini sıktı.
“Bırakmadım,” dedi.
“Onları kurtarmak için kendimden vazgeçtim.”
Toprak titredi.
“Ne için ölürsün?”
Katsuki’nin aklına Hanako geldi. Omzundan kan akarken bile geri çekilmeyen hâli.
“Onun için,” dedi.
“Ve onun koruduğu herkes için.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra…
kan geri çekildi.
Varlık dağıldı. Toprak sakinleşti. Katsuki dizlerinin üzerine çöktü—ama bu kez zayıflıktan değil, kabulden.
Vadinin sesi son kez konuştu:
“Kan seni tanıdı.”
Zincirlerin izi bileklerinden silindi.
Aynı saatlerde sarayda…
Hanako, konsey salonuna girmek üzereydi ki ateş önceden titredi.
Bu, uyarıydı.
Bir ok, karanlıktan fırladı.
Hanako eğildi—ok saçlarını sıyırıp duvara saplandı. Zehirliydi. Taş, duman çıkardı.
“SUİKAST!” diye bağırdı muhafızlar.
Hanako geri çekilmedi. Alevleri yükseldi. Koridoru ışık doldurdu. Gölgedeki figür kaçmaya çalıştı.
“DUR.”
Ateş, yolunu kesti.
Figür yere kapandı. Kapüşonu düştü.
Bir konsey görevlisi.
Hanako’nun sesi buz gibiydi.
“Kimin emri?”
Adam güldü. Dudaklarından kan aktı.
“Geç kaldın,” dedi.
“Saf Kan Konseyi… çoktan başladı.”
Zehri ısırdı.
Hanako alevlerini çekti—ama geç kalmıştı. Adam yere yığıldı.
Sessizlik.
Hanako yumruğunu sıktı.
“Babamı çağırın.”
Taht salonunda gerilim vardı.
Hanako, suikast girişimini anlattığında kralın yüzü sertleşti.
“Artık gizlenmiyorlar,” dedi.
“Ve ben de,” dedi Hanako,
“artık beklemeyeceğim.”
Kral ona baktı. Uzun, ağır bir bakıştı.
“Hazır mısın?”
Hanako başını kaldırdı.
“Ateşim hazır.”
Bu… onaydı.
Kan Vadisi’nin çıkışında Katsuki durdu.
Gökyüzü daha açık görünüyordu. İlk kez nefes almak kolaydı. Elini kaldırdı—kan çağrısı değil, kontrol geldi.
“Demek bu,” dedi.
“Tahtsız güç.”
Uzakta bir ateş parladı.
Hanako’nun ateşi.
Katsuki gülümsedi.
“Geliyorum.”
O gece, iki klan da aynı şeyi hissetti:
Oyun masası devriliyordu.
Ve artık hamleler
kanla değil, seçimle yapılacaktı.