4. bölüm / 6
The Road That Fell to Bodrum3 bölüm
Bölümler 6Şu an: 3 bölüm
- 1 Bodrum'a Düşen Yol90 kelime
- 2 1 bölüm1.784 kelime
- 3 2 bölüm1.978 kelime
- 4 3 bölüm2.021 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4 bölüm2.514 kelime
- 6 5 bölüm2.371 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O gece Maksim’in evinden çıktığımda nereye gideceğimi bilmiyordum. Tek bildiğim, o evde bir dakika daha kalırsam düşüncelerimin arasında boğulacak olmamdı.
Hava soğuktu. Ellerimi montumun ceplerine sokup yürümeye başladım. Sokaklar yavaş yavaş sessizleşiyor, insanların sesleri geride kalıyordu. Bir süre sonra kendimi deniz kenarında buldum.
Boş bir banka oturdum. Karşımda uzanan karanlık denize baktım. Dalgalar kıyıya vuruyor, sonra sessizce geri çekiliyordu. Keşke benim de içimdeki her şeyi böyle geride bırakmam mümkün olsaydı.
Telefonumu çıkardım ve kulaklığımı taktım. Karşıma çıkan Türkçe, hüzünlü bir şarkıyı açtım. Sözlerini tam anlamasam da müziğin içimde bir yere dokunduğunu hissediyordum.
Başımı geriye yasladım ve gözlerimi kapattım.
Ailem gerçekten hayatta mıydı?
Bir annem, bir babam ve bir kız kardeşim mi vardı?
Öyleyse neden yıllardır onlardan uzaktaydım? Neden bana öldüklerini söylemişlerdi? Ve neden hiçbirini hatırlamıyordum?
Sorular kafamın içinde dönüp duruyordu. Cevapları bilmiyordum. Belki de en çok bundan korkuyordum.
Gece yavaş yavaş sabaha döndü. Ne kadar zamandır orada oturduğumu bilmiyordum. Gözlerimi açtığımda gökyüzü aydınlanmaya başlamıştı.
Tam kalkmaya hazırlanıyordum ki önümde küçük bir kız belirdi. Elinde rengârenk bileklikler vardı. Bana çekingen bir gülümsemeyle baktı.
Küçük kız: «Абла, у меня браслеты есть. Купишь один?»
Abla, benden bir bileklik alır mısın?
Küçük kıza baktım. Üzerindeki kıyafetler biraz eskiydi ama yüzünde tatlı bir gülümseme vardı.
Ben: «Сколько стоит?»
Ne kadar?
Küçük kız: «Двести пятьдесят рублей.»
İki yüz elli ruble.
Kaşlarımı kaldırdım.
Ben: «Ничего себе, хитрюга! За такой маленький браслет столько денег?»
Vay çakal, küçücük bir bileklik için bu kadar para mı istenir?
Kız gülmeye başladı.
Küçük kız: «Он красивый! И я сама их делаю.»
Ama çok güzel! Üstelik onları kendim yapıyorum.
Bilekliklere yeniden baktım. Gerçekten güzellerdi. Fakat yanımda hiç nakit para yoktu.
Ben: «Подожди немного. Я сейчас вернусь.»
Biraz bekle. Hemen döneceğim.
Yakındaki bir yere gidip para çektim. Sonra küçük kızın yanına dönmeden önce bir dükkândan kruvasan, meyve suyu ve birkaç paket bisküvi aldım.
Yanına geldiğimde yiyecekleri ona uzattım.
Ben: «Сначала поешь. Ты, наверное, голодная.»
Önce bir şeyler ye. Eminim acıkmışsındır.
Küçük kız şaşkınlıkla yüzüme baktı.
Küçük kız: «Это мне?»
Bunlar benim için mi?
Başımı salladım.
Ben: «Да, тебе. А теперь покажи мне тот браслет.»
Evet, senin için. Şimdi bana o bilekliği göster bakalım.
Bilekliklerin arasından mavi ve beyaz renkli olanı seçtim. Parasını verdim ve bileğime taktım.
Küçük kız bir süre bileğime baktı. Ardından elindeki başka bir bilekliği bana uzattı.
Ben: «А это что?»
Peki, bu da ne?
Küçük kız: «Это подарок. Для тебя.»
Bu bir hediye. Senin için.
Şaşırdım.
Ben: «Но я уже купила один.»
Ama ben zaten bir tane aldım.
Küçük kız: «Я хочу, чтобы он был у тебя. Только пообещай мне кое-что.»
Onun da sende kalmasını istiyorum. Ama bana bir söz vermelisin.
Ben: «Что именно?»
Ne sözü?
Küçük kızın yüzündeki gülümseme biraz ciddileşti.
Küçük kız: «Никогда не снимай его.»
Onu asla çıkarma.
Neden böyle bir şey istediğini anlayamamıştım. Yine de bilekliği aldım.
Ben: «Хорошо. Обещаю.»
Tamam. Söz veriyorum.
Küçük kız mutlu bir şekilde gülümsedi. Ona son bir kez baktıktan sonra oradan ayrıldım.
Bileğimdeki iki bilekliğe baktım. Küçük kızın bana neden özellikle birini hediye ettiğini bilmiyordum. Belki de onun için sıradan bir bileklikten fazlasıydı.
Benim içinse şimdilik yalnızca bir yabancının küçük hediyesiydi.
Ama o gün, bilmediğim bir nedenle, verdiğim sözü tutmak istiyordum.
---
Artık kararımı vermiştim.
Türkiye’ye gidecektim.
Bodrum’a…
Ailemi bulacak, karşılarına çıkacak ve bana yıllardır anlatılmayan gerçekleri öğrenecektim. Beni neden bıraktıklarını soracaktım. Gerçi beni gerçekten bırakıp bırakmadıklarını bile bilmiyordum. Yine de içimdeki kırgınlık, daha gerçeği öğrenmeden büyümeye başlamıştı.
Belki beni görmek istemeyeceklerdi.
Belki de beni tanımayacaklardı.
Ama bunu öğrenmeden geri dönmeyecektim.
Eve doğru yürürken içimde hem korku hem de tuhaf bir umut vardı. Hayatımda ilk kez kendi geçmişimin peşinden gitmeye karar vermiştim.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde Irina beni bekliyordu. Yüzündeki öfke, beni görür görmez daha da belirginleşti.
Irina: «Где ты была всю ночь, Лавин? Ты хоть понимаешь, как мы волновались?»
Bütün gece neredeydin, Lavin? Senin için ne kadar endişelendiğimizi hiç anlıyor musun?
Ayakkabılarımı çıkarırken ona baktım.
Ben: «Мне просто нужно было подышать свежим воздухом.»
Sadece biraz temiz hava almam gerekiyordu.
Irina: «Всю ночь? Ты могла хотя бы позвонить!»
Bütün gece mi? En azından telefon edebilirdin!
Cevap vermedim. Tartışmak istemiyordum. Doğrudan odama çıktım ve kapıyı kapattım.
Üzerimdeki kıyafetleri değiştirirken aynaya gözüm takıldı. Sonra bakışlarım, böbreğimin yakınındaki eski yara izine kaydı.
İz, yıllardır oradaydı.
Parmaklarımı istemsizce o bölgeye götürdüm. Yaranın üzerini kapatmak için kendi yaptığım küçük, akrep şeklindeki düğmeye baktım.
Maksim bir zamanlar bana bu izin kırık bir cam yüzünden oluştuğunu söylemişti.
O günlerden geriye kalanları hatırlamıyordum. Bu yüzden onun söylediklerini kabul etmiştim.
Yine de bazen bu izin nasıl oluştuğunu düşünmeden edemiyordum.
Başımı iki yana salladım.
Şimdi bunları düşünmenin sırası değildi. Öğrenmem gereken çok daha önemli şeyler vardı.
Üzerimi giyinip aşağı indim. Ev sessizdi. Irina salondaydı ama Maksim ortalıkta görünmüyordu.
Irina: «Лавин, у меня есть к тебе предложение.»
Lavin, sana bir teklifim var.
Ona döndüm.
Ben: «Какое предложение?»
Nasıl bir teklif?
Irina bir an durdu.
Irina: «Я подумала… Может быть, нам стоит поговорить о твоём будущем.»
Düşündüm de… Belki geleceğin hakkında konuşmamız gerekiyordur.
İçimden hafifçe gülümsedim. Tam da ihtiyacım olan fırsat ayağıma gelmişti.
Ama gerçek planımı söyleyemezdim. Bodrum’dan bahsetseydim, beni asla bırakmazlardı.
Bu yüzden aklıma gelen ilk bahaneyi kullandım.
Ben: «Я хочу учиться в Америке.»
Amerika’da okumak istiyorum.
Irina şaşkınlıkla bana baktı.
Irina: «В Америке?»
Amerika’da mı?
Ben: «Да. Я хочу начать новую жизнь. Получить хорошее образование и стать самостоятельной.»
Evet. Yeni bir hayata başlamak istiyorum. İyi bir eğitim almak ve kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum.
Irina bir süre düşündü.
Irina: «Но Максим не согласится.»
Ama Maksim kabul etmez.
Omuzlarımı hafifçe kaldırdım.
Ben: «Почему? Я уже не ребёнок.»
Neden? Artık çocuk değilim.
Irina: «Я знаю, Лавин. Но ты же знаешь его характер.»
Biliyorum, Lavin. Ama onun nasıl biri olduğunu biliyorsun.
Bir süre sessiz kaldım. Sonra konuşmaya devam ettim.
Ben: «К тому же скоро приедет твоя дочь. Вы сможете проводить время вместе. А я буду учиться и строить свою жизнь.»
Üstelik kızın da yakında gelecek. Birlikte vakit geçirebilirsiniz. Ben de okuyup kendi hayatımı kurarım.
Irina’nın yüzündeki ifade değişti. Kızının geleceğini düşünmek onu mutlu etmişti.
Irina: «Хорошо. Я поговорю с Максимом. Но ничего не обещаю.»
Peki. Maksim’le konuşacağım. Ama sana hiçbir şey için söz veremem.
Başımı salladım.
Ben: «Спасибо, Ирина.»
Teşekkür ederim, Irina.
İçimden derin bir nefes aldım. İlk adımımı atmıştım.
Şimdi sıra Maksim’i ikna etmekteydi.
---
Akşam olduğunda Maksim eve geldi. Yemek masasına oturduğumuzda kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Ne söyleyeceğimi önceden düşünmüştüm ama onun karşısında oturunca kelimeler bir anlığına boğazıma düğümlendi.
Yine de kendimi toparladım.
Ben: «Максим, я хочу кое-что обсудить с тобой.»
Maksim, seninle bir şey konuşmak istiyorum.
Başını kaldırıp bana baktı.
Maksim: «Что случилось?»
Ne oldu?
Ben: «Я хочу поехать в Америку. Учиться там.»
Amerika’ya gitmek istiyorum. Orada okumak istiyorum.
Maksim’in yüzü anında ciddileşti.
Maksim: «Нет. Даже не думай об этом.»
Hayır. Aklından bile geçirme.
Beklediğim tepkiydi ama yine de içimdeki öfkeyi bastırmak zorunda kaldım.
Ben: «Почему? Это моё будущее, Максим.»
Neden? Bu benim geleceğim, Maksim.
Maksim: «Ты ещё слишком молода. Я не собираюсь отпускать тебя одну в другую страну.»
Henüz çok gençsin. Seni başka bir ülkeye tek başına göndermeye niyetim yok.
Tam cevap verecekken Irina araya girdi.
Irina: «Максим, послушай её. Она хочет учиться, хочет чего-то добиться в жизни. Разве это плохо?»
Maksim, onu bir dinle. Okumak ve hayatta bir şeyler başarmak istiyor. Bunun neresi kötü?
Maksim ona döndü.
Maksim: «А если с ней что-нибудь случится? Кто будет отвечать?»
Ya başına bir şey gelirse? O zaman kim sorumlu olacak?
Irina: «Она уже взрослая. Ей нужно дать возможность самой принимать решения.»
Artık büyüdü. Kendi kararlarını verebilmesi için ona fırsat tanımalıyız.
Maksim bir süre sustu. Sonra bana döndü.
Maksim: «Ладно. Но ты будешь звонить мне каждый день. И будешь осторожна. Ты меня поняла?»
Peki. Ama beni her gün arayacaksın. Bir de dikkatli olacaksın. Beni anladın mı?
İçimdeki sevinci yüzüme yansıtmamaya çalıştım.
Ben: «Конечно. Спасибо, Максим. Я люблю тебя.»
Elbette. Teşekkür ederim, Maksim. Seni seviyorum.
Bu sözleri söylerken yüzümde bir gülümseme vardı. Ama içimde başka bir gerçek saklıydı.
Amerika’ya gitmeyecektim.
Bodrum’a gidecektim.
Ve orada beni neyin beklediğini bilmiyordum.
---
Sonraki üç gün boyunca hazırlık yaptım. Kıyafetlerimi, kitaplarımı ve ihtiyaç duyabileceğim eşyaları bavuluma yerleştirdim. Bir süredir biriktirdiğim paramı da yanıma aldım.
Kimseye şüphe vermemek için iki ayrı bilet aldım. Biri Amerika’ya, diğeri Türkiye’ye…
Planım basitti. Eğer biletlerimi kontrol ederlerse Amerika’ya gideceğimi düşüneceklerdi.
Üçüncü günün sonunda havaalanına gittim. Bavulumu yanımda sürüklerken etrafımdaki insanları izledim. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor, sevdiklerine sarılıyor ya da vedalaşıyordu.
Benimse vedalaşacak kimsem yoktu.
En azından ben öyle sanıyordum.
Uçağa bindiğimde cam kenarındaki koltuğuma oturdum. Emniyet kemerimi bağlayıp başımı cama yasladım. Uçak hareket etmeye başladığında Rusya yavaş yavaş geride kaldı.
Telefonumu çıkardım ve kulaklığımı taktım. Bu kez kendi kendime mırıldanmaya başladığım şarkının sözleri içimdeki bütün korkuları anlatıyordu.
Bilinmeyen Evim
Yol önümde, geçmiş arkamda,
Bir yabancıyım kendi hayatımda.
Bir isim arıyorum, bir ses, bir iz,
Belki de beni bekliyorsunuz sessiz.
Bodrum, beni tanır mısın?
Kaybolmuş bir kızı anlar mısın?
Bilmediğim bir eve gidiyorum,
Belki de kendimi buluyorum.
Bir ablam yoktu, öyle sanmıştım,
Meğer bir kardeşim varmış, geç anlamışım.
Beni neden bıraktınız, bilmiyorum,
Ama bu kez cevap almadan dönmüyorum.
Şarkıyı bitirdiğimde gözlerimi kapattım.
Kendime tek bir söz verdim: Gerçek ne olursa olsun, ondan kaçmayacaktım.
---
Birkaç saat sonra uçak Bodrum’a indi.
İçim heyecanla doluydu ama aynı zamanda korkuyordum. Yıllardır yaşadığım yerden ayrılmış, hiç tanımadığım bir şehre gelmiştim. Burada beni bekleyen kimse yoktu. Nereden başlayacağımı bile bilmiyordum.
Havaalanından çıktıktan sonra bir araba kiraladım. Adresini bile bilmediğim bir şehirde, ailemi nasıl bulacağımı düşünerek yola koyuldum.
Bir süre sonra yakıt almak için bir benzin istasyonunda durdum. Arabayı park ettim ve markete girdim. İhtiyacım olan birkaç şeyi alıp dışarı çıktığımda bir erkek sesi duydum.
Yabancı adam: “Bu arabayı kim buraya koydu? Hangi dengesiz, arabasını yolun ortasına bırakır?!”
Sesin geldiği tarafa döndüm.
Adam arabamın yanında duruyordu. Kaşları çatılmıştı ve belli ki park edişimden hiç memnun kalmamıştı.
Ben: “Ben koydum. Bir sorun mu var?”
Adam başını kaldırıp bana döndü. Bir an duraksadı.
Yabancı adam: “Siz mi koydunuz?”
Ben: “Evet, ben koydum. Bir sorun mu var dedim.”
Bana doğru bir adım attı. Benden oldukça uzundu. Başımı kaldırıp yüzüne baktım ama geri çekilmedim.
Yabancı adam: “Galiba sen Türk değilsin.”
Ben: “Türk olup olmamamın ne önemi var? Markete iki dakikalığına girdim. Bu kadar büyütmenize gerek yok.”
Yabancı adam: “Arabayı yanlış yere park etmişsin. Benim işim de yanlışları düzeltmek.”
Söylediklerine karşılık istemsizce güldüm.
Ben: “İyi o zaman, çekilir misiniz? Hem siz beklemeyin hem arabanız beklemesin hem de benim arabam.”
Cevap vermesini beklemeden arabaya yöneldim. Arkadan bir homurtu duydum.
Dönüp ona baktım.
Ben: “Ne?”
Adam bir şey söylemedi.
Ben de kollarımı göğsümde birleştirdim.
Ben: “Arabanın sahibi siz olunca sorun yok, ben olunca mı sorun oluyor? İlginçmiş.”
Arabama bindim ve kapıyı kapattım. Motoru çalıştırıp oradan uzaklaştım.
Daha Bodrum’a geleli birkaç saat olmuştu ama şimdiden sinirimi bozan biriyle karşılaşmıştım.
İçimden, Harika bir başlangıç, Lavin, diye geçirdim.
Sonra dikkatimi yeniden yola verdim.
---
Bir süre sonra kalacağım eve ulaştım.
Küçük, sevimli bir evdi. Bahçesinde rengârenk çiçekler, önünde de küçük bir havuz vardı. Dışarıdan bakıldığında insana huzur veriyordu.
Arabadan indim ve evi bir süre seyrettim.
Ben: “Hey Bodrum, bakalım ailemi nasıl bulacağım.”
Anahtarı kullanarak kapıyı açtım ve içeri girdim.
İlk izlenimim pek iyi değildi. Eşyalar dağınıktı, bazı kıyafetler ortalıkta duruyordu ve evin temizliğe ihtiyacı vardı.
Derin bir nefes aldım.
“Önce evi toparlayalım,” diye kendi kendime söylendim. “Sonra dünyayı kurtarmaya geçeriz.”
Kollarımı sıvayıp temizliğe başladım. Dağınık eşyaları yerlerine koydum, kıyafetleri topladım ve etrafı düzenledim. Yorulmuştum ama işim bittiğinde ev çok daha güzel görünüyordu.
Pencerenin önüne geçip dışarı baktım. Çiçekler hafif esen rüzgârla sallanıyordu.
Belki de bu ev, hayatımda yeni bir başlangıç yapabileceğim ilk yerdi.
Ama asıl işim henüz başlamamıştı.
Ailemi bulmalıydım.
Onları görmeli ve bana anlatılmayan her şeyi öğrenmeliydim.
Bileğimdeki bilekliklere dokundum. Küçük kızın sözünü hatırladım.
Onu asla çıkarma.
Nedenini bilmiyordum ama bilekliği çıkarmaya niyetim de yoktu.
O gece yatağıma oturup uzun süre düşündüm. Bodrum’da beni nelerin beklediğini bilmiyordum. Belki cevaplar bulacaktım, belki de yeni sorularla karşılaşacaktım.
Ama artık geri dönemezdim.
Ben: “Sizi bulacağım. Hepinizi… Sonra da bana neden beni bıraktığınızı anlatacaksınız.”
Sözlerim sessiz odada yankılandı.
Dışarıda Bodrum’un gecesi başlamıştı. Ben ise bilmediğim bir şehrin içinde, kendi geçmişime giden yolu arıyordum.
Belki bu şehir bana aradığım cevapları verecekti.
Belki de hayatımın en büyük sırları tam da burada başlayacaktı.
Bilmiyordum.
Ama öğrenmeye kararlıydım.
3. bölüm sonu. ❤️🩹
Canlarım, bu bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Lavin’in Bodrum’daki yolculuğu sizce nasıl ilerleyecek? Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorum. Her bir yorumunuz benim için çok değerli. 🫶🏻💗
Bölüm etkileşimi
