3. bölüm / 6
The Road That Fell to Bodrum2 bölüm
Bölümler 6Şu an: 2 bölüm
- 1 Bodrum'a Düşen Yol90 kelime
- 2 1 bölüm1.784 kelime
- 3 2 bölüm1.978 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3 bölüm2.021 kelime
- 5 4 bölüm2.514 kelime
- 6 5 bölüm2.371 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
12 YIL ÖNCE — KAZA GECESİ
Gece karanlığına gömülmüş yolda korkunç bir sessizlik vardı. Biraz önce yaşanan kazanın ardından araba paramparça olmuş, kaputundan dumanlar yükselmeye başlamıştı. Cam kırıkları yolun üzerine dağılmıştı.
Arka koltukta Selin ve Leyla hareketsiz yatıyordu. İkisi de baygındı. Arya’nın başı kırılmış camın kenarına yaslanmış, Ahmet’in başıysa direksiyonun üzerine düşmüştü.
Selin’in dudakları hafifçe kıpırdadı. Bilinci kapalı olmasına rağmen ailesinin isimlerini fısıldıyordu.
— Anne… Baba… Leyla… Anne…
Sesi gittikçe zayıflıyordu.
Tam o sırada uzaktan bir adamın ayak sesleri duyuldu. Siyah kıyafetler giymiş, yüzünü maskeyle gizlemişti. Elinde bir levye vardı. Ağır adımlarla araca yaklaştı ve içeriyi kontrol etti.
Önce Ahmet’e baktı. Ardından arka koltuktaki iki küçük kıza gözlerini çevirdi.
Adamın bakışları Selin’in üzerinde durdu.
Yavaşça eğildi ve Selin’i kucağına aldı. Sonra başını Ahmet’e çevirerek Rusça konuştu:
«Я забираю твою любимицу. Я заставлю тебя страдать так же, как ты заставил страдать меня.»
“Senin göz bebeğini alıyorum. Senin canını yaktığım gibi senin de canını yakacağım.”
Adamın sesi soğuk ve öfkeliydi. Sanki yıllardır içinde taşıdığı bir intikamı sonunda gerçekleştirmişti.
Kucağındaki Selin’e son bir kez baktı. Küçük kız hâlâ baygındı.
Ardından arkasını döndü ve Selin’i de yanına alarak karanlığın içinde kayboldu.
Arabanın içindeyse korkunç sessizlik devam ediyordu…
O gece yaşananlar, yıllar sonra bile kimsenin unutamayacağı bir sırrın başlangıcıydı.
---
12 YIL SONRA — RUSYA
Lavin odasında oturuyordu. Az önce duydukları zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu.
Ailem yaşıyormuş… Küçük kız kardeşim de Bodrum’daymış…
Yıllardır ailesinin öldüğüne inanmıştı. Ona anlatılan buydu. Şimdi ise bütün hayatını değiştirebilecek bir gerçeği öğrenmişti.
Nefesi sıklaşmaya başladı. Sanki odanın duvarları üzerine doğru yaklaşıyordu. Göğsünde hissettiği ağırlık, düşüncelerinin arasında kaybolmasını zorlaştırıyordu.
Ayağa kalktı, hırkasını giydi ve kulaklığını taktı. Biraz hava alması gerekiyordu. Yoksa aklındaki soruların içinde boğulacaktı.
Kapıyı açıp dışarı çıktı.
Sokak her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar gülüyor, konuşuyor, alışveriş yapıyor ve hayatlarına devam ediyorlardı.
Lavin yavaşça yürürken karşı kaldırımda iki kız kardeş gördü. Biri diğerinin koluna girmiş, ona bir şeyler anlatıyordu. İkisi de kahkahalarla gülüyordu.
Lavin’in adımları yavaşladı.
Onlara bakarken kendi çocukluğunu düşündü. Bir zamanlar onun da yanında yürüyen bir kız kardeşi vardı. Birlikte oyun oynayabilecekleri, kavga edip sonra barışabilecekleri, büyüdüklerinde birbirlerine sırlarını anlatabilecekleri bir hayatları olabilirdi.
Ama Lavin bunların hiçbirini hatırlamıyordu.
Yoluna devam etti.
Biraz ileride küçük bir çocuk annesinin elini çekiştiriyordu.
— Anne, şeker istiyorum!
Kadın gülümseyerek çocuğunun elini tuttu.
— Peki, hadi bakalım. Sana bir tane alalım.
Çocuk sevinçle annesine sarıldı.
Lavin’in gözleri doldu.
Kendi annesinin yüzünü hatırlamıyordu. Sesini, kokusunu, kendisine nasıl sarıldığını bile bilmiyordu. Belki de annesi de bir zamanlar onu böyle kucağına almış, onun için endişelenmişti.
Ama Lavin’in hafızasında bunlara dair hiçbir şey yoktu.
Sadece kocaman bir boşluk vardı.
Gökyüzü yavaş yavaş kararmaya başladı. Ardından yağmur damlaları düşmeye başladı. İnsanlar koşarak saçakların altına sığınırken Lavin yürümeye devam etti.
Kulaklığından hüzünlü bir piyano melodisi yükseliyordu.
Yağmur saçlarına ve yüzüne değiyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar, yağmur damlalarına karışmıştı.
Kendi kendine fısıldadı:
— Ben neden böyle olmak zorundayım?
Bir an durdu. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
— Neden herkesin bir ailesi var da benim yokmuş gibi hissediyorum?
Cevap gelmedi.
Lavin, yıllardır içinde taşıdığı yalnızlığın ne kadar büyük olduğunu o an daha iyi anladı. Başkaları çocukluklarını hatırlarken onun hatırlayamadığı bir geçmişi vardı. Başkaları annelerinin ve babalarının yanında büyürken o, sevgiyi uzaktan izlemeyi öğrenmişti.
Ve şimdi ailesinin hayatta olabileceğini öğrenmişti.
Bu gerçek onu mutlu etmek yerine daha da korkutuyordu.
Çünkü bilmediği çok şey vardı.
Neden ondan uzaktaydılar? Neden kendisine ailesinin öldüğü söylenmişti? Küçük kız kardeşi Leyla onu hatırlıyor muydu?
Lavin’in zihninde binlerce soru vardı.
Ama henüz hiçbirinin cevabını bilmiyordu.
RUSYA — KİLİSE
Yağmurun altında yürürken karşısına küçük bir Ortodoks kilisesi çıktı. Kapının önünde durdu. Bir süre içeri girip girmemeyi düşündü.
Sonra kapıyı yavaşça açtı.
İçerisi sessizdi. Mumların ışığı duvarlara vuruyor, ortamda huzurlu bir hava oluşturuyordu. Lavin birkaç adım attı ve dizlerinin üzerine çöktü.
Başını eğdi. Parmaklarını birbirine kenetledi.
Gözyaşlarını tutmaya çalışsa da başaramadı.
Rusça konuşmaya başladı:
«Пресвятая Богородица, я снова осталась одна.»
“Yüce Meryem, tekrar yalnız kaldım.”
Bir süre sustu. Dudakları titriyordu.
«Моя семья жива. Ты слышишь? Моя семья жива…»
“Ailem yaşıyormuş. Duydun mu? Ailem yaşıyormuş…”
Başını kaldırdı. Gözleri dolu doluydu.
«Годами я жила без матери, без отца, без любви.»
“Yıllarca annesiz, babasız, sevgisiz kaldım.”
Nefesi titredi. Ellerini daha sıkı kenetledi.
«Когда другие дети падали, их родители поднимали их. А я всегда поднималась сама.»
“Diğer çocuklar düştüğünde anne babaları onları kaldırıyordu. Bense her zaman kendi başıma ayağa kalktım.”
Sesindeki kırgınlık, yıllardır içinde biriken acıyı ortaya çıkarıyordu.
«Пожалуйста, укажи мне путь. Я не знаю, что мне делать. В этом жестоком мире я чувствую себя такой одинокой.»
“Lütfen bana bir yol göster. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bu acımasız dünyada kendimi çok yalnız hissediyorum.”
Lavin gözlerini kapattı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra yeniden fısıldadı:
«Ты единственная, кому я могу рассказать обо всём этом, Пресвятая Богородица.»
“Bütün bunları anlatabildiğim tek kişi sensin, Yüce Meryem.”
Başını eğdi ve sessizce ağlamaya devam etti.
Belki de ilk defa, içindeki her şeyi birine anlatmış gibi hissediyordu.
---
TÜRKİYE — DEMİR ALKAN’IN PARTİSİ
Aynı saatlerde Türkiye’de, büyük ve gösterişli bir evin içinde müzik son ses açıktı.
Mavi ışıklar salonun duvarlarına vuruyor, masaların üzerinde çeşitli içecekler duruyor, gençler müziğin ritmiyle dans ediyordu.
Salonun tam ortasında Demir Alkan vardı.
Üzerinde kısa kesimli siyah bir ceket ve siyah bir tişört bulunuyordu. Başına taktığı kral tacı, omuzlarındaki gösterişli pelerinle birleşince kendisini gerçekten bir kral gibi gösteriyordu.
Elindeki bardağı havaya kaldırdı ve yüksek sesle bağırdı:
— Kralın topraklarına hoş geldiniz!
Gençler kahkahalarla karşılık verdi.
Demir gülerek arkadaşlarına baktı. Sanki dünyada hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyordu.
Yanına yaklaşan Emre Arslan, müziğin sesini bastırmak için ona doğru eğildi.
— Oğlum, baban gelecek! Bize fena yaparlar ha!
Demir umursamazca omuz silkti.
— Babam şehir dışında, işi var. Bu gece gelmez. Rahat ol, Emre!
Emre pek ikna olmuş görünmüyordu.
— İnşallah dediğin gibi olur.
Demir yeniden gülerek arkadaşlarının arasına karıştı.
Fakat tam o sırada giriş kapısı sertçe açıldı.
Müzik devam ediyordu ama kapıda duran adamı gören birkaç kişi bir anda sustu.
Akif Alkan gelmişti.
Bakışları salonda dolaştı. Dağınık masaları, dans eden gençleri ve başında taçla duran oğlunu gördü.
Yüzü öfkeden gerildi.
— NE OLUYOR BURADA?!
Müzik bir anda kesildi.
Herkes olduğu yerde kaldı. Demir’in yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
Akif, salondakilere sertçe baktı.
— Herkes dışarı! Hemen!
Kimse itiraz etmeye cesaret edemedi. Gençler eşyalarını alıp hızla evden çıkmaya başladı.
Birkaç dakika sonra salonda yalnızca Demir ve Emre kalmıştı.
Akif, oğlunun karşısına dikildi.
— Sen ne yaptığını sanıyorsun?
Demir gözlerini kaçırmadan cevap verdi:
— Sadece arkadaşlarımla eğleniyordum.
— Eğlenmek mi?! Benim haberim olmadan bu evde parti düzenliyorsun, öyle mi?
— Baba, abartıyorsun.
Bu söz Akif’in öfkesini daha da artırdı.
Elini kaldırıp Demir’e bir tokat attı. Demir’in başı yana döndü; başındaki taç eğrildi ama yere düşmedi.
Emre korkuyla bir adım geriledi.
Akif oğlunun yakasına tutundu.
— Sen kendini kral mı sanıyorsun? Benim paramla, benim topraklarımla kral mı sanıyorsun kendini?!
Demir cevap vermedi. Çenesini sıktı ve gözlerini yere indirdi.
Akif onu kolundan tutarak kapıya doğru sürükledi.
— Eve geliyorsun. Şimdi!
Demir, Emre’ye kısa bir bakış attı. Emre bir şey söylemek istedi ama Akif’in öfkeli bakışlarını görünce sustu.
Demir babasıyla birlikte evden çıktı.
ALKAN AİLESİNİN EVİ
Eve vardıklarında Akif, Demir’i bırakıp ona döndü.
— Senin yüzünden bir gün başıma büyük bir bela gelecek!
Demir sessizce duruyordu.
— Bunca imkânın var, bunca şeyin var. Ama sen hâlâ çocuk gibi davranıyorsun!
Demir başını kaldırdı.
— Ben sadece kendi hayatımı yaşamak istiyorum.
Akif acı bir kahkaha attı.
— Kendi hayatın mı? Sen daha kendi hayatını bile yönetemiyorsun!
Demir’in gözleri dolmaya başladı ama ağlamamak için kendini tuttu.
Akif son sözlerini öfkeyle söyledi:
— Keşke hiç doğmasaydın da bu kadar uğraşmak zorunda kalmasaydım!
O sözler odanın içinde yankılandı.
Demir hiçbir şey söylemedi.
Yalnızca gözünden tek bir yaş süzüldü. Başını eğdi ve gözlerini kapattı.
Bütün gece boyunca herkese güçlü görünmeye çalışmıştı. Partide gülmüş, bağırmış, kendisini kral ilan etmişti.
Ama şimdi, babasının karşısında, kendisini yapayalnız hissediyordu.
Bir süre sonra yorgunluğa yenik düştü. Gözleri kapandı ve sessizce uykuya daldı.
---
TÜRKİYE — LEYLA’NIN EVİ
Bodrum’da ise bambaşka bir manzara vardı.
Mutfaktan tatlı kokuları yükseliyordu. Leyla, annesiyle birlikte mutfak tezgâhının başında duruyordu. Tezgâhın üzerinde un, şeker, yumurta ve pasta süsleri vardı.
Bugün babası Ahmet’in doğum günüydü ve Leyla ona kendi elleriyle bir pasta hazırlamak istiyordu.
Fakat işler pek planladığı gibi gitmemişti.
Fırından çıkan ilk pastanın üzeri yanmıştı.
Leyla’nın yüzü düştü.
— Anne, şimdi ne yapacağız? Babam gelene kadar yetişmeyecek!
Annesi Arya, kızının yanına geldi ve omzuna hafifçe dokundu.
— Sakin ol canım. Daha vaktimiz var. Birlikte yenisini yaparız.
Leyla annesine baktı.
— Ama bu sefer güzel olmalı. Babam çok mutlu olsun istiyorum.
Arya gülümsedi.
— Eminim senin hazırladığın her şeye mutlu olacaktır.
Leyla derin bir nefes aldı. Sonra annesiyle birlikte yeniden işe koyuldu.
Bu kez her şeyi daha dikkatli yaptılar. Yeni pasta fırında pişerken Leyla mutfağı toparladı ve süslemeleri hazırladı.
Bir süre sonra pasta hazırdı.
Leyla üzerine kremayı sürdü, renkli süsleri yerleştirdi ve son olarak mumları koydu.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Leyla heyecanla başını kaldırdı.
— Babam geldi!
Koşarak kapıya gitti ve kapıyı açtı.
Karşısında siyah saçlı, mavi gözlü, açık tenli Ahmet duruyordu.
Leyla’nın yüzü bir anda aydınlandı.
— BABAAA!
Ahmet kollarını açtı. Leyla ona sarıldı.
Ahmet kızını sımsıkı kucakladı ve yanağından öptü.
— Benim güzel kızım! Nasılsın?
— Çok iyiyim, baba! Ama önce gözlerini kapatman gerekiyor!
Ahmet şaşkınlıkla gülümsedi.
— Öyle mi? Peki, kapattım.
Leyla babasının elinden tuttu ve onu mutfağa götürdü.
— Sakın açma!
Ahmet gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Leyla pastanın önünde durdu.
— Tamam! Şimdi açabilirsin!
Ahmet gözlerini açtığında karşısında mumlarla süslenmiş pastayı gördü.
Leyla heyecanla konuştu:
— Al babacığım, bu sana!
Ahmet’in yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
— Bunu sen mi yaptın?
— Annemle birlikte yaptık! İlkini biraz yaktım ama bu çok güzel oldu, değil mi?
Ahmet kızının yanaklarından öptü.
— Harika olmuş canım kızım. Çok teşekkür ederim.
Arya da yanlarına geldi. Üçü birlikte pastanın etrafında toplandı.
Ahmet mumları üfledi. Leyla alkışlayarak güldü ve ardından babasına yeniden sarıldı.
O an evin içini mutluluk doldurmuştu.
Leyla için ailesinin yanında olmak, dünyadaki en doğal şeydi.
Ama bilmediği bir şey vardı…
Bir zamanlar onunla aynı arabada oturan, saçlarını çektiği için kendisine kızan ve çocukluğunu paylaştığı bir ablası vardı.
Ve o abla, kilometrelerce uzakta, ailesinin hayatta olduğunu yeni öğrenmişti.
---
RUSYA — KİLİSEDEKİ YABANCI
Lavin hâlâ kilisede diz çökmüş duruyordu.
Gözyaşları yavaş yavaş dinmişti ama içindeki acı henüz hafiflememişti.
Tam ayağa kalkmaya hazırlanırken yanına yaşlı bir kadın yaklaştı.
Kadın bir süre Lavin’e baktı. Onun yüzündeki üzüntüyü fark etmişti.
— Kızım, iyi misin?
Lavin başını kaldırdı. Bir an ne söyleyeceğini bilemedi.
— İyiyim, teşekkür ederim.
Yaşlı kadın hafifçe gülümsedi.
— Bazen insan iyi olduğunu söyler ama gözleri başka şeyler anlatır.
Lavin gözlerini kaçırdı.
Kadın yanındaki sıraya oturdu.
— Ne yaşadığını bilmiyorum. Sana ne olduğunu da sormayacağım. Ama şunu unutma: İnsan bazen geçmişinden kaçmaya çalışır, bazen de geçmişi onu bulur. Gerçeği öğrenmek istiyorsan cesaretli olmalısın.
Lavin sessizce dinliyordu.
— Ama kendine de iyi bakmalısın, kızım. Gerçeklerin peşinden giderken kendini kaybetme.
Lavin’in gözleri yeniden doldu.
— Ya öğrendiklerim canımı daha çok yakarsa?
Yaşlı kadın ona şefkatle baktı.
— O zaman da adım adım ilerlersin. Her sorunun cevabını aynı gün bulmak zorunda değilsin.
Bir süre sessizlik oldu.
Ardından kadın ayağa kalktı.
— Umarım aradığın yolu bulursun.
Lavin başını hafifçe eğdi.
— Teşekkür ederim.
Yaşlı kadın uzaklaşırken Lavin arkasından baktı. Sonra derin bir nefes aldı ve elleriyle yüzündeki yaşları sildi.
Aklında artık tek bir düşünce vardı.
Bodrum’a gidecekti.
Ailesini bulacaktı.
Ve küçük kız kardeşi Leyla’yı görecekti.
Ama en çok da yıllardır kendisinden saklanan gerçeği öğrenmek istiyordu.
Neden?
Neden kendisine ailesinin öldüğü söylenmişti?
Neden yıllarca onlardan uzakta yaşamıştı?
Ve ailesi gerçekten hayattaysa, onu neden aramamışlardı?
Lavin ayağa kalktı. Kilisenin kapısına doğru yürüdü.
Dışarıda yağmur dinmeye başlamıştı.
Kapının önünde durdu ve kendi kendine fısıldadı:
— Bodrum’a geleceğim. Sizi bulacağım… Ve bana gerçeği anlatacaksınız.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Az önce yalnızca acı çeken genç kız gitmiş, onun yerine cevaplarını bulmaya kararlı bir Lavin gelmişti.
Artık geri dönüş yoktu.
Lavin Volkova’nın Bodrum yolculuğu başlıyordu.
---
BÖLÜM SONU
Peki siz ikinci bölümü nasıl buldunuz? ❤️🩹 Lavin’in ailesini bulabileceğini düşünüyor musunuz? Maskeli adamın Ahmet’ten neden intikam almak istediğini merak ediyor musunuz?
Düşüncelerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! 💗
Bölüm etkileşimi
