9. bölüm · Tesadüf Aşk
9-cu bölüm 🫀
Kitapda geçen isimler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür.
Beğenip yorum yapmayı unutmayın 💗
Medya: Melis Altınbilek
Gecenin ilerleyen dakikalarda gözlerimi açmıştım. Televizyonun ışığı karanlık odanı aydınlatan tek şeydi.
Boğazımın kuruduğunu hissettiğimde kalktım ve su içmek için salonun karşısında duran mutfağa ilerledim. Mutfakta olan fosfor ışıkla mutfağı biraz da olsun aydınlatıyordu. Bardağı aldım ve sürahiden su süzdüm bardağa. Bir anda arkamdan birinin yaklaştığını hissettim ve mutfak tezgahının üzerindeki bıçağı alıp hızlı bir hamleyle geri döndüm. Elimin havada yakalanmasıyla gözlerimi gecenin karanlığında parlayan buz gibi gözlerin sahibine çevirdim. "Beni öldürmek mi istedin orman" dedi alkaqol kokulu nefesi yüzüme çarparak. Orman demişti bana orman neydi ki şimdi diye düşündüm. Belki de sarhoş olduğu için böyle söylemişti diye düşünürek kafama takmadım. "Sarhoşsunuz" dedim sakince "Beni öldürmek mi istedin?" diye sordu tekrak sakin ama hüzünlü bir sesle. Gözlerinin içine baktım, denizi gözlerinde taşıyan bu adamın gözlerinde durmadan çalkalanan denizi gördüm sanki. "Hayır" dedim onun gibi sesiz konuşarak. "Sizi öldürmek aklımın ucundan dahi geçmedi, emin olun bunu yapmak istesem ruhunuz bile duymaz" dedim kurnaz bir sesle.
Kaşının birini kaldırdı. "Bir ölünü tekrar öldüremezsin Melis" dedi. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Siz ölü değilsiniz" dedim inkar ederek. "Evet" dedi "Ama bu hayat yaşayan ölülerle dolu, ben yaşayan ölüyüm" dedi. Anlamazca yüzüne baktım ama sorgulamadım. Alkaqol ve Sigara kokusu hastalığımı tetiklerken onun yanında durmak oldukça zordu.
"Neden böylesiniz?" diye sordum. "Nasılım?" dedi "Çok yakışıklıyım değil mi?" dedi sırıtarak. Gözlerimi devirdim. Her koşulda kendini beğenmişliğini göstermese canı çıkardı galiba. "Konuyu saptırmayın" dedim ben de kaşlarımı çatarak. "Neden bir gün benimle çok samimi olup diğer gün taştan farksız oluyorsunuz?" diye sordum merak ettiğim soruyu sorarak. Karşılaşmamızdan bu tarafa samimi tarafın da ciddi tarafın da görmüştüm. Sanırım dengesiz bir karaktere sahipti.
Sorduğum soruyla gözlerime bir şeylerin cevabın ararmış gibi derince baktı. "Samimilik ve ciddilik ayrı-ayrı anlayışlar" dedi. Bunu ben de biliyordum ama onun yaptığı tam olarak buydu. "Ben hep ciddiyimdir" dedi. "Sana benim samimi olduğumu düşündüren nedir Melis?" İsmim dudaklarından o kadar güzel bir melodi gibi döküldü ki gözlerimi dudaklarına çevirdim. Bir anda yutkunup yeniden gözlerine baktım. Yeni-yeni çıkan sakallı yüzünü yüzüme yaklaştırdı ve yanağını yanağıma sürterek kulağıma doğru eğildi. Havada yakaladığı elimi aşağı indirdi. "Samimiyet" dedi kısık bir sesle. Nefesi tenime çarparken ben de titrek nesefler alıyordum. "Zor kazanılan bir duygu,şu an burda seninle konuşuyorsam demek ki hayatımda yer edinmeyi başarmışsın asistan. Ama bir yanlışında hayatımdakı tüm yerin biter" dedi. "Hayatınızda bir yer edinmeye çalışmıyorum" dedim burnuma gelen yeni kesilen ağaç gibi kokan parfümünü içme çekerek. "Ama ben seni hayatımın en uzak köşesine aldım" dedi "Almazdınız" dedim karşılık olarak. "Sana ihtiyacım vardı orman" dedi bu kez. Anlamayarak ona baktım.
Dudaklarını kulağımdan çekerek geri addımladı. "Hadi uyu, yarın senin için yorgun bir gün olucak" dedi. Yüzüne baktım tekrardan, bıçağı tezgahın üstüne bırakarak. "Siz de uyuyun iyi görünmüyorsunuz" dedim "Uykum yok televizyon izliyicem"dedi ve salona addımlayıp kanepede oturdu. Yanına gittim ve ben de oturup televizyon izlemeye başladım. Beş dakika sonra omzumda bir ağırlık hissettim. Baktığımda başını omzuna koyduğunu ve uykuya daldığını gördüm.Yanından kalkarak başını yavaşça kanepeye koydum ve rahatça uyuması için kanepeye yatırdım. Kanepenin üstündeki bataniyeni aldım ve üstüne örttüm. Bense geçip kanepenin önüne oturur poziyon aldım. Düşünmeye başladım. Geçmişi, şimdini, geleceği. Hayatımdakı yalanları, annemin sözlerini, babamın umursamazlığını. Bunları düşünürken gözümden bir damla yaş aktı, sonra bir yaş daha ve ard-arda yaşlar gözlerimden akmaya başlarken yeşil orman gibi gözlerime yağmurun yağdığını anladım. Bu gece de o yağmur dinmiyicekti.
Sabah sabahın ilk ısıklarıyla gözlerimi açtığımda. Geceni burda oturarak geçirdiğimi anladım. Ayağa kalmak istediğimde kemiklerimin kırılacak gibi ağrıdığını hissettim. Boynumu zorlukla da olsa kanepeye çevirdiğimde Savaşın hala uyuduğunu gördüm. Zorlukla da olsa yerden kalktığımda telefonumu sehpanın üstünden aldım. Açıp saate baktığımda altıya beş dakika kaldığını gördüm. İkinci kata çıktım ve odama girdim. Pijamalarımı çıkarıp kendimi duşa atım. Bir süre sonra duştan çıktım ve hazırlanmaya başladım.
Üstüme krem rengi bir etek ve beyaz bir gömlek giydim biraz koyu renkte olan ceketimi de üstüme atarak çantamı da alıp aşağı indim.
Salona baktığımda Savaşın artık kanepede olmadığını gördüm. Mutfağa baktım ama Sulatn ablanı göremedim. Buzdolabını açtım ve sandviç hazırlamak için gerekli malzemeleri aldım. Mutfak önlüğünü giydikten sonra sandiviçi hazırlamaya başladım. İki tane sandiviç hazırladım ve birini alıp yemeğe başladım. Bitirdiğimde diğer sandiviçi de aldım ve gözüme tepe-tepe yemeğe başladım.
İkinci sandiviçi bitirdikten sonra, şu içmek için arkamı döndüğümde Savaşın ciddi bir tavırla beni izlediğini gördüm. "Sovaş boy" dedim ağzımda yutmaya zorlandığım sandiviçleri yutmaya çalışarak. "Rahat ol" dedi. Zorlukla yuttuğum büyük lokmaların üzerinde bir bardak soğuk su içtikten sonra utançtan yüzümün yandığını hissettim. "Kusura bakmayın, ben sizin geldiğinizi bilmedim" dedim. "Refleks ve hislerini güçlü sanıyordum"dedi beni inceleyerek. "Bakıyorum da yemek yerken tüm alqılarını kaybediyorsun" dedi ve sırıttı. Yüzüne ters-ters baktım. Dün bıçağı ani bir refleklse ona vurucağımı hatırlatıyordu galiba. Ama doğru söylüyordu yemek yerken gerçekten de etrafımda dönen olayları alqılamıyordum. Yemekler zaafımdı galiba.
"Hazırsan çıkalım mı obur" dedi. "Savaş bey ben obur değilim ve evet hazırım" dedim. Beni umursamadan evden çıktı. Arkasından çantamı ve ceketimi aldım ve ben de çıktım. Arabaya bidiğimde şirkete doğru sürmeye başladı.
"Bu gün programımda neler var?"diye sordu yolda. "Bu gün bir toplantı gözükmüyor, ama yeni kumaşlar gelmiş galiba depoya,onlara bakıcakmışsınız" diye söyledim elimdeki tabletten gözlerimi ayırarak. Kafasını salladı.
Şirkete vardığımızda arabadan idik ve şirkete girdik. Savaşın odası olduğu kata kalktık. Kendi odasına girdi ve yüzüme bir kez bile bakmadan kapısı kapattı. Yine ayı Savaş aramızdaydı galiba.Ben de kendi masama oturdum ve yazmam gereken dosyaları işlemeye başladım. "Merhaba tatlım sen yeni asistanı olmalısın Savaşın galiba" dedi iğneleyici tonda. Başımı salladım "Evet, bir şey mi oldu" dedim soğuk bir sesle. "Hiç bir şey" dedi ve odaya daldı. Arkasından kalakaldım.
Yarım saat sonra kadın odadan çıktı ve yüzüme bana gıcık olmuş gibi baktı. Eminim benim de ona olan bakışlarım onunkindan farksızdı. Bir anda masadakı telefon çaldığında açtım. 'Efendim Savaş bey. Tamam' dedim. Beni çağırdı ve sesi kızgın geliyordu.
Odasına girdiğimde kızgın bir öküz gibi yüzüme bakıyordu. "Bir şey mi oldu Savaş bey" diye sordum çekinerek. "Benim odama bir daha biri girdiğinde beni ara Melis" dedi. "Karvansaramı benim odam da gönlü isteyen istediği gibi girip çıkıyor" dedi sınırı git-gide artarak. "Benim söylememe izin bile vermeden odaya daldı bana bunun için bağırmaya hakkınız yok" dedim ben de sinirlerime hakim olmaya çalışarak. Ne de olmasa burda patron oydu ve burdan tek kurtuluş biletimdi. "Senden bir açıklama istemedim ben" dedi daha çok bağırarak. Gözlerimi kapattım ve bağırışını duymamak için dua ettim. Ama nafileydi. Kendimi bildim bileli birinin bana bağırmasından hazz etmezdim.
"Git bana kahve hazırla" dedi. "Orta sıcaklıkta orta şekerli olsun" dedi bağırışını biraz hafifleterek. Bu adam neden bu kadar dengesizdi diye geçirdim içimden. "Ne bekliyorsun Melis davetiye falan mı kahvemi getir" dedi. Sabır dilenerek odadan çıktım.
Nazlını çağırmak için Onur beyin odasının kapısını çaldım. "Gel" dedi bir ses. "Merhaba Onur bey, Nazlıya ihtiyacım var da gelebilir mi benimle" diye sordum. Savaşın aksine kahve renk gözleri ve siyah saçları varıdı. Baştan aşağı beni süzdü. "Gitmek istermisin Nazlı?" diye sordu naifce. "Evet Onur bey izniniz varsa giderim" dedi Nazlı da karşılık olarak. Bir-birleriye konuştukları bu ince konuşma kalbime işlemişti sanki. Patron kendi olmasına rağmen onun fikrini önemsemesi çok güzel bir şeydi.
Nazlıyla odadan ayrıldığımızda "Nasılsın" diye sordu bana. Yüzüne baktım "Savaş bey gibi biriyle nasıl ola bilirim" diye sordum. Yüzüme bana acırmışçasına baktı "Anlıyorum kardeşim" dedi ve omzuma bir kez vurdu şaka yaparak.
Gülerek ikimiz de kantine indik. Kahveni hazırladım ve Nazlıyla konuşarak yeniden geri geldik. O kendi işinin başına dönerken ben de kahveni Savaşın odasına götürdüm ve masasına koyup uzaklaştım. Tam odadan çıkacakken, "bu kahve çok sıcak ve çok şekerli" dedi arkamdan "bense orta şekerli ve orta sıcaklıkta istemiştim" dedi gıcık bir sesle. Dönüp ona baktım. Kahve bardağın tepsiye bıraktı "Yenisini yap" dedi ve dosyaları incelemeye devam etti.
Gidip tepsiyi aldım ve kantine inip yeniden kahveni yapıp geri getirdim.Bu kez de çok soğuk ve şekerli olduğunu söyleyip yenisin istemişti. Bunun üzerine ona ondan fazla kahve götürmüştüm. Artık kantine inip-çıkmaktan hastalığım tetiklenmeye başlamıştı. Bir daha kahve fincanıyla odaya girdim ve kahveni masasına bıraktım. İçtiğinde bu kez de beğenmedi ve yeni bir tanesin istedi. "Ama bu sizin istediğiniz gibi" dedim isyan ederek sonunda. "Sana yenisini yap dedim değil mi beğenmedim ben bu kahveyi de" dedi başını dosyalardan kaldırmayarak. Öksürerek gidip yeniden tepsini aldım ellerim titreyerek. Hem çok koşuşturmam hem de toz yüzünden astımım tetiklenmeye başlamıştı. Odadan çıktım ve kendi masama yaklaştım. Çantamdan ilacımı alarak boğazıma sıktım. Boğazıma gelen serinleme hissiyle biraz da olsun rahat nefes alabilmiştim.
Masmdakı telefon çaldığında açtım "Gidiyorum Savaş bey" dedim bir şey demesine izin vermeden "Gitmene gerek yok" dedi telefonun diğer ucundan ve telefonu yüzüme kapattı. Dışardan gözükmese de içeriden dışarını gördüğünü biliyordum.
Oturdum ve yarıda bıraktığım dosyamı tamamlamaya başladım. Bir saat sonra Nazlı yanıma geldi. "Kantine inelim mi sen de çok yoruldun bu gün. Bir şeyler yeriz" dedi. Başımı evet anlamında salladım ve Nazlıyla konuşarak kantine indik. "Bana bak bir tanıdığın falan yok mu ev arkadaşı arayan" dedi. Başımı hayır anlamında salladım "Bilmiyorum ki" dedim "Neden sordun?" diyip yüzüne baktım. "Ben ev arkadaşı arıyorum da güvenilecek. Yalnız yaşamak çok sıkıcı geliyor" dedi. Bir anda aklıma bir fikir geldi. "Nerde kalıyorsun tam olarak?" diye sordum. "Şirketten bir kaç sokak aşağıda binada kalıyorum" dedi. "Çok mu uzak?" diye sordum bu sefer. "Hayır ya on dakikalık ara var şirketle arasında" dedi. "İstersen ben gele bilirim seninle kalmaya,kirası da neyse ikimiz yarı-yarıya öderiz". Bir anda gözlerinin içi parladı. "Gerçekten mi? Çok sevinirim" dedi. "Evet gerçekten, o zaman sen evin fotoğraflarını bana gönderirsin bir bakarım tamam mı?" dedim. "Tabi ki" dedi.
Telefonu çaldığında, açtı "Evet yanımda, Tamam geliyoruz" dedi ve kapattı. "Onur bey ve Savaş bey bizi depoda bekliyorlar yeni kumaşlar gelmiş" dedi ve ayaklandı "Hadi gidelim". Ben de ayağa kalktım ve Nazlıyla depoya indik, içeri girdiğimizde, farklı çeşitlerden rengarenk binden fazla kumaş gördüm. Savaş ve Onur bey bir kumaşın yanında durmuş inceliyorlardı. Biz de yanlarına gittik.
Bir kez bize dönüp baktı ve konuşmaya başladı Onur bey. "Bu kadife bir parça ismi gün ışığı" dedi. Konuşmayı Savaş devraldı. "Güneş ışığı ne kadar yakıcıysa bu kumaş ta öyle, çok narin bir parça Türkiyede yalnız bizde var ve sınırlı sayıda üretilen bir kumaş. Bunu bir kaç ay sonra Almanya da olan defile için getirttik. Orada bir elbise tasarlayacağız ve siz de bize yardım edeceksiniz" dedi ve kunşmasın bitirdi.
"Bu günlük işiniz bitti eve gide bilirsiniz" dedi Onur bey. Birlikte depodan çıktık ve asansöre bindik. Asansör durduğunda indik. Nazlı eşyalarını almak için odaya girdi, Onur bey de onun arkasıyca. Ben de kendi masama yaklaştım ve ceketimi giydim. Çantamı alıp gidicekken telefon çaldı. Açtığımda, "Benimle gidersin, bekle" dedi sesin sahibi ve kapattı. Bu Savaştı.
Nazlı odasından çıktı ve yanıma geldi. "Meliscim beni Onur bey bırakıcak istersen sen de gel" dedi. "Hayır canım teşekkür ederim siz gidin" dedim. Bana sarıldı ve Onurun yanına gitti. Bu sırada Savaşta çıktı ve biz de sesiz addımlarla ilerlemeye başladık. Şirketten çıktık ve arabaya bindik.
Yarım saat sonunda artık evdeydik. Eve girdik. Kendi odama çıktım ve üstümü değiştirdim. Bavulumu aldım ve kıyafetlerimi içine koydum. Telefonu aldım ve Nazlıdan gelen evin fotoğraflarını inceledim. Ev küçük ama çok tatlıydı. İki yatak odası bir salonu, mutfak ve ortak kulanımlı lavabo vardı. 'Yarın akşam işten çıktıktan sonra yerleşsem sana uygun olur mu?' yazdım ve gönderdim. Anında cevap geldi 'Tabii ki ne zaman istersen. Yarın akşam bekliyem o zaman' yazdı ve evin konumunu gönderdi. Teşekkür ettim ve telefonu kapattım.
Yatağa uzandım ve Kitaplarımdan birin alıp okumaya başladım.
Bölüm nasıldı?
En beğendiğiniz sahne hangisi oldu?
Sizce Orman ne demek Savaş neden öyle dedi?
Beğnmeyi ve yorum yazmayı unutmayın 💗
Kocaman sevgilerle🤍
