7. bölüm · Tesadüf Aşk
7-ci bölüm 🫀
Hikayede geçen olaylar ve isimler tamamen hayal ürünüdür
Beğenmeyi ve yorum yazmayı unutmayın 💗
İyi okumalar dilerim 🎀
Medya:Melis Altınbilek
Sabah gözlerimi kurduğum alarımın sesiyle açtım. Bu gün İstanbula dünücektim.
Üzerime kargo bir pantalon siyah düz bir krop ve montumu giydim.
Ayağa kalktım ve dünden hazırladığım bavulumu alıp odamla vedalaşıp çıktım. Aşağı indiğimde annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor, babamsa hep yaptığı gibi televizyon izliyordu.
Beni fark etmeleri için bir kez öksürdüm. Hiç biri dönüp bakmadı. Bir kez daha öksürdüğümde babam döndü. Bir elimdeki bavula, bir de bana baktı. "Gidiyormusun?" dedi. Kafamı evet anlamında salladım. Annem bunları duyunca bana döndü. Sonra yeniden eline yaptığı işe odaklandı.
"Anne" diyerek arkasından ona yaklaştım ve sarıldım. Bir anda döndü ve beni ittirdi. "Bir daha bana sarılırsan seni gebertirim orospu" dedi. Şoka girmiştim sanki. Ne kadar bana kızgın olsa da böyle şeyler söylemezdi hiç bir zaman. "A-Anne neden böyle konuşuyorsun? Ben senin kızınım" dedim.
Bir anda boğazımdan tuttu ve beni duvara yapıştırdı. O an sanki gücüm tükenmiş gibi hiç bir karşılık veremedim. Babam annemi üstümden almaya çalışsa da başaramıyordu. "Sen"dedi. "Sen benim kızım falan değilsin, seni ben doğurmadım" dedi. Yüzüne baktım hayal kırıklığıyla. Bir anne ne kadar kızgın olsa da böyle söylememeliydi. "Anne neden böyle konuşuyorsun" dedim boğuk bir sesle.
Ellerini boğazımdan çekti ve ben duvarın dibine çöküp başımı ellerimin arasına aldım. "Neden" dedim "Neden benden bu kadar nefret ediyorsun" dedim. "Sen benden yavrumu aldın" dedi karşılık olarak. "Ben kendi hayatımı kurmak için gitmek zorundaydım" dedim. Yüzüme baktı ve aşağılayıcı bir sırıtma kondurdu dudaklarına "Zavallısın sen" dedi "Hiç kimsenin istemediği bir kız çocuğusun. Bu hayata gelmen bile bir hata sen ne konuşuyorsun" dedi "Hatice artık" sus dedi babam. "Konuş anne konuş kus içindeki nefreti bana" dedim. "Hatice sus her şeyi mahvediceksin" dedi bir kez daha babam. "Bırak her şey mahvolsun Halit her şeyi bilmek bu orospununda hakkı" dedi.
"Senin annen ben değilim" dedi. Şok olmuş gibi suratına baktım, ne demeğe çalışıyordu? Nasıl annem değildi? "Sen babanın bana ihanetinden varoldun,baban o gece beni senin annen olucak orospuyla aldatmasaydı sen olmuyucaktın" dedi. Duyduklarımın etkisiyle gözlerimi kapattım ve ölmeyi diledim. Annemin sesi her tarafı kendi altına almıştı. Tüm komşular bahçede durmuş buranı dinliyorlardı.
Bir anda bir ses duydum ve kolumdan çekilerek ayağa kaldırıldım "Melis kalk gidiyoruz" dedi bu sesin sahibi. Gözümü açtığımda karşımda Savaşı gördüm. Beni kaldırdı ve kapıdan dışarı çıkardı. Arabanın ön kapısını açtı ve ön koltuğa otumamam için bekledi. İç çeke-çeke koltuğa oturdum ve ardından kapını kapattı.
Arabanın bagajını açtı ve bavulumu koyup geri kapadı. Sürücü koltuğuna oturdu ve İstanbula yola koyulduk.
Yolda hala ağlamam dinmemişti, sessiz-sessiz hıçkırıklarım arabanın için doldurmuştu. Savaşın elini kolumda hiss ettiğimde korktuğum için kolumu kendime çektim. "Korkutmak istememiştim" dedi. Başımı salladım. "İyi misin?" diye sordu.Başımı salladım. Ama iyi değildim içimde tarif olunamayacak boyutda bir boşluk vardı. İnsan ne zaman böyle hisseder? Kaç yıldır annesi sandığı kadın ona 'orospu' dediğinde böyle hisseder mi?
"İyi değilsin" dedi ve ani bir manevrayla arabayı durdurup indi. Nereye indiğine baktığımdaysa bir marketin önünde durmuştuk. Ön koltuğun kapısın açtı ve bana baktı. "İnip biraz hava almak istermisin" dedi. Başımı salladım ve arabadan indim. Arabanın önünde durdum ve dışarıyı seyretmeye başladım.
Bir kaç dakika sonra Savaş elinde su şişesi ile geri döndü ve suyu bana uzattı. Suyu aldım " Teşekkür ederim" dedim ve suyu içmeye başladım. O da benim gibi dışarıyı izliyordu. "Anlatmak istermisin? Belki rahatlarsın. Tüm yolu yanımda salya-sümük ağlayan küçük bir kız çocuğuyla geçirmek istemem" dedi alaycı sesle. Kaşlarımı çattım ve ona baktım. "Ben küçük kız çocuğu değilim" dedim. "Benim için sen küçük bir kız çocuğundan farksızsın ufaklık" dedi bana karşılık olarak. İlk defa onunla bu kadar samimi bir konuşma içerisindeydim. "Evet ya ne söylemiştin sen? Küçük kız çocukları dikkatimi çekmiyor. Değil mi?" dedim hafif kızgın gibi çıkarmaya çalıştığım bir sesle. Yüzüme baktı, kızarmış gözlerimin içine çok derince baktı. Kimse gözlerime bu kadar derinden bakmamıştı. Sanki gözlerimde bir şeyler arıyordu. Mesele neden ağladığımı sorguluyor gibiydi. Belki de gözler kalbin aynasıdır gerçekten de.
Gözlerimi gözlerinden kaçırdım. "Kendini beğenmiş biri için gözlerime çok derinden baktın" dedim ve ön koltuğun kapısın açtıp oturdum. Oturmamıştan önce de arkamdan sırıtığını ve bir şeyler mırıldandığını hiss etmiştim.
Artık kendimi biraz da olsun iyi hissediyordum. Sanki konuştuğu kelimeler beni büyüsüne almış gibi artık ağlamıyordum. "Anlat bakalım neden Almanya'ya gitmek istiyorsun?" diye sordu bir anda. Ona baktım dikkatlice yola bakıyordu. Kafamı tekrardan cama döndürdüm. "Kendi ayaklarımın üzerinde dura bilmek için, daha iyi yerlerde çalışıp daha kaliteli bir hayat yaşaya bilmek için" dedim. "Bunları İstanbulda yapamazmısın?" dedi. "Yapa bilseydim şu ana kadar yapmıştım" dedim ben de karşılık olarak. Cık'ladı "Yanlış düşünüyorsun" dedi "Zaten kaliteli yaşamak için bir kaç şeyi yapmışsın" dedi. Anlamaz gözlerle ona baktım. "Ne demeğe çalışıyorsun" dedim. "Bir iş buldun değil mi" dedi. Evet anlamında başımı salladım. "Maaş da alıyorsun. O zaman karşında iyi bir hayat yaşamak için hiç bir engel yok. Sadece akılla hareket etmen gerek" dedi, gözünü bir anlık yoldan ayırıp bana bakarak. Hiç bir şey söylemedim belki de halklıydı bilmiyorum.
İstanbul'a varmıştık artık. Şehirin ışıkları göz alıcıydı. "Nereye gidiceksin?" diye sordu. "Evime" dedim umursamazca. "Evine gittiğini biliyorum, evin nerede o anlamda soruyorum" dedi. "Şey sen beni buralarda indir ben kendim gidicem" dedim. "Söyle işte bırakırım ben zaten bu gün yeterince ağladın bir yerlerde düşüp bayılman benim adıma leke. Sonra Savaş Alkanın asistanı ayılıp- bayılıyor derler" dedi hafif alaycı sesiyle. Bunların hepsini olanları unutayım diye yaptığını biliyordum ama fayda etmiyordu. Dönüp dolaşıp fikirler aklıma doluşuyordu. Ona göz devirdim "Merak etmeyin bir yerlerde düşüp bayılmam" dedim "Siz beni buralarda, size uygun bir yerde indirin ben kendim giderim dedim.
"Pardon da maşallah bavulun benim kadar. Onu nasıl taşıyıcaksın?" dedi bu sefer. Bu dediğine kendimi tutamadım ve güldüm. "Ne? Çok mu komik" dedi ciddi bir tavırla "bir haftalık köyede kalman için ne kadar kıyafet götürebilirsin ki?" dedi isyan ederek. "Savaş bey taksi çağırıcam ve gidicem. Merak etmeyin bayılıp Savaş beyin asistanı ayılıp-bayılıyor dedirtmem" dedim. "Hayır"dedi benimle inatlaşarak "Ben astanımı kendim evine bırakıcam, bu yüzden asistanım olucak Melis bana adresini söyleleyecek" dedi sanki çocuğa anlatır gibi. "Kuştepe mahallesi" dedim. Biraz durdu ve yeniden bana döndü. "Sen bu zamana kadar orada nasıl sağ kaldın?" diye sordu. Başımı bilmiyorum anlamında salladım.
Beni evime bırakmak için Mahalleye gelmiştik. En azından ben öyle sanıyordum. "Teşekkür ederim" dedim. "Yarın kaçta şirkette olmam gerek ve bir de konum atarmısınız rica etsem" dedim. "Buradan taşınıyorsun" dedi. Anlamaz gözlerle ona baktım. "Ne demek burdan taşınıyorsun" diye sordum. "Duyduğun gibi şu an evde ne kadar eşyan varsa alıyorsun ve evden çıkıyorsun" dedi. "Pardon da ne alaka ben burda kalıcam" dedim. "Böyle tehlikeli bir yerde kalmana izin vermiyorum" dedi sakin bir sesle. Benim içimdeki sinirse alevlenmeye başlıyordu. "Pardon da size bu hakkı kim veriyor" dedim, kendime hakim olamayarak. "Ben senin patronunum" dedi gıcık bir sakinlikle. "Siz benim şirkette patronumsunuz,şu ansa şirkette değiliz" dedim. Cıkladı. "Hayır yanlış. Sen benim asistanım olduğun için günün her saatinde ben senin patronunum".
Yüzüne şok olmuş gibi baktım. "Siz ne dediğinizin farkındamısınız?" dedim. Başını salladı " Gayet de ne dediğimin farkındayım. Şimdi beni uğraştırma ve evde kalan eşyalarını al da gel Melis" dedi "yoksa ben de bu gece burada kalıcam." Yüzüne hala aval-aval baktığımda "Melis" dedi "Seni çok mu bekleyeceğim? İnmiyorsan ben inip alırım eşyaları" dedi ve kapını açıp arabadan indi.
Yaşadığım şoktan kurtuldum ve ben de onun ardınca arabadan indim. "Savaş bey bekleyin" dedim ve kapının karşısında dikilmiş Savaşa baktım. "Evden çıkarken kapını kapattığından eminmisin?" diye bir soru yöneltti bana. Ne demek istediğini anlamadım ve "Anlamadım ne demek istiyorsunuz?" dediğim an elini dudaklarımın üzerine kapattı. Elimi elinin üzerine koydum ve çekmeye çalıştım. Ama o kadar sıkı kapamıştı ki nefes dahi alamıyordum.
Sesizce konuşmaya başladı. "Evinin kapısı şu an açık ve evden ses geliyor. Elimi çekicem ama konuşma tamam mı?" dedi söylediği şeyle gözlerim irileşti. Ne demek evimde biri vardı? Kafamı salladım. Elini dudaklarımdan çektiği an "Hırsız ola bilir mi hırsız" dedim kısık çıkarmaya çalıştığım sesimle. Elini alnına vurdu ve "Sana konuşma dedim" dedi benim aksime kısık sesle. "Evimde biri varken nasıl sakin ve sessiz durabilirim ki" dedim korkmuş bir sesle. "Sen susmayı bilmezmisin be kadın" dedi kızgın bir sesle. O an sesi yüksek çıkmış olucak ki evden gelen sesler kesildi ve evde addım sesleri duyulmaya başladı. Bir anda arka kapının çarpılma sesini duyduğumda yüksek sesle bir çığlık attım. O an tekrardan eliyle dudaklarımı kapattı ve beni kendine yasladı. "Sana sus demiştim değil mi?" dedi.
Bir kaç dakika öyle kalınca kıpırdanmaya başladım. Bu sefer arkadan kulağıma yaklaştı. Sıcak nefesini tenimde hissettim."Bak baş belası ağzından elimi çekicem ama konuşursan seni burda bırakıp giderim." dedi beni tehtit ederek. Hızla başımı salladım ve o da elini dudaklarımdan çekti. Derinden nefes almaya çalıştım. "Şimdi ben eve giricem sen de arkamdan gel tama mı" dedi. Başımı salladım. Elini bana uzattı. Eline baktım sonra ona. "Tutsana kızım ne bekliyon" dediği an elini tutum ve onunla eve ilerlemeye başladım.
Bu zamana kadar kimse elini tutmam için bana uzatmamıştı. Hep elimi tutan eller bir vakit sonra geri bırakmışlardı.Çocukken arkadaşım olmazdı hiç bir zaman. Sessizce hep bir kenarda otururdum. Sınıf arkadaşlarım, komşu çocukları hep bana hayalet diye seslenir. 'Hayalet geldi, hayalet gitti' derlerdi. Ama bir kez benim elimi tutmayı deneseydiler belki benim bir hayaletten farklı, hayat dolu bir insan olduğumu anlarlardı.
Eve girdiğimizde ışığı açtım. Oda aydınlandığında tüm eşyalarımın yerle bir olduğunu gördüm. Fotoğraf çerçiveleri falan hepsi kırılmış fotoğraflar yerlere dağılmış durumdaydı. Dolapta kalan bir kaç parça kıyafetimse yırtılmış ve yerde toz içinde kalmıştı. Savaş bana baktı "burdan bir şey alacağına emin misin?"dedi. O an ellerimizin hala bir-birine kenetli halde kaldığını yeni far etmiştim. Elimi elinden çektim ve yere dağılmış fotoğrafları toplamaya başladım. Bir andan Savaş ta eğilmiş fotoğrafları toplamamda bana yardımcı oluyordu. Hepsini topladıktan sonra üst-üste koyduk ve bir poşetin içine koyduk. Hepsi çocukluk, gençlik ve şu anki fotoğraflarımdı. Ailemle hiç fotoğrafım yoktu. Çünkü hep fotoğraf çekinirken beni o fotoğraf karesine davet etmemişlerdi.
Evim çok küçüktü, ya da eski evim mi demeliyim artık. Bir yatak odası ve bir mutfaktan ibaretti.
"Alıcağım şeyler bu kadar" dedim. Başını salladı ve evden dışarı çıktık. Arabaya bindik ve yola koyulduk. "İyi bir otel biliyormusunuz?" dedim. "Hem iyi olsun hem de çok pahalı olmasın" dedim. "Oteli ne yapacaksın" diye sordu. "Pardon da Savaş bey ben oteli ne yapa bilirim? Bir kaç koli benzin alıcam ve yakıcam" dedim. "Öyle boş zamanlarımda, evsiz kaldığımda otel yakmak gibi bir huyum var" dedim. Sırıttı"Seninle iyi anlaşacağız belli" dedi. "Hı-hı iyi anlaşacağız" dedim. "Şimdi bir otelde durun" dedim "Otelde kalmayacaksın" dedi. "Anlamadım, başka nerde kala bilirim ki" dedim sakinliğimi korumaya çalışarak. "Benim evimde" dedi bir anda "Ne" dedim "Asla sizinle kalmam" dedim. "Melis beni uğraştırmasan mı artık zaten bu gün çok yoruldum. Ev de büyük, merak etme ikimiz de sığıcak genişlikte" dedi. "Ben küçük evimde mutluydum Savaş bey" dedim tripli bir sesle. "Sana mutlu değildin demedim" dedi. Başımı salladım ve yolu seyretmeye başladım. Onunsa yandan bana baktığını hissettim.
Eve vardığımızda karşımda evden başka her şeyi görebiliyirdum. Kocaman bir villaydı. Arabadan indiğimde. Korumalar savaşın yanına geldi ve bagajdan indirdikleri bavulları eve doğru götürdüler. Savaşın sesin duymamla yerimde zıpladım "Hadi eve girsene burada mı durucaksın" dedi. "Sen biraz daha sesli yaklaşamazmısın ödüm koptu" dedim. Söylediklerimi umursamayarak eve girdi. Ben de bu soğukta burada donmamak için onun arkasıyca eve girdim.
Evin dışı kadar içi de çok güzeldi. Evin girişinde bizi bir mutfak ve otuma odası karşılıyordu. İkinci kattaysa yatak odaları vardı. Savaş bana kalacağım odayı gösterdi. "Bura benim odam, yandakı da seninkisi" dedi.Kafamı anladım anlamında salladım. "Bir şeye ihtiyacın olursa sol tarafındayım." dedi ve odasına giricekken durdu. "Ve bu arada yarın sekkizde şirkette olmamız gerek ona göre kalkarsın artık" dedi ve odasına girdi.
Ben de korumaların kapımın ağzına bıraktıkları bavulumu aldım,ve odaya girdim. Benim mahallede kaldığım ev genişliğinde bir odaydı. Tam ortada çift kişilik bir yatak onun yanlarında komidonları vardı. Duvara yaslı bir dolap ve kapıdan girişte solda bir makyaj masası vardı. Oda tamamen Pembe ve Beyaz tonlarında dizayn edilmişti. Çok tatlı bir odaydı. Odanı incelemeyi bıraktım ve bavulumdan bir pijama takımı çıkarıp üstüme giydim. Yatağa girdim ve bu günün yorgunluğunu üstümden atmak adına kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Bölümü beğendiniz mi?
Yapa bildiğim kadar uzun bir bölüm yazmaya çalıştım
Diğer bölümde neler görmek istersiniz?
En beğendiğiniz sahne hangisi oldu?
Bir tane beğenme verirseniz beni çok mutlu edersiniz ve bölümler daha hızlı ve uzun olur
Öpüldünüz canlar diğer bölüme kadar💗
