13. bölüm · Tesadüf Aşk

13-cü bölüm 🫀

Mehriban Ahmedova

Kitapda geçen isimler ve olaylar tamamen hayal ürünüdür
Beğenmeyi ve satıraralarını yorumlarla doldurmayı unutmayın 💗
Bu bölüm bolca MelSav sahnesi var
İyi okumalar dilerim 💞

Medya:Melis Altınbilek Kavurgacı

Gecenin karanlık ve sessizliğinde uyanmıştım ve gözlerim bir türlü kapanmak istemiyordu. Birbirinin ardınca gelen düşünceler uykuma zehir katıyor, huzur bulmamı engelliyordu.

Annemin bana söylediği sözler zihnimin derinliklerinde yankılanıyor, aklım havada uçuşan bir balon gibi bir oraya bir buraya savruluyordu. Düşündükçe adeta delirecek gibi oluyordum; onunla geçirdiğim anılar birer şimşek gibi zihnime düşüyor ve gözyaşlarımı tutamıyordum.

Annem sandığım kadınla yaşadığım hiçbir anı hoş değildi. Onunla geçirdiğim tüm günler gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiyor ve boğazımı dikenli bir urganın sıkmasına sebep oluyordu. Hatırladığım her şey hakaretler, dayaklar ve acılarla doluydu.

Yarın hayatımda istediğim en önemli olay gerçekleşecekti; çocukluk hayalim olan Almanya'ya gidip, kendime yeni bir hayat kurucaktım. Bu karmaşalardan uzak, sakin ve sessiz bir hayatta huzur bulmayı umuyordum.

Bir anda evde bir ağlama sesi duydum ve neler olduğunu anlamaya çalıştım. Odadan çıktım ve sesin geldiği yöne doğru yürüdüm. Ses, Leyla'nın odasından geliyordu.

Odanın kapısını açıp içeri girdiğimde, Leyla'nın uykusunda ağladığını gördüm. Muhtemelen kabus görüyordu. Yanına yaklaştım ve sessizce yatağının kenarına oturdum. "Leyla'cım, ağlama, sadece kötü bir rüya, sakin ol" dedim, onun uykuda olmasına rağmen. Çünkü insan kabus gördüğünde dış dünyadan gelen sesleri duyabiliyordu.

Yavaş yavaş ağlaması dinmeye başladığında, kabusun bittiğini anladım. Onu çok iyi anlıyordum çünkü ben de rüyalarımda kabuslar görüp, nefes nefese uyanıyordum. Ağlaması yerini kesik kesik iç çekişlere bıraktığında saçlarını okşadım. Yüzünde oluşan tatlı ifade, saçlarıyla oynamamı sevdiğinin kanıtıydı. Ama onun aksine ben saçlarımla oynanmasını sevmezdim.

"Anne" diye mırıldandı uykusunda. Uykusunda her şeyi duyduğunu bildiğim için "Efendim annecim" dedim. "Benimle uyur musun, yalnız uyumaktan korkuyorum" dedi. Gözlerim doldu. Ben de yalnızlıktan korkardım. Aslında çoğu şeyden korkardım, ama yalnızlık bu listenin en başındaydı.

Ben de yalnız uyumak istemediğim için yatağa girdim ve battaniyeyi üzerimize iyice kapatacak şekilde örttüm. Birkaç dakikadan sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı ve kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.

Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açtım. İlk anda nerede olduğumu yadırgasam da, hemen ardından dün akşam Leyla'nın odasında olan anılar gözümün önünde canlandı.

Yanıma baktığımda, Leyla'nın hala mışıl mışıl uyuduğunu gördüm. Onu uyandırmamak için yataktan usulca kalktım.

Odama gidip komodinin üzerindeki telefonumu elime aldım, saat sabahın altısıydı.

Vakit kaybetmeden, kısa bir duş aldım ve uzun beyaz saten etek ile kırmızı bir kazak giydim.

Odamdan çıktığımda evin fazlasıyla sessiz olduğunu fark ettim. Yavaşça merdivenlerden inip birinci kata vardığımda, Sultan ablanın da mutfakta olmadığını gördüm.

Acaba evde yalnızca Leyla ile ben mi vardık? Bunu anlamak için yeniden merdivenlere yöneldim ve ikinci kata çıktım.

Savaş'ın kapısının önüne geldiğimde, kapıyı tıklattım ama içeriden bir ses gelmedi.

"Savaş Bey, içeri geliyorum," dedim.

Kapıyı açıp içeri girdiğimde tamamen siyahtan oluşan bir odayla karşılaşmayı beklemiyordum.

Bununla birlikte, ısrarla dinginliğin hüküm sürdüğü sabah saatlerinde, içeride ne bulacağımı bilmeden, bir adım daha atmış bulundum onun karanlığına.

Odadaki her detay tamamen siyahtı. Benim odam, pembenin hüküm sürdüğü, ışıl ışıl bir oda olmasına rağmen, Savaş'ın odası bu aydınlık cennetin tam zıttıydı. Perdeler bile simsiyah ve kapalıydı; adeta karanlığın ta kendisi.

Odanın içini görebilmek için kapıyı aralık bıraktım ve odaya biraz ışık girmesi için perdeleri çekmeye çalıştım. Sabah güneşinin sıcaklığı, odanın derinliklerine dolarken, bu karanlık diyarın içinde tek renkli varlık bendim.

Pencereye yaklaşıp, güneşin her bir zerresini tenimde hissediyordum. Bir anda, kulağımın yanında birinin sıcak nefesini duyduğumda irkildim.

"Birinin odasına izinsiz girmenin yasak olduğunu bilmiyor musun, küçük kız?" dedi haylaz ve etkileyici bir sesle.

Yutkunuşum odada yankılandı. "Ben sizin odada olup olmadığınızı görmek için girmiştim ama yoktunuz," dedim, sesim titreyerek.

"Bu, odamda istediğin gibi pencere karşısında durmana sebep olamaz," dedi ve burnunu saçlarıma sürtüp derin bir nefes aldı.

Bu yaptığı içimde bir şeylerin kıpırdamasına neden olsa da buna bir anlam verememiştim.

Hızla ona döndüğümde onunla burun buruna geleceğimi hesaba katmamıştım.

Mavi irsleri yeşillerime değdiğinde, içinden geçen hisleri ustalıkla sakladığı için ne düşündüğünü anlamıyordum.

Bir addım arkaya attığımda gidiceğim hiç bir yer yoktu çünkü onunla duvar arasında sıkışmıştım.

Daha da üstüme gelip eğildiğinde okyanus gibi mavi gözleri dudaklarım ve gözlerim arasında gidip geliyordu.

"Odama girmenin bir bedeli olmalı değil mi?" dedi etkileyici sesiyle.

Anlamaz aval aval gözlerle ona baktım. "Nasıl bir bedelden bahsediyorsunuz?" diye sordum.

Beni işten atmayı falan düşünmüyordu umarım. Yoksa bu gerizekalı herifi elimden hiç kimse alamazdı.

"Ne demek istiyorsunuz" dedim bir şey anlamayarak.

Biraz daha yüzümü inceledi. "Bu odada senden ve benden başka kim var?" diye sordu. Gözlerini dudaklarımdan ayırmazken.

Kararan gözlerinde karışık olan duygulara bir isim veremedim.

"Hiç kimse yok, ama ne demeğe çalışıyorsunuz anlamıyorum" dedim.

Üzerime daha da eğildi ve sıcacık nefesini dudaklarıma verdi.
Boğazından çıkan boğuk bir sesle "Şu ana kadar hiç öpüştün mü?"

Duyduklarımla şoke oldum. Ne diyordu bu herif.

"Ne demeğe çalışıyorsunuz?" dedim titrek sesimle.

"Ne dediğimi duydun" dedi karşılık olarak.

"Bana böyle bir şey sormanız doğru değil" dedim.

Gözleri git gide koyulaşırken "Doğruları siktir et sorduğum soruya cevap ver" dedi ısrarla.

"Küfürle konuşmasanız olur mu?" dedim kaşlarımı çatarak

"Tamam sen soruma cevap ver" dedi sabırsızca

"Amca nerdesin" diye soran Leylanın sesi evde duyuldu. "Leyla sizi arıyor galiba" dedim kısık çıkan sesimle konuyu saptırmaya çalışarak. Ama o bunu umursuyor gibi değildi.

"Soruma cevap ver Melis" dedi üstüne basa-basa.

Yutkundum "Hayır" dedim.

"Peki ilk defa kiminle öpüşeceksin?" diye sordu bu sefer.

"Savaş bey artık yeter, bu sorular ne böyle" dedim sinirlenerek. Onu üstümden itmeye çalışsam da yerinden bir millim kıpırdamadı.

"Melis bu odadan çıkman için sadece sorulara cevap vermen gerek" dedi yüzüme daha çok yaklaşarak.

Leylanın sesi bu sefer de evde yankılandı. "Melis abla" diye bağırdı.

"Savaş bey Leyl-" diyecektim ki, "Sorduğum soruya cevap vermezsen odama izinsiz girmenin bedelini ödüyeceksin"

Ne demeye çalışıyordu bu adam? Beni öpmeyi planlamıyordu değil mi?

Tedirginlik ve aceleci bir tavırla "Bilmiyorum, yani aşık olduğum ve bana aşık olan biriyle öyle bir şeyler yapmayı düşünüyorum" dedim.

"Amca ne yapıyorsun" diye odanın içinde bir ses duyulduğunda aceleci davranıp Savaşı ittim. Buna hazır olmadığı için birazda olsun arkaya gitmişti. Bunu fırsat bilip ondan uzaklaştım ve Leyla'ya dahi bakmadan hızla odadan çıktım.

Kendi odama girdiğimde ve lavaboda yüzüme su çarptığımda, sanki içimde kopan fırtınayı biraz olsun dindirmiş gibiydim. Yaşadığım olay zihnimde yankılanırken, yaşadığım bu anı anlamlandırmaya çalışıyordum.

Birkaç dakika sonra odadan çıktım ve aşağıya indim. Savaş ile Leyla, kapının ağzında bekliyorlardı.

"Melis abla da bizimle gelecek mi, amca?" diye sordu Leyla. "Hayır amcacım, o işine gidecek," cevabını verir vermez, Leyla'nın yüzü bir bulut gibi karardı.

"Ama ben onun da gelmesini istiyorum," diye ısrar etti. Yanlarına yaklaştığımda, az önce odada geçen konuşmamız yüzünden utancımdan yerin dibine girmemek için çabalıyordum.

Bu hadsiz adamın sorduğu soru yüzünden ben niye utanıyordum ki? Yüzüne bile bakamadan, "Ben şirkete geçiyorum," dedim ve kapıdan çıkmak için adım attım. Minik bir elin elimi sarmasıyla başımı kaldırıp elin sahibine baktım.

"Melis abla, sen de bizimle gelsen," dedi dolu dolu gözlerle. Savaş ile aynı ortamda bulunmak istemediğim için dizlerimin üstüne eğildim ve Leyla'yla aynı boy hizasına geldim.

"Leylacım, ama benim bugün işe gitmem gerek," dedim, ikinci elini de tutarak. "Söz, bir dahaki sefere sizinle geleceğim," dedim. Dudaklarını öne doğru kıvırdı ve amcasının kopyası olan gözlerini Savaş'a çevirdi. "Melis abla gitmiyorsa, ben de gitmiyorum," dedi.

Şaşkınlıkla ona baktım. Şu an bu arsız adamla bir araya gelemezdim. Huysuzca üzerimde dolaşan gözleri bir bana, bir Leyla'ya kayıyordu.

"Aslında bakıyorum da, Melis ablan bugün bizimle gelebilir," dedi Leyla'ya göz kırparak.

Ona aval aval baktım. "Hayır, Savaş Bey, ben bugün işimin başında olmak istiyorum," dedim. Kaşlarını gelişigüzel kaldırdı. "Sen patronuna karşı mı geliyorsun?" dedi. Başımı salladım. "Evet, yani ben çalışmak ist-" sözümü bile tamamlamama izin vermeden, "Melis," dedi.

"Efendim, Savaş Bey," dedim.
"Düş önüme,"
"Tamam, Savaş Bey,".

Bu gerizekalının dediklerini neden yapıyordum ki? Allah benim de belamı versin.

Evden çıktığımızda somurtarak arabaya bindim. Sabah olan olaya bir anlam veremediğim için onunla bir araya gelmek istemiyordum.

Arka koltukta Leyla'yla gülüyor ve bir birimizle uğraşıp durduk yol boyunca. Araba, güzel bir restoranın önünde durduğunda buranın hoş bir mekân olduğunu gördüm.

Leyla aceleyle arabadan indi ve hemen ardından Savaş da arabadan çıktı. Şu an arabadan inip bu sapık herifle aynı masada oturmak dahi istemiyordum.

Arabanın etrafında dolaşıp kapımı açtı. "Arabadan inmeyi düşünüyor musun?" dedi hafif alaycı bir sesle. "İnmesem daha iyi gibi gözüküyor," dedim, yüzüne bakmamaya çalışarak. "Nedenmiş o?" dedi kaşlarını kaldırarak. "Aç değilim, siz istediğiniz kadar içeride bir şeyler yiyin, sonra gelirsiniz," dedim. Bıkkınlıkla bir nefes verdi. "Melis, arabadan in," dedi emir kipiyle konuşarak. Kaşlarımı çattım ve ağzımı açıp bir şey söyleyecekken, arabanın içine eğildi ve bir çırpıda beni kucağına aldı.

"Neden bu kadar inatçı olduğunu sorgulamıyor değilim," dedi bıkkınlıkla.

Şu an kollarında olduğum adama şaşkınlıkla baktım. Herkese karşı sert olan yüzü ve gözleri bu sefer çok farklı bakıyordu. Bu adamı anlamıyordum. Bazen kendini beğenmiş bir züppe gibi gözükse de aslında içinde çok iyi bir tarafı vardı.

Yaşadığım anın etkisinden kurtulduğumda kendimi kucağından yere attım. Böyle bir tepki beklemediği için afallama sırası ondaydı.

"Neden hep benimle uğraşıp duruyorsunuz, Savaş Bey?" dedim, kaşlarımı öfkeyle çatarak. Sorumu görmezden gelerek alaycı bir gülümsemeyle, "Sen kedi misin? Kucağımdan attıldığında yere çakılman gerekirdi, ama sen kedi gibi dört ayak üstüne düştün," dedi.

Ona şaşkınlıkla baktım. Gerçekten şu an konumuz bu muydu? Almanya'da bu adamla ne yapacaktım? Onun tuhaf ruh hali insanı deli ediyordu.

"Şu an konumuz bu mu, Savaş Bey?" dedim. Hiç düşünmeden, "Evet," dedi.

Bu cevabı boş vermeye çalışarak, "Ben şirkete gidip çalışmak istiyorum. Bir asistanın, patronu nereye giderse oraya gitmesi nerede görülmüş?" dedim isyanla.

"Ben sana bu iş teklifini kabul ettiğinde, nerede olursam sen de orada olacaksın demedim mi?" dedi, gözlerini yüzümde gezdirerek.

Evet, maalesef böyle bir şey dediğini hatırlıyorum. Bu sözüne sessiz kalarak önden yürümeye başladım.

Restorana girdiğimizde bir görevli önümde durdu. "Hanımefendi, rezervasyonunuz var mı?" diye sordu. Ağzımı açıp bir şey söyleyecekken, arkamdan Savaş'ın sert sesini duydum: "Hanımefendi benimle birlikte." dedi ve alev alev yanan elini sırtımda hissettim.

Görevli önümden çekildiğinde, sırtımdaki eliyle yavaşça beni ittirdi.

Yürümeye başladığımızda, kıpırdanarak elini belimden çekmesini sağladım.

Karşıya doğru ilerlediğimizde, Leyla'nın bir masada oturup yemeye başladığını gördüm.

Yanında bir adam daha vardı. Bu, Leyla'yı dün şirkete getiren Ali denen adamdı.

Yanlarına yaklaştığımızda, ikisi de kahvaltı ediyordu.

Ali, Savaş'ı görünce ayağa kalktı ve saygıyla "Hoş geldin abi," dedi başını sallayarak. Savaş ona karşılık vererek, "Hoş bulduk Ali," dedi.

"Otursana Melis abla," dedi Leyla. Ona gülümseyerek karşısında oturdum. Çok tatlı bir çocuktu. Savaş gibi masmavi gözleri ve sarı saçları onu çok daha güzel gösteriyordu.

Yanımda Savaş'ın oturmasıyla biraz daha kenara kaydım. Kulağıma doğru eğildi ve sıcak nefesini yüzüme üfledi: "Seni yemeyeceğim Melis, sandalyeni benden uzaklaştırmaya çalışma," deyip sandalyenin altından tutup hiç zorlanmadan kendisine doğru çekti.

Karşıya baktığımda, Ali Leyla'yla uğraşıyor, onu güldürüyordu.

Bu fırsattan istifade edip yüzümü ona döndüğümde, yine onunla burun buruna geldim.

Lanet olsun benim kafama, ne diye adama dönüyorum ki? Yeniden karşıma dönüp tabağa bakmaya başladım ama onun kulağımın dibinden gelen kısık kahkahasını duydum.

Ali ve Savaş'ın Leyla ile uğraşmaları ve benim sessiz kalışımdan sonra geçen kahvaltının ardından, kışın iliklere işleyen soğuğunda sahile gelmiştik. Leyla, kumdan kaleler yaparken ben de ona yardım ediyordum. Ellerim ve burnum donmuş, soğuk hava ve sert esen rüzgarın havaya kaldırdığı kumlar hastalığımı daha da tetikliyordu

Savaş ve Ali uzakta oturmuş, bizi izleyerek bir şeyler hakkında konuşuyor gibiydiler.

"Artık gidelim mi, cimcime?" diye sordu Savaş, Leyla'ya sevgi dolu bir bakışla. Başımı kaldırdığımda, Savaş'ın yanımıza ne zaman geldiğini ve dizlerini kırarak önümüzde ne zamandan beri oturduğunu merak ediyordum.

"Ama amca, hala iki kulemiz kaldı!" dedi Leyla, somurtarak. Birkaç kez öksürdüğümde, Savaş'ın keskin bakışları beni buldu. "Hadi hadi, toparlanın, gidiyoruz," dedi ve Leyla'yı kucağına alıp arabaya doğru yürümeye başladı.

Onların peşinden ben de yürüdüm. Arabanın yanına geldiğimde, elimi üstüme sürmek üzereydim ki, Savaş aniden elimi tuttu ve elindeki ıslak mendille ellerimi büyük bir özenle temizlemeye başladı. Bugün bu adam beni şaşkına çeviren davranışlarla doluydu.

Ellerimi titizlikle temizledikten sonra, şu an yanında durduğumuz deniz kadar mavi gözlerini benim yeşil gözlerime çevirdi. "Arabaya bin, hava soğuk, hasta olucaksın" dedi ve gözleriyle arabayı işaret etti. Sessizce arka koltuğa, Leyla'nın yanına oturdum.

Yorgun düşen Leyla, tatlı bir uykuya teslim olmuştu. Ben ise pencereden akıp giden yolun sessizliğinde kaybolmuş, derin düşüncelere dalmıştım.

Ali, kendi arabasıyla bizden ayrılmıştı. Az önce Savaş onunla konuşmuş ve yolun başında olduğunu öğrenmişti. Leyla'yı alıp memlekete geri götürecekti; biz de eve gidip akşam için bavullarımızı hazırlayacaktık.

Ali'nin arabası göründüğünde, Savaş hızını düşürüp onun yanında durdu. Arabadan inip arka kapıyı açtı ve uyuyan Leyla'yı yavaşça kucağına aldı. Ben de son defa Leyla'nın yüzüne bir öpücük kondurmak için arabadan inip Savaş'a yaklaştım ve kucağındaki Leyla'nın yanağına minik bir buse bıraktım.

"Görüşürüz Prenses," dedim. Bu çocuğu yeni tanımama rağmen çok sevmiştim. "Görüşürsünüz elbet," dedi Savaş ve Leyla'yı Ali'nin açtığı kapıdan arabanın içine yerleştirdi. Ali'ye bir şeyler söyledikten sonra yanıma geldi ve Ali'nin arabaya binip gitmesini izledi.

Leyla'nın Savaş için ne kadar değerli olduğunu bu iki gün içinde anlamıştım. Onun söylediği bir kelimeyi iki etmiyor, ne istese yapıyordu. Bunu, dün bizimle sinemada 'Barbie' izleyerek kanıtlamıştı.

O anılar aklıma geldiğinde istemeden de olsa sırıtmaya başladım. İzlediğimiz 'Barbie' filmine iğrenerek attığı bakışlar gözümün önüne geldiğinde sırıtmam daha da derinleşti.

"Sen ne sırıtıyorsun bakayım?" diyen sesini duyduğumda sırıtmamı durdurdum ve "Hiç sırıtmıyorum ki," dedim masumca. "Hadi o zaman gidelim, bavulları hazırlamamız gerek," dedi ve arabaya yürüyüp sürücü koltuğuna oturdu. Ben de arka yolcu koltuğuna geçip oturacakken, "Öne geç," dedi. Onunla uğraşmayarak ön yolcu koltuğuna geçtim ve oturdum.

Radyoda çalan şarkı beni derin düşüncelere sürüklemiş, gözlerimin dolmasına sebep olmuştu.

Radyoda çalan "Küçüğüm" şarkısının sözleri, içimdeki derin yaralara yeniden tuz basıyordu. Nakaratında geçen her cümle, boğazıma koca bir düğüm atarken şarkı acımasızca devam ediyordu...

Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengarenk
Geçici oyuncak zaferler

Hala tüm yolların başlangıcında, neyi nasıl başaracağımı bilmezken, yapayalnızdım bu hayatta. Başardığım zaferlerin hepsi geçiciyken, bu dünyanın ne kadar acımasız ve soğuk olduğunu düşünüyordum.

Şarkının sonuna yaklaşıp yolun akışıyla gözlerim ağırlaşmış, kendimi uykunun rahatlatıcı kollarına bırakmıştım.

"Melis, geldik uyan hadi" diyen Savaş'ın sesini yakınımda duydum. Ama uyanmak istemiyordum.

"Bu böyle olmayacak, tatlı şeytan" dediğini duysam da hiçbir tepki vermedim. Bir anda birinin beni kucağına almasıyla, sanki bulutların üstüne çıkmıştım.

Burnuma gelen rahatlatıcı kokusu uykumu daha da tetiklerken, yüzümü onun göğsüne daha da gömdüm. Bu hareketimle, beni kucağında taşıyan bedenin kaskatı kesildiğini hissettim. Ama tatlı rüyamdan da uyanmıyordum.

Evin kapısının açılma sesini duyduğumda gözlerimi yavaş yavaş açtım.

"Savaş bey" dedim uykulu sesimle. "Efendim küçük cadı" dedi. Uykulu olsam da kaşlarımı çattım. "Ben cadı mıyım Savaş bey?" dedim masumca. Küçük çaplı bir kahkahasını duydum.
"Bence evet" dedi yüzüme bakıp, her zerresini aklına kazımak istercesine. "Neden böyle düşünüyorsunuz?" diye sordum.

"Cadılar büyü yapar Melis ve galiba sen bana büyü yaptın." sözlerine bir anlam veremedim.

"Ben size büyü yapmadım ve hayır, ben cadı değilim" dedim, kendimden emin ama uyku sersemi bir sesle.

Ben kucağındayken merdivenlerden çıktı ve benim odamın kapısını açıp içeri girdi.

"Savaş bey, ne zaman gideceğiz?" diye sordum. "Sen ne zaman istersen," dedi.

Beni yatağa bıraktı ve "Uyu orman, çünkü senin o güneşli ormanların benim karanlığıma mahkum olacak. Özür dilerim, o ormanlara yağmur yağabilir ama bunun olmaması için elimden geleni yapacağım." Son duyduğum sözler bunlar olmuştu.



























Bu bölümünde böylece sonuna gelmiş bulunmaktayız.
Bölümde en sevdiğiniz sahne?
Sizce Savaş son sözleriyle ne demeğe çalışıyordu?

Bölüm hakkında bilgi almak için Instagram sayfasını takip etmenizi rica ediyorum 🤍

Kitap sayfası: tesadüfask.official
Benim kendi sayfam: ahmed0fha_yazar

İkisini de takip ederseniz beni çok mutlu etmiş olursunuz🎀

Sevgi ve sağlıkla kalın 💗