39. bölüm · Tahtlar Ve Taçlar
Camdan Huzur
*Numara 4’ün Ağzından*
Sarayın taş duvarları arasındaki dar bir havalandırma boşluğuna sığınmıştım. Kalbim, göğüs kafesimi zorlayan düzensiz bir ritimle çarpıyordu. Dün gece Lord Lenis’in o buz gibi, otoriter sesi tüm koridorlarda yankılanmıştı: "Herkes sarayı terk etsin. Yarın güneş battığında dönebilirsiniz."
Çalışanların yüzündeki o aptalca sevinci gördüm; ailelerine, sevgililerine, köylerine, koşuyorlardı.
Oysa ben, bu devasa taş labirentin bir köşesine, gölgelerin en koyu olduğu yere sinmiştim. Eğer yakalanırsam... Ölüm, tadacağım en hafif ceza olurdu. Kimliğim ifşa olur, uğruna her şeyimi feda ettiğim o herkes, o büyük dâvâ bir kumdan kale gibi dağılırdı. Ama korku, merakımın ve görevimin önüne geçemezdi. Lenis gibi bir adamın, krallığın en güçlü büyücü lordunun, koskoca bir sarayı boşaltmasının ardında kan dondurucu bir ayin, gizli bir anlaşma ya da karanlık bir büyü olmalıydı. Raporum için bundan daha iyi bir malzeme bulamazdım. Lenis’i bir gölge gibi takip ediyordum. Hafif adımlarla bahçeye açılan terasa çıktı. Beklediğim o karanlık büyü değildi gördüğüm.Lord, ellerini zarifçe havada gezdirdi. Dudaklarından dökülen fısıltılar, havanın moleküllerini titretti. Mutfaktan uçarak gelen porselen tabaklar, gümüş çatallar ve taze meyveler bahçedeki masaya birer asker disipliniyle dizildi. Dün akşamdan kalan o görkemli çiçekler, büyünün etkisiyle yeniden canlanıp masanın etrafını sarmaşık gibi sardı. Her şey kusursuzdu. Her şey... mide bulandırıcı derecede romantikti.
Lina bahçeye adım attığında, gözlerindeki o çocuksu parıltıyı saklandığım köşeden görebiliyordum. Lenis, karısının önünde hafifçe eğildi; sesi, o her zamanki sertliğini yitirmiş, yumuşak bir ipek gibiydi:"Seni ihmal ettim Lina. Lütfen bu küçük sürprizi, benden bir özür olarak kabul et."Sonrası... Yeni evli bir çiftin izlemesi pek zor olan o anları. Birbirlerine bakışları, el ele tutuşmaları, havada uçuşan anlamsız iltifatlar. Karanlık köşemde dişlerimi sıkarak sırıttım. Gerçekten mi? Krallığın en zeki, en stratejik adamı; Ares’in bile çekindiği o büyük büyücü lord, tüm sarayı sadece karısına baş başa kahvaltı hazırlamak için mi boşaltmıştı? Beklediğim o dehşet verici rapor konusu, bir aşk masalına dönüşmüştü. Ne kadar da basit, ne kadar da zayıf... Ama bu tablo, hayal kırıklığından çok daha kıymetli bir gerçeği fısıldadı kulağıma: Lenis için Lina, krallıktan da, büyüden de, kendi canından da daha önemliydi.Lina, onun zırhındaki en büyük çatlaktı. Onun yumuşak karnı, onun kontrol edilemez tek zaafıydı.Gülümsemem genişledi, gözlerimde tehlikeli bir ışık çaktı. Bu zaafı nasıl kullanacağımı, bu aşk masalını nasıl bir yıkım senaryosuna dönüştüreceğimi biliyordum. Lenis, karısı için krallığı yakabilirdi; ama ben, o krallığı yakması için sadece Lina’ya bir parça dokunmamın yeteceğini anlamıştım.
*Kira’nın ağzından*
Zaman su gibi akıp gidiyor, zamanla yerime alışıyordum. Eren, çoğu zaman şehir merkezinde oluyor ve orada kalıyordu. Bense, gördüğüm tek kişi olan Elara’ya günden güne daha çok bağlanıyordum. Ancak artık ormandaki adamın yanında gitmediğimden, kan açlığım gün geçtikçe artıyordu. Bahçede oturuyordum, bugün çalışmak yoktu ama zihnim bulanıktı.
“Bize meyve getirdim.” Yumuşak sesi ile başımı çevirip baktım. Gülümsedim. Yorgun bir gülümseme.
“Teşekkürler”
Yanıma oturdu, tabağı masaya yerleştirdi. “Son zamanlarda…” dedi.
“Çok daha iyiydin. Ama bi anda çöktün. Neden Kira?”
Derin bir nefes verdim “Ben… bazı haberler aldım.” Biraz daha yaklaştı. Elleri nerdeyse benimkine değiyordu. “Hoş olmayan haberler” diye ekledim, biraz geri çekildim. “Bana anlatabilirsin.” Dedi, se güven veriyordu. Başka şansım da yoktu zaten. Diğer türlü aklımı kaçıracaktım. “Ablam. Evlendiğini söyledi.” Kaşlarını çattı “ablan mı var?” Başımı salladım “uzun zamandır nişanlıydı ve evlendiklerinde işler biraz tuhaf bir haldeymiş. Buna canımı sıkmıyorum, yoluna koyacaklarını biliyorum. Ama bu zor zamanlarda onunla olamamak…” elimi tuttu bu kez “anlıyorum. Kardeşler sahip olduğumuz tek şey gibi hissettirebiliyor.” dedi.
“Benim…” dedim. İç çektim. “Benim burda olma sebebim olan adam da… beni kurtaracağına söz vermek için aradı.” Yüzü aydınlandı.
“Ciddi misin?” Gülümsedi, elimdeki tutuşu sıkılaştı. “Bu harika bir haber.” Başını ümitsizce iki yana salladım. “Ona inanmıyorum. Bir daha asla…”
Biraz daha yaklaştı, artık yüzünün sıcaklığını hissedebiliyordum. “Belki de pişman olmuştur.” Dedi, gülümsedi. Başımı ona çevirdim. “Onu uzun yıllar tanıdığını söyledin değil mi? Pişman olmuştur.” Söylediklerine inanmak istiyordum, fakat inanıp sonra aynı şeyleri tekrar yaşamak korkunçtu. Cevap vermedim, sadece yüzünü bir süre süzdüm. Güzel bir yüzü vardı. Kalemle çizilmiş gibi.
Biraz daha yaklaştı, bu kez ben de yaklaştım. Ve işin sonunda bir insanla asla yapmam gereken o şeyi yapacağımı bilsem de, belki de umursamadan hareket etmeyi tekrardan öğrenmeliydim.
