21. bölüm · Tahtlar Ve Taçlar
Alkışlanan Yalnızlar
*Lina’nın ağzından*
Saatler sonra düğün var.
Bu cümle içimde yankı yapıyor ama karşılığı yok. Ne kalbimde çarpıyor ne midemde düğüm oluyor. Sadece… duruyor. Bir bilgi gibi.
Masamın üzerindeki davet listesine bakıyorum. İsimler düzenli. Unvanlar kusursuz. Herkes orada olacak. Soylular. Aileler. Tanıdık yüzler. Tanımadığım bakışlar.
Ama bir isim eksik.
Kira.
Kardeşim yok.
Kira gelemiyor.Ama Kira’nın bu halde olmasının sebebi olan Eranis geliyor.
İroni, insanın canını böyle yakıyor demek.
Parmaklarımı listenin üzerinde gezdiriyorum. Sanki adı orada yeniden belirecekmiş gibi. Olmuyor.
Bugün yanımda olmasını isterdim. Hiçbir şey söylemesine bile gerek yoktu. Sadece omzuma dokunsa yeterdi. “Buradayım,” der gibi.
Derin bir nefes alıyorum.
Sonra büyülü saat aralığını ayarlıyorum. Tereddüt etmiyorum. Çünkü eğer şimdi aramazsam, hiç aramayacakmışım gibi geliyor.
Bağlantı kuruluyor.
“Kira?”
Sesi birkaç saniye sonra geliyor. Biraz boğuk. Biraz yorgun.
“Buradayım.”
“Ne yapıyorsun?” diyorum. Sesimi olabildiğince normal tutmaya çalışarak.“İyi gidiyor mu?”
Kısa bir duraksama.
“Gidiyor,” diyor. “Sen?”
Yutkunuyorum.“Ben de… gidiyorum.”
İkimiz de gülüyoruz. Ama gülüşlerimiz aynı anda sönüyor.
Sonra kelimeler ağzımdan çıkıyor. Planladığım gibi değil. Daha kırılgan.
“Şey…” diyorum. “Bilmek istersin diye düşündüm…”
Sesim çok hafif titriyor.
“Ben bugün… evleniyorum.”
O an Kira’nın nefes alışını duyuyorum. Sanki omuzlarına bir şey çökmüş gibi.
“Anladım,” diyor. Sesi daha da alçak. “Mutlu musun?”
Bu soru.
Cevabı var mı, emin değilim.
“Ben…” diyorum. “Sanırım… idare ediyorum.”
Kira kısa bir nefes veriyor. “Sesin pek iyi gelmiyor.”
“Sen de,” diyorum hemen. “Sen iyi misin?”
Bir an sessizlik oluyor. Sonra o tanıdık, yarım gülüşü hissediyorum sesinde.
“İdare ediyorum,” diyor. “Ama sen de pek iyi durmuyorsun.”
Birbirimizin yalanını aynı anda yakalıyoruz.
“Ben… biraz kafam karışık,” diyorum. Daha fazla saklamaya çalışmadan.
Kira hafifçe gülüyor. Acı bir gülüş bu.
“Bak,” diyor. “Senin kafanı karıştıran hiçbir erkeğe şans verme. Doğru erkek seni düğün gününde şüpheye düşürmeyecek kadar net olurdu.”
Kalbim hafifçe sıkışıyor.
Haklı olduğunu biliyorum.
Ama susuyorum.
Çünkü artık çok geç.Şimdi vazgeçersem Lenis’i bir daha asla ikna edemem.Şimdi vazgeçersem bu sadece bir ayrılık değil, bir skandal olur.
Ve ben… bunu kaldırabilecek kadar güçlü değilim.
“Belki de ben fazla düşünüyorumdur,” diyorum sadece.
Kira cevap vermiyor. Ama sessizliği, düşündüğünü söylüyor zaten.
Sonra saat aralığının uyarısı hissediliyor. Süre bitmek üzere.
“Kira…” diyorum hızlıca. “Yarın da ararım. Tamam mı?”
“Tamam,” diyor. “Yarın da ararsın.”
Sesimiz yumuşuyor. İkimiz de birbirimizi yalnız hissettirmemeye çalışıyoruz.
“Yanında olamadığım için özür dilerim,” diyor.
“Ben de yanında olamadığım için,” diyorum.
Gülüşü çok silik geliyor bu sefer.
Bağlantı kesiliyor.
Elimde kalan sadece boşluk oluyor.
Telefonu masaya bırakıyorum. Davet listesine tekrar bakıyorum.
Herkes burada olacak.
Ama ben, bugün…en çok olmayanı özlüyorum.
Ve ilk kez, gelinliğe değil…kardeşimin boşluğuna bakıyorum.
*Ares’in ağzından*
Aşk.
Sevgi.
Yuva kurma.
Aile olma…
Ve sonra, hepsinin arasına sızan o kelime: Kaos.
İlk dört kelime romantik birer masaldır. Beşinci ise bir gerçek.
Üzerime dikilmiş giysiye bakıyorum. Omuzları geniş gösteren koyu tonlu bir ceket, ince işlemeler, zarif ama güç gösterisinden vazgeçmeyen bir kesim. “Damadın yakın erkek arkadaşı” rolüne yakışır şekilde hazırlanmış. Ne fazla sade, ne fazla iddialı. Tam kararında.
Görünür olmak iyidir. Görülmek… gücün ilk aşamasıdır.
Gözlerimde yorgunluk yok. Memnuniyet var. Bugün sahneye çıkacağım bir oyun değil, yöneteceğim bir tören.
Eranis’i düşündükçe dudaklarım kıvrılıyor.
Bitkin olacaktır.
Olmalı da.
Yıllarca benim emeklerimin gölgeleyerek yürüdüğü için. Çalışmadan kazandıkları için. Dostuna ihanet edip korkakça kaçtığı için. Ve en çok da… kardeşim Helinia’yı incittiği için.
Oraya kolunda bir kadınla gelecek. Thessera. Güzel, soğuk, hesaplı. Ama Eranis’in gözleri ona bakmayacak. Thessera’nınkiler de Eranis’e.
İkisi de aynı yere bakacak.
Helinia’ya.
Ve bana.
Çünkü bazıları ne yaparsa yapsın, merkezden kaçamaz.
Lenis?
Onu düşünmeye bile değmez. Bu evlilik zaten geç kalmıştır. Bir kadını neredeyse elli yıl bekletmek… benim gözümde bir sabır göstergesi değil, bir kararsızlık kusurudur. Gerçek bir adam bekletmez. Net olur.
Ceketin düğmesini ilikliyorum. Sonra Helinia’nın bulunduğu odaya doğru ilerliyorum.
Kapıyı tıklatmadan açıyorum. Odaya girdiğimde onu pencere kenarında görüyorum. Gün ışığı yüzüne vuruyor. Yorgun ama… dimdik.
“Nasıl hissediyorsun?” diye soruyorum.
Bana dönüyor. Gözlerinde ilk kez sahte olmayan bir ifade var.
“İyi,” diyor. Sonra ekliyor: “Yorgunum… ama iyiyim.”
Bu cevap hoşuma gidiyor.
Gülümsüyorum. “Güzel.”
O herifin kardeşimi daha fazla ağlatmasına izin vermeyeceğim.
Helinia bir an tereddüt ediyor. Sonra sesi alçalıyor.
“Sence…” diyor. “Eranis orada benimle konuşmaz, değil mi? Zaten yanında bir kadın olacak…”
İçimde bir şey sertleşiyor. Hâlâ onu bu kadar umursuyor olması… sinir bozucu.
Yanına yaklaşıyorum. Sesimi yumuşatmadan ama sakin tutarak konuşuyorum:
“Gerçek bir erkek konuşmaz. Yanındaki kadına saygısından.” Biraz daha yaklaşıyorum. “Ve gerçek bir hanımefendi de, yanında başka bir kadın olan bir erkeği düşünüp durmaz. Kendine saygısından.”
Helinia gözlerini indiriyor. Dudakları kıpırdıyor.
“Haklısın…” diyor.Sonra hafifçe gülümsüyor. “Hem… bir kutlamada dans etmek yerine izlesem de sorun olmaz.”
O an anlıyorum.
Dans etmek istiyor. Ama Eranis’ten yeni kurtulmuşken başka bir erkeğin koluna girmek istemiyor.
Sesim yumuşuyor.
“Merak etme,” diyorum. “Dans partnerin hazır.”
Başını kaldırıyor. Şaşkın.
“Hem de bu krallığın en onurlu erkeği.”
Kaşları hafifçe çatılıyor. Kimden bahsettiğimi anlamıyor. Ama sormuyor. Çünkü biliyor: Söylemeye niyetli değilim.
“Eee?” diyorum konuyu değiştirerek. “Elbisen nerede senin?”
Bakışları askılığa kayıyor.
Orada duruyor.
Yeşil.
Helinia’nın en sevdiği ton. Ne koyu ne soluk. İlkbahar yaprağı gibi. Üzerinde beyaz işlemeler var. İnce danteller, zarif bağlar, hafif ışıltılı taş detayları. Bel kısmında zarif bir kıvrım, omuzlarda şeffaf ama asil bir dokunuş.
Yaklaşıp elbiseye bakıyorum. Parmak uçlarımla kumaşa dokunuyorum.
“Bunu daha parlak yapmalarını söyleyeceğim,” diyorum. “Orada ışıldayacaksın, abicim.”
Helinia gülümsüyor. Bu sefer sahte değil. Hafif şımarık, kendine güvenen bir gülümseme.
“Ben her daim ışıldarım,” diyor.
Gülüyor.
Ben de gülüyorum.
“Duymak istediğim işte bu.”
Bir an duruyorum. Ona bakıyorum. Kardeşime. Kırılmış ama hâlâ güçlü olan o kadına.
İçimden geçiriyorum:
Bu gece herkes dans edecek.Ama bazıları düşecek. Bazıları parlayacak.
Ve bazıları…
Kaybettiklerini ilk kez gerçekten anlayacak.
Bugün bir düğün var.
Ama benim için…
Bu gece, sahne ışıkları altında başlayan çok güzel bir entrika var.
*Peno’nun ağzından*
Herkes evleniyor.
Bugün biri gelin oluyor, biri damat. Yeminler, alkışlar, onaylayan bakışlar. Aşk, herkesin gözü önünde kutsanıyor. Ama sıra bana gelince… aşk bir suç gibi görünüyor.
İstediğimi sevme özgürlüğüme sahip değilim.
Bir erkeği seviyorum.
Bunu söylediğimde hayat bir anda daralıyor. Krallık susuyor. Yasalar konuşuyor. Herkes ahlak kelimesini silah gibi tutuyor. Oysa aynı kişiler bugün iki yabancının el ele tutuşmasını alkışlayacak.
Çifte standart bu.
Bir erkeğe aşığım diye daha az mı gerçek benim sevgim? Kalbim daha mı değersiz?
Bugün herkes “mutluluk” kelimesini ağzına alacak. Ben ise sadece içimden geçireceğim. Çünkü yüksek sesle söylersem, bedel ödemem gerekecek.
Ama şunu biliyorum:
Bir gün… Ben de evleneceğim.
Kimse memnun olmasa bile.
Kimse izin vermese bile.
Kimse beni kutlamasa bile.
Çünkü aşk, onayla var olmaz.
Aşk, cesaretle yaşar.
Ve ben… bir gün kendi düğünümde, kimsenin alkışına ihtiyaç duymadan gülümseyeceğim.
Bugün başkalarının ışığı var.
Ama benim de sıram gelecek.
Bunu içimde saklıyorum.
Ve sakladığım her şey gibi… daha da güçleniyorum.
