5. bölüm / 7
SÜİZANPAMUK İPLİĞİ
Bölümler 7Şu an: PAMUK İPLİĞİ
- 1 SÜİZAN402 kelime
- 2 EMANET3.349 kelime
- 3 KARAR1.890 kelime
- 4 EVİM491 kelime
- 5 PAMUK İPLİĞİ806 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 YAREN612 kelime
- 7 MEKTUP363 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"GÜZEL BİR YALAN; ŞEHİT OLSANIZ DA UNUTULMAYACAKSINIZ!"
ŞEHİT TEĞMEN MEHMET KIVIK.
*********
HAMZA'DAN
Bacağımın acısıyla yüreğimin acısı karşılıklı satranç oynunu oynuyorlar. Yüreğimin acısı sürekli atak yapıyor. Onun kazanacağına eminim. Çünkü hiç bir yara yürek yarası kadar acımıyor.
Açık olan bina kapısından koltuk değnekleriyle zorla çıktığım merdivenlerin sonunda dairemin kapısının önünde durdum. Bana gelmeyen evimin kadını Ayşe'nin ayağına ben geldim. Ayşe'den istediğim kıyafetleri getirme zahmetinde bulunmamış, kurye ile yollamıştı. Artık evliliğimin kararını yüz yüze konuşma vakti gelmiş, hatta geçiyordu.
Eşofmanımın cebinden çıkardığım anahtarımla evimin kapısını açarak içeriye girdim. Portmantonun bölümünde yığılı duran bir çok zarfı görsemde es geçerek ilk oda olan salona yöneldim.
En son yüreğimden vurulmanın acısı az gelmişti sanırım. Şurada; kapının önünde bütün sesimle bağırarak ağlamayı ne kadar isterdim. Hızla salona bakmayı bırakıp yatak odasına doğru ilerledim. Kapalı kapıyı açtığımda, gördüklerime artık dayanamayarak kendimi duvara yasladım. Bir insan eşini sevmeyebilirdi fakat saygılı ve ona karşı vicdanlı olması şarttı. Ayşe'yi hiç bir zaman anlamadım, asla da anlamayacağım. Bir insan eşinin kendisinden çok değer verdiği eşyaları kıskanır mıydı? Ben kıskanırdım. Bir koltuğu, bir yatağı, bir biblo ya da bir perdeyi...
Ayşe'nin altı ayda bir neredeyse hiç oturulmamış koltukları ve bütün mobilyaları değiştirmesinden, dağlarda, yağmurda, karda yaşamaya uğraşırken, arkadaşlarımı şehit verirken onun eşya hastalığının sürekli borcunu ödemek artık gücüme gidiyordu. Karda ayakları çıplak, yüzü buz kesmiş çocukların ellerini, yüreklerini ısıtmak varken maaşımı bencilce eşyalara savurmasını kabul edemiyorum.
Ayşe'nin evde olmaması gördüklerimi biraz daha kolay sindirmeye iyi geliyordu. Portmantoya yönelerek üzerindeki zarfları aldım ve mutfak masasına bırakarak, sandalyeye oturdum. Faturalar, bankadan gelen kredi kartı extrasını görünce zarfı açtım. En altta yazan toplam borç rakamı iki yüz elli bin küsur lira. Alışveriş edilen tarih vurulmadan üç gün öncesi. Diğer zarflara bakmaya başladım. Kapının anahtarla açılma sesiyle başımı mutfak kapısına doğru çevirdim ve bekledim.
"Hamza! Ne zaman geldin?" Kızıl boyalı saçlarıyla, bakımdan geldiği belli olan eşime(!) baktım.
Ayşe'ye söyleyecek o kadar çok sözüm varken hepsini yüreğimin küfesine teperek sessiz kaldım. Anlamayana ne söylesem boş olacaktı ne de olsa.
"Maaş ve kredi kartımı ver! "
Birden kaşları çatılarak gözlerini kıstı.
"Neden? Sana hastanede lazım olmaz ki! Üstelik..."
"Kartlarımı ver dedim!" Artık içimde tutamadığım sinirle kükreyerek.
"Ben senin karınım! Para için bana böyle bağıramazsın!" Dedi işaret parmağını sallayarak. Altımdaki sandalyeyi hızla iterek ayağa kalkmaya çalıştım.
"Sen gerçekten benim karım mısın? Ölümlerden dönen kocasını beş dakikada olsa görmeye gelmeyen karım olabilir mi acaba! Eşyamı bile kuryeyle yolladın lan sen!" Diyerek bütün sesimle bağırdım.
Sesim mi yüksek çıkıyordu yoksa kalbimin acı çığlıkları mı bilemiyorum. Tek bildiğim artık pamuk ipliğine bağlı olan evliliğimiz kopmuştu.
"Bu meslek senin tercihin! Memurluğu bırakıp askeriyeye girerken sana söyledim. Ben istemiyorum dedim. Şimdi sonuçlarına katlanması gereken sensin. " dedi cırlar tonda bağırarak.
"Ben sevdiğim mesleği yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim. Yanımda olmazsan olma artık umrumda değil.Bu evlilik artık biter!" Dediğimde bir anda duraksadı.
Yüzüne takındığı alaylı bir bakış ile baştan aşağıya beni süzdü önce.
"Sen benden ayrı yapamazsın ki!" Demesi ile sinirli bir kahkaha koptu dudaklarımdan.
"Ben sensiz ölümlerden döndüm be! Canımın karşılığında kazandığım paramı şu şatafat malzemesi mobilyalara harcayacağına, yetimhanede yüz çocuk sevindiririm. Kartları ver hemen!" Dediğimde yere düşürdüğü kol çantasından sinirle çıkarıp önüme fırlattı.
"Al kartlarını defol evimden!" Dedi kırmızı ojeli tırnaklarıyla kapıyı göstererek.
"Ben yüreğinin evine ait olmadım ki bu eve ait olayım. Boşanma davasına gelmeyi ihmal etme." Dedim ve kartları aldım. Cebime koyup yatak odasına ilerledim.
Kapılarını sırayla açtığım gardropta eşyalarımı ararken önce valizi sonra bir göze tıkıştırılmış eşyalarımı bulduğumda valize teptim.
Her zaman kağıttan bir eve sahip olan evliliğimin artık değil fırtınaya rüzgara dahi dayanacak gücü kalmamıştı. Son esen rüzgarla evim uçup gitti.
Salona geçerek tv ünitesinin çekmecesinden küçük resim albümünü ve yırtılmaya başlamış zarfı alarak montumun cebime sokuşturdum. Mutfakta camın önünde dikilmiş sigara içen Ayşe'ye bakmadan telefonumu çıkarıp taksi çağırdım. Zorla iteleyerek kapı önüne getirdiğim valizi bırakarak merdivenlerden aşağıya indim. Taksinin kapıya gelmesiyle yaklaşarak camı açmış bana bakan genç şoföre seslendim.
"Abisi valizim var. Sana zahmet onu indirirmisin? İkinci katta kapı önünde."
"Hemen ağabey! " diyerek hızla araçtan inip yukarı çıkarken bende arabanın ön koltuğuna oturdum. Artık bacağım ciddi derecede ağrıyordu. Valizi bagaja koyan şoför yanıma oturduğunda bana baktı.
"Nereye gidiyoz ağabey!" Dediğinde ben son kez geçmişimi bıraktığım eve doğru baktım.
"Tugaya..."
"Asker misin ağabey?" Diyerek arabayı sürmeye başladı.
"Askerim! İyi ki askerim ve ölene kadar asker olarak kalacağım!" Dedim.
Uzun süre camımdan akıp giden karlı yolları izledim. Şoförün sesiyle başımı önüme çevirdiğimde tugaya geldiğimizi gördüm. Taksi ücretini ödeyerek inmeye çalışırken genç şoför kartını uzattı.
"Ağabey istediğin zaman ararsan gelirim." Dedi gülümseyerek. Başımı sallayarak araçtan inerken şoförde bagajdan valizi indirerek nizamiyenin önüne bıraktı.
Kartımı göstererek kapıyı açan askere baktım.
"Misafirhaneden nöbetçi çağır, valizimi misafirhaneye götürsün." Dedim.
"Emredersiniz komutanım!" Diyerek kulübeye girdi.
Yaklaşık iki ay sonra geldiğim Tugayda hatıralar gözlerimin önünde canlandı.
"Hamza! Geri dönmek nasip olursa seninle ikili maç yapalım!" Diyen Bora gözümün önünde gülümsüyor adeta. Her defasında ya nasip diyerek çıktığımız bu kapıdan son çıkışta geri dönemedik. Benim bir yanım yarım, o'nun ruhu yanımda.
Bölüm etkileşimi
