3. bölüm / 7
SÜİZANKARAR
Bölümler 7Şu an: KARAR
- 1 SÜİZAN402 kelime
- 2 EMANET3.349 kelime
- 3 KARAR1.890 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 EVİM491 kelime
- 5 PAMUK İPLİĞİ806 kelime
- 6 YAREN612 kelime
- 7 MEKTUP363 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ölürsek cennet bizim, kalırsak vatan.
ŞEHİT MUHAMMET ALİ AKIN
11 Haziran 2021
***********
BERFU'DAN;
"Korku nedir bilmeyiz, biz dağların erleri.
Yuva yaptık göklere, baş döndüren yerlere...
Engel tanımaz aşarız , yüce engin dağları.
El verir uzanırız, mor siyah bulutlara...
Ben Türk Komandosuyum! Düşmanı çelik pençemle ezerim!"
"Bu güzel şiiri ezberleyen ve bize okuyan Yağız'a kocaman bir alkış ve öpücük zamanı!" Diyen doktor beyle birlikte hep beraber alkışlarken can paremi kucağıma alarak pamuk yanaklarından öptüm. O ise hem başarmanın memnuniyeti ile gülümsüyor, hem de ilk defa başkalarının önünde şiir okumanın utangaçlığı ile yüzünü saklayarak bana sokuluyordu.
"Babam gibi okurum o beni cennetten dinler değil mi anne, mutlu olur bence." Diyerek şiiri ezberleyen oğluma sarıldım yüzümde zoraki bir tebessümle.
Onun babasızlığının acısı, benim sevdiğimsiz kalışımdan bin kat acı veriyor bana. Her gün telefonumu isteyerek" babamı seyretmek istiyorum" demesi kalbime düşen bir ateş damlası. Her günün sonunda yatağımda kalbimin ateşini, gözyaşlarımla söndürmeye uğraşıyorum. Benim gözyaşlarım sevdiğim yarime akarken, bir yaşında babasız kalan evladımın 'babam' diyerek telefondaki resmini öpmesi, sakinleşmiş yüreğimin rüzgarlarını fırtınaya çevirdi. Ben kendi acımı bile yaşayamadım.
Evlatlar hasretin adına baba dediler, biz cennetteki yarim.
Eşlerimiz şehit, cennetin en güzel mevkiindeler, bununla avutuyoruz kendimizi...
...Evlatlar, ruhlarına söz geçiremiyorlar, çocuk özlemeden nasıl durur ki...
Ahh evladından yanan babalar, ahh babasından yanan evlatlar! Sizin kucaklaşmalarınız ebediyete kaldı. Orada bir daha ayrılmak yok, ne mutlu size.
Çalan servis telefonunun sesiyle düşüncelerden çıkarken, telefonu açan Miray kısaca konuşup kapatarak bana baktı. Benden bakışlarını çevirerek yanımda duran Yağız'a bakıcılık yapan komşu ablamıza döndü.
"Hülya ablası, bizim şimdi hastaları iyileştirmemiz gerekiyor, siz lütfen evinize gidin!" Dediğinde sözlerinin altında yatan manayı anlamıştım. Hemen Yağız'a sarılarak, taksi ile eve gitmelerini söyleyerek para verdim.
Ev çok uzak değildi ama Yağız'ın ardı ardına gelecek ambulansları görmesini istemedim. Nereye, ne zamana kadar onu uzak tutabilirim bilmiyorum. Ama elimden geldiğince tutmaya devam edeceğim.
Yağız ve Hülya bekleme odasından çıkar çıkmaz Miray bize dönerek hızla konuşmaya başladı.
"Helikopter ile yaralı askerler geliyor, dört yaralı, birinin durumu ağır. İcap doktorlarını aramam gerekiyor." diyerek baktığı çizelgeden doktorları aramaya başlarken biz de hazırlıklara başladık. Onbeş dakika sonra ameliyathanenin kapıları sonuna kadar açıldı.
Onlar; evlat, baba, yaren ve vatan sevdalısı üniformalı asker miydi sadece?
Kendi yarasına bakmadan arkadaşının yanında koşan, göz yaşlarını akıtmamak için kendini sıkarken, acılarını kilitli sandıklara saklamayı başaran insanoğlu insanlardı onlar.
Önden ağır yaralı askeri getirdiler. Sedyeye sığmayan geniş vücudu kan içinde yüzmüştü sanki! Üniformasının önünde kan olmayan yer kalmamıştı. Üniformalarının kumaşının kalın olması, çıkarmanın zor olacağını bildiğim için yanımdaki Zehra'ya kesmesini söyledim. Kıyafetlerini, ince penyelerini kestiğimiz de bacağının üst baldırından ağır yaralandığını, göğsündeki morarmaları kanları gördüm. Kıyafetinin kanı kendi yarasından değildi. Kaç arkadaşının kanı vardı üzerinde bilmiyorum. Kendinden geçmiş halinde iniltili sesler çıkarırken, kendime verdiğim sözleri yine tutamadım ve bütün yüreğimle ağlamaya başladım. Ellerimin titremesine engel olmaya çalışarak damar yolu açarken hafifçe kandan beyazları görünmeyen kehribar gözlerini açtı. Gözlerine baktım uzunca. Baktım ama aradığım anlam o gözlerde değildi.Gözlerinden süzülen bir damla yaş ile varla yok arası bir sesle söylediği isimi anladım.
"Bora!"
İnsan kendinden önce arkadaşlarını bu halde bile nasıl düşünürdü?
"Bırakma kendini! Sevdiklerin için, seni sevenler için bırakma onları! Sen güçlü bir Türk askerisin. Sen koruman gerekenler bekliyor. "
Dedim ama anladığını sanmıyorum. Benimki bir insanın daha yürek acısına engel olma çabasıydı galiba. Biraz daha umuda tutunması içindi.
Yaralı asker kendinden geçerken hızla hazırlıkları bitirip doktorların gelmesi ile ameliyat başladı. Tam altı saat süren ameliyattan çıktığımızda herkes bitap düşerek kendini koltulara bıraktı. Alıştık dese de dilimiz, yüreklerimiz her seferinde bin parça oluyor.
Hayatımda bir an'ı yaşayamadığım için yüreğim her zaman acıyacak; Son nefesinden önce sevdiğim, hayat arkadaşım, çocuğumun babası İbrahim'in gözlerine bakamadığım için bir yara gibi her zaman kanayacak. Yine darmadağın bir ruh ve yorgun bir bedenle evin yolunu tuttum.
Tunceli'nin buz kesen soğuk havasında ayaklarım yüreğimin ağırlığından sürünerek adım atmaya çalışıyordu.
Hastaneye her ağır yaralı asker geldiğinde darmadağın olmaktan çok yoruldum ama elimde değil. Dört yıl, iki ay önce şehitlik mertebesine ulaşan İbrahim'in göremediğim son anlarını onlarla yaşamak, hem canımı acıtıyor hem biraz gönlümü avutuyor.
Onlara;" dayanın, sevdikleriniz için dayanın" dersem onların sevdiklerinin canının yanmasına ben engel olacakmışım gibi hissediyorum.
Şehitliğin makamını, Allah'ımın katında sevgisini biliyorum ama geride kalanlara acısının makamı başka. Onların Allah katındaki mertebesini bilmesek sanırım bu acıya kimse dayanamaz.
Anahtarımla usulca evimin kapısını açtığımda Yağız'ın daha uyanmadığını anladım. Montumu çıkarıp asarak banyonun yolunu tuttum ve hemen duşa girdim. Başka türlü kendime gelemeyeceğim biliyorum. Ağır ağır duş aldım. Bornozumu giyerek saçımı havluya sardım ve odama girdim.
Kapıyı kapatıp üstüme eşofman giyerek saçımı taradım ve oğlumun odasına yöneldim.
Kapının tıkırtısına gözlerini açmaya çalışan Hülya başını kaldırdı. Elimle yatmasını işaret ettim.
"Hoşgeldin abla. Yağız şiirin heyecanından uyuyamadı, şimdi de kalkamıyor." Dedi uykulu sesiyle.
"Daha iyi Hülya, hemen yatmak istiyorum. Sabaha kadar ameliyattan çıkamadık." Dedim fısıltıyla ve oğlumun siyah saçından, açık esmer tenli yanaklarından öptüm yavaşça. Boynunun altından derin derin kokladım cenneti koklar gibi.
"Abla!" Dedi fısıltıyla Hülya.
"Dün akşam yaralı asker mi geldi?" Dedi. Başımı yavaşça sallayarak onayladım.
"Dört yaralı, beş şehit geldi." Dediğimde derin bir "hiii" diye acıyla içini çekti Hülya.
"Ameliyatına girdiğim asker 'Bora' diye sayıkladı. Şehit olan arkadaşıymış."
"Allah ailelerine sabır versin.
Ne diyeyim ablam!" Dediğinde başımı acıyla salladım.
Allah'ım bize sabırı bahşetmeseydi biz bu acılara nasıl dayanırdık. Ne büyük bir nimet şu sabretmek.
Yavaşça oğlumun yanından kalkarak odama girdim ve yorganımın altına sokuldum. Gözlerimin zaten açık duracak hali kalmamıştı. Kendimi derin bir uykuya teslim ettim.
Uyandığımda gece olmuştu. Odanın zifiri karanlığını bölen sokak lambası; 'her karanlığın ardından bir ışık mutlaka olacaktır, bekle!' der gibi süzülüyordu camdan içeriye.
Evden hiç ses gelmeyince yataktan kalkarak ışığı yakıp hole çıktım. Bütün ev karanlıktı, mutfağın ışığını yakarak buzdolabına yöneldim ve aradığım not oraya yapıştırılmıştı.
"Abla biz bizim eve çıkıyoruz. Sekiz de geliriz." Yağız'ın uyku saatine kadar yalnız başıma kalmak istemedim. Oğlumu özlemiştim ve telefonumu bularak Hülya'ya mesaj attım.
-Hülya Yağız'ı getirir misin, uyuyana kadar vakit geçirelim birlikte' yazarak yolladığım da beş dakika sürmeden cevap geldi.
-Abla Yağız ağabeyimle oynuyor biraz sonra geliriz.
Telefonu bırakıp dolaptan çıkardığım yemeği ısıtarak tabağımı doldurdum. Dün gece yediğim yemekle duruyordum ve artık elim ayağım tutmaz olmaya başlamıştı.
Yemeğimi yerken aklım hâlâ dün gece gelen yaralılardaydı. Boğazıma takılan lokmaları zorla yutuyordum.Yüreğimin ağırlığından bir önce kurtulmalı, biraz olsun hafiflemem lazımdı. Yemeğimi bitirerek masayı topladım ve odama gittim. Komodinin çekmecesinden aldığım defterim ve kalemle salona geçerek koltuğa bağdaş kurarak oturdum.
Uzun zaman olmuştu içimdekileri kâğıda dökmeyeli... Son yazdığım sayfanın tarihine baktım.
15 Aralık...
Yeni sayfaya tarih atarak, yüreğimdekileri kalemim anlattı, defterim okudu.
2 Mart
Canım, can parçamın kahramanı. Oğlun senin şiirini okudu dün akşam. Utanarak, başı önünde, bazı kelimeleri yarım söyleyerek ama hevesle okudu. Mutlu olduğunu biliyorum. Sen olmasan bile senin gibi vatan sevdalısı evladını yetiştirmeye söz vermiştim. Ben sözümü tutamasam bile bana ihtiyacı yok, oğlun da kahraman olacaktır. Onun kanı seninle aynı.
Dün gece yine yaralı asker- daha doğrusu kardeşlerin- geldi. Beşi senin yanına, dördü benim yanıma.
Yapamıyorum artık. Her ağır yaralı geldiğinde onları kurtarmaya çalışırken hepsi sen oluyor gözümde, onları kurtaramayınca sanki yeniden seni kaybediyorum, ellerimden sen kayıp gidiyorsun. Dilimin ucuna gelen sözü bir türlü söyleyememek yüreğime felç geçirtiyor İbrahim.
'Bizi bırakma, insan sevdiklerini bırakmaz ki, bizim için dayan' diyemiyorum. Onlarda sen gibi, canı ne kadar yanarsa yansın kardeşlerini sayıklıyor.
Olmuyor canım olmuyor.Senin burada olmadığını bilerek, düşen kar tanelerinde seni aramaktan yapamıyorum. Seni çok özledi, özledik. O kadar özledim ki kendime engel olamıyorum. Biliyorum artık zamanı geldi. Zor oldu bu kararı vermem. Ama Yağız'ın artık senin toprağını olsun görmeye hakkı var. Burada senin sıcacık gülümseyen hayalini bırakıp, senin soğuk toprağının yanına geleceğiz,
Oğlumda babasının büyüdüğü, hiç unutamadığı, o mutlu zamanlarını anlatmaya doymadığı yeri görsün istiyorum. O küçük Karadeniz ilçesinde, hırçın Karadeniz'e bakarak her duygusunu anlatsın, yüreğini hafifletsin istiyorum. Ben Karadeniz insanı değilim ama bakarsın ondan önce Karadeniz'le konuşmayı ben öğrenirim. Senin teninin değdiği toprağı bile görmeyi özledim canım. İnşallah en kısa zamanda yanına geleceğiz.
Seni seviyoruz.
Defterimi kapatıp gözümdeki yaşları sildim. Ankara'dan uzun zaman uğraşarak burada kalmak için uzattığım görevimi yine uzattım. Buna en çokta can dostum Hazal sevinecekti biliyorum ama ona izinde İbrahim'in memleketine gideceğimi söylersem bana kızacaktı. Son güne kadar saklamayı düşünüyorum.
Kapının açılmasıyla yerimden kalkarak hole çıktığımda Yağız'ım koşarak kucağıma gelerek boynuma sarıldı. Hülya kapıdan iyi geceler dileyerek evine gitti.
"Paşam, sen yukarıda ne yedin yaa çok ağırlaşmışsın." Dediğimde güldü.
"Hamza ağabeyi güreşte yendim anne.' Sen büyüyüp güçlenmişsin, beni nasıl yendin inanamıyorum' dedi bana. Ondan ağır gelmiş olabilirim. " dediğinde gülerek yanaklarını öptüm.
"Bence Hamza haklı. Daha da güçlenmek için ne yapmamız gerekiyor?!" Dediğimde "Uyumamız gerekiyor. Ama ben seninle oturmak istiyorum." Dedi gözlerinde yalvaran bakışlarla.
"Şimdi birazcık oturalım, ama yarın bütün gün otururuz olur mu?" Dediğimde başını sallayarak onayladı. Yatağına götürerek pijamalarını giydirdim. Yatağın yanından aldığı kitabını bana vererek yatağına girdi.
Yanına sokularak kitabın ilk sayfasını açıp okumaya başladım. Ezbere bildiği sayfanın sonuna gelmeden uykuya dalmıştı. Her akşam olduğu gibi. Saçlarından koklayıp öperek yanından kalktım. Gece lambasını yakarak odadan çıkarak banyoya gittim. Ne yaşarsam yaşayayım ben bir anneydim ve evimin hem kadını hem erkeğiydim. Makinaya kirli çamaşırları atıp, mutfağa gittim.
Buzdolabını açarak bir süre ne yemek yapsam diye dolabın içindekilerle bakıştık. Ne bir şey yemeğe iştahım vardı ne de yapmaya halim. Dolabı kapatarak salona geçtim, televizyonu açtım. Her kanalda akşam haberlerini öylesine bakarak dolaştım. Bir kanalda kadın cinayeti, bir kanalda trafikte çıkan kavga, diğer kanalda siyasetin en kirli konuşmaları. İçimin daha da daralmasıyla belgesel kanalını açıp adı HAYVAN olan ama insan kadar korkunç olmayan doğa belgeselini izledim biraz.Televizyonu kapattım.
Önce biten çamaşırları astım diğer odada. Elime aldığım bir bardak suyla odama giderek suyu komodinin üzerine bıraktım. Yatağıma girerek başucumdaki kitabı elime aldım.
Dikkatimi vermeye çalışarak aklımı dağıtmak iyi olacaktı. Bir kaç sayfadan sonra kitaba yoğunlaşarak okumayı başardım. Uykum olmasa da bir saatin sonunda kitabı bıraktım ve yorganın altına kayarak uzandım. Telefonumun çalmasıyla alıp baktığımda annem arıyordu.
"Efendim anne." Dedim neşeyle.
"Nasılsın kızım, uyumuyorsun galiba."
"Yok annem yeni kalktım. Yağız'ı uyuttum öylesine uzanmıştım. Siz nasılsınız?"
"Iyiyiz kızım aynı bildiğin gibi, baban emekli olduğuna alışmaya çalışıyor, Kerem hafta sonu gelecekmiş, Nida'da okula gidip geliyor işte. Sen nasılsın annem?" Dediğinde anneme anlatmam gerektiğini düşünerek konuyu açmaya karar verdim.
"İyiyim anne. Ben yirmi günlüğüne izine çıkıyorum" Dedim kısaca. Sevineceğini biliyordum ama yine de tercihim yüzünden tepkisini bekliyordum.
"Şükürler olsun kızım nihayet! Ne zaman geliyorsun?"
En içten sevinciyle sorduğunda dudağımı ısırdım. Ve derin bir nefes alarak söze girdim.
"Yanınıza sonra geleceğim anne. İlk önce başka yere gideceğiz" Diye fısıldadım.
"Neden, nereye gideceksin ki?" Derken şaşkınlığı sesine fazlasıyla yansımıştı.
"Yağız'ı babasının yanına götüreceğim anne. Batı Karadeniz'e gideceğiz." Dedim kendimden emin ve kararlı halimle. Bir kaç saniye sesi çıkmadı.
"Kızım ben sana ne diyeyim bilmiyorum." Dedi sitemle.
"Anne yeterince uzak kaldı ve en azından mezarını bilsin. Geçen bana 'mezarlığa gidelim babamı orada göreyim' dedi. "
"Çocuğun psikoljisi bozulacak Berfu! "
"Anne ben pedagogla görüştüm ve Yağız'ın kabullerek büyümesini sağlayacağım merak etme. Hiç olmazsa sen yanımda ol lütfen. " dedim.
"Ben senin her zaman yanındayım kızım. Ama senin veya Yağız'ın kötü olduğunu görürsem külahları değişiriz bilesin." Dedi hafif tehditvari sesiyle.
"Tamam annem, çocuklara ve babama selam söyle. Öpüyorum sizi."
"Allah'a emanet olun kızım."
Telefonu kapatarak komodinin üstüne bıraktım ve yeniden yatağın içine doğru kaydım. Babamın sert tepki vereceğini biliyordum ama bu benim ve oğlumun hayatıydı. Ve oğlumun gururla bahsedeceği başarılı bir asker ve şehit olan babası vardı. Babasının güzel anılarıyla büyümek onun en doğal hakkıydı. Zorda olsa düşüncelerimi bir kenara bırakarak uykuya daldım.
Hayat, iş, yalnız olmak, zor şartları olan bir şehirde yaşamak hiç kolay değilken ailemin tam anlamıyla benim yanımda olmamaları yüreğimi acıtıyordu. Onların da benim için endişe ettiklerini, kanatlarının altında olmamı istediklerini biliyorum fakat kendi irademle yaşamak istemem onlarında canlarını acıtıyordu galiba.
Bölüm etkileşimi
