9. bölüm · Sonn Zil

9.Bölüm: Hatırladığım Ses

Tuvanaa .....

Hastanenin beyaz duvarları Eylül'e hiç de güven vermiyordu.
Kolundaki sargıya baktı.
Doktor, sadece birkaç sıyrığı ve hafif darbeleri olduğunu söylemişti. Birkaç gün dinlenmesi yeterli olacaktı.
Ama zihnindeki karanlık, vücudundaki yaralardan çok daha ağırdı.
Kapı yavaşça açıldı.
İçeri Can, Aras, Mina ve Zeynep girdi.
Can elindeki poşeti salladı.
"Bak, sevdiğin çikolatalardan aldım."
Eylül hafifçe gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Aras yatağın yanındaki sandalyeye oturdu.
"Nasılsın?"
"İyiyim..."
Kısa bir sessizlik oldu.
Aslında hiçbirinin aklındaki soru bu değildi.
Mina sonunda dayanamayıp sordu.
"Eylül... Seni nereye götürdüler?"
Eylül derin bir nefes aldı.
"Gözlerimi bağlamışlardı."
"O yüzden tam olarak bilmiyorum."
"Ama bazı şeyleri hatırlıyorum."
Dört arkadaş dikkat kesildi.
"Söyle."
"Etraf çok soğuktu."
"Sürekli bir havalandırma sesi geliyordu."
"Bir de..."
Bir an durdu.
"Duvarda büyük kırmızı bir X vardı."
Can hemen telefonuna not almaya başladı.
Aras ise düşünüyordu.
"Kırmızı X..."
"Başka?"
Eylül gözlerini kapattı.
"Koku..."
"Hepsi eskiydi."
"Nem kokuyordu."
"Sanki yıllardır kullanılmayan bir yer gibiydi."
Tam o sırada Eylül'ün aklına yeni bir ayrıntı geldi.
"Bir saat vardı."
"He?"
"Eski bir duvar saati."
"Sürekli tik tak sesi geliyordu."
Zeynep şaşkınlıkla sordu.
"Adamı gördün mü?"
Eylül başını iki yana salladı.
"Yüzünü hayır."
"Ama..."
"Sağ elinde gümüş renkli bir yüzük vardı."
Mina hemen not defterine yazdı.
Gümüş yüzük.
Can ise hâlâ düşünüyordu.
"Bizi neden serbest bıraktı?"
Eylül başını kaldırdı.
"Çünkü..."
"Gitmeden önce bir telefon konuşması yaptı."
"O konuşmada tek bir cümle duydum."
Odadaki herkes sustu.
Eylül yavaşça konuştu.
'Henüz zamanı gelmedi.'
Aras'ın yüzü değişti.
"Demek yalnız değil."
"Ne?"
"Bunu telefonda söylediğine göre biriyle konuşuyordu."
Can da aynı fikirdeydi.
"Belki emir alıyordu."
Mina'nın aklına başka bir ihtimal geldi.
"Ya da ortağı vardı."
Odanın içinde yeniden sessizlik oluştu.
Bir kişi sandıkları olay, belki de daha büyük bir planın parçasıydı.
Tam o sırada Eylül'ün odasının kapısı çalındı.
Bir hemşire içeri girdi.
"Size bırakılmış bir zarf var."
"Kim bıraktı?"
"Bilmiyorum."
"Koridorda kimseyi göremedik."
Hemşire zarfı masaya bıraktı ve çıktı.
Beş arkadaş birbirine baktı.
Aras dikkatlice zarfı açtı.
İçinden siyah bir satranç taşı çıktı.
Bu kez at taşıydı.
Altındaki notta yalnızca şu yazıyordu:
"Şah tek başına kazanamaz."
Can notu çevirdi.
Arkasında tek bir sayı vardı.
27
"Yine sayı..."
Mina mırıldandı.
"Ama bu kez 27."
Tam o sırada Eylül bir şey fark etti.
"Durun."
Notun köşesinde çok küçük bir çizim vardı.
Bu kez bir anahtar değil...
Eski bir okul zili çizilmişti.
Aras'ın gözleri büyüdü.
"Son Zil..."
Can şaşkınlıkla baktı.
"Bu bir ipucu."
"Kesinlikle."
Akşam olduğunda herkes hastaneden ayrıldı.
Can tam arabaya binecekken telefonu titredi.
Bilinmeyen Numara
Mesajı açtı.
Ekranda yalnızca şu yazıyordu:
"Eylül düşündüğünüz kadar güvende değil."
Altında ise tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğraf, hastanenin girişinde birkaç dakika önce çekilmişti.
Beş arkadaşın hastaneden çıkarkenki görüntüsü...
Demek ki...
Birisi onları hâlâ izliyordu.
Can yavaşça telefonunu cebine koydu.
Kimseye bir şey söylemedi.
Sadece kendi kendine fısıldadı:
"Bizden hiç ayrılmamış..."
Gökyüzünde yeniden gök gürledi.
Ve yağmur, Ankara sokaklarına sessizce düşmeye başladı.
Bölüm Sonu.