15. bölüm · Sonn Zil
15.Bölüm:Yaşam Savaşı..
Laboratuvarın içini derin bir sessizlik kaplamıştı.
Can, Selim Bey'in USB belleğini dikkatlice çantasına koydu.
"Tamam," dedi Aras. "Buradan hemen çıkıyoruz."
Tam kapıya yöneldikleri sırada hoparlörlerden o tanıdık, boğuk ses duyuldu.
"Tebrik ederim..."
"Gerçeğe çok yaklaştınız."
Can öfkeyle bağırdı.
"Çık ortaya!"
Ses gülmeye başladı.
"Ama her gerçeğin bir bedeli vardır."
Bir anda bütün laboratuvarın ışıkları söndü.
Tak!
Kapılar kilitlendi.
Mina korkuyla geri çekildi.
"Eyvah..."
Telefonların fenerleri açıldı.
Koridor yeniden görünmeye başlamıştı.
Tam o sırada tavandan paslı metal sesleri yükseldi.
Gıcır... Gıcır...
Aras başını kaldırdı.
Duvara sabitlenmiş ağır metal raf yerinden çıkıyordu.
"EYLÜL!"
Can düşünmeden Eylül'e doğru koştu.
Onu son anda itti.
Ancak rafın tonlarca ağırlıktaki metal bölümü büyük bir gürültüyle devrildi.
GÜÜMM!
Metal parçalar etrafa savruldu.
Can'ın koluna keskin bir parça çarptı.
Can acıyla yere düştü.
"Aah!"
Fakat Eylül tamamen kurtulamamıştı.
Rafın ağır köşesi omzuna ve göğüs tarafına çarptı.
Çarpmanın etkisiyle birkaç metre geriye savruldu.
Başını sert şekilde beton zemine vurdu.
Bir süre hiç kıpırdamadı.
"EYLÜL!"
Aras koşarak yanına geldi.
Mina'nın gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
"Eylül... Lütfen gözlerini aç."
Eylül güçlükle nefes alıyordu.
Dudakları titredi.
"...Aras..."
Sonra gözleri tekrar kapandı.
Tam o anda hoparlörden son kez ses duyuldu.
"Bu sadece ilk bedel."
Ses kesildi.
Koridor yeniden sessizliğe gömüldü.
Ambulans
Siren sesleri okul bahçesini doldurdu.
Paramedikler sedyeyle koşarak içeri girdi.
"Travma hastası nerede?"
Aras eliyle Eylül'ü gösterdi.
Sağlık görevlisi diz çöktü.
"Eylül, beni duyabiliyor musun?"
Çok hafif bir göz hareketi...
"Hepsi bu."
"Nabız hızlı."
"Tansiyonu düşük."
"Boyunluk."
Bir görevli dikkatlice boyunluğu taktı.
Diğeri damar yolu açtı.
"Serum hazır."
Monitör bağlandı.
Bip... Bip... Bip...
"Kalp ritmi takipte."
Can'ın kolundaki yaraya da ilk müdahale yapıldı.
"Derin kesi."
"Hastanede dikiş atılacak."
Sedyeler ambulansa yerleştirildi.
Sirenler yeniden çalmaya başladı.
Şehir Hastanesi
Ambulans acil servis girişine ulaştığında ekip çoktan hazır bekliyordu.
Kapılar açıldı.
"Travma hastası geliyor!"
Sedyeyi hızla travma odasına götürdüler.
Acil tıp uzmanı hastayı değerlendirdi.
"Hemen monitör."
"Kan örnekleri alın."
"Bilgisayarlı tomografi hazırlansın."
Hemşireler saniyeler içinde çalışmaya başladı.
"EKG bağlı."
"Damar yolu açık."
"Kan tüpleri laboratuvara gönderiliyor."
Bir başka hemşire kimliğini kontrol etti.
"Adı Eylül."
"Yaşı on yedi."
Doktor hızlıca muayenesini tamamladı.
"Göğüs travması var."
"Başını da çarpmış."
"Görüntüleme sonuçlarını bekliyoruz."
Yaklaşık yarım saat sonra...
Tomografi ve diğer tetkikler tamamlandı.
Doktorlar görüntüleri dikkatlice inceledi.
Travma cerrahı derin bir nefes aldı.
"Ameliyata alıyoruz."
Aras ayağa fırladı.
"Durumu çok mu kötü?"
Doktor ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Eylül ağır yaralanmış."
"Birden fazla bölgede ciddi travma var."
"Şu an en doğru seçenek ameliyat."
Mina ağlamaya başladı.
Can sessizce duvara yaslandı.
Ameliyathane
Yeşil kapılar açıldı.
Eylül sedyesiyle içeri alındı.
Ameliyathanenin parlak ışıkları tavandan üzerine düşüyordu.
Cerrah hazırlık odasına geçti.
Saatini çıkardı.
Maskesini taktı.
Dirseklerine kadar antiseptik solüsyonla ellerini dikkatlice yıkadı.
Steril havluyla kurulandı.
Ameliyathane hemşiresi steril önlüğünü giydirdi.
Ardından steril eldivenlerini taktı.
İçeride herkes görevinin başındaydı.
Anestezi uzmanı monitörleri kontrol etti.
"Kalp ritmi izleniyor."
"Oksijen desteği hazır."
"Damar yolu çalışıyor."
Alet hemşiresi kontrol listesini okudu.
"Steril set hazır."
"Gazlı bez sayımı tamam."
"Dikiş malzemeleri hazır."
"Cerrahi ekip hazır."
Cerrah başını kaldırdı.
"Herkes hazır mı?"
"Hazır, hocam."
Anestezi uzmanı Eylül'e yaklaştı.
"Eylül... Şimdi seni uyutacağız."
"Uyandığında ameliyat bitmiş olacak."
Eylül son kez gözlerini araladı.
Aklına arkadaşları geldi.
Sonra yavaşça gözlerini kapattı.
Ameliyathanenin kapısı kapandı.
Bekleyiş
Saatler geçmek bilmiyordu.
Can'ın koluna dikiş atılmış, bandaj sarılmıştı.
Ama acısını bile hissetmiyordu.
Sürekli ameliyathane kapısına bakıyordu.
Aras koridorda durmadan yürüyordu.
Mina dua ediyordu.
Zeynep sessizce ağlıyordu.
Bir saat...
İki saat...
Üç saat...
Dördüncü saatin sonunda ameliyathanenin üzerindeki kırmızı ışık söndü.
Kapı yavaşça açıldı.
Cerrah maskesini çıkararak dışarı çıktı.
Dört arkadaş aynı anda ayağa kalktı.
"Doktor?"
Cerrah yorgun ama sakin bir sesle konuştu.
"Ameliyat planladığımız şekilde geçti."
Dördü de derin bir nefes aldı.
"Ama..."
Koridor yeniden sessizleşti.
"Önümüzdeki yirmi dört saat kritik."
"Yoğun bakımda sürekli takip edeceğiz."
"Şu an için en önemli şey, vücudunun iyileşme sürecine nasıl yanıt vereceği."
Tam o sırada Can'ın telefonu titredi.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtı.
"Onu kurtardınız..."
"Ama Selim Bey'in sırrına yaklaştıkça daha ağır bedeller ödeyeceksiniz."
Can telefonu kapattı.
Ameliyathane kapısına baktı.
İçinden tek bir cümle geçti:
"Ne olursa olsun seni koruyacağız, Eylül... Ve bu oyunu bitireceğiz."
Bölüm Sonu. 📖
