12. bölüm / 14
SON VURUŞ12. BÖLÜM İDDİA ADI DATE
Bölümler 14Şu an: 12. BÖLÜM İDDİA ADI DATE
- 1 1. BÖLÜM SON DÖRT HAFTA2.914 kelime
- 2 2. BÖLÜM CUMA TOPLANTISI2.321 kelime
- 3 3. Bölüm YILDIZ2.477 kelime
- 4 4. BÖLÜM GEÇMİŞE AÇILAN LANSMAN3.557 kelime
- 5 5. Bölüm kaptanlar da düşer2.259 kelime
- 6 6. BÖLÜM SÖNDÜRÜLMEYEN YANGINLAR2.341 kelime
- 7 7. BÖLÜM KADER KURASI2.593 kelime
- 8 8. BÖLÜM Kapıların Ardında2.446 kelime
- 9 9. BÖLÜM İLK MAÇLAR3.603 kelime
- 10 10. Bölüm ACI TATLI GEÇMİŞ3.328 kelime
- 11 11. BÖLÜM GÜVEN SAVAŞLARI3.176 kelime
- 12 12. BÖLÜM İDDİA ADI DATE3.342 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 14. BÖLÜM GEÇ KALMIŞ KALKAN3.111 kelime
- 14 ..1 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜMDEN ÖNCE BEĞENİLERİ VE YENİ BÖLÜMLERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN TAKİP ETMEYİ UNUTMA. BURAYA KADAR OKUDUYSAN SENDE TAKIMIN BİR PARÇASISIN BUNU UNUTMA!
Akıl ve mantığın hep aynı cephede savaşacağını düşünmüştüm. Oysa şimdi aklım başka mantığım başka diyordu. Öyle ki ikisinin çatışması arasında doğru yolu ararken saat gecenin körü olmuştu. Serra’nın bizi antrenman için çağırmasının üstünden bile en az beş saat geçmiş olmalıydı çünkü saat şu an gecenin ikisiydi.
Ve ben… elimde tuttuğum telefonla yatağımda oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum. Akıl tarafına bakacak olursam neyin riskini alıyorsun engelle geç diyordu ve haklılık payı vardı. Fakat en az onun kadar haklı olan mantığımda yakamı bırakmıyordu.
Aynı şeyi yaşamamak için birinin suçuyla diğerini engellemek: adamın biri cinayet işleyince diğer adamlarında işleyeceğini düşünerek hepsini hapse tıkmak, ne kadar mantıklıydı? Mantıklı olacaksa bile adil miydi? Kesinlikle hayır.
İki tarafında haklı olmasının ağırlığı başımı ağrıtmaya başlamıştı. Elimde telefonu duvara vurup bin parçaya bölmek istiyordum. Ama ne yazık ki bunu yapmamda bir işe yaramayacaktı. Sırtımı yatağın başlığına yaslayıp telefonun ekranını açtım. Bora’dan gelen birkaç mesaja da cevap vermemiş sadece üstten kaydırıp bakmıştım. Görüp cevap vermediğim içinde ayrı bir vicdan azabı çekiyordum.
Yatağın üzerinde sızlanarak tavanı izlemeye başladım. Bir süre sessizlik kulaklarımda misafir olduktan sonra odamın kapısı yavaşa açıldı. "Tam da tahmin ettiğim gibi," diyerek içeriye Aylin girdi. "Uyumamışsın."
"Nasıl uyuyayım?" Gözlerimi tavandan ona çevirmedim. Zaten odanın loş ışığında bir şeyler görmek de pek mümkün değildi. Bir şey demeden yaklaşıp yanıma oturdu. O da benim gibi sırtını yatak başlığına yaslamıştı.
"Ne yaptın engelleyebildin mi?" Diye doğrudan konuya girdi, bunu soracağını bildiğim için bozuntuya vermedim. Hayır anlamında başımı iki yana salladım. "Kilit ekranını bile açamıyorum, Aylin." Kendime itiraf edemediğim şeyi sesli söylemek çok garip hissettirdi. O kadar garipti ki bir tarif bile bulamadım bu duruma.
"Kalbin izin mi vermedi?" Kıkırdayarak omzuyla omzuma dokundu. Güldürme çabasını taktir etsem de gülecek halim yoktu. Geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış gibi hissediyordum ve her saniye bunun baskısı daha çok üstüme biniyordu. "Of, Selin ne kızım bu hâl. Bir hamle yap ve arkasında dur ne kadar zor olabilir? Elin gitmiyorsa demek ki istemiyorsun neyine düşünüyorsun bu kadar?"
"Öyle olmuyor işte." Diye çıkıştım. O kadar kolay olsaydı. Şimdiden seçimimi yapmıştım. Ve yapacağım seçimi bilmek bile korkularımı tetiklemeye yetti. "Ona haksızlık olmasın diye kendi sonumu getiriyormuş gibi hissediyorum."
"Ne sonu kızım? Bak gündüzde söyledik. Hepimiz söylüyoruz. İkisi aynı kişi değil Selin. Aynı kişiler olsalar tamam diyeceğim ama aynı kişiler bile değilken üstüne bu kadar düşünmeni anlamıyorum." Sırtını yasladığı alıp kucağına koydu. Dirseklerini de yastığa yasladığında uzun bir nefes aldım.
"Anlamıyorsun, geçen sene benim ilişki dramalarım yüzünden harita vermeden geldiğimiz finalde kaybettik Aylin." Düşünmek bile gözlerimin yanmasına sebep olurken devam ettim. "Şimdi aynı şeyin içine düşersem takıma ne diyeceğim? Taraftarlara? Kurula? Size? Ben olaya bu tarafından bakıyorum. Çünkü sevmek kelimesi kafamın içine girdiği anda gözümün kör olduğunu biliyorum ki bunu o lanet olası şerefsizde çok iyi gördüm." Yutkunmak için kendimi zorladım, az sonra ağlamam işten bile değildi.
"Hepsinin ne diyeceğini düşünerek nereye kadar gideceksin? Kazanacak olsak biz o maçı dört kişi de alırdık. Seni de taşırdık. Kanka olmadı, olmamasının sebebi de sadece senin ilişkin olduğunu kim söylüyor amına koyayım? Ayrıca madem böyle bir şey var bizimle niye konuşmuyorsun aptal!"
Yatakta sinirle zıplayıp oturduğu yerden karşıma kaydı. Kucağımdaki yumruk yaptığım ellerimi açıp sıkıca tuttu. Onun sıcak teninin aksine ben gerçekten buz gibiydim. "Bana bak Selin."
Ağlamamak adına sıktığım gözlerimi aralayıp ona döndüm. Bir kaç saniye kafasında bir şeyler tartarak sessiz kaldıktan sonra doğrudan gözlerimin içine baktı. "Geçen seneden dolayı seni suçladığımızı mı düşünüyorsun?"
Dönüp dolaşıp konunun gizli merkezine bir şekilde varmayı başarmıştık. Sözlere gerek olduğunu düşünmüyordum. Sadece yutkunarak gözlerimi odanın diğer köşesine çevirdim. "Siz değil ama bunu yapan var ve sizin de yapmaya hakkınız var."
"Bora’yı engelleme dürtünde bu yüzden. Öyle mi? Kızım sen aptal mısın? Biz seni niye suçlayalım salak! Başından beri aynı hata diye zırvalayıp durduğun şey de buydu değil mi? Buydu. Normalde her detayını bildiğimiz kızın garip davranmasının sebebi de buydu." Kelimeleri taramalı tüfek gibi sıraladığında gözlerim artık yanmıyor direkt doluyordu. Göğsüme gereğinden kat kat fazla hava çektim. Aylin, bunu fark ederek bir an sessizleştikten sonra kaşları çatıldı.
"Peki yapanlar kim? Seni suçlayanlar kim?"
Yüzüne bakarken ağlamamak için güldüm. Sessiz kırık bir gülümsemeydi, "sence kim?"
"Vallahi Bir tanem şu an kafam son derece yandı, o yüzden tahmin edemem. Tek bildiğim kızlardan olmadığı." Her bir kelimesini başımı sallayarak onayladım. Kızlardan öyle bir şey beklemiyordum. Ki yapmaktansa ölmeyi yeğleyeceklerini biliyordum.
Gözlerimin uzaklara daldığını görünce "söyle," diye üstledi.
"Belli değil mi?" Gözlerimi Aylin’e çevirdim. Kırgınlık değil tam tersine öfke hissediyordum. Bumbuz soğuk bir öfke. "Serra ve Arman. Serra’nın turnuvayı niye kaybettiniz sorusunun cevabı direkt benim zaten. Arman ne alaka deme o da dün maçı kazandım diye barıştı. Fark ettin mi? Resmen kupanın getireceği paraya tapınıyorlar ve ben şimdi ben birisiyle aramda bir şey olduğunu söylesem sence tepkileri ne olur Aylin?"
Aylin, gerçeği yeni fark etmiş gibi öylece kaldı. Bir kaç dakika sindirmesi için sessizce bekledim. "Yani..." deyip duraksadı, diyecek bir şey arıyor ama bulamıyordu. Çünkü zaten düşününce bazı hareketleri gerçekten göze batıyordu. "O zaman Bora’yla-"
Ellerini hafifçe sıkarak onu durdurdum. "Bora’ya karşı şu an net yandım bittim bir şey hissetmiyorum zaten. Sadece..."
Duraksamamı fark ederek devam et der gibi başını eğdi. "Sadece ne?"
Doğru kelimeleri aradım ama ne aradığımı bile bilmiyordum. En sonunda vazgeçip içimden geçenleri söyleme kararı aldım. "Sadece eğlenceli ve rahat."
"Seloş," dedi başını yana eğerek. İlk hep böyle başlar gibi bir şey demeye çalışıyordu. Bildiğimi belirterek gözlerimle onayladım. "Biliyorum ama sanmıyorum Aylin."
"İzin vermiyorsun ki," sesi bir pamuk kadar yumuşak bir o kadar da gerçekçiydi. Yemyeşil gözlerinin içinin doğruyu söylediğini biliyordum ama kabullenmek... henüz kaldırabileciğim bir şey miydi?
Bir süre daha sessiz kalıp şu şirket yalanını açmaya karar verdim. En azından Aylin’in bilmesi gerekiyordu. "Aslında veriyorum," diyerek girdim söze.
"Engellemeye kalkarak mı?" Dedi sırıtarak. Ters ters bakıp omzundan ittirdim. Yeri gelince dalgasını geçmeden duramıyordu, çakal.
Oturduğum yerde kayıp yanımdaki boşluğu işaret ettim. "Yaklaş bir şey anlatacağım sana."
Gözlerini kısarak sinsi bakışlarından birini attıktan sonra yanıma kuruldu. Üstüne oturduğumuz yorganı dizlerimizin üstüne kadar çektikten sonra kenarını tutup oynamaya başladım. "Hani demiştim ya şirkete gidiyorum."
"Gitmedin değil mi?" Dedi anında araya atlayarak. Ona bakmadan kısık şekilde güldüm. Gitmemiştim tabi. Ne yapayım be o dedemin yanında. Takım elbise kravat ıy! Boğulurum.
"Gitmedim. Onun yerine neredeydim tahmin et." Diye mırıldandım, konu kendi suçuma gelince sesim istemsizce kısılmıştı. Yorganın ucuyla daha çok oynamaya başladım.
"Lan sen utandın mı? Gözlerini kaçırıyorsun. Selin!" Kısık sesiyle bağırırken havaya uçacak gibi konuşuyordu. Elini uzatıp yanağıma bastırdı. "Ateş mi bastı lan sana?"
"Sus!" Dedim yanağımdaki eline vurarak. "Bora’ylaydım, Aylin." Dedim ve dediğim gibi ağzını kapatmak için harekete geçtim. Yoksa gecenin üçünde çığlığı basacaktı. Gözlerinin içine bakıp, "bağırmayacaksan salacağım."
Güven vermez şekilde kafasını salladığında yavaşça geriye çekildim. "Sen ne diyorsun kızım! Hani bir şey yoktu lan bu nasıl yok!"
"Bağırma," dedim kolunu sıkarak.
"Ne bağırması be! Anlat çabuk. Anlat lan." Yerinde tavşan gibi zıplamaya başladığında omuzlarından tutup yerine sabitledim. Daha az önce yan yana otururken şimdi karşı karşıya kalmıştık.
"Pek anlatacak bir şey yok aslında. Verdiğim söz gibi bir şey vardı onu tuttum sadece." Gözlerimi kucağımdaki ellerime indirdim. Aylin’le genelde bir şeyleri konuşmak hep kolay olmuştu ki en yakın arkadaşlarınızla aynı evde kalınca artık bir filtreniz bile olmuyordu. Yine de anlatmaya niyet etmek bile vücudumda garip bir tepkiye sebep oluyordu. Elektrik kıpırtısı gibi.
"Ne sözü?" Diye sordu hemen. Daha fazla meraktan delirmemesi için anlatmaya başladım.
"Kahve sözü gibi bir şeydi. Aslında tam sözde değilde neyse ya işte. Kafede oturduğumuz günü hatırlıyorsundur oradan çıktıktan sonra bu bana yazmıştı bende Bulut’a olan sinirimle tahmin edeceğin gibi ters cevap verip-"
"Görüldü attın." Diye tamamladı cümlemi. Başımı evet öyle diyerek salladım. Hiç şaşırtmazsın der gibi gıcık bakışlarından birini attı.
Omuz silkerek anlatmaya devam ettim. "Sonrasında işte maç gününde de senle alakası yoktu özür falan filan derken bir kahveye affederim dedi bende kabul edip geçtim. Oradan sonra go karta gittik bu kadar."
"Yuh Selin," dedi hayretle. "Gerçekten yuh yani." Gerçek şaşırmış gibi bakıyordu, belki de açıkçası bu kadarını beklemiyordu.
Ben ne yaptım ki der gibi dudak büküp tatlı tatlı başımı omzuma yatırdım. Bir süre Aylin’in şoku atlatmasını bekleyip sorularını cevapladıktan sonra asıl soruya geçtim. "Sence engelleyeyim mi? Yoksa akışına mı bırakayım?"
Sorumdan sonra olduğu yerde dikleşip tekrar ellerimi tuttu. "Bak güzelim, şu an anladığım kadarıyla engellemek istemiyorsun zaten. Sırf birilerinden korkuyorsun diye çocuğu dünyandan itmen seni sonra pişman eder. Devam etmek istiyorum diyorsan et ki bence içten içe istiyorsun. Serra'ymış Arman'mış hiç biri bir şey diyemez. Ki bundan sonra ağzını açıp sana bir şey derlerse ağızlarını... anladın sen onu."
"Öğrendikleri anda kaos çıkartırlar. Hatta muhtemelen çıkartacaklar da." Sesim istemsizce kısılmıştı.
Aylin’in üstümde gezen gözleri iyice delirme eşiğine yaklaşırken omuzlarını dikleştirdi. "Bu kadar mı korkuyorsun kızım bunlardan?"
Bir şey demedim, sadece yüzüne baktım. Kaptan olmak dışarıdan nasıl gözüküyorsa içeride yıkımdan başka bir şey getirmiyordu. Hatta o buz duruşu sağlayan bile içerideki yangınlardı.
"Bu kadar korkuyorsan BBYG'yi alayım mı? Kimse karışamasın," dedi birden. Çimen yeşili göz bebeklerini karanlıkta tam olarak göremesem de ciddi olduğunu elimi tutan parmaklarından hissediyordum.
"Hı?" Dedim boşluğuma gelerek.
"Babamla konuşurum, alırız takımın bütün hissesini. Bizi miyavlatmaya çalıştıkları çatı altında kendileri miyavlarlar. Bunlara daha fazla tahammül edemem. Kimsenin kaptanımı tehdit etmesine de izin vermiyorum. " hırstan gözü dönmüş gibi konuşurken niyeyse kafamın içinde mantık çanları haklı diyerek çalışıyordu.
"Koca takımdan bahsediyorsun kanka. Ama turnuvayı aldıktan sonra bunu bir düşünelim," dedim sakince. Dediği şey çok büyük bir hamle olsa da yapabilecek gücümüz vardı. Ürkütücü olanda buydu zaten.
"Heyecanlı mısın diyeceğim de pek senlik bir kelime değil?" Yanımda duran Bora’ya bakmadan gömleğimin kollarını düzenlemeye devam ettim.
"Çok kesin konuşuyorsun hayrancığım," derken özellikle sonuna bilerek bastırdım. Mavi gömleğin, kolları istediğim gibi durmuyor canımı sıkıyordu. Şöyle ki bir hafta çok hızlı geçmiş turnuvanın grup aşaması bitmişti. Ve grup maçlarından galibiyetle çıkan sekiz takımın kaptanlarını etkinlik bahanesiyle bir araya, canlı yayına çıkaraklardı. Etkinlikti işte güya.
Şu an beklediğimiz sahne arkasında kamera önüne çıkmak için hepimiz bir yerde bekliyorduk. Ben sırtımı duvara yaslamışken Bora karşımda duruyordu. Diğer kaptanlar ise yan tarafımızda bizimle birlikte bekliyordu. Tabii o altı kişi arasında malum şahıs, adıyla dünyada ki en sevdiğim şeylerin varlığını lekeleyen Bulut da oradaydı. Gözlerini ara ara üstümde hissetsem de bir kez bile dönüp bakmamıştım.
Bora, "Kesin demeyelim de gözlem diyelim," diyerek çizgili gömleğinin yakasını düzeltti. Bir hafta içinde gördüğüm en rahat kombinini yapmıştı. Üstünde lacivert üstüne beyaz şeritler geçen bol bir gömlek vardı ve evet o yakanın ilk üç düğmesi açıktı. Hakkımda konuştuğu video da gördüğüm gibi. Bu bilgi niye aklıma düştü şimdi derken gözlerim siyah kumaş pantolonunda bir saniye gezindikten sonra tekrar ona döndü.
"Onu boş ver de bekle bekle sıkıldım," diye mırıldandım. Sabretmek en sevmediğim şeyler arasına girer miydi? Kesinlikle. Özellikle bir etkinlik için bekletilmek minnak egomu zedeliyordu.
Bora, biraz sessizleştikten sonra, "taş kağıt makas oynayalım mı?" Diyerek bütün dikkatimi üstüne çekti. "Ama iddiasına oynayacağız ona göre."
Olur, diyerek kafamı salladım. "Nesine, hatta dur ilk ben söyleyeceğim. Kazanırsam rövanş yapmayız ve go kartta ben kazanmış sayılırım."
"Aynı anda geçtik," diyerek başını yana yatırdı. Kehribar göz bebekleri son derece sabit bakıyordu. Ben ne kadar inatsam onunda o kadar inat olduğuna şaşmadım. Spot ışıkların vurduğu kumral saç telleri hareketiyle yana düştü.
Ben anlamam der gibi başımı iki yana salladım. Rövanşı beklemektense şu an tamam sen kazanmıştın demesi daha çok hoşuma giderdi. Ki zaten ben kazanmıştım! Geriden gelip sonradan yetişmişti, gıcık çocuk. "Kabul mu değil mi onu söyle Bora."
İnatçı keçiler gibi başını iki yana salladı, "o rövanş yapılacak. Bu sefer seni yenip delirteceğim," pis pis sırıttı. Bir an olsun iddialaşmaktan geri durmuyor, damarıma basmaktan açıkça zevk alıyordu. Neyse ki aynısı bende de vardı. O yüzden yargılamadım. Aksine çok beklersin temalı bir gülümsemeyle, "Hayal kurma da kazanırsan ne isteyeceksin onu söyle."
"Hayaller yıldızım," şair edasıyla konuşup bir adım atarak yaklaştı. "Adım adım gerçekleşir."
"Zevzek zevzek davranma," deyip elimle göğsünden ittirdim. Şapşal çocuk sesli şekilde gülerek bütün gözleri üstümüze çevirmişti. Etrafıma bakarsam gerileceğimi bildiğim için herkesi görmezden geldim.
"Tamam, tamam. Kazanırsam ne istiyorum biliyor musun?" Bir anda gülmeyi kesip ciddileşti. Adamın ani geçişleri ikizler burcuna bile taş çıkarıyordu ki kendisinin azıcık egolu bir aslan olduğunu bildiğim için bu hareketleri daha da garip geliyordu.
"Ne istiyorsun?"
"Öyle ulu orta söylenmez yaklaş." Dedi parmağıyla gel gel yaparak. Yine ne karıştırıyorsun der gibi bakıp kaşlarımı çattım. "Ayağına mı geleyim? Bir zahmet yaklaş da söyle."
Ters ters baktıktan sonra tekrar sırıtmaya başladı. Gülmeden duramıyordu. İtiraz etmeden bir kaç adımla yaklaştı. Bir kolunu omzumun yanında duvara yasladı. Yaklaş derken bu kadarını kast edip etmediğimi düşünürken, kulağıma doğru eğilmişti. Yakınlığıyla birlikte üzerime yürüyen kokusunu ilk kez fark ediyordum. Tatlı ama boğucu değil, ferah ama soğuk değil. Tıpkı kehribar, bal ve vanilya karışmış gibi kendini hatırlatan eşsiz bir kokusu vardı. Adamın kokusu gözleriyle aynıydı. Nefesi saçlarım arasından geçip kulağımı gıdıkladı.
"Alırım bir date."
Vücudumda anlık tepkilere alışık değildim. En azından son bir yıldır alışık değildim. Her şey olduğu gibi akıyor, hiç bir şey bu kadar düşüncelerimi birbirine geçirip gözlerimde mavi ekran verdirmiyordu. Bora ise bunu yapmakta tek başına marka olacaktı yakında. Üç kelime, sadece üç kelime hiç hissettirmediği kadar garip ve kıpır kıpır hissettirdi.
Geriye çekilip cevap için kehribar gözlerini üstüme dikince üstümdeki afallamayı bir çırpıda attım. Yada en azından atmayı denedim. "Sen bir kazan da ondan sonra ajandama bakar sana haber ederim."
Üstümdeki gözlerini kısarak rekabetçi moda geçtiğini ilan etti. Hadi diyerek yumruğunu uzattığında bir şey demeden aynısını yaptım. Konuşmaya bile gerek kalmayan garip bir anlaşma biçimimiz vardı. Dikkatimi kısa bir an stüdyo içerinde gezdirince bize doğru bakan Bulut’u fark edip tepkisizce önüme döndüm.
Üç kez avuç içimize yumruklarımızı vurduktan sonra kimin kazandığına bakmak için ellerimize baktım.
Taşa taş.
"Bir daha."
Bir. İki. Ve üç.
Makasa makas.
Ellerimize bakıp ona döndüm. "Sen sürekli beni taklit ediyorsun, nasıl oynayacağız böyle?" Sorgulayarak bir kaşımı kaldırdım. Tam bir hileciydi. Yada ben çok mızıkçıydım. Sonuç olarak iki keçi bir köprü de karşı karşıya gelmişti, kim düşerse artık.
"Asıl sen taklit ediyorsun, ben oyun başlamadan seçmiştim hamlelerimi," dedi ve buna inanmamı bekler gibi dik dik baktı.
"Yersen," diye elimi salladım.
"Yerim," dedi ucu açık bir cevap vererek. Ellerini pantolonunun cebine indirirken gözlerinin içi kurnaz tilkilerle dolmuştu. Bir kaç saniye duraksayıp ucu açık cümlesi üstüne düşündükten sonra laf cambazlığını devam ettirdim.
"Boğulursun," diyerek iddiasına karşılık verdim. Asla altta kalan olmak gibi bir huyum yoktu. Bir yandan da salınık saçlarımı tek omzuma topladım.
Bora cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki görevlilerin araya giren sesi başlamayan sözlerini bitirdi. "Kaptanlar, yayın başlayacak sizi yerlerinize geçirelim."
Kadının sesiyle yüzümü buruşturdum. Canlı yayına çıkıp diğer kaptanlarla birbirimize laf atarak reyting maymunluğu yapmak istemiyordum. Ama nitekim buna mecburdum. Katılmayacağım diyip reddetsem muhtemelen kurul fırsatını bulmuşken zırvalardı.
Bora, saçlarınını düzenlerken gözlerini üstümden ayırmıyordu. "Yüzün mü düştü senin?"
"Sahne tarzı şeyleri sevmiyorum," diye mırıldandım. En rahatsız hissettiğim yerlerden biri de böyle gereksiz saçma sapan etkinliklerdi. Görevli kadını takip etmemiz için bizi bekliyordu. Oysa ki ben bir adım bile atmak istemiyordum.
Bora, yanıma yaklaşıp belimden hafifçe yönlendirdi. Parmakları tenime dokunmadığı halde gıdıklandığımı hissettim. Benim tam aksime o oldukça rahattı. Sahneden korkmadığını biliyordum, görevli kadını takip ederken kulağıma eğildi. "Bir şey yok. Benimle birlikte hareket et sadece."
Sessiz kalarak ona ayak uyurdum. Aradan geçen beş dakika sonra herkes yerini almıştı. Stüdyoda kaptanlar için koymuş oldukları hilal şeklindeki koltuğa sekiz kişi yan yana dizilmiştik. Ve ben en kötü yere düşmüştüm. Kamera hemen karşımdayken solumda Bora, sağımda Bulut oturuyordu. Allah'ım, nasıl bir günah işlemiş olabilirim de bir yanımda gelecek bir yanımda geçmiş oturuyor olabilir.
Kamera ekibinden biri başlıyoruz diye bildirdiğinde sağ çaprazımızda oturan kadın sunucu onu başıyla onaylamış ve açılışı yapmaya başlamıştı. Kadın bir şeyler zırvalarken -zırvalarken diyeceğim çünkü bu etkinlik bile başlı başına zırvalık!- sol elimi yana Bora ile aramızdaki boşluğa hafifçe vurmaya başladım. Parmaklarım gerginlikten duracak yer bulamıyordu. Hiç bu kadar rahatsız hissetmediğime kalıbımı basardım.
"Evet sayın seyirciler, bugün yanımızda 2031-2032 ülke geneli Valorant e-spor turnuvasında grup aşamasını başarıyla geçmiş olan takım kaptanlarımızla birlikteyiz," kamerayı bırakıp gözlerini üstümüze çevirdi. "Öncelikle hepiniz hoş geldiniz."
Diğer kaptanlar kadına cevap verirken istemsizce Bora’ya doğru eğilip etrafı izlerken fısıldadım. "Çok boş yapıyor."
Bora gözlerini etrafta gezdirirken dudağının kenarıyla gülümsedi, "daha girişi yapıyor yıldızım."
"Sonuçta boş," dedim ısrar ederek. Bir yandan da doğal buz halimi dışarıya yansıtmak için bacak bacak üstüne atıyordum. Bora, kıkırdarken kollarımı da dizlerime yasladım. Bu sırada yanımdaki Bulut boğazını temizleyerek bir anda dikkatimi kendine çekti. Tekrar önüme döneceğim anda sesiyle birlikte durdum. "Tam kendine göre birini bulmuşsun, bomboş yarma."
Sanki herşeyi mahveden kendisi değilmiş gibi birde fırsatını bulduğu anda lak lak ediyordu ya, alayla güldüm. "Çocuk bir şey yapmadan kudurtmuş seni, kıyamam."
Önüme döndüğümde sunucu grup maçlarıyla ilgili herkese sırayla soru soruyordu. Biz sonlarda olduğumuz için bize daha sıra vardı. Diğer kaptanların açıklamalarını dinlerken Bora’nın mırıldanlanmasıyla ona dönmedim ama kulağımı ona verdim. "Bu kim?" Diye sordu. Sesinde saf meraktan başka bir şey yoktu, hatta Bulut’a verdiğim cevabı duymuş olacak ki bayağı keyifliydi.
Bulut'tan bahsediyordu.
Boş versene der gibi omuz silkerek, Bulut'un da duyacağı şekilde cevap verdim. "Yarmanın teki."
Bulut, ağzının içinde homurdanırken Bora resmen kahkaha atmamak için hafifçe öksürdü. Bıyık altı güldüğüne yemin edebilirdim. Yine de emin olmak için kısa bir göz attım ve gerçekten de gülüşünü saklamaya çalışıyordu. "Adamı yerin dibine soktun."
Omuz silktim, cevap vermeden bize yaklaşan sıraya odaklandım. Konuşan kaptan bitirdiğinde sunucu bizden tarafa dönüp Bulut’a sordu. "Grup aşaması sizin için nasıldı Bulut bey? Ve yolun devamı hakkında ne düşünüyorsunuz?"
Bulut, eline geçen mikrofonla oturduğu yerde dikleşti. Hele hele kasılmalara bak. "Bizim için turnuvanın en zor kısmı grup kısmıydı onu da atlattık. Buradan sonrası," durup rakip takım kaptanlarına küçümseyerek baktı. "Daha kolay olacak."
Sözleri stüdyo da sessizlik oluştururken sözlerine gülen tek kişi bendim. Gülüşümü saklama gereği bile duymadığım için sunucunun gözleri bana döndü, "BBYG kaptanı size katılmıyor sanırım? Selin hanım bir şey demek ister misiniz?"
Sunucuyu başımla onaylayıp Bulut’un elinden mikrofonu aldım, "söyleyip sürprizi bozmak istemiyorum açıkçası," tatlı tatlı gülmeye devam ettim. Biraz aklı olan asıl turnuvanın yeni başladığını bilirdi. Buradan sonraki maçlar tam bir kıyamet olacaktı.
"Peki," diyerek onayladı kadın. Gözleri benim üstümden yanımdaki Bora'ya kaydı. "Peki siz ne düşünüyorsunuz Bora bey? İlham aldığınız finalist takımla aynı turnuvada oynamak nasıl hissettiriyor?"
Soru da bahsedilen takımın kaptanı olarak merakla Bora’ya döndüm. Ve elimdeki mikrofonu alması için Bora'ya uzattım. Gömleğini düzelttikten sonra mikrofonu alıp kadına cevap vermeye başladı. "Açıkçası... stresli ve bol dualı geçiyor, kimseyi küçümsemiyorum ama BBYG hepsinden daha kan dondurucu oynuyor," öne doğru eğilip onu dinleyen diğer kaptanlara baktı. "Kusura bakmayın beyler."
Herkes kendi arasında mırıldandı. Haklı olduğunu düşünenler de vardı. Abarttığını düşünenler de. Her bir kelimesi ellerimle kazıyarak geldiğim zirvenin altına imza atarken açıkçası egomun tatmin olduğunu hissettim. Yalan söylemeyecektim. "Abartma," diye gülerek ona baktım.
Sarının en çarpıcı tonu gibi duran gözlerini üstüme çevirdi, tam ciddiyetle bakıyordu "abartmıyorum."
"Geçen seneden sonra size kesinlikle hak veriyorum, Bora bey." Dedi sunucu kadın da.
"Doğru hatırlıyorsam BBYG finalde berbat bir skorla yenilmişti," diyen takım kaptanı Bulut’tan sonraki ikinci çocuktu. Esmer orta boylu bir şeydi.
Kelimeleri ortamı buzdan bir sessizliğe mahkum ederken. Bu cürete karşılık kaşlarımı kaldırdım. İyi cesaretti. Kesinlikle iyi cesaretti. Sunucunun gözleri ikimiz arasında kayarken cevap vermek için Bora’nın elindeki mikrofona uzandım. Fakat vermeden kendi dudaklarına götürdü.
"Bende doğru hatırlıyorsam ki hafızam güçlüdür," diyerek öne eğildi Bora. "Geçen sene BBYG ile yarı finalde karşılaştığınız da iki harita toplamı olarak sadece on el almıştınız, yanlışsam düzelt, kardeşim."
Ortama ikinci sessizlik dalgası çöktü. Elimi ağzıma kapatıp gülmemek için kendimi kasmaya başladım. "Oha Bora," diye mırıldandım kıkırdarken. Onu nereden hatırlıyordu hiç bir fikrim yoktu ama doğruydu. Geçen sene onlara el vermemiş, ezip geçmiştik.
Esmer çocuk kısa bir an Bora’ya baktı, ardından gözleri üstüme çevrildiğinde mütevazı olup olmasını umursamadan güldüm. Hadi siz benimle uğraşmaya çalışın, daha ağzımı açmadan mosmor oldunuz.
"Siz gerçekten BBYG fanatiği olmuşsunuz," sunucu gülerek ortamın gerginliğini dağıtmaya çalışıyordu. Bora hiç durmadan diğer cevabı da yapıştırdı. Onlara göre vıcık bir cevapken bana ilk konuştuğumuz günü hatırlatan bir cümle kurdu. "Onur duyarım."
Etrafta gülüşmeler yükselirken sunucu diğer kaptanlara soru sormaya başlamıştı. Gözler üstümüzden ayrıldığı anda Bora’ya döndüm. Bakışlarımı fark edip hemen bana doğru eğildi. Bu sefer ben onun kulağına bir şey söylüyordum. "Hani date iddian vardı ya..."
"Hı hı," dedi dinlediğini belli ederek.
"Sanırım kazandın." Diye mırıldandım. Bu bir tür kabul. Bir tür onaydı.
Geri çekilip şoka girmiş şekilde yüzüme bakakladı. Tamam biraz yersiz söylemiş olabilirdim ama şoka gireceğini de gram tahmin etmemiştim.
"Bora," diye seslendim. Gerçekten şoka girip girmediğini anlamak için. Bir saniye daha bomboş yüzüme bakıp, gözlerini kırpmaya başladı. Kendine gelirken yüzünde daha öncelerine benzemeyen çok daha tatlı ve komik denilecek bir gülümseme belirdi.
Bölüm etkileşimi
