8. bölüm · SON VURUŞ
8. BÖLÜM Kapıların Ardında
8. BÖLÜM Kapıların Ardında
“Kaptan,” deyip elini uzattığında mecburen sıktım. Avuç içinin sıcaklığı benim soğuk tenimle çarpıştığında terastaki his tekrar gün yüzüne çıktı.
İki atomun birbirine uyguladığı kuvvet…
Elimi geriye çekerken gözlerimi art arda kırptım. Ne diyorum ben ya? Ne atomu? Ne kuvveti… zihnimin gerçekliğe dönmesiyle onu taklit ederek karşılık verdim. “Kaptan?” sesimi özellikle sorar gibi ayarlamıştım çünkü etrafımda meraklı üç cin göz vardı.
Aylin yanıma yaklaşıp kolunu omzuma attı. Öyle rahat davranıyordu ki onun yerine ben geriliyordum. “Hiç tanımıyormuş gibi yapma Selin.”
Bora, Aylin’in cümlesiyle bıyık altı gülerken bende
Aylin’e yandan saçmalama temalı bir bakış attım. “Nereden tanıyacağım acaba?”
Cevap Bora’nın hemen sağında duran sarışın kıvırcık çocuktan geldi, sıcak göz bebeklerinin içi saf bir merakla bakıyordu. “Tanıtım lansmanında birlikte çıktınız,” çocuğun bakışları Bora ile ikimizin arasında git gel yaptı. “Tanışmışsınızdır herhalde.”
Ben sessizce Bora’nın gözlerine döndüm, o günden kendi takımına bile bahsetmediğini umuyordum ama erkeklere olan güven seviyemde şu sıralar yerlerdeydi. O da bana baktığında aramızda sözsüz bir sorgulama başlamıştı, bu sessizliği erkeklerden bir diğer kumral çocuk bozdu.
“Oğlum Alp salak mısın?” adının Alp olduğunu yeni öğrendiğim çocuğun ensesine hafifçe geçirdi.
“Date mi çıktılar ne tanışması?” çocuk bunları söylerken Aylin’in boynumdaki kolu sıkılaştı.
Alp ağzının içinde bir şeyler mırıldanarak adını henüz öğrenmediğim çocuğun üstüne atlarken ikisine çok kısa bir an dönüp tekrar Bora’ya baktım.
Bu sefer duruşumda bile düpedüz bir sorgulama vardı. Bora cevap vermeden yan tarafındaki karmaşaya döndü. “Emirhan, Alp.” Dedi sadece birbirine giren ikili ayrılırken kollarımı göğsümde bağlayıp ayağımı yere vurmaya başladım. Hâlâ cevabını almadığım bir soru vardı.
Bora ona olan bakışlarımı fark edince nefesini bıraktı, “benden şüphe etmeyi tahminen ne zaman bırakırsın yıl-
“Kahve,” dedim birden.
“Kahve mi?” diye tekrar etti Bora.
Hepsinin garip bakışları üstüme dönerken Aylin elini alnıma batırıp birkaç saniye bekledi. “Kafein vakti gelmiş, içmezse huysuz bir canavara dönüşüyor,” cümlesinin sonunu bir sır verirmiş gibi fısıldadı. İlk kez ansızın basan kafein aşkım işe yaramıştı. Aylin’e yandan bir bakış atsam da sesimi çıkarmadım.
Merve istediği fırsatı bulmuş gibi kıkırdadı. “Otobüsleri beklerken kafeteryaya geçelim. Hem tanışmış oluruz!” deyip en önden gitmeye başladı.
Merve, Emirhan ve Alp başta olmak üzere henüz isimlerini bilmediğim diğer iki çocuk da onların peşine takıldı. Aslı Zeynep’e bakacağım diyerek yanımızdan ayrıldı ve yol kenarında birbirine bakan üç kişi olarak kaldık.
“Hiç kafein bağımlısı birine benzemiyorsun,” dedi Bora söylemekten çok düşünür gibiydi. Ona sen öyle san dercesine tatlı tatlı gülümsedim. Bora heykel gibi kalakaldığında Aylin ikimizi de uyandıracak şekilde boğazını temizledi. “Yürüyün arkadaşlar, yürüyün.”
Bora onun sesiyle kendine gelmiş gibi kafeye yöneldi, hemen arkasından gitmek için harekete geçtiğimde Aylin omzumdan çekip olduğum yerde durmama sebep oldu. “Beni beklesene bir tanem.”
Dudağımın kenarını hafifçe ısırdım. Gözünden hiçbir şey kaçmadığı gibi Bora’nın sözünü bilerek kestiğimi de fark etmişti. Şimdi bunun altından kaç farklı senaryo çıkarırdı Allah bilir.
Adımlarımı ona uyacak şekilde yavaşlattığımda zeytin yeşili gözlerini üstüme dikti. Ve daha saniye geçmeden sorguya başladı. “Çocuğun sözünü niye kestin?”
“Hangi çocuğun? Eşek kadar adam olmuş.”
“Lafı kıvırma Selin.”
Ona ters ters baktım, huysuz cevabım dudaklarımdan kendi kendine döküldü. “Ben eğilip kıvrılmam zaten neysem oyum.”
Aylin, sarı kafasını tabi tabi der gibi salladı.
“Aynen kankacım aynen!” omzumdaki kolunu çekip ellerini havaya kaldırdı. “Normalde dışarıdan ulu buz küpü olarak gözüken kaptanımız az önce eriyip okyanusa karışıyordu. Kızım kime yalan atıyorsun lan sen!” Karşıma geçip omuzlarımdan sıkıca tuttu.
“Ciğerini biliyorum ben senin.”
Ona baygın bir bakış atıp nefesimi bıraktım. “Uzun uzun konuşan insanları sevmiyorum,” bir kaşımı kaldırıp başımı omzuma yatırdım. “Sende biliyorsun.” Dedim inanmasını umarak. Aksi taktirde her detayı sorgular kafasında olması imkânsız senaryolar üretirdi.
Birkaç saniye gözlerimin içine bakıp nefesini bırakarak bir adım geriye çıktı.
“Öyle olsun, öyle olmadığını biliyorum ama üstüne gelmeyeceğim.”
Zafer sarhoşluğuyla tatlı tatlı güldüm. “Öyle öyle.”
Kafeye vardığımızda beklemeden hepimiz bir masaya oturmuştuk. Uzun bir masanın sağında erkekler solunda biz olarak ayrılmıştık ve şu an kimseden ses çıkmıyordu. Diye düşünürken Merve yine bütün sessizliği bölen taraf oldu. “E, böyle susacaksak kütüphaneye falan gitseydik keşke.”
Gülmemek için gözlerimi devirdim, Merve’nin sosyallik dozunun yüzde biri bile bende yoktu.
“Sizi bilmemde bizim takımı oradan atarlar,” Emirhan, bir yandan elindeki bardağını dudaklarına götürürken diğer eliyle kumral sarı saçlarını geriye ittirdi. Anladığım kadarıyla BEACS’in sosyal kelebeği de Emirhan’dı.
“Bizi değil seni ve Alp’i atarlar,” dedi masanın sonundaki çocuk. Siyah küt saçları anlına düşüyor, asık suratında mimik oynamıyordu. Takımdan kimsenin adını bilmediğim için çocuğa öylece bakıyordum. Takımın ağır abisi gibi davranıyordu.
Benim gibi Merve’nin gözleri de onun üstündeydi.
“Ben ne alaka oğlum,” dedi Alp, Emirhan gibi o da sarışın ama onun aksine kıvırcık saçları daha çocuksu bir çehresi vardı.
“Birde soruyor musun?” diyerek güldü Aylin. Bir yanı dedektif gibiyken diğer yanı nasıl bu kadar sosyal oluyordu onu da anlamıyorum. Benden taraftaki kolunu çekiştirip saatine öylesine baktım. Bu arada masadaki garip geyik devam ediyordu.
“Sinan haklı abi,” dedi Emirhan’ın yanındaki siyah bukleli çocuk. Çocuğun sözleriyle gözlerim masanın sonundaki sessiz elemana kaydı demek adı Sinan’mış. İsmi ile kişiliği biraz zıt sanırım ama neyse.
“E, kaptanlar siz çocuk bakıcılığı yapmaya mı geldiniz bu ne sessizlik,” sesin sahibi masanın sonundaki Zeynep’ten geliyordu. Bora’ya dediğini varsayarak başımı Aylin’in omzuna yasladım. Kahvemden sadece birkaç yudum almıştım ve ruhum ağırlaşmıştı.
“Selin’i kahve çarptı galiba,” karşımda alayla sırıtan Bora’ya gözlerimi kıstım.
“Benim bünyem sağlamdır, öyle gelen geçen çarpabilseydi,” başımı kaldırıp masaya doğru eğildim. “Bu kadar fazla hayranım olmazdı herhalde.”
Özellikle hayranım kısmını vurgulamıştım ve Bora ona attığım pası bir kez daha havada yakaladı. Bir kaşı oyunbaz şekilde kalktı.
“Öyle diyorsan öyledir Yı-”
“Kahveni içsene küser yoksa,” diyerek önündeki bardağı işaret ettim. Ve bir günde iki kez sözünü kestim. Kısa bir afalladıktan sonra olayı çakmış gibi sırıtarak bardağı ağzına götürdü, “içeyim.”
“İç iç yarasın,” dedi yanımdaki Aylin, bende onu kafamla onayladığımda masanın altında işkence gören elime baktım. Eh, hareketli olduğu kadar zekiydi de. Bir saniye sonra fısıltısını kulağımda hissettim. “Ne karıştırıyorsun kızım sen.”
Ona cevap vermeden uzaklaştım. Bu sefer masanın diğer ucunda adım geçti.
“Selin,” masanın diğer tarafından seslenen Zeynep’e bakmak için öne doğru eğildim. Bakışlarımda kurtar beni mesajı olsa da sanırım kendisi şu an çevrimdışıydı. “Neyin var kızım senin.”
“Neyim varmış,” yan yan bakan Aylin’i çaktırmadan öteye ittirdim. “Bir şeyim yok. Her zamanki halim.”
“Alınma ama arenadaki ve videolardaki halinle aranda bayağı fark var kaptan,” bu sefer söze giren erkeklerden Emirhan’dı. Tam olarak neyden bahsettiğini anlamadığım için öylece baktım. Emirhan’sa devam etti. “Yani o dışarıdan görünen buz kalıpların sahile benziyor şu an.”
Biliyorum der gibi kafamı salladım. “Kameraların önünde kendin olduğun an ya ilgi maymunu ya da egoist oluyorsun, ikisi olmaktansa buz küpü olmayı yeğlerim,” göz kırptım “bu halimle e-sporda adımı duyan tırsıyor. Daha güzel.”
“Strateji diyorsun,” anladım der gibi başını salladı.
“Bende yapacağım bunu.”
“Sende o vibe yok Emirhan,” dedi Aslı. Ne zamandır sesi çıkmıyordu ve konuştuğu anda doksana atmıştı. “Sende daha çok istediği gibi davranan insanları duymayan bir kişilik var.”
Alp bir kolunu Emirhan’ın omzuna atıp, “acı gerçekle yüzleş kardeşim, sen biraz şebeksin.”
Emirhan alınmış gibi yalandan dudak bükerken doğrudan Aslı’ya bakıyordu.
Aslı, “Ben öyle demedim,” diyerek araya girdi hemen.
Masadaki sohbet uzadıkça uzamış, Alp bir ara Emirhan’dan dayağı yiyecekken Bora araya girince ikisi de mum olmuştu. Sohbetin devam eden kısmındaysa diğer çocuğun da ismini öğrenmiştim. Koyu kıvırcık saçlara ve koyu mavi gözlere sahip olan Cenk’ti.
Şuansa masada e-spordan öylesine konuşmalar geçiyordu. Zaten bildiğim şeyler olduğu için çok kulak asmayıp etrafı izliyordum.
Kafe normalden çok daha sakindi. Sipariş kısmındaki barda birkaç kişi içeceklerini içiyor, bir çift öpüşüyordu. Göz devirip önüme döndüğüm anda kafama atan şimşekle tekrar bara döndüm.
Bu turkuaz formayı ne yazık ki tanıyordum.
Bulut.
Elimdeki bardak masaya bir tık sert olacak şekilde dokundu. Gördüklerimi idrak etmek için gözlerimi başka bir köşeye çevirmek istiyordum ama beynim o anda tutuklu kalmıştı.
Ne bekliyorsam?
Pislik karakterinden hiçbir şey kaybetmemiş aman ne güzel.
Gözlerimi önümdeki karton bardağa çevirdim. Refleksle etrafına sardığım parmaklarımı sıkmamak için kendimi zor tutuyordum. Hızlanan nefesimi kontrol altına almam yaklaşık bir dakikamı almıştı.
“Selin?” gözleri üstümdeki Bora’ya cevap vermedim.
“Selin?” dedi bir kez daha.
“Ne?” dedim dişlerimi sıkarak.
“İyi misin?”
Bir cevap vermeden ayağa kalktım. Sandalyem geriye kayarken normalden çok daha sinir bozucu ses çıkardı. Sağ elime aldığım telefonumu sıktım. Gözümün önünde geçmiş ve şu an bir halüsinasyon gibi gidip geliyordu. Hepsini es geçip kızlara döndüm. “Benim işim var, kalacaksanız kalabilirsiniz.”
Yazarın anlatımıyla
BBYG kaptanı kimseye cevap hakkı vermeden kafeden çıktığında arkasında buzdan bir masa bırakmıştı. Sandalyelerinde put kesen dokuz kişiden ilk cümleyi kuran Zeynep oldu. “Ne oldu ya şimdi?”
“Her şey normaldi,” dedi Zeynep’in karşısında oturan Cenk.
“Yanlış bir şey mi söyledik acaba?” diyerek kendini sorgulamaya başladı Emirhan. Oysaki BBYG kaptanı gayet gülerek ve samimi cevaplar vermişti.
Aslı elini kaldırıp, “Şakaya alınacak biri değil,” dedi onu rahatlatmak için.
Masanın baş tarafındaysa hâlâ derin bir sessizlik hakimdi. Bora gözlerini diktiği bara gözlerini kırpmadan bakıyor, aklına gelen saçma teoriler dişlerini sıkmasına sebep oluyordu. Selin’in peşinden gitmek için ayağa kalktığında onu durduran Aylin oldu.
“Otur oturduğun yere, sinirini senden çıkarır. Bırak gitsin.” Aylin kelimeleri bir robot gibi dümdüz söylerken gözleri bara dönmüş Selin’i bu denli delirten kişiye dik dik bakıyordu. Sen kaşınıyorsun Bulut.
Bora’nın gözleri bir süre daha kafenin kapısında kaldı. Aklında beliren onlarca soru işareti şakaklarına sinir bozucu bir ağrı olarak vuruyordu. Sonunda kendisini sandalyesine bıraktı. Kısa bir tereddüt ettikten sonra karşısında onu izleyen Aylin’e baktı. “Bir anda rengi attı. Tek kalması mantıklı mı? Bu kızın panik atağı yok mu?”
Aylin parmaklarıyla alnına baskı uygularken Bora’nın sorusunu Merve cevapladı, “atak sinirlenince tutmaz kaptan.”
Bora, “Doğru,” diyerek ağzının içinde mırıldanarak onu onayladı.
Bu sırada masanın diğer tarafından Zeynep ayağa kalkmıştı, “Selin eve gidecektir. Bizde kalkalım yarın ilk grup maçımız var.” Diğerlerinin de Zeynep’i onaylaması sonucu takımlar üslerine dağılmak üzere kafeden çıkıp oradan ayrıldılar.
Takım üsse vardığında güneşin etrafını kara bulutlar sarmıştı. Kızlar üssün kapısından içeriye tek sıra halinde girdiklerinde onları karşılayan köpekleri Boyka olmuştu. En önden giden Aylin Boyka’nın önünde dizlerinin üstüne çöktü.
“Selin geldi mi oğlum?” diye mırıldandı köpeğin başını severken. Boyka, ilk kez bir cümleyi anlamamış gibi bomboş baktı. Aylin derin bir nefes bırakarak ayağa kalktığında salona geçmiş olan Aslı’nın sesi yükseldi.
“Gelmemiş eve.”
Aylin’in iki yanında duran Merve ve Zeynep sessizce birbirine baktı. Hepsi biliyordu, Selin öyle bir ortamı terk etmez, sosyalleşmeyi sevmiyor olsa da saygısızlık etmezdi.
“Niye kalkıp gitti?” diye sordu Zeynep. Bir şeyler olduğunu ve Aylin’in bunu bildiğini çok iyi biliyordu.
Aylin onlara yüzünü dönmeden sadece dudaklarını hareket ettirdi. “Bulut. Selin’i delirtmek için barda biriyle öpüştü.”
Aylin sözlerini bitirir bitirmez şiddetli bir gök gürültüsü duyuldu. Bütün üssü sarsan uğultuyla birlikte bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı.
Kızlardan ilk tepkiyi yanlarına gelen Aslı vermişti. Kulaklarını çıkarabilse bozuldular mı diye çıkarıp bakardı. “Ne?”
“O piç her yerden nasıl çıkabiliyor!” diye bağırdı Merve. Kendi etrafında adımlamaya başladığında adım sesleri üssün duvarlarında uğulduyor, yağmur sesiyle uğultular birbirine giriyordu. Kimseden cevap çıkmazken Merve devam etti. “Maçta karşımıza çıksın da adamlığını sikeyim o köpeğin.”
“Merve,” diye uyardı onu kollarını göğsünde bağlayan Zeynep.
“Ne!” diye yükseldi Merve. Sinirlenince her şeye kör oluyor kimseyi duymuyordu ve bugün tam o anlardan biriydi. Zeynep, ona ters ters baksa da bir şey demeyip nefesini bıraktı.
Bu sırada karşılarındaki Aylin bambaşka bir şey düşünüyordu.
“Karşımıza gelirlerse oynayamaz,” dedi hepsinin bilip söylemeye korktuğu cümleyi kurarak nefesini bıraktı. Gözleri uzun camlara kayarken, “Hazır değil. Şu an atlatmış değil.”
“Aylin,” diye mırıldandı yanındaki Aslı. “Bu seferde finalde kaybedersek kurul dediğini yapmaktan geri durmaz. Ve fes de edemezsin biliyorsun değil mi?”
“Neyi fes edecek?” Zeynep’in sorusuyla Merve de durup Aylin’e döndü. İkisi de cevap için ona baktığında dördü arasında buz gibi bir sessizlik yayıldı. Aylin, Aslı’ya baktı. O ise sadece “bilmeleri gerek,” diyerek mırıldandı.
“Lan neyi?” Merve iyice sabrı sınanmış şekilde Aylin’e baktı. Sarışın kız yutkunarak gözlerini kaçırdı.
“Aylin ne yaptın?” diye soran Zeynep’in sesi buzdan daha katıydı. Adeta bir uzay boşluğu gibi kontrolsüz ve soğuktu.
“Geçen sene finalinden sonra,” Aylin duraksayıp uzun bir nefes aldı. Üçü de onu dinlerken Aylin kaslarının kopacak kadar gerildiğini hissetti. “Kurul beni çağırdı. Selin’in yaptığının kabul edilemez olduğunu söyleyip onu takımdan atacakları beni takım kaptanı yapacaklarını söylediler.”
Merve, öne atıldı, duyduklarının saçmalığı gözünü boyuyordu. “Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu!”
Zeynep onu kolundan tutup geriye çekti. “Bir dur, sende devam et. Ama etmeden önce şunu bil bunu kabul etsiysen seni tek kalemde silerim Aylin.”
“Etmedim! Salak mısınız? Bunu nasıl kabul edeyim. Benden kaptan olmaz diye üstüne basa basa söyledim. Ama adamlar inat, takmışlar kıza! Bir şans daha vermelerini istedim.”
“Ne dedin? Bir yıl bekleyin olmazsa ben geçerim mi dedin,” Merve alayla kahkaha attı. “Delireceğim şimdi.”
Zeynep, onu kolundan geriye çekip takımda mantığına en çok güvendiği kişiye Aslı’ya çevirdi gözlerini. “Fes neden edemiyor? Ve kupayı kaybedersek kaptan mı olacak?”
“Edemez çünkü milyon değil, milyarlar üstüne yapılmış bir anlaşma.” Aslı her şeye rağmen sakin kalabilirken, Zeynep hayal kırıklığıyla karşısındaki sarışın kıza baktı. Aslı bunun olacağını bildiği için Aylin’i kolundan tutup arkasına çekti ve gözlerini Zeynep'e dikti. “Başka şansı yoktu, Zeynep. Bunu kabul etmese direkt atacaklardı ve kurulu biliyorsun yaparlar.”
Zeynep başını iki yana salladı, kafasının içi susturucuyla vurulmuştu sanki. “Ne diyeceğimi bilemiyorum. Sindirmem gerek.” Diyerek yanlarından geçip gitti. Bir yandan da sinir küpü olmuş Merve’yi yürütüyor, odasına gitmesi için çekiştiriyordu.
İkisi gözden kaybolduğunda “başka şansım yoktu, bunu imzalamasam direkt atacaklardı.” Sarışın kızın sesi titrerken yanakları ıslanmaya başlamıştı bile.
Aylin her zaman duygularını saklamaya çalışıp beceremeyen o kişi olmuştu. Boğazından bir hıçkırık daha yükseldiğinde Aslı onu kendine çekip kollarını etrafına sardı.
“Şş, tamam. Biraz sakinleşsinler, hak verecekler.”
“Be- ben hiçbir zaman istemedim, Aslı. Yemin ederim istemedim. Kendimi bildim bileli sizi tanıyorum ben. Nasıl birinizin yerine gözümü dikeyim?”
Aslı onu odasına götürmek için hareketlenirken bir yandan da daha fazla ağlamaması için -ve arkadaşının niyetini bildiği için- teselli ediyordu.
Aynı zaman diliminde bir diğer üste kendini odasına kapatmış BEACS kaptanı kendi içindeki çelişkileriyle boğuşuyordu. Telefona giden ellerini kendi kendine oğlum abartma diyerek geri çekiyordu.
Bu döngü yaklaşık dört beş kez tekrarlandıktan sonra Bora uzun bir nefes aldı. Elleri bir kez daha telefona uzandı ve düşünmeden mesaj sayfasına girip iki kelime yazdı.
Bora: eve vardın mı?
Genç adam mesajı yolladıktan sadece bir dakika sonra köşedeki beyaz tikler mavi oldu. Ama cevap henüz gelmemişti. Bora görüldü mü attı diye düşünürken birden ekran bildirim sesiyle aydınlandı.
Selin: yürüyorum.
Bir tek kelime de olsa cevap gelmişti. Zaten çok mesaj seven biri değil diye düşündü Bora. Bunu da izlediği yayınlardan birinde Selin’in ağzından duymuştu. Genç adamın parmakları kendiliğinden hareketlendi. Bir yanı kendine asla engel olamıyordu.
Bora: dışarıda sağanak yağmur var:/
Selin: hadi canım bende neden ıslandım diyordum.
Bora sert bir cevap elbette bekliyordu ama bu kadarı da genç adama ters gelmişti. Sonuçta onu düşünüp yazmıştı ve karşılığı bu muydu? Bora başını iki yana salladı. Saçmalıyorsun Bora.
Bora: başına yıldırım düşmeden evine git.
Son kez yazdıktan sonra bir saniye bekledi genç adam. Mesaj teslim alındı olarak kalmıştı. Genç adam da daha fazla beklemeden ekranı kapatıp yatağının üstünde bir yere denk gelecek şekilde fırlattı. Başını yatak başlığına dayayarak uzun bir nefes alıp gözlerini kapattı.
Ne olacağını bilmeden girdiği bir gönül davası vardı ve anlaşılan şu an pekte iyiye gitmiyordu.
Ben geldimm size bomba bir bölüm bırakıp gidiyorum beğenileri ve yorumları unutmayın
