SON VURUŞ kitap kapağı

11. bölüm / 14

SON VURUŞ

11. BÖLÜM GÜVEN SAVAŞLARI

Vaveyla Yazarı: Fatma Ylz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 11. BÖLÜM GÜVEN SAVAŞLARI

11. BÖLÜM GÜVEN SAVAŞLARI
Kaç saat o soğuk fayansların üstünde duvarı izlediğimi bilmiyorum ama yanaklarımı ıslatan göz yaşlarının durmaya niyeti yok gibiydi. İnsanlar üzüntüden ağlar ben kendi elimle kendi başıma aldığım belaya ağlıyordum. Bir kere bir şey bitmişken nasıl hâlâ hayatımı sallayabiliyordu. Anlamıyordum ve anlamadıkça saçlarıma dolanmış parmaklarım daha sıkışıyordu.

Banyo kapısı zarifçe tıklanınca derin bir nefes bıraktım. “Ne var yine!”

“Ablacım,” dedi kapının ardındaki sesin sahibi takım psikoloğumuz olan Sedef Yaldız’a aitti. “Konuşalım mı güzelim?”

“İstemiyorum,” dedim hiç düşünmeden. “Rahat bırakın beni.”

“Tamam, biraz sakinleş.”

Bazı kararlar aniden verilir, verilmek zorundadır, tıpkı camın birden patlaması gibi. Şakaklarımı ovalayarak Aslı ve Aylin’in odanın kapısını açtım.

“Uyanın,” sesim odanın içinde ruh gibi dolanırken birkaç adımda cam balkonun perdelerine varıp tek çekişte açtım. Güneş ışıkları doğrudan yüzlerine vururken söylenerek gözlerini açtılar. Karşılarında beni görene kadar.

“Ne oluyor?” diye soran Aslı oldu. Kızıl saçlarından yaptığı topuzu dağılmış, saçları dört bir yandan çıkmıştı. İkisinin de gözlerine bakmadan ellerimi arkamda bağlayarak kapıya yöneldim. “Beş dakika içinde aşağıda olun antrenman var.”

“Bir tanem,” diyen Aylin’e kulak bile asmadan odadan çıktım. Adımlarımı yan taraftaki kapıya dönmüştü bu sefer. Kapıyı açıp doğrudan perdelere ilerledim.

Perdeyi açmaya kalmadan ikisi de uyanmıştı, “Antrenman için beş dakika içinde aşağıya inin.”
Kapının eşiğindeyken durup Zeynep’e baktım. Göz bebeklerindeki suçluluk bir an içimi acıtır gibi oldu. “Selin.”

“Selin değil kaptan. Sorunlarınızı bana yansıtmayın, Beş dakikanız var.” Kapının eşiğinden hiç onlara dönmeden çıktım.

Bu sırada Aylin ve Aslı da odasından çıkmıştı. İkisinin de gözlerini üzerimde hissediyordum. Hem de biliyordum. Onlara bakmadan önlerinden merdivene yöneldim. Aylin, kolumdan tutacağında kolumu geriye çektim.

Diğer tarafta da Aslı, Aylin’i tutup durması için bir şeyler söylüyordu. Çektiğim nefes ciğerlerimi zehirlerken aşağıya indim.

Hepimiz bilgisayar başına oturduğumuzda kimse konuşmuyordu ki konuşmamaları da en mantıklısıydı.

Oyunu açıp hepsini gruba çektikten sonra normalde yaptığım gibi, silah kaplaması için vakit vermek şöyle dursun sormadım bile direkt oyuna girdim.

Zeynep, “Kaplama seç-” demeye kalktığında Aslı onu kolundan dürterek susturdu. Konuşma, konuşursak daha kötü olacak dercesine Zeynep’e baktığında burnumdan huysuzca güldüm.

Yaklaşık beş dakika oyunun maç bulmasını bekledik ve hâlâ bekliyorduk. Saat sabahın altısı olduğu için oyun bile maça girecek rakip bulamıyordu.

“Sanırım, erken olduğu için bulmuyor.” dedi Merve, zaten hepimizin bildiği şeyi söyleyerek ortamı yumuşatmaya çalışıyordu ama nafile bir çabaydı. Ok yaydan çıkmıştı bile.

“Yeni kaptanınızla geç kalkarsınız Merve. Az sabret şu turnuva bitsin,” kelimler ağzımdan çıktığı anda masaya tonlarca su kitlesi binmiş gibi öksürmeye başladılar. Göğüs kafesime oturan düşünce gözlerimin yanmasına sebep olmuştu. Sakin bir nefes aldım.

“Anlamadım,” dedi Merve.

Klavyeyi bırakıp ona baktım. “Neyini anlamadın, yeni kaptanınızla-”

“Onu mu diyorum lan ben,” diye parladı. Tam Merve’lik bir hareketti. Şaşırmadım. Neyi dediğini de sormadım. Sormamama karşın taş kesmiş gibi öylece kalakaldı.

“Sen ciddi misin?” diye soran Zeynep’e nefesimi bırakarak döndüm. “Sence, değil miyim?”

Sözlerim sadece Zeynep’e değil hepimize birden vurdu. Ben bile kendimden bunu beklemiyordum kalbimdeki kırıklara verip oyuna odaklanmaya çalıştım. Ama kızların pek duracağı yoktu.

“Sözleşme bitmeden nasıl transfer olacaksın,” diyen Zeynep resmen mantık zırhını kuşanmış üzerime dört nala geliyordu. Taktire şayan bir mantığı olsa da görmek istemediği detaylar olduğunu hepimiz biliyorduk.

“Kurul yerime başkasını koymak için zaman kolluyor zaten,” sinir bozukluğuyla güldüm. Yalan değildi, hepsi aç kurtlar gibi düşmemi bekliyorlardı ve ben çoktan düşmüştüm. Klavyedeki elim bir an tekledi.

“Nereye transfer olacaksın?” diye soran cılız ses, ilk kez göğüs kafesim yırtılmış gibi hissettirdi. Sesini sabit tutmak için boğazını temizlerken başını oyuncu koltuğuna yaslamıştı.

“Fanatic’e.” Dedim sadece. Aylin, mırıltıyla onayladığında hepimiz başlayan oyun ekranına döndük. O kadar isteksiz geçen bir maçta ki normalde el vermeyeceğimiz insanlara yenilmiştik.

Antrenman bitince hepsinden önce kalkıp sandalyemi masanın altına, yerine ittirdim. “Kahvaltınızı edin sonra devam edeceğiz.”

“Benim iştahım yok,” diyen Merve’ye dönmedim bile.

“Farkındaysanız sormadım. Kahvaltınızı edin, dedim. Turnuvaya çalışacağız.” Kendime tokat atmak istemem hiç normal değildi ama kendim bile kendime katlanamıyordum.

Aylin sandalyesinden kalktığında oyuncu koltuğu geriye doğru savruldu. “Gidiyormuşsun ya çok mu umurunda?” diye yükseldi. Sesindeki titreme yelkenleri suya indirmeme sebep olacaktı. Zeytin yeşili gözlerinin içine bakarken cevap aradım ama nefesim boğazımda hâl değiştirip buz olmuştu resmen.

Bilirsin der gibi omuz silktim. “Kaptanlık görevi.”

Aylin tam bir şey diyeceğinde Serra ikinci katın korkuluklarında belirdi. Gözleri önce kızların sonra benim üstümde gezdi. “Selin,” dedi uyararak. “Daha fazla uzatma.”

Ters ters ona baktığımda ilk konuşan Aylin oldu. “Neyi uzatmasın?”

Dördününde gözleri üstüme çevrildi. “Boş beleş şeylerle dikkatinizi dağıtmamamı söylüyor,” başımı kaldırıp yukarıdaki Serra’ya öyle değil mi dercesine baktım. Serra onaylamaz şekilde baktıktan sonra,

“Kahvaltınızı edin, sonra analiz için maç izleyeceğiz.” Diyerek gözden kayboldu.

“Üste kıyamet kopuyor bunun derdi de analiz!” Merve dişlerinin arasından bağırdı. Ona gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıp üssün çıkışına yöneldim. Daha üç beş adım atmadan yine sorguya çekiliyordum.

“Sen nereye!” Merve, aynı ses tonuyla arkamdan bağırıyordu. Durup omzumun üstünden gözlerinin üstümde olduğu dörtlüye baktım. Birazcık yıkılmış olabilirlerdi, özellikle nasıl olduysa en çok taşın altında kalan Aylin olmuştu.

Gerçi Zeynep’inde ondan farkı yoktu da belli etmiyordu, hack yemiş gibi robotlaşmıştı. Aslı… Aslı muhtemelen hâlâ inanmıyordu ya da inanmış ama kabullenememiş de olabilirdi, delirince nasıl gözümün karardığını o biliyordu.

Merve ise şüphesiz hem komik hem korkutucuydu birden üstüme atlayacak diye tırsmıyor değildim.

“Sigara almaya, güvenmiyorsanız sizde gelin,” inadıma devam ederek cevabı yapıştırdığım yukarı da yine aynı gölge belirdi.

“Selin!” diye bağırıyordu Serra. “Saçma sapan hareket etme, ne biçim kaptansın sen?” özellikle damarıma basmak için söylediği kelimelere karşılık, alttan ona gıcık bir gülümseme yolladım. Uzatıp durma diyordu. Ki uzatmıyordum en fazla kırk beş dakikadır sürüyordu bu oyun.

İmasını görmezden gelip pişkin pişkin sordum. “İçmeyeyim mi?”

Serra bir şey demeden balkondan kaybolduğunda kapıya doğru ilerlemeye başlamıştım ki kafama gelen cisimle bir kal geldi. Acıyla inlerken Boyka’nın topu -ve muhtemelen kafama atılan cisim- önüme düştü.

“Al sana sigara,” diyen Aylin olsa da topu atan balkonda bekleyen Serra’dan başkası değildi. Bir ona bir topa baktım. Bu sırada topun sesini duyan Boyka bütün kaostan habersiz koştura koştura gelmişti. Topu takip etmesi için rastgele fırlattım.

“Öyle olsun,” dedim triple Serra yukardan sabır çekerken sistem hatası vermiş kızları işaret etti. Ne yapabilirim der gibi omuzlarımı kaldırdım. Serra’nın heyheyleri iyiden iyiye geliyordu kaş göz ettiğinde başımı sağa sola salladım. “Yok söylersem beni öldürürler ben yapamam.”

“Söylemeyeceksen imasını yapıp durma. Başlayacağım şimdi senin işine ha,” bunu diyeni Aylin sandınız değil mi ya da Merve hayır, Zeynep’ti. Bir anda içinden canavar çıkmıştı resmen.

“Söylemiyorum,” omuz silktim. “Delirip durun.” Arkamı dönüp mutfağa yöneldim. Serra eşliğinde diğerleri de geldiğinde hepimiz masanın etrafına toplanmıştık tabii şöyle küçük bir sorun vardı.

Kimse kendi yerine geçmemişti. Masanın uzun kenarından birine ben tek, baş uçlara Merve ve Zeynep, karşıma Aylin ve deliren göz bebekleri yanına da Aslı oturmuştu.

Bir süre sessizce yemeklerimizi yedik ki ben hariç kimse yemiyordu, arada fırça kayınca yiyorlardı.

Sonunda tabağımı ittirip cebimdeki telefonu çıkardım, takım kaosumuzdan Bora’ya da yazamamıştım.

Niye yazıyorsun demeyin boşuna, çocuk dün benimle uğraşacağım diye çalışma saatinin yarısı boşa gitmişti. Mesaj sayfasına girip beklemeden üç kelime yazdım.

Siz: maçına çalıştın mı?

Telefonu kapatıp masaya koyduğumda üstümdeki gözler resmen ok gibi saplanıyordu. Onlara takmadan yemeğime dönmek için çatalımı elime alınca bildirim geldi. Tekrar telefonu elime aldım.

Bora: sana da günaydın yıldızım, evet çalıştım.

Siz: günaydın, günaydında pek aymadı neyse.

Bora: o nedenmiş, motorla gezmekten çalışmaktan daha mı eğlenceli geldi yoksa?

Siz: evet dersem gelir misin?

Bora: hazırlan.
Mesajı gönderip anında çevrimdışı oldu. Bu manyak gelir mi gelirdi şimdi.

Siz: lan! Demirtaş, şaka şaka.

Anında tekrar çevrimiçi olup yazmaya başladı, resmen bir saniye de bir cümle yazıyordu. Gülmemek için dudaklarımı ısırmıştım ki mesajını görünce istemsizce kıkırdadım.

Bora: ayıp-_- anahtarı bulmaya gidiyordum.

Siz: salak, abartma da git çalış hadi.

Bora yıldızlarla dolu bir emoji attıktan sonra
ortadan kaybolunca bende ekranı kapatıp, telefonu özellikle eşofmanımın cebine koydum. Artık ne kadar sinirlendilerse dördü de gözünü kırpmadan bakıyorlardı. Tabii bu sessizlikte çok sürmedi.

“Sen az önce biriyle mesajlaştın mı?” sormuyor algılamaya çalışıyordu. Gamsız şekilde başımla onayladım. Dördüne de kal gelmiş gibi durup birbirlerine baktılar.

En sonunda Aslı’dan geldi soru. “Kim, yeni takımın mı?” derken oldukça rahatsızdı. Tabii ağzımı aradığını bildiğim için oltaya gelmedim.

Sırtımı geriye yaslayıp, bilmiyorum diyerek omuz silktim.

Aylin, uzun uzun gözlerimin içine baktıktan sonra sabırla nefesini tuttu. Makul olmaya çalışıp olamıyordu. “Sana kaç kere seslendim, bir kere yüzüme bakmadın! Bir yetmezmiş gibi yeni takımınla mı mesajlaşıyorsun,” sinirle ayağa kalktı.
“İyi, siktir git.”

Arkasını dönüp giderken sabırla nefes aldım, “Kim söyledi kardeşim benim başka takımla konuştuğumu,” Aylin duymazlıktan gelip üst kata çıkarken Aslı’ya çevirdim gözlerimi. “Kızım bilmiyor musun bunun huyunu sende ya.”

“Gideceksin ya çok mu umurunda?” diyerek başını yana yatırdı.

“Ay yeter! Gitmiyorum. Gitmiyorum. Buradayım.” Daha fazla sabredemeden gerçekleri çat çat söyledim. Üçü de olduğu yerde gram tepki vermeden, öylece bakıyordu.

İlk soruyu grubun garanticisi sordu. “Turnuvadan sonra?” bir kaşını kaldırıp bakan Zeynep’e döndüm.

“Turnuvadan sonra gidiyorum.” Dedim bıkkınlıkla onlara ders olması gereken oyun beni yormuştu. Üçüne de cevap hakkı vermeden devam ettim. “Siz de benimle geliyorsunuz, hani Avrupa ligi var ya.”

Üçünden de cevap gelmeyince ayağa kalktım. “Siz sindire dururken bende Aylin’e söyleyeyim gidip.”

Hepsi internet bağlantısı kesilmiş gibi öylece kalırken çoktan merdivenleri çıkmaya başlamıştım bile. Merdivenleri üçerli beşerli çıkarken Aylin’den yiyeceğim azarı bilerek odasına gitmek sandığımdan daha ürkütücü oldu.

Uzun bir nefes alıp kapıyı tıklamadan direkt içeriye dalıp kapıyı da arkamdan rastgele bıraktım.

Gözlerim kısa bir an odanın içinde dolaşıp onu aradı. Kapının hemen yanındaki yatağına uzanmış, gözünü bile kırpmadan duvarı izliyordu. İçeriye bir adım attığımda da duvarı izlemeye devam etti. “Niye geldin?”

“Gel miyim mi?” diye sordum masum masum. Tabii ne kadar masum denilirse işte. Azıcık canlarını yakmış olabilirdim. Aynı onların dün akşam yaptığı gibi. Sorun şuydu ki en çok güvendiğiniz insanlara zırhınızı çıkarıyordunuz ve o zırh çıktığında kıymık batırsalar canınız yanıyordu. Çünkü kıymık en yakınınızdan geliyordu.

“Gideceksin ya gelme,” derken son derece aksi ve ciddi konuşuyor, cevaplarını otomatik mesaj gibi ruhsuz veriyordu. “Diğer takımın bekler seni onlara git.”

“Benim bir tane takımım var,” dedim saçma düşünceyi çürüterek.

Gerçi saçma demek de biraz garip oluyordu ama saçmaydı. Ses etmeden duvarı izlemeye devam etti. Yatağının ucuna oturup gitme olayının nasıl gerçek olmadığını söyleyeceğimi düşünmeye başladım. Birden dersem muhtemelen bu odadan cesedimden başkası çıkamazdı.

Sonunda ismiyle seslenip nabzını yoklama kararı aldım. “Aylin.”

“Ne var?” duvarı izlemeyi bırakıp birden gözlerini üstüme çevirdi, “bak görüyor musun sana seslenince sen cevap verme kaç kere ben veriyorum, kıyamamamı sikeyim!”

sözleri bitmeden sarıldığı yastığı üstüme fırlattı. Ansızın fırlattığı yastığı zorda olsa tutabilmiştim. Yastığa kollarımı sarıp tatlı tatlı güldüm.

“Gülme Selin! Gülme bak boğarım seni.” İkinci bir yastığı üstüme fırlattığında elimdeki havaya kaldırıp kendime kalkan yaptım. Gerçekten çok kızmıştı, kızmasının daha kötüsü kırılmıştı da. Hay kafanı Selin…
“Kızım bir dinle bir şey diyeceğim.”

“Dinlemiyorum, git. Yastığımı da ver.” Kollarım arasındaki yastığı çekiştirdi. Yastığa daha sıkı sarılıp, bırakmadım. “Dinlersen veririm.”

Sen beni mi tehdit ediyorsun diyerek ters ters baktı. Ya şimdi ya hiç Selin. Ya şimdi ya hiç.

“Oyundu. Hiçbir yere gitmiyorum. Kaptanınıza güvenmediğiniz halde buna inanmanız ne kadar ironik olsa da gitmiyorum.” Oh, söyledim kurtuldum. Belki de kurtulamadım çünkü Aylin’in bakışları pek hayra değildi.

“Hı?” dedi sorarak.

Kucağımdaki yastığı atıp kapıya doğru büyük bir adım attım. Buradan sonrası maraton koşusu. Aylin, yataktan kalktığı anda bende kapıdan dışarıya fırladım. Arkamdan üssü yıkacak gibi bağırıyordu. “Selin kaçma gebertirim seni!”

Merdivenleri inerken omzumun üstünden geliyor mu diye baktım. Elinde yastıkla kovalıyordu manyak. “Dursam da geberteceksin zaten.”

Dakikalar süren kovalamaca sonunda bitmiş onu da Sedef ablanın hepimizi etrafına toplamıştı. Takım psikoloğumuz olarak hepimizle uzun konuşmuş ve konuşma hakkı da vermişti. Ve bilin bakalım ilk söz kime düşmüştü, eh maalesef bana. Uzun bir nefes alıp konuya girdim.

“Açıkçası dün akşamdan sonra cidden transfer olmayı düşünmedim değil.”

Salondaki herkes sessiz kalırken devam ettim.

“Kızım, siz benim her şeyimi biliyorsunuz. Şu takımın kurulmasından önceyi düşünün aynı üniversitenin farklı bölümlerinde değil miydik? Üniversite turnuvasına takım kurma takıntımdan sonra başladı her şey. O günden şu güne her boku birlikte yedik ve siz benim en büyük yanlışıma geri dönebileceğimi cidden düşündünüz mü?”

“İyi de sende çok garip davrandın,” Aslı kollarını önünde bağlarken kafası karışmış şekilde gözlerimin içine bakıyordu. Ki buna şaşırmıyordum, garip davrandığımı bende biliyordum. Sorun buradan sonrasında başlıyordu.

“Her garip davrandığımda Bulut’a koştuğumu mu düşünüyorsunuz?” sesimdeki savunmacı tona karşı koyamıyordum, bir kaşım sorgulayarak havalandı. Beni gerçekten bunu yapacak kadar iradesiz mi görüyorlardı. Hadi iradeyi geçtim. Kinim ulan. Kinci kişiliğimi de mi unutmuşlardı? Turnuvayı kaybettiğim bir adama nasıl dönebileceğimi düşünüyorlardı.

“Hayır,” diyerek beşi birden itiraz etti. O zaman der gibi başımı yana yatırdım. Hepsi sessiz kaldı.

Sedef abla oturduğu berjerde elindeki deftere notlar alırken bir yandan da bizi izliyordu. Bazen de araya giriyordu ve şu an onlardan biriydi. Elindeki kalemi karşımda oturan dörtlüye yöneltti. “Sizin şüphelenmeniz normal ama Selin de haklı, beşiniz bir arada,” gözlerini üssün yüksek tavanına çevirdi. “Şurayı başımıza yıkacak şeyler yapıp bir gün böyle düşünürseniz, kırılması normal. Ama,” deyip bu sefer benden tarafa döndü. “Senin şu kalbin kırılınca devreye soktuğun kin ve buz halini yenmen lazım.”

“Yenemem,” dedim huysuzca. Ben kendimi bu hâlde gayet de seviyordum. Tabii bazen başımı belaya sokuyordum ama olsun. Tuzu biberi olsun o da. Kollarımı göğsümde bağlayıp tamamen tartışmaya kapandığımda Sedef abla nefesini bıraktı. “Başına iş alacaksın da o zaman göreceğim seni.”

Ona cevap vermedim çünkü haklıydı, umarım başıma alacağım bela düzgün bir şey olurdu.

“Onu boş ver de şu telefonda mesajlaştığın kimdi?” Aylin’in sorusuyla Sedef ablanın bile gözleri bana döndü. Kızlar gibi sorguya çekmezdi ama yine de bunun ne kadar garip olduğunun o da farkındaydı.
Olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. “Onun konumuzla ne alakası var şimdi?”

Sanırım en çok girmek istemediğim konulardan biri de buydu. Ben kim olduğunu söylediğim anda bu konu saçma sapan yerlere yorulacak, omuzlarımda zaten bitmek bilmeyen geçmişe birde gelecek eklenecekti.

“Ne demek ne alakası var?” diyen Zeynep oldu, hiçbirinin gözünden ne yazık ki kaçmamıştı. “Sen bize bile mesaj atmaya üşenirsin Selin. ‘tamam’, ‘ok’ yazıp yada hepsine üşenip görüldü atan sen.”

Merve araya girip cümlesini tamamladı, “Önümüzde biriyle uzun uzun mesajlaşıp, üstüne güldün ve bunu kendin bile fark etmeden yaptın.”

Durup öylece baktım, ne ara gülmüştüm? Kime gülmüştüm? Diye sormak çok isterdim ama ekran süremi şu aralar arttıran tek isim Bora Demirtaş oluyordu. Onunla da en fazla beş on kere konuşmuştuk. Herhalde. Gözlerim cevapları arar gibi tavana kaydı, öyle değil mi? Öyle ya.

Aslı, üstümdeki durgunluğu fark etmiş olacak ki öne doğru eğilip, en sakin ses tonlarından biriyle konuştu. "Kızacaksın Seloşum ama senin uzun uzun tek mesajlaştığın kişi Bulut’tu."

Haklıydı. Yine de savunma duvarlarımın ortaya çıkmak için an kolladığını hissediyordum, "Aslı," dedim en nazik ses tonumla. "Gözünü seveyim, bağlamayın artık şuna bir şeyler. Harbi yoruldum."

"Bulut'a bağlamıyor," diye araya girdi Sedef abla. "Bulut’la birlikteyken yaptığın reflekslerden birini gösteriyorsun diyor."

Beynim bir an eror verse de kollarımı iki yana açıp koltuğun sırtına yaslandım. "Ben Bora’ya öyle davranmıyorum bir kere."

Dedim ve dediğim anda bütün şalterler koptu. İçimden söyleyeceğim şeyi bangır bangır hepsine birden söylemiştim. Ah Selin. Ah benim salak kafam. Ağlayacağım artık ya, of!

İlk tepkiyi Merve’yi bile geçerek Aylin verdi. Oturduğu yerde öyle bir öne eğildi ki sorguda ki polislerden farkı yoktu. "Pardon da Bora kim?"

"Oha! BEACS kaptanı olan Bora! Ay heyecanlandım." Hemen arkasından Merve başlamış başladığı gibi çözmüştü. Bütün üssü sallayacak kadar yüksek sesle yutkundum. Al işte baştan bu yana söylememe sebebim buydu.

"Ne?" Dedi Zeynep ve Aslı aynı anda. İkisinin de şahini andıran gözleri üstümde sabitlenince nefesimi bıraktım. Daha adamın adı geçmeden konunun geldiği noktaya bak. Bak ve bunlara erkek adı demeye cesaret et bakalım. Yerse.

"Düşündüğünüz gibi değil!" Dedim ama beni duyan yoktu tabii. Kızlar şoklarını atlatmaya çalışırken Sedef abla defterine tekrar not almaya başladı.

Merve oturduğu yerde otuz iki diş sırıtıyordu, tartışmasız olmayan bu şeye en çok sevinen de oydu. "Vallahi ismi kendin verdin, hareketlerinden haberin bile yok. Düşündüğümüz gibi değilse de olması yakın."

"Merve," dedi Zeynep. "Daha erken hemen shipledin ya, çocuğu tanımıyoruz bile." Her zamanki mantıkçı havasına ilk kez şükrettim.

"Harbi," diyerek onu destekledi Aslı da.

"Vallahi siz tanımıyor olabilirsiniz biz tanıyoruz, değil mi Aylinim?" Merve koltuğun diğer ucundan Aylin’e çakması için elini uzattı. İkisi stalkın kurucusu olduğu için buna şaşırmadım ama içimde bir yerlerinde rahatsız olması gözümden kaçmadı.

Aylin, gözlerini üstümden ayırmazken, "Evet Mervoş evet," diyerek havadaki eline avucunu uzattı. Biraz daha onların bu saçma tepkisini izledikten sonra üstümü yoklayıp telefonumu çıkardım. Bu konu bugün kökünden çözülecekti. Engelleyip geçecektim.

Mesaj sayfasına girerken Aylin yaptığımı anlamış gibi yerinden fırlayıp telefonu elimden çekip aldı. "Ver şunu," diyerek avucumu aç kapa yaptım.

"Oldu vereyim de engelle değil mi?" Aylin telefonumla geri geri giderken Merve araya atladı.
"Ne engeli ya! Kızım taş gibi çocuk yapma sakın öyle mallıklar ha."

Ben Aylin’den telefonumu almaya çalışırken Aslı ve Zeynep merve'yi ortalarına almış iki yandan kulaklarını çekiyorlardı. "Tam olarak neresi taş Mervecim?" Diye sordu Zeynep.

Onlar Merve’yi sıkıştırırken Aylin’in üstüne yürümeye devam ettim. "Ver şunu."

"Ve-re-mem, veremem git. Git!" Uzattığım elime vurarak geri kaçıp duruyordu. Salon bir anda curcuna alanı olmuştu.

"Kumral güzeli!" Merve ağzının suyu akar gibi Bora’yı övünce dikkatim anlık ona kaydı.

"Merve," dedim uyararak ve bunu niye yaptığım hakkında gram fikrim yoktu. Durup öylece kendimi sorgulamaya başladığımda hepsi de durmuş beni izliyordu. Çünkü hepimiz fark etmiştik. Merve'ye olan uyarım resmen refleksle gerçekleşmişti...

Ortamda uzun bir sessizlik çöktü. Tek sorun Merve’nin her boku havada kaptığı gibi bunu da kapıp kahkaha atmaya başlamıydı. Onu duymazdan gelip Aylin’in üstüne yürüdüm. Geri geri gitmekten Aslı’nın üstüne düşecekti şimdi. "Telefonu ver, Aylin."

"Bana emir verme, Selin." Dedi beni taklit ederek. Koluna uzanmaya çalıştığımda tekrar elime vurdu. Ya sabır temalı bir bakış attım. "Lan versem ne yapacaksın? Niye engelliyorsun şimdi çocuğu?"

"Engellemeyeyim de Bulut travması bölüm iki mi çekelim," derken çenemi sıkmaktan sesim boğuklaşmıştı.

"Selin bir şey soracağım," deyince solumda kalan Sedef ablaya döndüm. Sessizce sorusunu beklerken tedirgin olmuyorum değildi, psikoloklardan oldum olası tedirgin olduğum yalan değildi. Resmen röntgenimi çekip önüme atıyorlardı. Ben sessiz kalınca Sedef abla sorusunu yöneltti. "Bu çocuğu neden engellemek istiyorsun şu an," elindeki kalemin ucunu dudağına yasladı. "Madem aranızda bir şey yok, o zaman niye sorun işgal ediyor?"

"Abla bildiğin bir soruyu bana soruyorsun gibi hissediyorum," huysuz bakışlarım onu buldu. Dudak bükerek tuzağa düşmemeyi tercih etti. "Konuyu dağıtma da cevap ver."

Düşünmedim, bu konu üstüne düşünmeyi kendime an itibariyle yasaklıyordum ki zaten cevabı biliyordum. Bildiğim gibi direkt söyledim. "Çünkü bir daha aynı yükün altında kalamam. Geçen seneyi atlatamadım daha. Bir de aynısını onunla yaşayamam, ki yaşayacağımız bir şey de yok."

"Hem çelişkili konuşup hem çelişkili davranıyorsun Seloş ve en garibi de bunun farkında bile değilsin." Diyen Aslı oldu.

Ağlamaklı bir ifadeyle kendimi ilk oturduğum yere attım. "Bilmiyorum of! Delireceğim şimdi."

"Biliyorsun ama anlam vermiyorsun çünkü beyninin kurduğu savunma duvarları yıkılmaya başlayacak anlam verirsen." Diyen Zeynep’in sözlerinin devamı

Sedef abla devraldı. "Ve bunun yerine engelleyip geçmek istiyorsun ama takımından birinin bile çocuğa bir şey demesi fark etmediğin kıskançlık damarını tetikliyor ki az önce gördük."

"Ee," dedim uzatarak. "Yani?" Gittikçe huysuzlanan tarafım sahneyi esir almaya başlıyordu. "Ayrıca kıskanmadım niye kıskanayım?"

Sedef abla öyle mi der gibi baktıktan sonra başıyla Aylin’e işaret verdi. "İtiraf etmiyorsun ki, şu an etmene de gerek yok. Sadece şunu ayır biri Bulut’tu. Biri Bora. Birinin yaptığı hatanın fişini diğerine de kesemezsin. Yani adil olmaz ama yok yapacağım diyorsan, ver Aylin kızın telefonunu."

Aylin bir bana bir Sedef ablaya baktı. "Abla bu biraz salaktır engeller emin misin vereyim?"

Oturduğum yerde Aylin’e kötü kötü bakmaya başladım. O ise bakışlarımı görmezden gelip Sedef ablaya bakıyordu. Diğerleri gibi bende ona döndüm. Sedef abla omuz silkti. "Biz karışamayız Aylincim. Kendi vicdanı engellemek isterse engeller, o adaletçi gururuna yedirebilirse," diyerek göz ucuyla bana baktı.

Tam telefonumu almak için ayaklanıyordum ki Serra’nın sesi araya girdi. Kendisi görünmese de sesi harekete geçmemiz için yeterliydi. "Kızlar toplantı odasına geçin. Maç izleyeceğiz, analiz vakti."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.