8. bölüm · Son Gün
Nefes
Gecene karanlığını gökyüzüne serdiğinde yola çıktım. Güney' deki metal ağaca sürdüm. İçimde tarif edemediğim duygular vardı kalbim patlayacak gibiydi, nefesim kesik kesikti. Heyecan,korku, mutluluk ve hüzün hepsini aynı anda hissediyordum. Aralıksız geçen saatlerin sonunda günün ilk ışıklarıyla beraber metal ağaca gelmiştim. Arabadan hızlıca çıktım. Ağacın dibini iyice taradım her milimini ama geçite dair hiçbir iz bulamadım. Sinirlemiştim gözüm karardı. Arabanın bagajındaki kazmayı alarak ağacın dibini talan ettim. Yoktu yok. Bir süre sonra titreyen ellerimdeki kazmayı bir kenara fırlattım. Patlayacak gibi atan kalbimle beraber kendimi toparlamak için ağaca adeta fırladım. O an sırtıma sert birşey battı. Acı ile önüme dikleştim. Acı geçince küçük bir kulp gördüm. Gözlerim parıldadı hemen elimle kavrayıp sıkıca kendime doğru çektim. Açılmadı. Ne kadar kuvvet uygularsam uygulayayım olmadı. Ciğerlerimdeki bütün öfke çığlık olarak havaya karıştı. Sinirden elim ayağım titriyor, gözlerimde inat gibi ağlayacak zamanı bulmuştu. Güçsüz kalmıştım. O an Luke'un sessi yankılandı. " Ne yaptığını sanıyorsun delirdin mi sen ? " Diye sert bir çıkış yaptı. O an bilincim yerine geldi. Göz yaşlarımı silip yüzüne baktım. Sinirden gözü dönmüş gibi görünüyordu. Bir hışımla kolumu sertçe kavrayıp yerden sökercesine kaldırdı beni " Sana güvenmiştim. Bu mu olacaktı sonu ! " Bütün orman yankılandı ağaçlarda pinekleyen kuşlar irkilerek gökyüzüne sığındı. Yutkundum. Gözlerim bomboş bakıyordu ona karşı. Derin bir nefes verdim. Sakinleşmeye çalışıyordum. "Cevap ver bana sonu bu mu olacaktı, ihanet mi ?" Dedi tuttuğu kolumu iyice sıkarak yüzüne yaklaştırdı beni. "Kolumu bırak." Dedim cansız bir tonda halim yoktu. " Oldu başka emriniz hanımefendi? Sen iyice zıvanadan çıktın ben sana güvenmiştim ne kadar aptalmışım ben ya " dedi , sinirden olabildiğince sıktığı kolumdaki kan akışı ciddi derecede azalmış olacak ki morarmaya başladı. Sakince kolum çekmeye çalıştığımda daha çok kendine çekip sıktı. Gözlerime nefretle bakıyordu sanki onu aldatan bendim. Yıllarca beni kandırmışlar hayatımın büyük çoğunluğunu çalanlar kendileri değilmiş gibi. Sanki hiç bu deneyin bir parçası değilmiş gibi bana ders vermeye çalışması sinirime dokunuyordu. " Bak son kez uyarıyorum seni ! Kolumu bırak, yoksa canını yakarım." Dedim tehtitkar bir tonda. Histerik bir gülümseme çıktı dudaklarından " Hadi ya denesen." Dedi. Sen bilirsin kar tanesi bütün gücümle boynumu bir daha bir sola yatırarak kütlettim ardından geriye doğru yatırıp var gücümle tam suratına burnunun üstüne bir kafa attım. Aceleyle burnunu iki eliyle tuttu. Serbest kalan kolumla beraber yerde firlattiğım kazmanın sapıyla ensesine geçirdim. Yere yığıldı. Bu onu biraz sersemletmişti. Ama bilinci açıktı. Bir an önce ağacın gövdesinde bulduğum kolu zorlamaya tekrar başladım. Fakat birşey olmuyordu , son anda ağaçtan tarafa bir yumruk attım. Açıldı. Açıldı. Bölmenin içinden bir anahtar çıktı. Kahretsin ki yine birşey bulmak zorundayim. Luke'a döndüm. Hala sersemletmiş bir şekilde bir eli ensesinde bir eli de burnunu kapatacak şekilde yerde yatıyordu. Hareket etmeye mecali yok gibiydi. "Eğer bana nasıl gideceğimi gösterirsen seni affederim. " Dedim. Gülmeye başladı canı yandığı için olsa gerek acı içinde gülüyordu. " Af mı ederim ?" Bastı kahkahayı. " Kim senden af diliyor ?" Dedi. " Şimdi değil ama hepsi ayaklarıma kapanıp af dileyecek ama ben bu deneye izin veren, ortak olan herkesi bulup birere birer canına okuyacağım. Umarım burdan kaçmamın tek sebebinin gerçek dünyaya dönmek olduğunu düşünmüyorsun intikam istiyorum. Hepsindende teker teker alıcağımda. Ömrümden giden her saniye için. O gün geldiğinde seni bağışlarım eğer bana yardım edersen. Ha yok ben istemiyorum dersen ben çıkmanın bir yolunu bulurum ama sen çıkabilir misin ? Orası şüpheli işte. " Dedim ses tonum ve ciddiyetim onu ürküttü. Yutkundu aklında birşeyleri ölçüp biçti. Sonra bana dönüp " Anahtarı en alttaki köke takacaksin bir kapı açılacak oradan kanalizasyon boyunca gidiceksin." Dedi. Dediğini yaptım. Demir kapı yavaşça açıldı. Ellerim titriyordu çok karanlıktı içerisi, içimde bir heyecan vardı. "Sağ ol." Dedim. Başını salladı. Hafifçe yerinden kalkamak için hamle yaptı. Anahtarı cebime atıp karanlığa doğru indim ve kapıyı ardımdan kapattım. Luke'un sinirli sessi kapıdan çok net geliyordu. " Delirdin mi sen çıkar beni de " diyordu. Histerik gülüşüm boş tünelde yankılandı " Ben orada sayısını bilmediğim günler geçirdim sana da birşey olmaz emin ol." Dedim. Arkamdan birkaç küfür savurdu. Duymazdan gelerek merdivenleri dikkatlice indim son basamaktan atlayınca su sesi yankılandı boş koridorlarda. Zifiri karanlıkta yolumu bulmak için duvarı takip ettim. Uzun bir yolun sonunda alnım bir demire çarpınca durdum ve dikkatlice tırmandım. Kanalizasyon kapağını var gücümle ittim. Açılmıyordu. Kahretsin ki açılmıyordu. Artık sabrım kalmamıştı. İttirdim ittirdim yok yok olmuyordu. Olmuyordu sanki herkes bana karşı çıkıyordu. Ağlamaya başladım. Sinirim bütün bedenime gözyaşı olarak aktı. Elimi kapağın üzerinde gezdirdim bir çıktını vardı. Cebimdeki anahtarı çıkarttım oyuk gibi olan çıkıntının üzerinde takmayı çalıştım. Zifiri karanlık hiç yardımcı olmuyordu birkaç başarısız deneme sonunda başardım. Kapak kolaylıkla yana kaydı. Parlak güneş ışıkları gözlerimi delercesine ağrıtıyordu. Kendimi dışarıya attım. Sonunda sonunda başarmıştım. Derin bir nefes aldım. Etrafımq bir baktım her yer betondu. Bambaşka bir yerdi sanki yıllar önce bıraktığım gibi değildi. Her taraf griydi. Eskiden de betondu ama sanki renkleri gitmiş gibiydi şimdi. Cadde boyunca yürüdüm. Köşe başından döndüm. İnsanlar. İnsanlar vardı. Fıldır fıldır arabalar geçiyordu. İnsanlar vardı. Dolu hemde dopdolu sokaklar dolusu insanlar vardı gözlerim yaşlarla doldu. Hızla geçen bir adam koluma sertçe çarptı. Sinirli bir şekilde suratıma baktı, ağladığımı görünce suratı yumuşadı " Pardon." Dedi. Ve hızla devam etti gerçek gelmiyordu , herşey bambaşkaydı ama ama yine de yine de aynıydı. Herşeye deger miydi ? Öğrenecektim onu da sonradan. İlk hedefim ailemi bulmaktı. Ama ondan önce nerede olduğumu bulmam lazımdı...
