5. bölüm · Son Gün
Acı Gerçekler
İnsan ne kadar öfkeliyse o kadar saçmalamaya meyilli oluyor. Ezeldendir ani kararlar alıyordum. Pişman miydim bazen, bazen pişman oluyordum. Kararlarımdan. Luke'un kafasına vazoyu geçirmemin ardından neredeyse akşam olmuştu. Onu bir sandalyeye bağlandım. Hala nefes alıyordu ama uyanmamıştı. Akşam saatlerine doğru hafif iniltiler eşliğinde gözlerini aralamaya çalışıyordu. Karşısındaki koltuğa oturup gözlerimi yüzüne diktim. Gözlerini yavaşça araladı " Noldu ? Noldu bana ?" Dedi yüzümü görünce yavaşca bilinci yerine geldi ve korkunun en saf halini gözlerinde gördüm o an. " Günaydın sonunda uyanabildin?" Dedim alaycı bir tonda. Bilinci kendine geldikçe bulunduğu durumu anlamış olacak ki etrafına baktı bağlı vücuduna, yerdeki seramik kırıklarında dağınık koltuklarına. O uyurken ben başka ip ucu bulabilmek için etrafı talan etmiştim ama hiçbir şey bulamadım maalesef. " Sera ne yaptığının farkında mısın suç bu delirdin mi ?" Dedi. " Burda bir tek ben varım yani suç mu değil mi ben karar veririm. Ve evet evet delirdim !" dedim sakin bir tonda. Gözlerini devirip derin bir nefes verdi. "Ee hadi anlat mıyacak misin ?" Dedim merakla hafifçe yüzümü yüzüne yaklaştırarak kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı ve kaşlarını kaldırarak cıkladı. " İyi keyfin bilir benim vaktim bol sen esaretinden ne zaman kurtulmak istiyorsan haber verirsin hemen burda olucağım " dedim oturduğum koltuğu göstererek. " Seraa!" Dedi sinirli bir tonda onu takmayarak oturduğum koltuğa uzandım. O konuşana kadar sabrının sınırlarını zorlamayı planlıyordum. Yaklaşık bir iki saat sonra acıktığım için yemek hazırlamak için mutfağa gittim mutfağı biraz karıştırdıktan sonra patates kızartması hazırladım kendim için. Karşısındaki koltuğa geçip oturdum ve yemeğimi yemeye başladım. Sorgulayan gözlerle bana baktı " Hani bana?" Dedi, ufak alaycı bir kahkaha ile " Sen konuşana kadar orda oturup hiçbir şey yapmayacaksın ." Dedim. Şaşkın bir nida koptu dudaklarından " Ne ? Saçmalama aç mı bırakacaksın beni ?" Dedi. " Aç olmak senin en ufak derdin olacak. Emin ol. Ha eğer konuşursan o da bir dert olamayabilir." Dedim. Derin bir nefes verdi " Konuşmayacağım. Afiyet olsun sana ".dedi sinirli bir gülümsemeyle. Omuz silktim " Keyfin bilir." Gözlerinin içine bakarak yemeğimi yedim duygusuzluğum onu çok şaşırtmıştı. Gece yarısına doğru Luke yerinde kıpırdamaya başladı. " Tuvaletim geldi." Dedi. Omuz silkip dudaklarımı düzdüm " Bana ne? " dedim. Sinirlendi " Ne demek 'Bana ne ?' Çözde beni tuvalete gideyim !" Dedi. Ufak bir kahkaha attım " Ben sanırım anlatamadım sen konuşana kadar bu sandalyede aç, susuz bir şekilde bağlı kalıcaksın hareket etmek yok, tuvalet yok çok istiyorsan altına yap ama burdan konuşmadan kalkamazsın " dedim. Gözlerindeki sinir ve şaşkınlık sesine yansıyarak " Saçmalama Sera sen ne yaptığını farkında mısın. Beni burda ne kadar tutacaksın saçmalama aklını başına topla !" Diye bağırıyordu. " Sen ne zaman konuşursan bağların o zaman çözülür ya açıklarsın ya da altına işersin keyfin bilir. Hiç umrumda değil. " dedim umursamaz bir tavırla. Sinirden dişleri gıcırdıyordu ya da çok tuvaleti vardı bilmiyordum ve umrumda da değildi. İki gün boyunca ne su ne yemek ne de tuvalet yüzü gördüğü için patlamaya hazır bir bomba gibiydi bana karşı, bende onun bütün sinir sistemiyle bir güzelce oynamanın keyfindeydim. Üçüncü günün sonunda gece yarısına yaklaşırken susuzluk cidden vücudunu vurmuş olacak ki başının döndüğünü söyledi. Artık sabrı taşmış olacak ki " Tamam tamam anlatacağım ama lütfen bana su ver." diyerek pes etti. " Konuş konuşursan söz seni çözeceğim. " Dedim yattığım koltuktan doğrularak yüzüne yaklaştım merakla . Kurumuş dudaklarını yalayarak yutkundu zorla bir nefes aldı " Herşey herşey birer deneydi. Aslında savaşın sonunda insanlık ölmedi." Söyledikleri vücuduma sert bir darbeyle vurmuştu yutkunamadım bir an gözlerim fal taşı gibi açıldı ağzına kitlendim ne diyeceğini ölesiye merak ediyordum. " Aslında burada gördüğün herşeyi biz yaptık yaşadığın yerin savaş sonrası durumunu kimsesiz ve yıkık dökük halini yaptık , bu gördüğün alan aslında bir labaratuvar, projeyi savaş sonrasında yalnız kalan bir insanın ne yapacağını nasıl hayatta kalacağını izlemek için yaptık aslında 15 yıldır burdasın, 10 yıldır değil .Sadece 10 senedir uyanıksın seni 5 yıl boyunca komada beklettiler savaşta ağır yaralı şekilde çıktın. Seni yıllardır gizli küçük kameralarla izleyip yaptıklarını kaydediyorduk. Bir gün kameralar bozuldu Profesör birinin seni izlemesi ve projeye yeni bir soluk katmak için beni yolladı. Ben aslında asker değil bilim insanıyım. " Dedi ve ortalığı ölüm sessizliği bastırdı. Duyduklarım karşısında hiçbir şey hissedemiyordum. Bir yanım yalan söylediğini düşünüyordu. Bir yanım bağırarak ağlamak istiyordu. Duygularım birbirine karıştı. Nefes alamadım. " N ne saçmalıyorsun sen ?" Dememle gözlerime yaşlar akın etti. " Üzgünüm gerçekler bunlar. Sen sadece bu deneyin parçasıydın." Dedi utangaç bir tavırla. Kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Öğrendiklerim bende kafamdan aşağıya sıcak su dökülmüş hissi veriyordu.
" Ailem annem, babam, kardeşim onlar onlar nerde biliyor musun yaşıyorlar mı ?" diye sordum ağlamam arasında uzun bir sessizligin sonunda başı eğik bir şekilde " Evet" dedi. Ağlamam daha da şiddetlenmeye başladı " Meraktan ölmüşlerdir şimdi onlar " dedim. Suratında mahcup bir ifade oluştu. " Şey aslında onlar senin burada denek olman için izin verdiler. Bunun karşılığında para alıyorlar her ay Profesörden. " Dedi durdum. Dona kalmıştım. Yalan söylüyordu bariz. Benim ailem beni bırakmaz bilmiyorlardır yaşadığımı yaşadığımı bilseler beni ararlardı! " Diye haykırdım söylediklerine inanmıyordum. " Üzgünüm. Gerçekler bunlar kardeşinin hastalığı için seni denek vermişler karşılığında her ay gelip Profesörden para alıyorlardı. Senin için kabul etmenin çok zor olduğunun farkındayım. " Dedi. Hıçkırarak ağlamaya başladım. İnanmak istemiyordum bilincim yalan söylediğine dair isyan ediyordu. Gerçekler kaldırabileceğimdende daha ağırdı.
