69. bölüm · Son Bahar
Burada Kural Yok
70. Bölüm – Barut Sınavı
Alex'ten;
Gece yarısı Madrid’in endüstriyel bölgesine çöken o zifiri karanlık, içimdeki tüm tereddütleri de beraberinde yutmuştu. Güvenli evden çıkmadan önce üzerime geçirdiğim o siyah taktik yelek ve belimdeki susturuculu Heckler & Koch, bana ringdeki o altın sarısı kemerden çok daha tanıdık geliyordu.
Andrey hemen sağımda, deponun paslı demir merdivenlerinin gölgesine sinmişti. Kulaklığımdan Mia’nın o pürüzsüz, mekanik sesi yükseldi:
"Sinyal kesiciler devreye girdi Alex. Deponun tüm güvenlik kameraları şu an son otuz saniyenin görüntüsünü tekrar oynatıyor. İçerideki ana bilgisayara sızmam için bana tam dört dakika vermeniz gerek. Süre başladı."
Andrey’e hafifçe başımı salladım. "Giriş yapıyoruz," diye fısıldadım mikrofona.
Deponun ağır, sürgülü demir kapısını milimetrik bir hareketle araladık. İçerisi tam da tahmin ettiğim gibiydi; Ivanov sendikasının Avrupa’daki yeraltı bahis paralarını, lüks araçlarını ve sahte pasaport basım makinelerini sakladığı devasa bir lojistik merkez.
Loş ışıkların altında, ellerinde otomatik silahlarla devriye gezen altı adam saydım. Rus mafyasının o bilindik, kibirli rahatlığı üzerlerindeydi. Aleksey’in Barselona yönüne bıraktığı sahte iz, buradaki koruma sayısını yarı yarıya düşürmüştü.
"Soldaki ikisi bende," diye mırıldandı Andrey, nefes alıp verişini bile kontrol ederek.
Aynı anda harekete geçtik. Susturucudan çıkan o boğuk fıt-fıt sesi, deponun yüksek tavanında kayboldu. Andrey’in indirdiği iki adam yığınların arasına sessizce serilirken, ben de önümdeki sütunun arkasından fırlayıp diğer ikisinin arkasına sızdım.
İlkini tek bir hamlede, askeri yakın dövüş teknikleriyle boğazını kilitleyip bayılttım; ikincisi silahına davranmaya çalışırken şakağına indirdiğim sert bir dipçik darbesiyle bilincini kaybetti.
"Son iki koruma, ana ofisin girişindeler," dedi Mia kulaklıktan. "Sistemlerine sızdım. Ivanov’un dijital cüzdanlarındaki parayı İsviçre’deki paravan hesaplara aktarmaya başlıyorum. Ama ana server odasında bir hareketlilik var, acele edin."
Andrey ile ofise doğru koridordan ilerlerken, aniden deponun derinliklerinden gelen o kulak tırmalayıcı alarm sesi duvarlarda yankılanmaya başladı. Kırmızı acil durum ışıkları peş peşe yanıp sönerken, ofisin kapısı sertçe açıldı ve içeriden ağır silahlı üç adam fırladı.
"Tuzak!" diye bağırdı Andrey, kendini en yakındaki çelik kasanın arkasına atarken.
Susturucunun bir hükmü kalmamıştı. Deponun içinde amansız bir çatışma patlak verdi. Kurşunlar çelik kasalardan sekip kıvılcımlar saçarken, beton zemin toz duman içinde kaldı.
Ringdeki o spinning kick’i vururken hissettiğim o saf konsantrasyon, şimdi tamamen hayatta kalma ve koruma içgüdüsüne dönüşmüştü.
Siper aldığım beton kolonun arkasından fırlayıp adamlardan birini göğsünden vurdum. Andrey de tam zamanında açtığı ateşle diğerini etkisiz hale getirdi.
Ancak tam o sırada, ofisin üst katındaki cam balkondan aşağı fırlayan gölgeyi son anda fark ettim. Bu, Ivanov’un Madrid’deki sağ kolu, iri kıyım bir Rus tetikçiydi. Silahımı elimden uçuran sert bir tekmeyle üzerime çullandı.
Beton zemine birlikte yuvarlandık. Herif, dün gece ringde devirdiğim boksörden çok daha vahşi ve acımasızdı. Sol kroşesi elmacık kemiğime patladığında ağzıma gelen o kan tadı, dün gece otel odasındaki rezaletimi, Violet’in gözlerindeki o korkuyu hatırlattı bana. 'Bir daha bana o canavarı gösterme Alex,' demişti.
"Bu kez ringde değilsin, Binbaşı!" diye hırıldadı Rus, boğazıma çökerken.
"Doğru," dedim, içimdeki o vahşi askeri değil, ailesini eve dönmek için koruyan o kocayı uyandırarak. "Ringde değiliz. Burada kural yok."
Sağ elimle yerdeki boşa çıkmış şarjör demirini kavrayıp adamın kaburgasına sertçe sapladım. Acıyla gerilediğinde, askeri botumun tabanıyla çenesine öyle bir tekme indirdim ki, herif beton zemine kafasını çarparak baygın halde yığıldı. Nefes nefese ayağa kalktığımda, Andrey çoktan ofisteki bilgisayar sistemini tamamen havaya uçurmuştu.
Mia’nın sesi kulaklıkta netleşti: "Operasyon tamamlandı. Ivanov’un bu bölgedeki tüm finansal ağı şu an çöktü. Hesabındaki paralar artık bizim kontrolümüzde. Çıkın oradan!"
Andrey yanıma gelip omzumu sıktı. Yüzümdeki kanı silerken bana baktı: "İyi misin dostum?"
"İyiyim," dedim, yerdeki silahımı alıp arkama bile bakmadan çıkışa yürürken.
"Bu iş bitti. Eve, ailemize dönüyoruz."
Güvenli evin kapısından içeri adım attığımda sabaha karşıydı. Sofia ve Mia salondaki masanın başında bizi bekliyordu. Andrey’i sapasağlam gören Sofia rahat bir nefes alıp eşine sarıldı. Ben ise doğrudan arka taraftaki küçük odaya geçtim.
Violet, Andrew kucağında, yatağın kenarında hafifçe doğrulmuş oturuyordu. Kapının sesini duyunca gözlerini açtı. Üzerimdeki yeleği, elimdeki silahı ve yüzümdeki o taze sıyrığı gördü. Ama bu kez gözlerinde korku yoktu. Sadece derin bir şefkat ve büyük bir rahatlama vardı.
Yatağın kenarına, dizlerinin dibine çöktüm. Başımı dizine yasladım. Violet boşta kalan eliyle saçlarımı okşamaya başladı.
"Bitti mi?" diye fısıldadı.
"Bitti sevgilim," dedim, gözlerimi kapatıp kokusunu içime çekerken. "Savaş bitti. Artık tamamen evdeyim."
