60. bölüm · Sırdan düğüm
Demir parmaklıklar
Gözlerimi tenime değen sıcaklıkla açtım."Teni solmuş, cıvıl cıvıl olan teni solmuş diyorum, nasıl iyi? Mal mısınız siz amk, gidin ambulans çağırın!" diye birilerine bağırdı.Elimi tutan elini tutunca gözleri hemen gözlerimi buldu."Nazlım." dedi. Sesinde hâlâ korku vardı.Dudağımın kenarı kıvrıldı. Yorgun bir tavırla, "İyiyim, sakin ol." dedim.Eli saçlarıma gitti."Nasıl iyisin, güzelim?" deyince hafiften yerimden doğruldum.
Daha kendime gelemeden Emma yanıma çöküp, "Nazlı, iyi misin canım?" dedi.Başımı çevirip ona dümdüz bakınca Yiğit elimi tutmak için yeltendi ama ben ondan önce davranıp kadının bana doğru dökülen saçlarını elime dolayıp son gücümle yapıştım."Ah! Ah! Omg, yardım edin!" diye bağırdı.Ayağa kalkıp kafasına kafasına vurdum."El âlemin kocalarına oranı buranı atacağına insan olmayı öğren, mal!" dedim.Her vuruşum bir öncekinden sertti.Yiğit kadına temas etmeden beni elimden kurtarmaya çalıştı. Luca denen adam şaşkınlıkla birini arıyordu.Kadın bağırarak yardım istedi."Dur, yardım edeceğim ben sana. Saçında pislik kalmış. Karakterin gibi pislenmiş saçını, ahlakını terbiye etmeye çalışıyorum." dedim, İngilizce.Kadın küfür edince ben de kafa attımBizi dışarı çıkardı."Sakin ol, Nazlı. Kadını öldürecektin." deyince kucağından inmek için çırpındım."Sakinim, tamam. İndir beni!" diye bağırınca belimdeki eli daha da sıkılaştı.Biraz yerimde sessizce durdum."Midem bulanıyor, Yiğit. Ben galiba kusacağım." dememle beni hemen yere indirdi."İyi..."Yine aynı soruyu yöneltmesine fırsat vermeden koşarak o kızı geri dövmek için kulübeye doğru koştum.Arkamdan bağıran Yiğit'i umursamadan giderken siren sesiyle durdum.Bu, polis sireniydi.Arkama dönüp Yiğit'e baktığımda dertle saçını yolup yüzünü sıvazlıyordu.Harika... Buradan nasıl yırtacaksın, Nazlı?
Demir parmaklıkların arasından koridora bakıp polislere doğru bağırdım."Pardon, bakar mısınız? Ben de polisim. Bunların hepsi birer yanlış anlama. Bizi burada tutmaya yetkiniz yok. Türk vatandaşını geçtim, bir Türk polisini zorla tutuyorsunuz." diye parmaklıklara vurdum.Polisler bana bomboş baktıktan sonra arkalarını dönüp gittiler.Ben şanssızlığımı... Nezarethaneye bilmem kaç suçluyu kendi ellerimle soktum ama bir gün beni de sokacaklarını hiç tahmin etmemiştim.Ben polisim ya! Benim burada ne işim var?" diye söylenirken bu işi dışarıdan yaptığımı hiç hesaba katmamıştım.Arkama döndüğümde yine akıl sağlığımın bozulduğunu düşünür gibi bana bakan Yiğit'i gördüm.Benimle beraber onu da buraya sürüklemiş, kadının ikimizden de şikâyetçi olmasını sağlamıştım.Ama şimdi bizi buradan kim çıkaracaktı?
Saatler sonra arama hakkımızı kullanıp babamı aradık.Babam halledeceğini söylediğinden bu yana bir gün geçti. Tamam, Adem abiyi mahsus saatlerce bekletmiş olabilirim ama bu deja vu biraz fazla uzun sürdü.Ben delirirken Yiğit sanki yıllardır buradaymış gibi rahattı.Onun yanına çöktüm."Yiğit... Benim karnım aç." dedim, dudak büzerek.Bir sonraki parçada sandviç sahnesinden devam edebilirim.. Yere atıp tekmelemeye başladım. Yiğit üstüne atlayacakken beni tutup kendine çekti.Yiğit baktığı noktadan bakışlarını çekip bana baktı."Şaka mısın sen, karım? Bulunduğumuz durumun farkındasın, değil mi?" deyince yalandan gözlerimi doldurdum."Ama ben çok acıktım." deyince derin bir iç çekip ayağa kalktı.Polislerle konuştuktan sonra Yiğit elindeki sandviçi bana verdi.Mutlulukla açıp yiyecekken, "Sen?" dedim.Elindeki tek sandviçi de bana vermişti."Bu kadarına şükür et, Nazlı. Bir tane verdiler." dedi.Elimdeki sandviçe, bir de Yiğit'e baktım.Bir ısırık bile almadan ona uzattım."Al, ısır."Dememle kocaman bir ısırık aldı.Kaşlarım çatıldı. Hemen geri çektim.Ağzıma sokup, dolu ağzımla, "İnsan küçük ısırır. Karnın aç." dedim.Yiğit göz devirdi."Nazlı, az ısırdım zaten. Ver, bir tane daha ısırayım. Acıkmışım ben de." deyince ondan uzaklaştım."Bu benim, vermem." dememe güldü."Karıma bak be. Bir midesi, bir de cebim için benimle." dedi.Omzuna bir tane geçirdim."Kredi kartını nasıl eklemezsin? O, cebinden daha değerli." deyince kafasını yukarı kaldırıp güldü.Biz konuşurken polis geldi.Son lokmamı ağzıma tıkıp ayağa kalktım.Adam kapıyı açıp, "Çıkabilirsiniz." dedi.Gülerek çıktığım karakolda babamı görünce ciddileştim.Babamın suratı kararmıştı; yıldırım gibi üzerimize çakmaya hazırlanıyordu.Derin bir nefes alıp babama doğru yürüdüm."Ooo, hoş gelmişsin babam. İsviçre'yi beğendin mi?"Soruma dahi cevap vermeden öylesine ilerledi.Suratımın düştüğünü fark eden Yiğit hemen elimi tuttu."Kızgın. Sakinleşmesini bekle." dedi.Üzgün bir tavırla başımı sallayıp onu onayladım.
Evimize gidene kadar arabanın içi çok sessizdi..Eve döndüğümüzde babam bana sarıldı. Bunu beklemediğimden tökezledim."İyi misin, Nazlım? Yiğit dağda kar yağdığını söyledi. Kriz mi geçirdin?" diye sordu.Soruları, beklediğim sorulardan çok farklıydı.Şaşkınlıkla, "Sen bana kızgın değil misin, baba?" dedim.Benden ayrıldı. Kaşları hâlâ çatıktı."Kızgınım, hem de çok kızgınım, Naz. Öfkeliyken, kırgınken kafanı alıp çekip gitme huyundan nefret ediyorum. Ya başına bir şey gelseydi? Yiğit seni orada bulamasaydı?" diye kızınca şaşkınlıktan kaşlarım havaya kalktı.Bu yüzden miydi siniri?"Bana karakolluk olduğumuz için kızgın değil misin?" dedim aynı şaşkınlıkla.Babamın ifadesi az da olsa yumuşadı."Niye o konuda kızayım, Naz? Hakkın, ellerine sağlık. Benim sana kızdığım şey ne kendini ne de çevreni düşünmeyişin." dedi bağırarak.Yiğit, babamın tarafında olduğunu çıkardığı fısıltılardan ve mimiklerinden fazlasıyla belli ediyordu.Dudağım büzüldü."Özür dilerim." deyince babamın bakışları yumuşadı.Beni kolunun altına aldı."Kızım, özür dileme ama bunu bize yapma. Kaçma, gitme, tamam mı?" deyince elim hızlıca kafama gitti."Emredersiniz, komutanım!" pozisyonunu alınca babam gülerek bana sarıldı.Küçüktüm. Annem hastalandığı için babam beni askeriyeye getirmek zorunda kalmıştı.Askeriyede çok anım olmuştur ama en net hatırladığım anılardan biri şuydu:
Babam askerleri antrenmana çıkarınca ben de onlarla koşardım. Babam var diye normalde çok hızlı koşan askerler, onlara yetişemeyip ağladığım için benimle aynı tempoda koşarlardı.Bir keresinde onları geçeceğim diye çok hızlı koşmuştum. Sonu pek de harika bitmedi; yere yapıştım.Ben hüngür hüngür ağlarken babam başıma dikilip,"Burada ağlanılmaz, ayağa kalk!" diye bağırmıştı.Bir çocuk buna nasıl kanarsa ben de kanmış, babam emir verince diğer askerler ne yapıyorsa aynısını yapmıştım."Emredersiniz, komutanım!" deyince babamın sert tavrı kaybolmuş, bana babalık modunu tekrar açmıştı.Aklıma gelen anıyla suratımda koca bir sırıtış yerini aldı.O kız büyümüştü ama kendinden pek bir şey kaybetmemişti.Dizleri artık çocukken olduğu gibi kanamıyordu belki ama düştüğünde yine ilk babasına bakıyordu.Babam hâlâ komutanımdı, ben ise yıllar geçse de onun "Emredersiniz, komutanım." diyen küçük kızıydım.
