7. bölüm / 9
Sınırın İki Ucusınır 7
Bölümler 9Şu an: sınır 7
7. Bölüm: Sarayın İftirası, Gözyaşları ve Prens'in Adaleti
Sarayın ihtişamlı ama bir o kadar da acımasız koridorlarında yıllar akıp giderken, perinin güzelliği artık mutfaktaki külün ve eski elbiselerin ardında saklanamaz hale gelmişti. Diğer hizmetçiler arasındaki kıskançlık tohumları da her geçen gün büyüyordu. Özellikle baş aşçının favorisi olan kibirli bir hizmetçi, perinin saraydakilerden farklı olan o asil duruşuna ve sessiz cazibesine karşı büyük bir öfke besliyordu.
Bir öğle vakti, sarayın en kalabalık ve görkemli kabul salonunda büyük bir ziyafet hazırlığı yapılırken, o hain tuzak kuruldu. Kasıtlı olarak kırılan paha biçilmez antika bir porselen vazo, perinin temizlik yaptığı sepetin içine yerleştirilmişti. Kabul salonunun orta yerinde, sarayın ileri gelen soylularının ve görevlilerin gözü önünde baş hizmetçi bir anda çığlığı bastı:
"Dayanamadı! Sarayın en kıymetli hazinesini çalıp saklamaya çalıştı, bakın sepetine! Yabancı ve hırsız bir hizmetçi bu!"
Bütün bakışlar bir anda neye uğradığını şaşıran perinin üzerine çevrildi. Sırtına sıkıca bağladığı bebeği korkuyla hafifçe kıpırdanırken, peri haksız yere suçlanmanın verdiği o büyük şok ve çaresizlikle ne yapacağını bilemedi. Yanağından süzülen sıcak gözyaşları, tozlu yüzünde iz bırakırken ellerini titreyerek iki yana açtı ve hıçkırıklar içinde haykırdı:
"Yemin ederim ben yapmadım! Vallahi de billahi de almadım! O vazoyu ben kırmadım, ne olur inanın..."
Ancak etraftakiler onun masum yalvarışlarına kulak tıkadı; onu suçlayan fısıltılarla, aşağılayıcı bakışlarla üstüne yürüdüler. Durum, sarayın en üst kademesine kadar yansıdı.
Tam o sırada, salonun girişinde kalabalık iki yana açıldı ve veliaht prens içeri girdi. Prens, günlerdir uzaktan izlediği o büyüleyici kadının ortada hiçbir kanıt yokken haksız yere suçlandığını, gözyaşları içinde "Ben yapmadım" diye titrediğini gördüğünde kaşları öfkeyle çatıldı. Burası saraydıs; prens, kalabalığın inandığı bu ucuz yalana körü körüne boyun eğmek yerine, olayları çözmesi için arkasında her zaman gizli işleri yürüten en güvenilir, keskin zekalı adamını görevlendirdi.
Prens'in adamı kısa bir inceleme yaptı; kırık parçaların üzerindeki parmak izi oyunlarını, vazoyu gizlice oraya koyan asıl suçluyu ve yalancı şahitleri birkaç dakika içinde gün ışığına çıkardı. Adam, doğrudan prensin huzuruna gelerek gerçeği fısıldadı.
Prens, elindeki kanıtlarla kalabalığın önüne adımladı. Sesindeki o otoriter ve karşı konulmaz tonla salonu inletti:
"Bir masuma iftira atmak, bu sarayda işlenen en büyük suçtur!"
Prens, gerçeği herkesin yüzüne karşı haykırarak perinin hiçbir suçu olmadığını, aksine açık bir komploya kurban gittiğini kanıtladı. İftira atan o kibirli hizmetçi saraydan kovulurken, salonda derin ve utanç dolu bir sessizlik hakim oldu.
Peri, sırtındaki bebeğine sarılıp gözyaşlarını silmeye çalışırken, başını kaldırdığında prensin kendisine dikilen o koruyucu ve hayran bakışlarıyla karşılaştı. Prens, bu gizemli kadının sadece güzelliğiyle değil, o masum gözyaşlarıyla ve göğüs gerdiği haksızlıkla da artık zihninden hiç çıkmayacağını çok iyi biliyordu. Peri ise derin bir nefes alarak sığınağında ucuz atlattığı bu büyük tehlikenin ardından, sarayın veliaht prensinin artık tamamen onun farkında olduğunu biliyordu.
