SINIR 1

Vaveyla Yazarı: Pınar Şahan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: SINIR 1

Perilerin diyarında zaman, cıvıl cıvıl gülüşlerin ve tatlı telaşların arasında akıp giderdi. O dönem, periler diyarının en neşeli, en bebekli dönemiydi. Herkesin kucağında minik minik, tatlı tatlı bebekler yaşardı. Hepsi neşeyle güler, etrafa hayat saçardı. Henüz oynama yaşına gelmemiş olanlar bile cıvıl cıvıl ortamın neşesine ortak olur, büyük çocukların oyun sesleri periler diyarını doldururdu.
Burada yaşayan birçok peri, o anın mutluluğuna adeta aşık olurdu. Evlatlarıyla geçirdikleri her zaman dilimi onlar için kusursuzdu. Anneler yavrularına yeni yeni perilik hünerlerini, peri büyüsü yapmanın inceliklerini öğretir, birlikte unutulmaz anlar geçirirlerdi. Bu diyarda hiç kimsenin sıkılmaya, üzülmeye ya da ağlamaya vaktide yeri yoktu. Zaten periler doğuştan bilirdi bunu; periler ağlamazdı. Ağlamadan dünyaya gelir ve ağlamadan bu dünyadan ayrılırlardı. Bu, periler diyarının bozulmaz, normal akışıydı.
Ancak günlerden bir gün, her şey değişti.
Periler diyarı, dış dünyadan tamamen soyutlanmış, dışarıdan asla görünmeyen gizli bir yerde kurulmuştu. Periler dış dünyayı kendi gözleriyle görebilirlerdi ama ortada koskoca bir duvar gibi duran, geçit vermez bir simülasyon vardı. Fiziksel bir taş duvar değildi belki ama periler için aşılması imkansız bir sınırduvarıydı. Zaten buradan dışarı çıkmak, yasaların en keskiniyle yasaklanmıştı. Bu kural nesiller boyu böyle gelmişti; çünkü çok zaman önce insanlar perilere zarar vermeye çalışmış, onları tehdit etmişti. Bunu bilen büyükler, perileri korumak için araya aşılmaz bir bariyer örmüştü.
Nitekim günün birinde, perilerden biri dış dünyaya yakın taraflarda, simülasyon sınırına yakın bir bölgede dolaşırken garip bir ses duydu. Kulak kesildi; bu bir ağlama sesiydi. Hemen başını çevirdi, sesin nereden geldiğini ilk başta anlayamadı. Ama dikkatlice baktığında, dış dünyada, kendilerinin titizlikle soyutlandığı o yabancı toprakta bir şey fark etti: Bir çocukla göz göze gelmişti.
Küçük, derme çatma bir sepetin içine öylece bırakılmış minicik bir yavru bebekti bu. Haşır haşır, yürek dağlayan bir sesle ağlıyordu. Daha çok küçük olduğu için derdini anlatamıyor, kendini ifade edemiyordu haliyle. Peri gördüğü manzara karşısında bir an şaşkına döndü.
"Allah Allah," diye geçirdi içinden. "Bu çocuğun ne işi var burada? Hiç insan gibi de durmuyor... Aynı bizim bebeklerimiz gibi, çok masum ve çok tatlı. Peki ama neden ağlıyor ki?"
Peri, merakına ve içindeki tarifsiz merhamete yenik düşerek kendini bebeğe gösterdi. Minik bebek periyi karşısında görür görmez ağlamayı kesti, yüzünde cıvıl cıvıl gülüşmeler belirdi. O an perinin içi ısındı, yüreği adeta eridi. Fakat aynı anda zihninde tehlike çanları çalmaya başladı; dışarı çıkmanın korkusu, o yasak düşünce zihnini sardı. Ne yapacağını bilemiyordu. Masum bir bebeği o vahşi, bilinmeyen dünyada tek başına bırakmak da içine hiç sinmiyordu.
Düşündü, taşındı; nihayetinde merhameti korkusuna galip geldi. Ne yaptı etti, o simülasyon duvarından, perilerin sınırından bir şekilde adımını dışarı attı ve insan olan o bebeği sıkıca kucağına aldı.
İşte o saniye, dünyalar durdu.
Peri, bebeği göğsüne bastırdığı an derin bir nefes aldı. "İyi ki," dedi kendi kendine, "İyi ki bu bebeği kucağına almışım."
İçinde yıllardır iyileşmeyen bir sızı vardı; çünkü o perinin yıllardır hiç çocuğu olmuyordu. Sürekli şifacılara gitmiş, derman aramıştı ama hiçbir çare bulamamıştı. İçindeki o anne olma özlemi hep yarım kalmıştı. Ama şimdi, o insan bebeği kucağına aldığında, içindeki o devasa boşluğun bu çocukla dolacağını hissetti. Dünyalardan kopmuş gibi mutlu oldu. Zaten bebek de periyi görünce kıkır kıkır gülmeye devam ediyordu.
Ancak bu mutluluk çok kısa sürdü. Peri, henüz boyutun dışına tamamen çıktığının farkındalığıyla geriye, kendi evine dönmek istediğinde gerçeğin duvarına çarptı. Boyutun içine tekrar girmeye çalıştıkça, görünmez bir duvara çarpıyormuş gibi sertçe geri savruluyordu. Kapı kapanmıştı.
Uğraştı, çabaladı, yalvardı ama ne yaptıysa içeri giremedi.
İşte o an pişmanlık dalgası bütün benliğini sardı. "Keşke," diye geçirdi içinden, "Dışarı çıkmadan önce bir periye görünseydim, birine haber verseydim... Anne diye seslenebilseydim."
Çünkü normalde bir perinin yokluğunun fark edilmesi birkaç gün sürerdi. Genelde çiçeklerin arasında, ağaçların dallarında, doğanın kalbinde yaşadıkları için birinin eksikliği hemen göze batmazdı. Ama iş işten geçmişti. Peri şimdi korkuyordu; "Bir iki gün dışarıda ne yapacağım ben?" diye düşündü dehşet içinde.
Kucağında insan bir bebekle, perilerin yasaklı sınırının ötesinde, dış dünyanın ortasında yapayalnız kalmıştı.