hokus pokus

Vaveyla Yazarı: Fisher Night

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: hokus pokus

Karganın ağzında bir ceviz vardı, kabukları sağlam, taze, çalınmış bir ceviz bir hazine gibi muamele görüyor, öteki kargaların aç bakışları altında mücevher gibi parlıyordu. Karga haylazdı, bir sokak lambasının tepesinde duruyor, geçen insan kalabalığının arasında bir çekiç arıyordu. Kalabalık darmadağındı; çocuklar, yetişkinler, gençler, hepsi bu sıcak günde dışarı çıkmış, dar sahil yolunda adımlayıp duruyordu.

Karganın gözlediği bu tabloda bir tuhaflık yoktu ama ne kadar zeki olsa da o sadece bir kuştu. Kalabalığın arasında sırtında beyaz bir gömlek, ellerinde bir kafes, bir bavul, başında melon bir şapka, omzunda bir güvercinle yürüyen seyrek sakallı genç adamın normal sıfatını taşıyamayacağı açıktı. İnsanların gözleri ona değiyor, biri ötekine fısıldıyor, bu gencin ne olduğuna dair tahminler dönüyordu ama kimse ona yaklaşmıyordu. Hayır, tehlikeli gözükmüyordu, aksine acınası bir tarafı, buruk bir duruşu vardı bu adamın.

Kafesin ağırlığıyla yorulan parmaklarını gevşetmek için durduğunda karga gagasındaki cevizi düşürdü, genç adama yakın bir noktaya düşen ceviz yuvarlandı, taze kabuğu yerdeki toza bulandı. Karga sinirle bağırdığında adamın omzuna tüten güvercin ürktü, kanatlarını açtı. Adam parmağıyla kuşun başını okşadı, sakinleştirmeye çalıştı. Tüylerini kabartan kuş vakur bir ötüşle kanatlarını kapattı fakat hala huzursuzdu. Karga onu rahatsız etmişti, karga karaydı, kinciydi, asla tek kalmazdı; güvercinin olmadığı her şeydi.

Kalabalığın içindeki tuhaflık yalnızca bu adamdan ibaret değildi. Sahilde banklar vardı, tahtaları güneşten solmuş, kimisi karıncalara yuva olmuş bu bankalardan birinde iki kişi oturuyordu. Kızıl saçları bu sıcakta alev gibi başından akan bir kız, onun yanında ise sarışın, ciddi ifadeli genç bir adam sakince oturuyor, uyuşuk dalgalı denizi izliyorlardı. Sarışın, kızı dürttü, adamın boynundaki altın rengi zincir kolye ışığı topluyor, göz alıyordu. Genç adamın bileğinde yeşil,eski lastik bir toka vardı, parmakları içinden geçip duruyor, lastik beyaz tenini kızartıyordu. Kız başını kaldırdı, inanılmaz yavaş hareket ediyordu, görülmek istemiyor, bir gölgeye rakipmiş gibi davranıyordu. İkisinin de gözleri denizden uzaklaştı, kızın gözleri koyuydu, adamın ise ela tonlarında bir renk cümbüşüne davetkardı.

Güvercinli adam bu çiftin göz hapsine giren kişi olduğundan habersiz kapısı sıkışan kafesle uğraşıyor, alnına biriken terleri eliyle kuruluyordu. Siyah saçları kısa fakat dalgalıydı, alnına düşen tutamları geriye itti. Başka birinde gösterişli bir resim oluşturabilecek ayrıntılar bu adamda çelimsiz çizgiler çiziyordu, sanki adamın ruhu bedenine pelerin olmuştu. “Bu olduğuna emin misin?” diye sordu kızıl saçlı kız.

Sarışın adam, şapkalı adama uzun uzun baktı. “Evet eminim.”

“Bilmediğine emin misin?” diye sordu kız bu defa. Şüpheyle güvercinli adama bakıyordu. “Bilse sence bu halde olur mu?”

Siyah saçlı adam üzerinde ok gibi saplanan bakışları hissetmiş gibi başını çevirdi, sarışın adamla göz göze geldi. Sarışın gülümseyerek onu selamladı, diğeri ise anlam veremeyerek kaşlarını çattı, kafesin kapısıyla uğraşmaya devam etti “Seni tanımıyor.” diye söylendi kızıl saçlı.

“Böylesi daha iyi.” Sarışın adamın gözleri düşünceliydi. Kız onu okumaya çalışsa da bilmediği bir alfabeye bakıyor gibi hissetti. “Şapkasından tavşan çıkartmaktan ötesini yapabilir mi sence?”

“Şapkada sadece tavşan yok bence.”

“Ne var peki?” Şapkalı adam kafesi açmayı başarmış, güvercini içine koymuştu, kuşun bundan memnun olmadığını kız olduğu yerden anladı.

“Sırlar.” dedi sarışın. “Sırlar ve efsaneler.”

Siyah saçlı adam bütün bunlara sağır ve kördü. İkilinin önünden geçip giderken sakin günlerinin ne zaman sonlanacağı muammaydı.

Ama gelecek hiçbir zaman yakın olmadığı gibi uzak da değildi.

2 YIL SONRA

Bu gürültüde uyumak mümkün değildi. Kafasını yastığına gömmüş, ince yorganını üstüne çekmişti. Ama minik sığınağı olan karavanının üzerine yağmur damlaları mermi gibi yağıyordu. Gözlerini araladı, karanlıkta koyu şekilleri izledi, ağaçların yapraklarını hırpalayan yağmuru dinledi. Onu uykusundan eden gürültüde bir melodi yakalamaya, rahatlayıp uykusuna geri dönmeye çalıştı.

Melodi ilk başta bir piyano sesi kadar naifti fakat yağmur arttı, gök gürledi, kulağa dolan ahenk kırıldı. Küçük, rahatsız yatağında doğruldu. Uykusuna geri dönemiyorsa uğraşması anlamsızdı. Bir şimşek çaktı, gösterişli soluk bir mavi kara göğü deldi geçti. Bu doğal ışığın sayesinde karavanın içi bir saniyeliğine aydınlığa kavuştu. Yatağın ve direksiyonun haricinde karavanda ufak, iş gören bir mutfak tezgahı, kapısı kapalı ve lavabo olduğu anlaşılan mini bir alan, bir sandalye ve masanın dışında bir şey yoktu.

Ama masanın üstünde, etrafında ilgi çekici bir şeyler olduğu barizdi. Kapağı açık bir sandıktan taşmış metal halkalar, renkli mendiller, iskambil kağıtları dikkati çekiyor, ardından masanın altındaki dişli testere bu dikkati tedirginlik ile değiştiriyordu. Sandalyede ise siyah bir kıyafet, komik görünümlü siyah uzun bir şapka vardı.

Karavanın tek sakininin uykusuna hasret olan genç adam olmadığı gösteren ise ışığın sunduğu bir hediyeydi. Masada iki kafes vardı, birinde sahibinin aksine rüyalarda olan bir tavşan, diğerinde ise mutsuz bir ifadeyle su içen beyaz bir güvercin bulunuyordu. Bir şimşek daha çaktı. Güvercin kanatlarını çırparak havayı deldi ama özgürlüğü kafesin parmakları ile kesildi.

Adam yatağından kalktı, karanlığa alışmış gözleriyle yürüdü, eliyle etrafı yokladı. Masada, kalabalığın arasında eline gelen feneri aldı, açtı, bu yağmurda jeneratörü çalıştırmak istemedi, karavanının darlığı altında ezildi. Böyle bir hayat yaşamak onun tercihiydi ama aynı zamanda bir gereklilikti, eskiden daha konforlu olan yaşamı kırgınlıklarına ve öfkelerine kurban olmuştu.
Geçmişi hayal kırıklığıyla dolu olduğu gibi, geleceği de başarısızlıkla doluydu, bunun farkında olmasına karşın saplandığı hayatı öyle kolay terk edemiyordu. Silindir şeklindeki büyük şapkasına dokundu, bu dokunuşla içinde bulamadığı gücü aradı ama bu sadece bir şapkaydı. Fenerinin ışığını gezdirebileceği pek bir yer yoktu, karavanın sınırları belliydi.

Daire biçiminde ve genişledikçe silikleşen ışık tezgahın üstünde kalan yiyecek kırıntılarını, bir yaşam izini gösteren masayı, dağınık yatağı gezdi. Kapatılmadan evvel ise karavanın ön kısmına, şoför koltuğunun bulunduğu dar yere ışık düştü. Bu garip barınaktaki tek cam parçası araç tarafına aitti, dış dünyayı gösteren yere değen ışık ise her şeyi tepetaklak edeceğinden habersiz bir vaziyette karanlığı zedeliyordu.

Genç adam titredi, elindeki fener yere düştü. Aceleci bir hareketle feneri tekrar eline aldı, araba camına doğru tuttu. Yağan yağmur ve altında ıslanan ağaçlar dışında bir şey yoktu. Ama gözleri az önce bir şey yakalamıştı. Bu ağaçların arasında dikilen biri vardı. Saniyelik bir görüntüydü bu, yağmurun altında ıslanmış, gözleri gecenin karanlığında parlayan biri oradaydı. Adam avuçlarını fenerine bastırdı, ne yapacağına dair bir fikri yoktu, keşke uykuya dalmış olsaydı. Böylece korku kalbini ele geçirmiş olmazdı. Yaşadığı bu yerde pek fazla insana rastlamak mümkün değildi, ormanın ortasında sayılmazdı fakat şehre de yakın değildi. Kamp yapanlar, macera arayanlar dışında ziyaretçisi olmamıştı bugüne kadar ve hava bu tarz bir ziyaretçi için hiç uygun değildi.

Adam kafeslerdeki dostlarına baktı, yanında olanlar sadece bu iki dilsiz hayvan olmuştu. Ertesi güne yapması gereken, düşük ücretli gösterisi için dinlenmeliydi, pasta yemek için bekleyen çocukların kulaklarının arkasından para çıkartmak yorucu sayılmazdı, asıl yorucu olan doğum günü partisinin olacağı yere gidip gelmekti, zira bu ev olan karavanı aylardır çalışmaz durumdaydı.

Korkudan diken üstündeyken nasıl uyuyabilirdi ki? Güvercin gecenin içinde iki defa öttü, sesi kısa ve narindi. Kimi zaman ormanın içinden duyulan baykuşların sesi gibi ruhu boğmuyordu. Genç adam ani bir kararla sandalyedeki şapkasını aldı ve kafasına geçirdi. Yağmur şiddetini azaltmış olabilirdi ama tanecikler hala yeryüzüne süzülüyordu. Bir şemsiyesi olmadığı için kendisini mutlak ölçüde kuru tutmasının tek yolu şapkasını feda etmekti. Silindir şapkanın kumaşı kaygandı, suyu pek geçirmezdi. Kafasında şapkası, elinde feneri ile karavanın kapısını açtı, soğuk hava bedenine çarptığında ayaklarının yalın olduğunu hatırladı, hızlıca ayakkabılarını ayağına geçirdi. Siyah, eski fakat kibar görünümdeki ayakkabıları mesleki takımının bir parçasıydı. Adam sahiden çok korkmuş ve meraka düşmüş olacak ki ayakkabılarının çamura bulanma riskini göze alıyordu.

Karavandan temkinli adımlarla çıktı, fenerin ışığı bu defa ona yuva olan ağaçların gövdesini aydınlatıyordu. Burada yaşamaya başlayalı öyle uzun zaman olmuştu ki. Her şeyin tepetaklak gittiğini düşündüğü bir dönemdi, sığınacak bir yeri, ısınacak bir evi, konuşabileceği bir dostu yoktu. Sonra karavanının benzini bu ormana yakın bir yolda azalmaya başlamıştı. Zihninde bir fırtına kopan, bütün insanlığa o an düşman olan adam aracını ormana, şu an durduğu yere çekmiş ve aylar boyu orada bırakmıştı.

Kimsenin ondan haberi yoktu, o da dünyaya karşı cahildi. Yalnızlığın verdiği acıyı çoğu zaman derinden hissetse de hayatın onu getirdiği bu yolda yürüdüğü için aşağılanmamak hoştu. Eski geniş bir ailenin hep incinen ortanca çocuğuydu, ne yaptığının önemi yoktu, o isyan bayrağını çektiğinde belki ilk defa sesi duyulmuştu, hoş olmamıştı çünkü onun çığlıkları hiçbir zaman kendisi için değildi, yine de geri dönmesi yasaklanmıştı. Bu onun kesinlikle özlemediği bir şeydi.

Islak toprak ve otlar ayağının altında ezilirken adam karavanın çevresini tamamen kontrol etmişti. Kimse yoktu. Oysa ki hayal görmediğine emindi, ileriye doğru gitmeye yeltendi ama bu onun için fazla cesur bir hareketti. Netice de beş parasız, doğum günlerinde gösteri yaparak yaşamaya çalışan amatör bir sihirbazdan beklenecek şeyler sınırlıydı, kimse de ondan gecenin yarısı bir bilinmezin peşine düşmesini istemiyordu. Şapkanın kenarlarından süzülen yağmur suyu görüşünü kapatırken yeterince üşüdüğüne karar verdi, karavanına girmek, yatağına gömülüp hiç çıkmamak için ileriye doğru yöneldi. Fakat o sırada bir ses kulağına dokundu. Yağmur, gök gürültüsü ya da baykuş sesi değildi. Bir insan sesiydi. İnsana ait bir fısıltıydı gibiydi. "Orada biri mi var?" diye seslendi karanlığa. Hem saçma hem de doğru bir eylemdi bu.

Fısıltı yenilendi. Duyulabiliyordu ama anlamlı gelmiyordu. "Hey?" Genç adam çaresiz hissederek sesi duyduğu yere doğru adım attı. Doğanın gürültüsüne karışan bir soluk alış işitildi bu defa. Daha yakından geliyordu, ıslanan fenerin ışığı etrafı taradı. Ve sonunda ormana yabancı kaçan bir şey buldu. Ağacın dalına takılmış bir toka vardı, rengi tam seçilmiyordu ama mavi olduğu aşikardı. Adam tokayı daldan çekip aldı, ormana çöp bırakan insanlarla daha evvel karşılaşmıştı ama ağacın etrafında kuru yapraklar ve çalılar dışında başka bir fazlalık yoktu. Nemli tokayı avucuna gömdü, fısıltı birden kaybolmuştu.

"Bugünlük bu kadar aksiyon yeter." dedi kendi kendisine adam, siyah saçları kuru kaldığı şapkanın altında terden alnına yapışmıştı. Hızlı adımlarla karavanına ulaştı, içeri girmeden önce şapkasını çıkartıp salladı. Biriken damlalar yere aktı, adam selam verir gibi zarif bir hareketle şapkasını geri taktı ve içeri girdi. Karavanı asla ısınmazdı, bu keşif süreci esnasında ise daha da soğumuştu. Tavşan içeri esen rüzgardan rahatsız olarak uyanmış, güvercin ise yem kabını devirmişti. Fakat karavanın içindeki tek değişiklik hayvanların kafesinde olanlardan ibaret değildi.

Korku bir kez daha hakim geldi, fener yine adamın elinden yere düştü. Yağmurun ardından ikinci bir darbeyi kaldıramayan fener söndü. Adam, tavşan, güvercin ve yatakta oturmakta olan yabancı gecenin ışığında yapayalnız kaldı. "Korkma."

Ses davetsiz misafire aitti. Yumuşak, ince bir tonu vardı ama kulaklara yabancıydı. Genç adamın kendini koruyabileceği bir şey yoktu, o yüzden bir iki adım gerilemekle yetindi. Karanlığın içinde yapmacık evine giren yabancıyı görmeye çalıştı ama gölgeli bir siluetten ibaretti, omuzlarına dökülen uzun saçlar bu siluetin bir parçasıydı. Bu kişinin bir kız olduğu belliydi ama varlığı görüntüsünden tezat bir atmosfer oluşturuyor, tedirginlik boyutunu arttırıyordu. Bir kez daha "Korkma." dedi davetsiz misafir.

Adam yağmur damlalarının döküldüğü şapkasına sığındı. "Kimsin sen? Nasıl girdin buraya?" Ses güldü, kısa fakat rahatsızlık veren bir gülüşü bu. "Kapı açıktı."

Gök gürledi fakat adam bu sefer kıpırdamadı. Ne yapabileceğini düşünüyor, boş zihninin parlak bir fikirle dolmasını umuyordu. Karşısındaki kişi bir hırsız mıydı? Eğer öyleyse çok şanssız bir hırsız olmalıydı çünkü bu karavanda değerli olan tek şey paslanmaya başlayan hayvan kafesleriydi. "Polise haber vermeden geldiğin gibi git."

Makul olan bu uyarı da yabancıyı güldürdü, onu harekete geçirdi. Artık taş kesilmiş olan ev sahibine doğru bir adım attı. Dışarıda kopmakta olan fırtınanın soluk ışığı yabancının üzerine düştü. Kızıl, dağılmış saçları, epey kirlenmiş bir elbisesi vardı. Ormanın içine neden girdiği belirsizdi, yanında ne çanta ne de başka bir şey var gibiydi.

Sakince attığı adımların ardından adamın yumruk biçimde duran eline uzandı, parmaklarını ayırdı. Ev sahibi kendisini bir kukla gibi hissetti o an. Yabancı, genç adamın avucundaki mavi tokayı aldı. "Bulmuşsun. Teşekkür ederim."

Adam kızın toka ile saçlarını sarmasını izlerken "Kimsin sen?" diye sordu. Yüreğindeki korku usulca onu terk etmişti. "Doğru soru bu değil." dedi yabancı.

Kötü, bilmece dolu bir rüyada gibiydi, evine giren bu insanı dışarı çıkartması gerektiğini biliyor ama bir şey yapmak için harekete geçemiyordu. Yabancı ona "Adın neydi?" diye sorduğunda itaatkar bir şekilde "Korkut."diye cevapladı, karanlıkta davetsiz misafirin sanki bunu biliyormuş gibi başını salladığını fark edemedi.

Yabancı saçıyla uğraşmayı bitirdikten sonra eliyle yüzündeki damlaların gölgesini sildi. "Doğru gelmişim. Tanıştığıma memnun oldum Korkut."

Kafesinin içinde kanat çırpmaya başlayan güvercin yabancının sesini yuttu, hayvanlarının aniden vahşileşmesine alışık olan Korkut tepki vermese de yabancı işaret parmağını dudağına götürdü, güvercin kısa bir bakış attı. Hayvan sakinleşirken Korkut "Kimsin sen?" diye tekrar sordu.

"Yanlış soruları sormayı kesmelisin." dedi kız kısık bir sesle. Korkut "Beni tanıyor musun?" diye sordu kaşlarını çatarken.

"Doğrudan değil." dedi yabancı. "Ama bunu öğrenmek için daha zamanın var. Ve benim senin yardımına ihtiyacım var."

Gözleri karanlığa alışmıştı, kızın gülümsediğini seçebiliyordu. "Ne yardımı?" diye sordu kafası karışmış bir halde. Kız sandalyeyi çekti, oturdu. "Yine yanlış sorular."

"Doğru soru ne?" dedi Korkut sabırsızca.

"Kim olduğum değil, ne olduğum."

Sihirbaz geri adım atacak gücü sonunda tekrar buldu. "Nesin sen?"

Yabancının gülümsemesi derinleşti. "Efsanelere inanır mısın Korkut?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

72okunma 45beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18