3. bölüm · SIFIR GÜVEN-ilk temas-
Ufak gölge
Eve vardığımda hava iyice kararmıştı. Apartmanın merdivenlerini ikişer ikişer çıkarken yüzümdeki gülümsemeyi hâlâ silemiyordum. Telefonumu belki yirminci kez açıp aynı mesaja baktım. "Tebrikler..." yazısını gördükçe kalbim yeniden hızlanıyordu. Kapının önünde durup derin bir nefes aldım. Asıl heyecan şimdi başlıyordu. Eve girmekten değil, içeride vereceğim haberi düşünmekten avuçlarım terlemişti.
Kapıyı açar açmaz mutfaktan gelen yemek kokusu bütün evi sardı.
"Annee, geldim!" diye seslendim.
"Hoş geldin kızım." diye karşılık verdi annem mutfaktan.
Çantamı koltuğun üzerine bırakıp doğruca mutfağa gittim. Annem ocağın başında yemek karıştırıyordu. Arkasına sessizce yaklaşıp beline sarıldım. Bir anda irkilip arkasını dönünce gülmeye başladım.
"Korkuttun beni!"
"Birazcık."
"Daha iki saat önce çıktın evden. Ne bu özlem?"
"Ne yapayım, özledim." dedim gülerek yanağına bir öpücük kondururken.
Annem başını sallayıp saçımı düzeltti. "Bir gün bile uslu durmayacaksın sen."
"Yok gibi."
Kıkırdayarak salona geçtim. Babam her zamanki yerinde oturmuş haber izliyordu. Sessizce arkasına dolaşıp iki elimle gözlerini kapattım.
"Kimim ben?"
Babam hiç düşünmeden güldü.
"Bu evde bunu yapacak tek kişi var."
"E yaa, hemen bildin."
Elimi çekince kolumdan tutup yanıma oturttu. Saçımı karıştırırken yüzüme dikkatlice baktı.
"Hayırdır? Yüzünde ayrı bir heyecan var bugün."
İşte o an içimdeki bütün cesaret bir anda kayboldu. Eve gelene kadar defalarca prova yaptığım cümleler uçup gitmişti. Telefonumu elimde çevirip duruyor, nereden başlayacağımı düşünüyordum. Annem de mutfaktan çıkıp yanımıza oturunca ikisi de meraklı gözlerle bana bakmaya başladı.
"Bir şey söyleyeceğim ama önce söz verin, lafımı sonuna kadar dinleyeceksiniz."
Babam kaşını kaldırıp gülümsedi.
"Bu giriş hiç hayra alamet değil."
"Babaa..." dedim hafifçe gülerek. "Ciddiyim."
"Tamam, dinliyoruz."
Telefonumun ekranını açıp mesajı önlerine uzattım. Annem önce bana baktı, sonra telefonu aldı. Mesajı sessizce okumaya başladı. Satırlar ilerledikçe yüzündeki ifade değişirken ben heyecandan parmaklarımla tişörtümün ucunu sıkıyordum. Babam da telefonu eline alıp aynı mesajı baştan sona okudu.
"Baba..." dedim usulca. "Kabul edilmişim."
Babam mesajı bir kez daha gözden geçirip telefonu bana uzattı. Yüzünde belli belirsiz bir gurur vardı. Annem ise gülümseyerek elimi tuttu.
"Canım benim... Emeklerinin karşılığını almaya başlamışsın."
Dayanamadım, ikisine de sarıldım.
"Çok korkuyordum ya kabul edilmezsem diye."
"Demek ki boşuna korkmuşsun." dedi annem saçımı okşayarak.
Babam da gülümseyip, "Aferin sana." dedi. Onun ağzından bu iki kelimeyi duymak bile beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetmişti.
Keşke konu burada bitseydi.
Telefonumu tekrar elime aldım. Mesajın devamındaki kısmı düşündükçe içimdeki heyecan yavaş yavaş yerini strese bırakıyordu. Birkaç saniye sessiz kaldım. Annem bunu fark etmiş olacak ki yüzüme dikkatlice baktı.
"Tuana..."
"Hı?"
"Bir şey daha var, değil mi?"
Dudaklarımı birbirine bastırıp hafifçe başımı salladım.
"Var..."
Babam kollarını göğsünde birleştirip arkasına yaslandı.
"E söyle bakalım."
"Şey... İki gün sonra seçmelere gitmem gerekiyor."
"Tamam, götürürüz."
"Oraya gittikten sonra da..." dedim, cümleyi tamamlamadan önce derin bir nefes alarak. "Eğer performansımı başarılı bulurlarsa eğitim süreci başlayacak."
"İyi işte."
"Eğitim süresince de..." Gözlerim önce anneme, sonra babama kaydı. "Diğer adaylarla birlikte aynı villada kalacağız."
Salonda bir anda sessizlik oluştu.
Babamın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Annem ise birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi.
"Nasıl yani?" diye sordu annem.
"Yani... Organizasyonun tuttuğu bir villada kalacağız. Bütün adaylar birlikte yaşayacağız."
"Kaç kişi?"
"Yirmi beş."
Babam hiç beklemeden başını iki yana salladı.
"Olmaz."
"Neden baba?" dedim hemen.
"Tanımadığın yirmi dört kişiyle aynı evde kalmanı doğru bulmuyorum."
"Ama hepsi seçilmiş kişiler. Hem güvenlikleri de varmış."
"Yine de olmaz."
Koltuğun yanına çöküp babamın koluna girdim.
"Babacığım, lütfen..."
"Tuana."
"Bak yıllardır bunun hayalini kuruyorum. Sadece bir şans istiyorum."
Annem de düşünceli bir ifadeyle bize bakıyordu.
"Kızım, seni göndermek istemememizin sebebi sana güvenmememiz değil. Biz oradaki insanları tanımıyoruz."
"Biliyorum anne." dedim yumuşak bir sesle. "Ben de tanımıyorum zaten. Ama bunun için seçmelere katılmak zorundayım. Eğer daha başından vazgeçersem ömür boyu 'Acaba gitseydim ne olurdu?' diye düşüneceğim."
Babam gözlerini benden ayırmadan derin bir nefes verdi. Ben ise kolunu bırakmadan ona umutla bakıyordum.
"Lütfen..." dedim bu kez daha sessiz. "Bir kere olsun hayalimin peşinden gitmeme izin verin."
Salonda yine sessizlik hâkim oldu. Bu kez ne annem konuşuyordu ne de babam. Sadece birbirlerine bakıyorlardı. Ben ise onların vereceği cevabı beklerken kalbimin atışını resmen kulaklarımda hissediyordum.
Babam uzun bir süre hiçbir şey söylemedi. Salondaki sessizlik uzadıkça kalbim daha hızlı atmaya başladı. Gözlerimi ondan ayırmıyor, vereceği cevabı bekliyordum. Annem de babama dönüp sessizce baktı.
Sonunda babam derin bir nefes verdi.
"Bir şartla."
Yerimden doğrulup heyecanla ona baktım.
"Ne şartı olursa olsun kabul."
"Hemen kabul etme." dedi gülümseyerek. "Önce dinle."
Başımı hızla salladım.
"Her gün bizi arayacaksın. Başına gelen hiçbir şeyi bizden saklamayacaksın. Kendine dikkat edeceksin."
"Ederim."
"Derslerini de aksatmayacaksın."
"Söz."
Babam birkaç saniye daha bana baktı. Ardından yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"O zaman... git."
Bir an gerçekten duyduğuma inanamadım.
"Gerçekten mi?"
Annem ayağa kalkıp bana sarıldı.
"Hayallerinin peşinden git kızım."
"Anne..."
Gözlerim dolarken ikisine de sıkıca sarıldım.
"Çok teşekkür ederim. Sizi utandırmayacağım."
Babam da ayağa kalkıp saçımı karıştırdı.
"Buna zaten inanıyoruz."
O gece odama girdiğim anda dolabımın kapağını sonuna kadar açtım. Yatağın üzerine üç büyük valizi yan yana dizip fermuarlarını açtım. İlk valize günlük kıyafetlerimi, ikinci valize spor kıyafetlerimi ve ayakkabılarımı, üçüncü valize ise makyaj malzemelerimi, bakım ürünlerimi ve diğer eşyalarımı yerleştirmeye başladım. Arada neyi alıp neyi bırakacağıma karar veremediğim için dolabın önünde dakikalarca beklediğim bile oldu.
Valizler neredeyse dolmuştu ama iki gün daha evde olacağım için birkaç kıyafeti özellikle dolapta bıraktım.
"Şunları giyerim." diye kendi kendime mırıldandım.
Yatağımın üzerine oturup hazırladığım valizlere baktım. Daha birkaç saat önce bunların hiçbirini yapacağımı bilmiyordum. Şimdi ise iki gün sonra bambaşka bir hayata doğru yola çıkacaktım.
Ertesi sabah telefonum peş peşe gelen mesaj sesleriyle çalmaya başladı.
Sera: Dışarı çıkıyoruz. İtiraz kabul etmiyorum.
Mine: Bugün tamamen senin günün.
Sedef: Yarım saate hazır ol.
İstemsizce gülümsedim.
Ben: On dakikaya hazırım.
Hazırlanıp evden çıktığımda üçü de her zamanki buluştuğumuz yerde beni bekliyordu. Daha beni görür görmez Sera koşup boynuma sarıldı.
"İki gün sonra gidiyorsun ya..."
"Daha gitmedim." dedim gülerek.
"Şimdiden özledim."
Mine kolunu omzuma attı.
"Özlemeyi bırak da bugün güzel geçsin."
Bütün günü birlikte geçirdik. Kafeye oturduk, sahilde yürüdük, bol bol fotoğraf çektik. Konu dönüp dolaşıp sürekli Idol House'a geliyordu.
"Sence odalar nasıl olacak?" diye sordu Mine.
"Hiçbir fikrim yok."
"Ya birlikte kalırsanız?"
"İnşallah tek kişilik odadır." dedi Sedef.
Sera güldü.
"Yirmi beş kişiye tek kişilik oda mı verecekler?"
Akşam hava kararmaya başladığında eve dönme vakti gelmişti. Vedalaşıp birbirimize son kez sarıldık.
"Her gün yazacaksın." dedi Mine.
"Yazarım."
"Aramayı da unutma." diye ekledi Sedef.
"Unutmam."
Sera ise her zamanki gibi sıkıca sarıldı.
"Döndüğünde ünlü olursan bizi tanımamazlık yapma."
"Saçmalamaa,Tabiki hepinizi engellicem"
Gülerek vedalaştık.
İki gün göz açıp kapayıncaya kadar geçti.
Sabah erkenden hazırlandım. Üç valizimi kapının önüne dizdiğimde annem sessizce bana bakıyordu. Babam valizleri tek tek arabanın bagajına yerleştirirken ben evin kapısında son kez etrafa göz gezdirdim.
"Her şey tamam mı?" diye sordu babam.
"Tamam."
Annem yanıma gelip sarıldı.
"Kendine çok dikkat et."
"Edeceğim."
Kardeşime de sarıldıktan sonra arabaya bindim. Babam kontağı çalıştırırken içimde hem büyük bir heyecan hem de tarif edemediğim bir merak vardı.
Önümüzde uzanan yolun sonunda beni nasıl bir hayatın beklediğini henüz bilmiyordum. Bu düşünceyle camdan dışarı bakarken araba yavaşça sokağımızdan çıkıp ana yola doğru ilerledi.
Arabadan iner inmez derin bir nefes aldım. Karşımda gördüğüm villa fotoğraflarda gördüğüm her şeyden daha büyüktü. Siyah demir kapının arkasında üç katlı, modern tasarımlı devasa bir bina yükseliyordu. Bahçesi bile neredeyse küçük bir park kadar genişti.
Babam bagajdan valizlerimi indirirken annem yanıma geldi. Gözleri dolmuştu ama gülümsemeye çalışıyordu.
"Canım kızım..." diyerek bana sıkıca sarıldı. "Kendine çok dikkat et."
"Edeceğim anne."
"Yemeklerini atlama."
"Atlamam."
"Üşürsen..."
Annem daha cümlesini bitiremeden gülmeye başladım.
"Anne, merak etme."
Bu kez babam yanıma geldi. Kollarını açınca hiç düşünmeden ona da sarıldım.
"Ne olursa olsun önce bize haber vereceksin."
"Söz."
Babam alnımdan öpüp saçımı düzeltti.
"Biz sana güveniyoruz."
Kardeşim de koşarak yanıma geldi.
"Abla beni unutma."
"E seni nasıl unutayım?"
Eğilip ona sarıldım.
"Dönünce sana kocaman hediyeler alacağım."
"Söz mü?"
"Söz."
Son kez aileme el salladıktan sonra üç valizimin kulplarını tuttum. Derin bir nefes alıp villanın giriş kapısına doğru yürüdüm.
Tam kapıya yaklaştığım sırada telefonuma baktım.
09.15
Yüzüm düştü.
"...Eyvah."
Toplanma saati dokuzdu.
Sabah evden tam çıkacakken kardeşim yanlışlıkla valizimin fermuarını kırmış, ben de yeni bir valiz bulmaya çalışırken istemeden gecikmiştim.
"Harika..." diye mırıldandım kendi kendime.
Kapıyı çaldım.
Birkaç saniye sonra kapıyı siyah takım elbiseli genç bir görevli açtı.
"Tuana?"
"Evet."
"Sizi bekliyorduk. Buyurun."
Valizlerimi içeri çekerek geniş giriş holüne adım attım. İçerisi dışarıdan bile daha gösterişliydi. Büyük avizeler, mermer zemin ve tavana kadar uzanan camlar...
Ama dikkatimi çeken bunlar olmadı.
Salonun ortasında tam yirmi dört kişi duruyordu.
Yanlarında da üç eğitmen vardı.
İçeri girdiğim anda herkes bana döndü.
Kadın eğitmen saatine bakıp gülümsedi.
"Sanırım beklediğimiz son kişi de geldi."
Utançla başımı kaşıdım.
"Çok özür dilerim. Evden çıkarken küçük bir aksilik yaşandı."
"Önemli değil." dedi eğitmen. "Herkes gelebilir."
Valizlerimi girişin yanına bıraktım ve diğer adayların yanına geçtim.
Hoca elindeki dosyayı kapatıp konuşmaya başladı.
"Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Buraya gelmeye hak kazandığınız için hepinizi tebrik ediyoruz."
Salondaki herkes dikkat kesilmişti.
"Şimdi size burayla ilgili bilmeniz gereken ilk bilgiyi vereceğim."
Kısa bir duraksamanın ardından gülümsedi.
"Aslında burası yirmi dört kişilik bir villa değil."
Hepimiz şaşkınlıkla birbirimize baktık.
"Bina toplam elli kişilik olarak tasarlandı. Siz üst katta kalacaksınız."
Salonda hafif bir mırıldanma başladı.
"Peki alt kat?" diye sordu adaylardan biri.
Hoca gülümsemeye devam etti.
"Alt katta Idol House'un erkek grubu kalıyor."
Bir anda herkesin yüzündeki ifade değişti.
"Ne?"
"Erkek grubu mu?"
"Şaka yapıyorsunuz."
"Yani aynı binada mı yaşayacağız?"
Hoca başını salladı.
"Evet. Ancak katlar tamamen ayrıdır ve belirli kurallar dışında birbirinizin alanına girmeniz yasaktır."
Valizimi odanın kapısından içeri sürükleyip etrafa göz gezdirdim. Oda beklediğimden çok daha büyüktü. Duvarlar krem rengindeydi, tavandan sarkan sade bir avize odayı aydınlatıyordu. Geniş pencerenin hemen yanında çalışma masaları, karşı tarafta ise dört tane tek kişilik yatak sıralanmıştı. Her yatağın yanında küçük bir komodin, ayak ucunda ise kişiye özel dolaplar vardı. Odanın sonunda balkona açılan cam kapı bulunuyordu.
Valizimi pencereye en yakın yatağın yanına bırakıp derin bir nefes aldım. Burası, en azından bir süreliğine, yeni evim olacaktı.
Dolabımı açıp birkaç kıyafetimi askılara astım. Geri kalan eşyaları yerleştirmeyi sonra yaparım diye düşünerek valizin fermuarını kapattım. Tam o sırada koridorda hafif bir hareketlilik başladı. Diğer kızlar da odalarına yerleşiyor, koridordan kahkaha sesleri yükseliyordu.
Kapı aralık olduğu için dışarı baktım. Kimi valizini sürüklüyor, kimi oda arkadaşlarıyla daha şimdiden tanışıp sohbet etmeye başlamıştı. İçimde garip bir heyecan vardı. Birkaç saat önce bu insanların hiçbirini tanımıyordum, şimdi ise aynı çatı altında yaşayacaktık.
Tam o sırada koridordaki hoparlörden bir anons duyuldu.
"Tüm adayların on dakika içerisinde üst kattaki salonda toplanmaları rica olunur."
Valizimin kapağını kapatıp telefonumu cebime koydum. Aynaya son bir kez bakıp derin bir nefes aldım ve odadan çıkarak salona doğru yürümeye başladım.
Salona girdiğimde neredeyse herkes yerini almıştı. Büyük gri koltuklar daire şeklinde dizilmiş, ortadaki geniş alanda ise eğitmenler bekliyordu. Kızların çoğu kendi aralarında konuşuyor, kimileri heyecandan sessizce etrafı izliyordu. Ben de boş bir koltuğa otururken yanımdaki kız gülümseyerek bana döndü.
"Geç gelen sendin değil mi?"
İstemsizce güldüm.
"Evet... Biraz talihsiz bir başlangıç oldu."
"Boş ver, yetişmişsin ya."
Daha adını bile soramadan salondaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi. Merdivenlerden siyah takım elbiseli, kırklı yaşlarının sonunda gösteren bir adam aşağı indi. Yanındaki üç eğitmen hemen ayağa kalkınca salondaki herkes de istemsizce sustu.
Adam salonun ortasına kadar yürüdü, yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
"Öncelikle hepiniz hoş geldiniz."
Sesi oldukça sakindi ama salondaki herkes onu dikkatle dinliyordu.
"Ben Kerem Arslan. Idol House projesinin kurucusu ve bu süreç boyunca sizlerden sorumlu kişi olacağım."
Kısa bir duraksayıp hepimize tek tek göz gezdirdi.
"Buraya gelmek kolay olmadı. Binlerce başvuru arasından seçildiniz. Bu yüzden şu an burada bulunan herkes, bu şansı hak ederek kazandı."
Salonda hafif bir alkış yükseldi.
"Fakat buraya seçilmiş olmanız, grubun bir parçası olacağınız anlamına gelmiyor."
Bir anda herkesin yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Bugünden itibaren tam dört ay boyunca bu villada yaşayacak, birlikte eğitim alacak, birlikte çalışacak ve her hafta farklı değerlendirmelerden geçeceksiniz."
İçimdeki heyecan yerini meraka bırakmıştı.
"Dört ayın sonunda aranızdan sadece beş kişi seçilecek."
Salonda derin bir sessizlik oluştu.
"Geriye kalan yirmi kişi ise Idol House macerasını burada tamamlayıp evlerine dönecek."
Kimsenin ağzından tek kelime çıkmıyordu.
Adam konuşmasına devam etti.
"Bu dört ay boyunca yalnızca sesiniz ya da dansınız değerlendirilmeyecek. Disiplininiz, takım çalışmanız, karakteriniz, sahne duruşunuz ve gelişiminiz de en az yeteneğiniz kadar önemli olacak."
Arka sıralardan biri elini kaldırdı.
"Elenmeler ne zaman başlayacak?"
"İlk değerlendirme ikinci haftanın sonunda yapılacak. Ayrıntıları zamanı geldiğinde öğreneceksiniz."
Kızın yerine oturmasıyla adam tekrar gülümsedi.
"Ama önce birbirinizi tanımanız gerekiyor."
Yanındaki eğitmenlerden biri sözü devraldı.
"Şimdi sizden yaklaşık yarım saat boyunca burada birbirinizle tanışmanızı istiyoruz. Bu süreçte rahat olun, sohbet edin ve birbirinizi tanımaya çalışın."
Eğitmen kısa bir nefes aldıktan sonra ekledi:
"Yarım saatin sonunda hep birlikte alt kattaki büyük salona ineceğiz. Orada Idol House'un erkek adaylarıyla ilk resmî tanışmanız gerçekleşecek. Bundan sonra aynı villada yaşayacağınız için birbirinizi tanımanız oldukça önemli."
Salondaki herkes aynı anda birbirine bakmaya başladı. Az önceki sessizlik yerini fısıltılara bırakmıştı.
"Erkek grubu da mı burada kalıyor?"
"Cidden aynı villadayız?"
"Acaba kaç kişiler?"
Sorular peş peşe gelmeye başlamıştı.
Ben ise koltuğuma yaslanıp derin bir nefes aldım. Yarım saat sonra tanışacağımız insanlar, belki de önümüzdeki dört ayın en önemli parçalarından biri olacaktı.
