11. bölüm · SIFIR GÜVEN-ilk temas-

Temas

Tuana B

Kulisten çıktıktan sonra herkes yavaş yavaş odalarına dağıldı. Ben de Duru'yla birlikte yukarı çıktım. Günün yorgunluğu ancak o zaman üzerime çökmeye başlamıştı. Üzerimi değiştirip yatağa oturdum, bir süre telefonumla uğraştım.

Duru da kendi yatağına uzanmıştı.

"Yarın eleme var."

Telefonu elimde çevirdim.

"Hatırlatma şunu ya."

"Ben gerildim bile."

"Ben de biraz."

Bir süre daha konuştuktan sonra Duru uyumaya hazırlanırken ben balkona çıktım. Hava serindi. Birkaç dakika dışarıda durup kafamı dağıtmaya çalıştım.

Tam içeri girecekken arkamdan bir ses geldi.

"Tuana."

Dönüp baktığımda Arda'yı gördüm.

"Ne oldu?"

"Bir şey yok. Nasılsın?"

"İyiyim. Sen?"

"Ben de iyiyim."

Yan yana birkaç saniye sessiz kaldık.

"Bugün bayağı yoruldum," dedim.

"Ben de. Sabah provadan beri doğru düzgün oturmadık."

"Gösteriden sonra daha çok yoruldum."

"Normal. İlk canlı performans sonuçta."

Başımı salladım.

"Bu aralar iyi gidiyoruz aslında."

"Evet. Başta herkes birbirine alışmaya çalışıyordu. Şimdi daha farklı."

"Gittikçe daha rahat hissediyorum."

Arda hafifçe gülümsedi.

"Ben de."

Bir süre daha günlük şeylerden konuştuk. Yarınki programı, sabah kaçta kalkacağımızı, kahvaltıda ne çıkacağını bile konuştuk.

Sonra Arda saate baktı.

"Geç oldu."

"Evet."

"Yarın eleme var."

"Onu hiç hatırlatma."

Güldü.

"Tamam. İyi geceler."

"İyi geceler."

Arda içeri geçerken ben de birkaç saniye daha balkonda kaldım.

Yarın kimin kalacağı, kimin gideceği belli olacaktı.

Ve ilk defa, buraya geldiğimden beri her şeyin gerçekten ciddi olduğunu hissettim.

Sabah alarm çaldığında gözlerimi açmakta resmen zorlandım. Dün gecenin yorgunluğu hâlâ üzerimdeydi. Birkaç saniye yatağın içinde öylece kaldıktan sonra Duru'nun da uyandığını gördüm.

"Kaç oldu?"

"Yedi buçuk."

"Offf..."

Duru yorganı üzerinden atıp yatağından kalktı.

"Bugün eleme var."

"Sabah sabah hatırlatma şunu."

Gülerek hazırlanmak için dolabımın başına geçtim. Üzerimi değiştirip saçlarımı toparladıktan sonra Duru'yla birlikte aşağı indik.

Yemekhaneye girdiğimizde herkesin yüzünde farklı bir ifade vardı. Kimi aşırı sessizdi, kimi dün geceki performansı konuşuyordu. Dün sahnede yaşadığımız heyecan hâlâ üzerimden tamamen gitmemişti ama bugün asıl mesele performans değil, eleme sonuçlarıydı.

Masaya oturup önüme birkaç şey aldım.

Duru karşıma geçti.

"Hiç konuşmayalım mı?"

"Olur."

"Niye?"

"Çünkü konuşursak yine elemeyi konuşacağız."

Duru başını salladı.

"Doğru."

Birkaç dakika gerçekten sessizce kahvaltı yaptık. Sonra yavaş yavaş diğerleri de masamıza katıldı. Herkes kimin eleneceğini tahmin etmeye başlamıştı ama ben tahminlere hiç girmek istemiyordum.

Kahvaltımızı bitirdikten sonra masadan kalktık. Duru çantasını omzuna geçirirken bana baktı.

"Ben biraz daha oyalanacağım. Sen salona geçecek misin?"

"Geçerim."

"Tamam, görüşürüz."

"Tamam."

Yemekhaneden tek başıma çıktım. Koridorda herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Kimi prova salonuna gidiyor, kimi arkadaşlarıyla konuşuyor, kimi de telefonundan sonuçlarla ilgili bir şeyler kontrol ediyordu.

Ben ise telefonumu cebimden bile çıkarmadım.
Dün sahnede elimden geleni yapmıştım. Şimdi geriye sadece sonucu beklemek kalıyordu.
Merdivenlere doğru ilerlerken arkamdan birilerinin konuştuğunu duydum ama dönüp bakmadım. Aklım hâlâ biraz önceki kahvaltıdaydı.

İlk eleme günüydü.

Ve bugün, buradaki herkes için bazı şeyler değişecekti.

Koridorda yürürken kafam hâlâ elemedeydi. O kadar dalmıştım ki önümde kimin olduğunu bile fark etmiyordum. Tam köşeyi döneceğim sırada ayağım bir şeye takıldı.

"Ne—"

Dengemi kaybettim ve bir anda öne doğru savruldum. Gözlerimi refleksle kapattım ama yere düşmek yerine birinin kollarına çarptım.

Bir saniye ne olduğunu anlayamadım.

Sonra gözlerimi açtım.

Arda.

Resmen kucağındaydım.

"Tuana?"

Yüzümün bir anda yandığını hissettim.

"Ben... şey..."

Arda beni düşürmemek için hâlâ tutuyordu.

"İyi misin?"

"İyiyim."

"Az önce neredeyse yere düşüyordun."

"Fark ettim."

Arda hafifçe güldü.

"İyi bari."

Birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra Arda'nın bakışları gözlerimde durdu.

"Gözlerin çok parlak."

Ne diyeceğimi şaşırdım.

"Ne?"

"Gözlerin."

Kısa bir gülümseme oluştu yüzünde.

"Bu parlaklığı hiç kaybetme. Hem... çok güzeller."

Yüzüm iyice kızardı.

"Teşekkür ederim. Seninkiler de güzel."

Arda hafifçe başını eğdi.

"Kimsenin kolay kolay gözlerindeki ışığı kaybettirebileceğini sanmıyorum."

Bir an sustum.

"Umarım."

Arda bana bakmaya devam etti.

"Umarım öyle olur."
Arda beni hâlâ bırakmamıştı. Birkaç saniye daha öylece kaldık. Ben ise ne yapacağımı bilemediğim için kollarımı nereye koyacağımı şaşırmıştım.

"Arda..."

"Hı?"

"Beni artık indirebilirsin."

Arda kısa bir kahkaha attı.

"İyi misin yani?"

"İyiyim."

"Tamam."

Ama hemen indirmedi. Önce yüzüme bakıp tekrar sordu.

"Başın dönmüyor değil mi?"

"Hayır."

"Bir yerin acımıyor?"

"Hayır, sadece..."

"Ne?"

"Biraz utanıyorum."

Arda'nın gülümsemesi büyüdü.

"Neden?"

"Çünkü hâlâ kucağındayım."

"O doğru."

"Arda..."

"Tamam tamam."

Beni yavaşça yere indirdi. Ayaklarım yere bastığında bir an dengemi toparlamak için koluna tutundum.

Arda hemen kolumu destekledi.

"Yavaş."

"Tamam."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Teşekkür ederim."

"Ne demek."

Tam o sırada koridorun diğer ucundan Duru'nun sesi geldi.

"TUANAAA!"

İkimiz de aynı anda ona döndük.

Duru bize doğru gelirken yüzündeki ifadeyi görünce ne olduğunu hemen anladım.

"Ben bir şey görmedim," dedi.

"Hiçbir şey olmadı," dedim hemen.

Duru sırıttı.

"Ben daha bir şey söylemedim ki."
Ayağım yere bastığı anda bacağımdaki ağrıyı fark ettim. Yüzümü buruşturup istemsizce geriye doğru çekildim. Arkamda Arda olduğunu tamamen unutmuştum. Düşmemek için bir anda omuzlarına tutundum.

"Ah..."

Arda hemen ciddileşti.

"Ne oldu?"

"Bacağımı burktum galiba."

Birkaç saniye yüzüne baktım. Hâlâ omuzlarından tutuyordum.

"Özür dilerim. Sadece canım acıdı, o yüzden sana tutundum. Kusura bakma."

Arda hiçbir şey söylemeden bana baktı. Sonra bakışları bacağıma kaydı.

Bir an sessiz kaldı.

Sonra tekrar gözlerime baktı.

"Tamam."

Birden eğilip beni yeniden kucağına aldı.

"Arda!"

"Ne?"

"Ne yapıyorsun?"

"Yürüyemiyorsun."

"Yürürüm."

"Bir dakika önce omuzlarıma tutunuyordun."

"Ama..."

Arda hiç oralı olmadı.

"O zaman seni odana ben çıkarıyorum."

İtiraz edecek gibi oldum ama bacağım tekrar sızlayınca sustum.

Kollarımı istemsizce onun omuzlarına doladım.

Arda da beni daha sağlam tuttu.

"Tamam mı?"

Başımı hafifçe salladım.

"Tamam."

Koridorda yürümeye başladık.

Ben ise yüzümü onun omzuna çevirmiş, kimsenin bizi görmemesini umuyordum.

Arda beni hâlâ kucağında taşıyordu. Koridorun sonuna yaklaşmıştık ki yanımızdan geçen kızın elindeki kahve bir anda üzerime döküldü.

"Siktir!"

Refleksle gözlerimi kapattım. Arda'nın yüzü bir anda değişti.

"Tuana!"

Kızın yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi.

"Ben... yanlışlıkla oldu."

Arda ona dönüp sertçe baktı.

"Yanlışlıkla mı?"

Ben konuşmaya çalıştım ama Arda beni daha dikkatli tuttu.

"Önce sağlık odasına gidiyoruz."

Beni hiç yere indirmeden sağlık odasına götürdü. Görevli hemen ilgilendi ve durumumu kontrol etti. Bir süre sonra ciddi bir şey olmadığını, sadece dinlenmem gerektiğini söyledi.

Arda'nın yüzündeki gerginlik ancak o zaman biraz azaldı.

"İyi olduğuna emin misiniz?"

Görevli başını salladı.

"Evet. Bir süre dinlensin yeter."

Arda derin bir nefes aldı.

"Tamam."

Sonra bana baktı.

"Odana gidiyoruz."

"Arda, yürüyebilirim."

"Hayır."

"Gerçekten—"

"Bugün seni bir daha yere düşürmeye niyetim yok."

İtiraz etmeme fırsat vermeden beni tekrar kucağında taşıdı. Uzun bir süre sonra odaya ulaştığımızda beni yatağın kenarına dikkatlice oturttu.

"Sen burada kal."

"Sen nereye gidiyorsun?"

Arda kapıya yöneldi.

"Birini bulmam gerekiyor."

Koridorda az önceki kızı buldu. Karşısına geçtiğinde sesi oldukça sertti.

"Az önce ne yaptığını gördüm."

Kız başını eğdi.

"Arda, gerçekten kazaydı."

"Öyleyse neden daha önce özür dilemedin?"

"Arda, Ben senden çok-"

"Lafımı kesme!"

"Tuana'ya zarar gelmiş olabilirdi. Bir daha onun yanına böyle bir şeyle yaklaşma."

"Ben sana..."

"Hayır. Dinle beni."

Arda'nın sesi yükseldi ama kendini toparladı.

"Sinirliyim diye sana bağırıp işi daha kötü hâle getirmeyeceğim. Ama yaptığının sonuçları olacak. Bunu yöneticilere de anlatacağım."

Son kez kıza baktı.

"Bir daha Tuana'nın canını yakacak hiçbir şey yapma."

Sonra arkasını dönüp odama geri geldi.

Arda çıktıktan bir süre sonra kapı yeniden açıldı. İçeri girdiğinde yüzündeki gerginlik biraz olsun geçmişti. Kapıyı kapatıp bana doğru yürüdü.

"Halettin mi?"

"Halettim."

Yanıma gelip yatağın kenarına oturdu. Birkaç saniye ikimiz de konuşmadık.

"İyi misin?" diye sordu.

"İyiyim."

Arda gözlerimin içine baktı.

"Gerçekten mi?"

Başımı salladım.

"Gerçekten."

Bir süre daha öylece kaldık. Arda'nın bakışları üzerimdeyken nedense ne söyleyeceğimi unuttum.

"Arda..."

"Hı?"

"Bugün benim için yaptıkların..."

Cümlemi tamamlayamadım.

"Teşekkür ederim."

Arda hafifçe gülümsedi.

"Teşekkür etmene gerek yok."

"Var."

Başını eğip kısa bir an sustu. Sonra tekrar bana baktı.

"Senin iyi olman yeter."

Kalbim hızlandı ama bu kez bakışlarımı kaçırmadım.

İkimiz de bir şey söylemeden birkaç saniye öylece kaldık. Sanki ikimizin de söylemek istediği başka bir şey vardı ama kelimeler bir türlü çıkmıyordu.
Yüzüme biraz daha yaklaştı beynim sanki bana 'geri çekil' diyordu ama ben istemiyordum aksine Arda yavaş yavaş bana yaklaştıkça bende yaklaşıyordum. Artık nefesini nefesimde hissetmeye başlamıştım.
"Arda.."
"Hı"
"Biz şuan-"
"Sus"
Sustum kendimi tam Ardaya teslim etmek üzere gözlerimi kapattım oda anlar gibi başını yana eğip dahada yaklaştı.

Tam o sırada kapı açıldı.

Duru'nun sesi koridordan geldi:

"Tuanaa, içeridemisin?"

İkimiz de aynı anda kapıya baktık.

Duru içeri girdiğinde bizi yan yana görünce durdu.

"AYYYYY NELER OLUYO BURDAA"
Elleriyle gozlerini kapatti ve arkasini dondu

Başımı ellerimin arasına aldim ve geriye çekildim.

"Duru sakin ol bişey olduğu yok"

Arda da hafifçe gülüp ayağa kalktı.

"Ben çıkayım artık."

Duru hemen kenara çekildi.

"Tabii, tabii. Ben zaten burada yokum."

Arda başını iki yana sallayıp kapıya yöneldi. Çıkmadan önce bana son kez baktı.
"Yarın görüşürüz."
"Yarın görüşürüz."
Kapı kapandıktan sonra Duru birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra bana döndü.

"Şimdi anlat."
"Neyi?"
"Az önce ne konuşuyordunuz?"
"Hiçbir şey."
"Tuana."
"Gerçekten hiçbir şey."
Duru yatağın üzerine oturup bana baktı.
"Tamam. Ama bugün eleme var, onu unutma."
Bir anda yüzümdeki gülümseme kayboldu.
"Doğru."
Duru da ciddileşti.
"Umarım istediğimiz gibi geçer."
Başımı salladım.
"Umarım."

Duru'nun söylediklerinden sonra odada birkaç saniye sessizlik oldu. Saate baktığımda gözlerim büyüdü.

"Yarım saat kalmış."

Duru da saate baktı.

"Ne?"

"Elemeye."

"Şaka yapıyorsun."

"Keşke."

İkimiz de bir anda toparlanmaya başladık. Üzerimi düzeltip saçlarıma baktım. Açıkçası az önce yaşananlardan sonra eleme için hazırlanmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Koridora çıktığımızda herkes yavaş yavaş salona doğru ilerliyordu. Ortamın havası tamamen değişmişti. Sabah kahvaltısında herkes konuşup gülerken şimdi neredeyse kimse sesini çıkarmıyordu.

Salona girdiğimizde herkes yerini aldı. Ben Duru'nun yanına oturdum. Ellerimi birbirine kenetlemiş, sahnenin önündeki ekrana bakıyordum.

Sıla Hoca sahneye çıktı.

"Bugün ilk elemenizi gerçekleştireceğiz. Sonuçlar, seyirci oyları ve performans değerlendirmeleri birlikte dikkate alınarak belirlendi."

Kalbim hızlanmaya başladı.

İlk isim ekrana yansıdı.

Selin.

Salonda birkaç kişinin nefesi kesildi.

Sıla Hoca devam etti.

"Selin, bu hafta gösterdiğin performans ve seyirci oylarının toplamında en düşük sıralamalardan birinde kaldın."

Selin başını eğdi. Gözleri dolmuştu ama kendini tutmaya çalışıyordu.

Sonra ikinci isim geldi.

Mert.

Bu kez salonda daha büyük bir sessizlik oluştu.

Mert birkaç saniye yerinden kalkamadı. Yanındaki çocuk omzuna dokundu.

Sıla Hoca üçüncü ismi açıklamadan önce kısa bir süre bekledi.

Ben Duru'nun elini tuttum.

Ekranda üçüncü isim belirdi.

İlayda.

Duru'nun parmakları elimin içinde sıkılaştı.

Üçü de ayağa kalktı.

Sıla Hoca onlara bakıp sakin bir sesle konuştu.

"Bu, sizin yeteneksiz olduğunuz anlamına gelmiyor. Buradaki sistem gereği bugün üç kişinin yolculuğu sona eriyor."

Salonda birkaç kişi ağlamaya başlamıştı.

Ben ise olduğum yerde sessizce oturuyordum.
Üçüncü isim açıklandığında salondaki sessizlik birkaç saniye daha devam etti. Sonra Sıla Hoca, elenen üç kişinin vedalaşması için onlara biraz zaman verdi.

Ben hâlâ elim ayağım titrer gibi oturuyordum. İlk elemenin bu kadar ağır geleceğini hiç düşünmemiştim. Herkesin yüzüne bakıyordum ama kimsenin ne hissettiğini anlayamıyordum.

Bir süre sonra Sıla Hoca sonuçların tamamlandığını söyledi.

"Bugün için bu kadar. Yarın normal programınıza devam edeceksiniz."

İçimden kocaman bir nefes çıktı.

Yanımdaki Duru'ya baktım.

"Ben hâlâ inanamıyorum."

"Ben de."

Tam o sırada Arda yanıma geldi.

"İyi misin?"

"İyiyim."

Ama sesim titriyordu.

"Çok gerildim."

Arda başını salladı.

"Ben de."

O an içimdeki bütün gerginlik bir anda boşaldı. Düşünmeden ayağa kalkıp Arda'ya sarıldım.

Bir saniye sonra ne yaptığımı fark ettim.

Hemen geri çekildim.

"AY! Pardon."

Arda şaşkın şaşkın bana baktı. Sonra hafifçe gülümsedi.

"Niye özür diliyorsun?"

"Ben... heyecandan yaptım."

"Tamam."

Yüzümün kızardığını hissediyordum.

Duru uzaktan bize bakıyordu. Göz göze geldiğimiz anda sırıtmaya başladı.

Ben de hemen ona ters ters baktım.

"Hiçbir şey söyleme."

Duru ellerini kaldırdı.

"Bir şey demedim ki."

İçimden söylendim.

Harika Tuana. İnsanlar elenmiş, sen gidip heyecandan Arda'ya sarılmışsın.

Başımı iki yana salladım.

Bir dahaki sefere önce düşün. Sonra hareket et.

Ama ne kadar kendime kızsam da yüzümdeki gülümsemeyi bir türlü silemedim.

Sıla Hoca salondan çıktıktan sonra herkes yavaş yavaş dağıldı. Ben de Duru'yla birlikte yerimden kalktım ama hâlâ birkaç dakika önce yaşananları kafamda döndürüyordum.

Üç kişi gitmişti.

Daha ilk elemede.

"Ben hâlâ çok gerildim," dedim.

Duru başını salladı.

"Ben de. Bir dahaki elemede bizim isimlerimiz okunmasın yeter."

"Sus, öyle deme."

Koridora çıktığımızda herkes farklı bir köşede konuşuyordu. Bazıları elenen arkadaşlarıyla vedalaşıyor, bazıları sonuçları tartışıyordu. Ben ise biraz uzaklaşıp duvara yaslandım.

Tam nefesimi toparlayacakken Arda yanıma geldi.

"Sen hâlâ heyecanlısın."

"Biraz."

"Biraz mı?"

Gözlerimi devirdim.

"Tamam, çok."

Gülümsedi.

"Geçti artık."

"Umarım."

Arda birkaç saniye sessizce yanımda durdu.

"Bugün gerçekten zor geçti."

"Ben de öyle düşünüyorum."

Sonra Duru uzaktan bize seslendi.

"Tuana! Geliyor musun?"

"Geliyorum!"

Arda bana bakıp başını salladı.

"Git."

"Tamam."

Duru'nun yanına yürürken kendi kendime söylendim.

Bir daha heyecandan kimseye sarılmak yok.

İki saniye sonra aklıma Arda'yla az önceki an geldi.

Özellikle Arda'ya hiç yok.

Sonra istemsizce gülümsedim.

Gerçi... çok da kötü değildi.

Hemen kafamı iki yana salladım.

"Tuana, kendine gel."

Duru'nun yanına gittiğimde hâlâ yüzümdeki gülümsemeyi saklayamıyordum. O da bunu fark etmiş olacak ki daha ben bir şey demeden kaşlarını kaldırdı.

"Ne?"

"Hiçbir şey."

"Sen niye böyle sırıtıyorsun?"

"Sırıt­mıyorum."

"Tuana."

"Tamam ya."

Koluma girdi ve birlikte koridorda yürümeye başladık. Birkaç adım sonra arkamdan gelen sesleri duyunca istemsizce dönüp baktım. Arda, Efe'yle konuşuyordu.

Göz göze geldik.

Arda hafifçe gülümsedi.

Ben de karşılık verdim ve hemen önüme döndüm.

Duru bunu da kaçırmadı.

"Ben gerçekten hiçbir şey söylemeyeceğim."

"Çok iyi olur."

"Çünkü sen zaten kendi kendine yeterince konuşuyorsun."

"Ne demek o?"

"Az önce kendi kendine 'Tuana kendine gel' dedin."

Bir an durdum.

"Sen onu duydun mu?"

"Evet."

"Unut."

"Asla."

Gülerek odama çıktım. Kapıyı kapatıp yatağın üzerine oturduğumda günün yorgunluğu yeniden çöktü.

İlk eleme bitmişti.

Üç kişi gitmişti.

Ve ben hâlâ birkaç saat önce Arda'ya sarıldığım için utanıyordum.

Yastığa yüzümü gömdüm.

"Of ya..."

Sonra kendi kendime mırıldandım.

"Bir daha heyecandan saçmalamak yok."

Kafamı kaldırdım.

"Kesinlikle yok."

Birkaç saniye düşündüm.

"...Belki."

Sonra kendi halime gülmeye başladım.

Odamda biraz oturduktan sonra artık üzerimdeki günün ağırlığını iyice hissetmeye başladım. Dolaptan temiz kıyafetlerimi alıp banyoya girdim.

Duşa girip sıcak suyun altında birkaç dakika öylece kaldım. Bugün yaşananları düşünmemeye çalışıyordum ama ne mümkün...

İlk eleme.

Üç kişinin gitmesi.

Sonra da benim heyecandan Arda'ya sarılmam.

Gözlerimi kapatıp kendi kendime söylendim.

"Ben bunu neden yaptım ya..."

Bir süre sonra gülmeye başladım.

"Gerçekten çok saçma."

Duştan çıkıp havluyla saçlarımı kuruladıktan sonra üzerimi giydim. Aynanın karşısına geçip saçlarımı tararken kapı çalındı.

"Tuana?"

Duru'ydu.

"Gel."

Kapıyı açıp içeri girdi.

"Bitti mi?"

"Evet."

Duru yatağa oturdu.

"İyi. Çünkü sana anlatacağım bir şey var."

"Ne oldu?"

Duru'nun yüzündeki ifadeyi görünce kaşlarımı kaldırdım.

"Yine ne yaptın?"

"Ben bir şey yapmadım."

"Bu cümleden sonra kesin bir şey yaptın."

Duru kahkaha attı.

"Yok, bu sefer seninle ilgili."

"Of, ne oldu yine?"

"Arda'yla ilgili."

Elimdeki tarağı yavaşça bıraktım.

"Ne olmuş?"

Duru sırıtıp bana baktı.

"Hiçbir şey. Sadece bugün sana bakarken yüzündeki ifadeyi gördüm."

"Ne ifadesi?"

"Boş ver."

"Hayır söyle."

Duru gülmeye başladı.

"Yok yok. Kendin fark et."

"Sinir ediyorsun beni."

"Ben de seni seviyorum."

Yastığı ona doğru fırlattım.

"Çık odamdan."

Duru gülerek yastığı yakaladı.

"Tamam tamam. Ama yarın olanları bana anlatırsın."

"Ne olacak yarın?"

"Bilmem."

Sırıttı.

"Ama kesin bir şey olacak."

Başımı iki yana salladım.

"Allah'ım sabır..."
Duru kapıyı kapatıp çıktıktan sonra bir süre yatağın üzerinde oturdum. Tam telefonumu elime almıştım ki ekranda bir isim gördüm.
"Naz."
Uzun zamandır görmediğim dışarıdaki arkadaşım arıyordu.
Hemen açtım.
"Efendim?"
"Tuanaaa!"
Gülmeye başladım.
"Ne bağırıyorsun kız?"
"Sonunda açtın. Seni görmeye geliyorum."
"Ne?"
"Evet. Aşağıdayım."
Yerimden fırladım.
"Şaka yapıyorsun."
"Yok. Güvenlikten geçtim bile."
Telefonu kapatıp hızla kapıya yöneldim. Koridora çıktığımda Naz'ı uzaktan görünce yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
"NAZ!"
O da beni görünce kollarını açtı.
"Gel buraya!"
Koşup birbirimize sarıldık.
"Özledim seni."
"Ben de seni özledim manyak."
Bir süre sarıldıktan sonra geri çekilip yüzüme baktı.
"Bir dakika... Sen bayağı değişmişsin."
"Ne açıdan?"
"Bilmem. Buraya alışmış gibisin."
Gülümsedim.
"Belki biraz."
Naz çantasını omzundan indirip bana uzattı.
"Sana bir şey getirdim."
"Ne?"
"Önce oturalım, sonra gösteririm."
"Meraktan çatlayacağım."
"Çatla."
"Salak."
Koluna girip birlikte koridorda yürümeye başladım. Uzun zamandır ilk kez dışarıdaki hayatımdan biriyle karşılaşmak garip şekilde iyi hissettirmişti
Naz'la birlikte salondaki daha sakin köşelerden birine geçtik. Çantasını kucağına alıp fermuarını açtı.
"Tamam, şimdi gözlerini kapat."
"Niye?"
"Sürpriz."
"Ben çocuk muyum?"
"Evet."
Gülerek gözlerimi kapattım.
"Tamam aç."
Elindeki küçük paketi bana uzattı. Paketi açtığımda içinden eski fotoğraflarımızın olduğu minik bir albüm çıktı.
Bir an hiçbir şey diyemedim.
"Sen bunu hâlâ saklıyor muydun?"
"Tabii ki. Hatta daha fazlası var."
Albümü açıp ilk sayfaya baktım. İkimizin okul çıkışında çekilmiş saçma sapan bir fotoğrafı vardı.
"Allah'ım şu tipe bak."
Naz kahkaha attı.
"Sen kendine bak önce."
"Ben gayet güzelmişim."
"Tabii canım."
Bir süre albümü beraber inceledik. Her fotoğrafın arkasında başka bir anımız vardı. Bazen gülmekten konuşamıyor, bazen de eski günleri hatırlayıp birkaç saniye sessiz kalıyorduk.
Sonra Naz albümü kapattı.
"Burada nasıl gidiyor?"
"İyi. Yoğun ama güzel."
"İnsanlar nasıl?"
"Çoğu iyi."
"Çoğu mu?"
Omuz silktim.
"Her yerde birkaç garip insan oluyor."
Naz güldü.
"Sen zaten garipleri bulursun."
"Kes sesini."
Tam o sırada salonun diğer tarafından birkaç kişinin sesi geldi. Başımı kaldırdığımda Arda'nın arkadaşlarıyla konuştuğunu gördüm.
Naz bakışlarımı takip etti.
"Kim o?"
"Arda."
"Ha."
Bana dönüp birkaç saniye baktı.
"Ne?"
"Hiç."
"Niye öyle baktın?"
Naz sırıttı.
"Ben bir şey demedim ki."
"Yüzün söylüyor."
"Tamam, tamam."
Albümü tekrar çantaya koydu.
"Ben sadece arkadaşını tanımaya geldim."
"Arkadaşım zaten."
"Tabii."
Gözlerimi devirdim.
"Başlama yine."
Naz çantasını kapatırken tekrar bana baktı.

"Bu arada..."

"Hı?"

"Şu Arda meselesi var ya."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Ne meselesi?"

"Hiçbir şey."

"Sen kesin bir şey biliyorsun."

Naz telefonunu çıkarıp ekranı bana çevirdi.

"Bugün magazin sayfalarında yine sizin ekipten görüntüler çıkmış."

"Ne?"

Telefonu elinden aldım. Sayfada programdan çekilmiş birkaç fotoğraf vardı. Altında da insanların yorumları duruyordu.

"Millet sizi bayağı takip ediyor."

"Normal herhalde."

Naz bana bakıp sırıttı.

"Normal mi?"

"Evet."

"Tuana..."

"Ne?"

"Şu çocuğu görünce yüzünün aldığı şekli ben yıllardır tanıyorum."

"Ne şekli?"

"Şey şekli."

"Ne şey şekli?"

Naz kahkaha attı.

"Tamam tamam. Bir şey demiyorum."

Tam telefonu geri verecekken Arda koridorun diğer tarafından bize doğru gelmeye başladı.

Naz onu görünce dirseğiyle beni dürttü.

"Bak, geliyor."

"Tamam gördüm."

Arda yanımıza geldi.

"Selam."

Naz hemen gülümsedi.

"Selam. Ben Naz."

"Arda."

El sıkıştılar.

Naz birkaç saniye ikimize baktı. Sonra yüzünde muzır bir ifadeyle:

"Ben Tuana'nın çocukluk arkadaşıyım."

Arda gülümsedi.

"Memnun oldum."

Naz bana dönüp göz kırptı.

"Ben birazdan yine gelirim."

"Niye?"

"Şey... sizi yalnız bırakayım."

"Naz!"

Kahkaha atarak uzaklaşırken arkasından baktım.

"Bu kız beni deli edecek."

Arda da gülüyordu.

"Eski arkadaşın mı?"

"Evet."

"Anladım."

Tam o sırada Naz uzaktan bağırdı:

"AYRICA MAGAZİNDE GÖRDÜM, ARKADAŞIN DEĞİL Mİ BU ÇOCUK?"

Yüzümü ellerimin arasına aldım.

"Allah'ım..."

Arda kahkahayı bastı.
Biraz zaman sonra Naz yine geldi ve yanima oturdu. Arda'nın bakışları Naz'ın çantasına kaydı. Çantanın içinden az önce çıkardığı albümün bir köşesi görünüyordu.

"Bu ne?"

Naz cevap vermeden önce Arda albümü eline aldı.

"Dur, dur!"

Albümü açtığında ilk sayfadaki fotoğrafı gördü. Fotoğrafta ben ve Naz, okul bahçesinde yan yana duruyorduk. İkimizin de saçları darmadağınıktı ve ikimiz de kameraya sanki dünyanın en komik şeyini görmüşüz gibi sırıtıyorduk.

Arda birkaç saniye fotoğrafa baktı.

"Bu siz misiniz?"

Naz kahkahayı bastı.

"Evet."

Arda albümü biraz daha çevirdi.

Bir fotoğrafta ikimiz okul gösterisinde kostümlerimizle duruyorduk. Başka birinde kantinin önünde elimizde meyve suyu vardı. Bir diğerinde de yağmurdan kaçarken sırılsıklam olmuş hâlimiz görünüyordu.

Arda gülmeye başladı.

"Tuana, sen ne yapmışsın burada?"

Hemen albümü elinden aldım.

"Ver şunu!"

"Hayır, dur."

"Arda!"

Albümü göğsüme bastırdım.

Naz da gülmekten kendini zor tutuyordu.

"Ben sana demiştim, bunu kimseye göstermeyecektik."

"Artık çok geç."

Arda hâlâ gülüyordu.

"Ne olmuş burada?"

Naz albümü işaret etti.

"İlkokuldan beri aynı okuldaydık. Ortaokulda da aynı sınıftaydık."

Arda şaşırdı.

"İlkokuldan beri mi?"

"Evet. İlkokulda zaten ayrılmaz ikiliydik. Ortaokulda da başımıza gelmeyen kalmadı."

"Mesela?"

Naz hemen anlatmaya başladı.

"Bir keresinde ortaokulda okulun tiyatro gösterisi vardı. Tuana sahneye çıkmadan önce o kadar heyecanlanmıştı ki..."

"Anlatma."

"...yanlış sınıfa girip on dakika boyunca kostümünü aradı."

Arda kahkaha attı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

"Sen sus ya."

Naz devam etti.

"Bir de sekizinci sınıfta yağmur yağarken okuldan kaçmaya çalışmıştık. İkimiz de çamura basıp yere düşmüştük."

Arda fotoğraflardan birini açtı.

"Sanırım bu o gün."

Fotoğrafa baktım.

İkimiz de çamur içinde, kahkahalarla kameraya bakıyorduk.

"Maalesef."

Arda başını iki yana salladı.

"Demek Tuana'nın bütün geçmişi burada."

"Ve daha yarısı bile yok," dedi Naz.

Albümü hemen kapattım.

"Tamam. Yeter. Bu albüm bundan sonra kilit altında."

Naz gülerek başını salladı.

"Geç kaldın."