14. bölüm · SIFIR GÜVEN-ilk temas-

Artik biz.

Tuana B

Bahçeden otele geri döndüğümüzde saat gece yarısını çoktan geçmişti.

Koridorlar neredeyse tamamen sessizdi. Az önce dışarıda yağan hafif karın serinliği hâlâ üzerimizdeydi. Ben yürürken ellerimi hırkamın ceplerine sokmuştum. Arda ise yanımda, benim hızımda ilerliyordu.

Asansörün önünde durduk.

Arda düğmeye bastı.

"Üşüyor musun, yavrum?"

"Biraz."

"Ben sana dışarı çıkarken daha kalın bir şey al demiştim."

"Tamam hayatım, bir dahakine dinlerim."

Arda bana bakıp güldü.

"Bak, sonunda sözümü dinleyecekmiş."

"Çok sevinme."

Asansör geldi. İçeri girdik. Kapılar kapanırken ikimiz de aynadaki yansımamıza baktık.

Bir anda gülmeye başladım.

"Ne oldu?"

"Hiç. Çok garip görünüyoruz."

Arda kaşlarını kaldırdı.

"Sen gayet iyi görünüyorsun."

"Ben onu demedim."

"Ben dedim."

Gülümseyerek ona baktım.

"Senin egon hiç bitmeyecek."

"Sen seviyorsun ama."

"Belki."

Asansör bizim kata geldiğinde dışarı çıktık.

Odaya girince ilk işim ayakkabılarımı çıkarmak oldu. Yatağın kenarına oturup derin bir nefes verdim.

"Çok yoruldum."

Arda da ceketini çıkarıp sandalyeye bıraktı.

"Ben de."

"Bugün o kadar şey oldu ki."

Arda bana baktı.

"Hangisinden bahsediyorsun?"

"Hiçbirini."

" bugün yaşananları düşününce benim de kafam karışıyor."

Gülümsedim.

"Benim de."

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Arda yatağın diğer tarafına oturdu.

"Uyumayacak mısın?"

"Uyuyacağım."

"Ne zaman?"

"Birazdan."

"Sen birazdan dediğinde sabah oluyor."

"Sen de çok konuşuyorsun."

"Tamam, sustum."

Aradan birkaç saniye geçti.

"Tuana."

"Ne?"

"Bir şey soracağım."

"Yine ne?"

"Bugün bahçede söylediklerimden pişman mısın?"

Bir an durdum.

"Hayır."

Arda'nın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

"Ben de değilim."

Sonra konu yine dağıldı.

Çocukluğumuzdan bahsettik. Okuldan, arkadaşlardan, ailelerden, saçma sapan anılardan...

Bir ara Arda telefonundan eski bir fotoğraf açtı.

"Buna bak."

Telefonu bana uzattı.

Fotoğrafa baktığım anda kahkahayı bastım.

"Bu ne?"

"Ben."

"Sen olduğuna emin misin?"

"Çok komiksin."

"Saçlarına bak."

"Çocukmuşum."

"Çocuk değil, felaketsin."

Arda telefonu geri aldı.

"Seninkileri de görmek istiyorum."

"Yok."

"Niye?"

"Çünkü rezalet."

"Tam da o yüzden."

"Hayır."

Telefonumu elimden almaya çalıştı. Ben de geri çektim.

"Hayır dedim."

"Bir tane."

"Yok."

"Bir tane güzelim."

"Hayır."

"Tamam, iki tane."

"Sen pazarlık mı yapıyorsun?"

"Başka türlü ikna olmuyorsun."

Sonunda eski fotoğraflarımdan birkaçını gösterdim.

Arda her birinde ayrı bir yorum yapıyordu.

"Bu saç ne?"

"Moda."

"Kimin modasıymış o?"

"Kes."

Kahkahalarımız odanın içinde yankılanıyordu.

Saat ilerledikçe konuşmalarımız da yavaşladı.

Telefonuma baktım.

"Üç buçuk."

Arda hemen saate baktı.

"Sabah olmuş."

"Yarın mahvolacağız."

"Yarın değil, bugün."

"Of."

İkimiz de gülmeye başladık.

Bir süre sonra ışığı kapattık.

Ben yatağın bir tarafına geçtim. Arda da diğer tarafa uzandı.

"İyi geceler, aşkım."

"İyi geceler."

Odanın içinde birkaç dakika sessizlik oldu.

Sonra Arda'nın sesi geldi.

"Uyudun mu?"

"Hayır."

"Ben de."

"Niye uyumuyorsun?"

"Uyuyamıyorum."

"Ben de."

Yine konuşmaya başladık.

Bu kez daha sessizdik. Gün içinde söyleyemediğimiz küçük şeylerden bahsettik. Bazen birkaç dakika hiç konuşmadık, sonra biri aklına gelen saçma bir şeyi söyleyip ikimizi de tekrar güldürdü.

Saat dörde yaklaşırken gözlerim kapanmaya başladı.

"Ben artık gerçekten uyuyorum."

Arda güldü.

"Tamam bebeğim."

"Sen de uyu."

"Uyuyacağım."

"Gerçekten."

"Gerçekten."

Son söylediğim şeyi bile tam hatırlamadan uyuyakaldım.

Sabah perde arasından giren ışıkla gözlerimi açtım.

İlk birkaç saniye nerede olduğumu anlamadım.

Sonra oteli hatırladım.

Telefonumu bulup saate baktım.

08.47.

"Of..."

Arda da uyanıp doğruldu.

"Kaç?"

"Dokuz."

"Biz bittik."

Gülmeye başladım.

"Sen uyu demiştin."

"Sen de uyuyacağım demiştin."

"Uyuduk ama."

"Beş saat."

"Yeter."

Arda bana bakıp güldü.

"Hiç 'yeter' gibi görünmüyorsun."

"Sen de çok iyi görünmüyorsun."

"Ben her zaman iyiyim."

"Yine başladı."

İkimiz de gülerek yataktan kalktık.

Hazırlanırken sürekli birbirimize laf atıyorduk.

Ben aynanın karşısında saçlarımı düzeltirken Arda kapının yanında bekliyordu.

"Yavrum, kahvaltıya geç kalacağız."

"Geliyorum."

"Beş dakikadır geliyorum diyorsun."

"Çünkü saçım istediğim gibi olmuyor."

Arda güldü.

"Gayet iyi."

"Sen karışma."

"Tamam güzeliiimm."

Sonunda hazırlanıp odadan çıktık.

Koridorda Mine'yle karşılaştık.

Mine bizi görünce önce bana, sonra Arda'ya baktı.

"İkiniz de neden bu kadar uykulusunuz?"

Arda hiç düşünmeden:

"Gece çok konuştuk."

Mine'nin kaşları havaya kalktı.

"Sabaha kadar mı?"

Ben hemen araya girdim.

"Biraz."

Mine gülmeye başladı.

"Tamam, ben hiçbir şey sormuyorum."

"İyi yapıyorsun."

Asansöre bindik.

Kahvaltı salonuna indiğimizde hepimiz masaya geçtik.

Mine çayını alırken:

"Bugün erken yatın."

Arda bana bakıp gülümsedi.

"Bu sefer kesin."

Ben de başımı salladım.

"Kesin."

Arda masadaki ekmek sepetinden bir parça aldı.

"Tuana, sen ne yiyeceksin?"

"Menemen."

"Başka?"

"Çay."

"Bu kadar mı?"

"Uykum var."

Arda başını salladı.

"Tamam güzelim, önce bir şeyler ye."

Mine bize bakıp hafifçe sırıttı.

"Ben burada fazlalık gibi hissetmeye başladım."

"Abartma."

"Ben bir şey demedim ki."

Kahvaltıya başladık.

Uzun zamandır ilk defa bu kadar rahat oturuyorduk. Dün gecenin heyecanı hâlâ üzerimizdeydi ama kimse garip davranmıyordu.

Bir ara Mine camdan dışarı baktı.

"Kar çok güzel olmuş."

Ben de dönüp baktım.

"Çıkalım mı?"

Arda hemen:

"Çıkalım."

Mine şaşırdı.

"Sen de mi?"

"Tabii."

"Tamam o zaman."

Kahvaltımızı bitirip masadan kalktık.

Bir süre sonra üçümüz kalın kıyafetlerimizi giyip bahçeye çıktık.

Hava soğuktu ama kar yağışı çok hafifti. Yol temizlenmişti. Kenarlarda biriken karlar ise kartopu yapmak için fazlasıyla yeterliydi.

Mine daha bahçeye adımını atar atmaz eğildi.

"Ben başlıyorum."

Elinde küçük bir kartopu oluştu.

"Mine, sakın."

"Geç kaldın."

Kartopunu bana attı.

Omzuma çarpınca kahkaha attım.

"Sen bittin."

Ben de yerden kar alıp hızla yuvarlamaya başladım.

Arda birkaç metre ötede bizi izliyordu.

"İkiniz de çok tehlikelisiniz."

Mine hemen ona döndü.

"Sen karışma."

Arda ellerini kaldırdı, Ben kartopunu ona fırlattım.

Tam göğsüne geldi.

Arda birkaç saniye öylece durdu.

Sonra bana baktı.

"Sen yaptın."

Gülmeye başladım.

"Ben yapmadım."

"Tabii."

Eğilip yerden kar aldı.

Ben hemen geri geri yürümeye başladım.

"Arda, sakın."

"Ne oldu güzelim?"

"Atma."

"Az önce attın ama."

"Şakaydı."

"Benimki de şaka."

Elindeki kartopuyla bana doğru yürümeye başladı.

Ben kaçmaya başladım.

"Arda!"

"Duuuurr"

"Hayır!"

Bahçede koştururken ikimiz de kahkahalarla gülüyorduk. Mine de kenardan bizi izliyordu.

Sonunda ağacın arkasına geçip saklandım.

Arda birkaç saniye sonra beni buldu.

"Buradasın."

Elindeki kartopunu kaldırdı.

Ben ellerimi yüzümün önüne tuttum.

"Tamam, tamam. Teslim oluyorum."

Arda kartopuna baktı.

Sonra bana baktı.

Bir süre hiçbir şey yapmadan durdu.

"Atmayacak mısın?" dedim.

Başını iki yana salladı.

"Yok."

"Niye?"

Omuzlarını silkti.

"İçimden gelmedi."

Gülümseyerek ona baktım.

"Az önce beni bütün bahçede kovalıyordun."

"Evet."

"Şimdi?"

"Şimdi kıyamadım."

Ben daha cevap veremeden Mine uzaktan bağırdı:

"İkiniz de çok yavaşsınız!"

Elindeki kartopunu ikimize birden attı.

Kartopu Arda'nın koluna çarpınca Arda dönüp Mine'ye baktı.

"Sen bittin."

Mine kahkaha atarak kaçmaya başladı.

"Yakalayabilirsen!"

Arda peşinden koştu.

Ben de olduğum yerde kahkahalarla onları izledim.

Birkaç saniye sonra dayanamayarak ben de kar alıp peşlerinden koştum.

Bahçe bir anda kahkahalarımızla dolmuştu.

Mine'nin peşinden koşarken kahkahalarımız bütün bahçeye yayılıyordu. Birkaç saniye sonra Mine ayağının altında kayan kar yüzünden yavaşlamak zorunda kaldı.

"Tamam tamam, barış!"

Arda hemen durdu.

"Çok kolay pes ettin."

"Üç kişiyiz, ikiniz bana karşısınız."

"Sen başlattın ama."

Mine bana bakıp sırıttı.

"Tuana başlattı."

"Ne alaka ya?"

"Ben hiçbir şey yapmadım."

Arda bana döndü.

"Yaptın tabii."

"Bir tane attım sadece."

"Ben de bir tane attım."

"Sonra beni kovaladın."

"Çünkü kaçtın."

Gülerek başımı salladım.

"Seninle uğraşılmaz."

Arda yanıma gelip yerdeki karı ayağıyla dağıttı.

"Tamam, artık kartopu yok."

"Anlaştık."

Mine ellerini birbirine vurdu.

"Ben içeri giriyorum. Ellerim dondu."

"Ben de geliyorum."

Arda bana baktı.

"Sen üşüdün mü?"

"Biraz."

"Tamam yavrum, hadi içeri geçelim."

Üçümüz birlikte otele doğru yürümeye başladık. Ben Arda'nın yanında ilerlerken Mine birkaç adım önümüzdeydi.

Kapıya geldiğimizde Arda bir anda durdu.

"Bir dakika."

"Noldu?"

Arda yere bakıp ayakkabısındaki karları temizledi.

"Hiç."

Ben gülerek başımı salladım.

"Çok ciddisin."

"Ben her zaman ciddiyim."

"Hiç değilsin."

"Sen öyle sanıyorsun."

Mine kapının önünden seslendi.

"İkiniz geliyor musunuz?"

"Geliyoruz!"

Arda kapıyı açtı.

Ben içeri girerken yüzüme baktı.

"Üşütme kendini, güzelim."

"Sen de."

Sonra birlikte otele girdik
Otele girdikten sonra Mine bir anda durdu. Bize dönüp birkaç saniye sessizce baktı.

"Bir dakika."

Ben de durdum.
"Ne oldu?"

Mine gözlerini ikimizin arasında gezdirdi.
"Bir şey soracağım."

Arda kaşlarını kaldırdı.
"Ne?"

Mine kollarını bağladı.
"Siz ikiniz arasında bir şey mi var?"

Bir an sessizlik oldu.
Ben Arda'ya baktım. Arda da bana baktı.
Mine hemen:

"İşte! Şu bakışınız bile yeter."
"Mine..."
"Hayır, söyleyin."

Arda hafifçe güldü.
"Tamam."

Mine'nin gözleri büyüdü.
"Tamam mı?"

Arda başını salladı.
Evet, Biz artık sevgiliyiz."
Mine birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

Mine'nin yüzündeki sırıtış giderek büyüdü.

"Yani gerçekten mi?"

Başımı salladım.

"Evet."

"Ben bunu zaten anlamıştım da sizden duymak başka."

Arda güldü.

"Çok mu belli ediyorduk?"

Mine hiç düşünmeden cevap verdi.

"Fazlasıyla."

"Abartıyorsun."

"Tuana, dün gece bahçede birbirinize bakışınızı gördüm. Bana hâlâ abartıyorsun diyorsun."

Ne diyeceğimi bilemeyip güldüm.

Arda da başını iki yana salladı.

"Tamam, yakalandık."

Mine kollarını bağlayıp bizi süzdü.

"Ben sadece mutlu olmanızı istiyorum. O yüzden saçma sapan şeylerden kavga etmeyin."

"Etmeyiz."

"Arda?"

Arda bana bakıp gülümsedi.

"Elimden geleni yaparım."

Mine hemen:

"İyi. Çünkü Tuana'nın tripleriyle baş etmek zor."

"Ya!"

Üçümüz birden gülmeye başladık.

Sonra Mine koridorun sonundaki salona doğru yürümeye başladı.

"Hadi gelin. Kahve içeceğim."

Arda bana dönüp:

"Sen geliyor musun güzelim?"

"Geliyorum."

Yan yana Mine'nin peşinden yürüdük.

Sabahın geri kalanının nasıl geçeceğini bilmiyordum ama içimde garip bir huzur vardı.

Her şey değişmişti.

Ama nedense hiçbir şey eskisinden daha zor gelmiyordu.

Mine'nin yanından ayrıldıktan sonra herkes kendi odasına çekildi. Ben de Arda'yla birlikte odaya döndüm.

Kapıyı kapatır kapatmaz yatağın üzerine kendimi bıraktım.

Telefonumu elime aldım ve bir süre sosyal medyada gezindim. Arda da kendi telefonuna bakıyordu. Oda sessizdi ama rahatsız edici bir sessizlik değildi.

Bir süre sonra Arda:

"Bugün ne yapmak istiyorsun?"

"Hiçbir şey."

"Eminmisin?"

"Evet."

"Tamam."

Birkaç dakika sonra:

"Acıktın mı?"

"Hayır."

"Ben acıktım."

"Git ye."

"Tek başıma mı?"

"Mine'yi çağır."

Arda gülmeye başladı.

"Sen çok acımasızsın."

"Sabah kartopu attın bana."

"Sonra atmadım."

"Çünkü kıyamadın."

Arda bir an sustu.

"Onu hatırlatmasan da olur."

Gülerek tekrar telefonuma döndüm.

Öğleden sonra böyle sakin geçti. Bir ara müzik açtık. Ben yatağın üzerinde uzanırken Arda odanın diğer tarafında oturup telefondan bir şeyler izledi. Arada birbirimize gösterdiğimiz videolara gülüyor, sonra tekrar kendi halimize dönüyorduk.

Saat ilerledikçe hava kararmaya başladı.

Pencereden dışarı baktım.

"Akşam olmuş."

Arda saate baktı.

"Yemek saati yaklaşıyor."

"Ne giyeceğiz?"

"Sen karar ver."

"Ben mi?"

"Evet."

"Sen de hiçbir şey seçemiyorsun."

"Ben ne giysem yakışıyor."

"Allah'ım yine başladı."

Arda kahkaha attı.

"Gerçekleri söylemek suç değil."

Ben de hazırlanmak için dolabın önüne geçtim.

Bir süre kıyafetlerime baktım. Sonunda karar verip hazırlanmaya başladım. Arda da kendi kıyafetlerini seçti.

Hazırlandıktan sonra aynanın karşısında son kez saçlarıma baktım.

Arda kapının yanında bekliyordu.

"Hazır mısın?"

"Evet."

"Tamam. Mine'ye haber verelim."

Telefonumdan Mine'ye yazdım.

Ben: Hazır mısın?

Birkaç saniye sonra cevap geldi.

Mine: Hazırım gelin

Arda kapıyı açtı.

Koridora çıktık.

Mine de kendi odasından çıkıyordu.

"Sonunda."

"Sen çok beklemedin."

"Ben beş dakikadır buradayım."

"Tamam hadi."

Üçümüz birlikte asansöre bindik.

Aşağı inerken Mine gün içinde ne yaptığımızı sordu.

"Ben bütün öğleden sonra odada oturdum."

Mine şaşırdı.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

Arda araya girdi.

"Bir ara sıkılacak sandım ama sıkılmadı."

"Çünkü dinlendim."

Asansörün kapısı açıldı.

Yemek salonuna doğru yürüdük.

İçeri girdiğimizde sıcak yemek kokusu her yere yayılmıştı. Masaya oturduk ve günün geri kalanını konuşmaya başladık.

Mine bir yandan menüye bakıyor, bir yandan da:

"Yarın ne yapacağımızı da konuşalım."

diyordu.

Ben sandalyeme yaslanıp gülümsedim.

"Yarın düşünürüz."

Arda da başını salladı.

"Bugünlük bu kadar macera yeter."

Ben ona baktım.

"Senin yüzünden oldu çoğu."

"Benim mi?"

"Evet."

Arda gülerek ellerini kaldırdı.

"Tamam tamam. Suç benim."

Mine bize bakıp başını iki yana salladı.

"İkinizle aynı masada oturmak çok zor olacak."

Üçümüz de gülmeye başladık.

Akşam yemeği bittikten sonra masadan kalktığımızda Mine çantasını omzuna aldı.

"Ben odaya çıkıyorum. Çok yoruldum."

"Tamam," dedim.

Arda da başını salladı.
"İyi geceler."

Mine bize bakıp hafifçe gülümsedi.
"Size de."

Asansöre binip yukarı çıktı. Biz ise otelin kapısından bahçeye çıktık.
Hava serindi. Yolun iki yanında kar birikmişti ama yürüyüş yolu tertemizdi. Otelin ışıkları yol boyunca uzanıyordu. Hafif hafif kar yağıyordu.

Arda yanımda yürüyordu.
Bir süre sessiz kaldık.

Sonra Arda bir anda:
"Bu arada bugün kayak merkezinde biri benimle konuştu." dedi.

Başımı ona çevirdim.
"Kim?"

"Güzel Bir kız."

"Ha."
Yüzüne bakmadan önüme döndüm.

Arda birkaç saniye sustu.
"Ne oldu?"
"Hiçbir şey."
"Ses tonundan hiç öyle gelmedi."
"Gayet normal konuşuyorum."

Arda gülümsemeye başladı.
"Tuana."
"Ne?"
"Kızdın mı?"
"Hayır."
"Kesin kızdın."
"Hayır dedim."
"Tamam."

Birkaç adım daha attı.
Sonra yine konuştu.
"Gerçi kız bayağı komikti."
Bu sefer direkt ona baktım.
"Arda."
"Ne?"
"Niye anlatıyorsun bana bunu?"
"Çünkü gün içinde olan bir şeyi anlatıyorum."
"Tamam."

Adımlarımı hızlandırdım.
Arda da hemen benimle aynı hizaya geldi.

"Yavrum, dur."
"Durmuyorum."
"Bir dakika."
"Ne var?"
"Gerçekten başka bir şey yok."
"Ben bir şey demedim ki."
"Demene gerek yok. Suratından belli"

Arda birkaç adım sonra önüme geçti.

"Tuana, bir dakika konuşalım."

Durduğum yerde kaldım ama yüzüne bakmadım.

"Konuşacak bir şey yok."

"Var."

"Yok Arda."

Sesim hâlâ sinirli çıkıyordu. Aslında sinirimden çok kırılmıştım ama bunu ona belli etmek istemiyordum.

Arda derin bir nefes aldı.

"Gerçekten seni kırmak istemedim."

Bu kez yüzüne baktım.

"Ama kırdın."

Bir an sustu.

"Ben sadece olan şeyi anlattım."

"Ben de sadece neden sinirlendiğimi anlatıyorum."

Arda başını eğip birkaç saniye düşündü.

"Haklısın."

"Şimdi de 'haklısın' deyip geçme."

"Geçmiyorum."

"Öyle yapıyorsun."

Arda bana bakmaya devam etti.

"Tamam. O zaman ne yapmamı istiyorsun?"

"Hiçbir şey."

Bunu söyleyip yanından geçtim.

Arkamdan geldiğini duyabiliyordum.

"Yavrum..."

Cevap vermedim.

"Bak, gerçekten özür dilerim."

Hâlâ susuyordum.

"Bir daha seni böyle hissettirmeyeceğim."

"Tamam."

"Bu 'tamam' yine gerçek bir tamam değil."

İçimden gülmek geldi ama belli etmedim.

"Sen çok konuşuyorsun."

"Sen de çok soğuk davranıyorsun."

"Çünkü hâlâ kızgınım."

Arda bir süre sustu.

Sonra daha sakin bir sesle konuştu.

"Tamam. Kızgın ol. Ben yine yanında yürüyeceğim."

Ona baktım.

"Niye?"

"Çünkü seni öyle bırakıp gitmek istemiyorum."

Bu cümlesiyle biraz yumuşadım ama hemen belli etmedim.

Bir süre daha yürüdük.

Arda hiçbir şey söylemedi.

Sonra:

"Barışmadık mı hâlâ?"

"Hayır."

"Biraz bile?"

"Hayır."

"Sana aşık olmak ne kadar zormuş."

Bu sefer dayanamadım ve hafifçe güldüm.

Arda hemen yüzüme baktı.

"Güldün."

"Gülmedim."

"Gördüm."

"Bir saniyeydi."

"O bir saniye bile yeter."

Başımı iki yana salladım.

"Tamam."

Arda'nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

"Gerçekten mi?"

"Evet. Barıştık."

Arda hiç düşünmeden bana sarıldı.

Tamam artık."

"Tamam güzelim."

"Bir daha yapma."

"Yapmam."

"Gerçekten."

"Gerçekten."

Arda bana sarılıyorken biraz gözlerimin içine baktı ve parmağıyla çenemi tuttu

"Tuana"
"Efendim aşkımm"

Arda gülümsedi
"Seni harbi çok seviyorum bak"
"Bende seni harbi seviyorum ya"

Arda yüzüme doğru biraz daha yaklaştı ve kafasını bana doğru eğdi. Dudaklarını dudaklarıma değdirdiğinde kalbim hızla atmaya başlamıştı, sanki biraz daha hızlı atsa yerinden fırlayacak gibi hissediyorum ve hem yüzüme hem tüm vücuduma bir sıcaklık yayılıyor gibiydi.

Belki ilk öpücüğün heycanıdır belkide ilk aşık olduğum çocuğun beni kendi isteğiyle öpmesinin heyecanını bilemem...