10. bölüm · SIFIR GÜVEN-ilk temas-
Rüya
Güvenlik görevlisi kaydı açtı. Hepimiz ekrana doğru biraz daha yaklaştık.
Görüntüde önce Tuana'nın merdivenlerden çıktığı görüldü. Elinde hiçbir şey yoktu. Koridorda ilerleyip odasına girdi.
Elif hemen konuştu.
"İşte. Bundan sonra kostüm kesilmiş."
Arda gözünü ekrandan ayırmadan cevap verdi.
"Devamını izleyelim."
Birkaç dakika geçti. Tuana odasından çıktı, elinde Ece'nin çantası vardı. Koridordan geçip merdivenlere yöneldi.
Ece hemen başını salladı.
"Bakın. Çanta gerçekten onda."
Güvenlik görevlisi kaydı biraz daha ileri aldı.
Tuana merdivenlerden indikten sonra koridor tamamen boş kaldı.
Yaklaşık iki dakika sonra başka biri görüntüye girdi.
Herkes sustu.
Kişinin yüzü kameraya dönük değildi. Kapüşonunu başına geçirmişti ve hızlı adımlarla kostüm odasına doğru ilerliyordu.
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
"Bu kim?"
Kimse cevap vermedi.
Kayıt devam etti.
Kişi kostüm odasına girdi ve birkaç dakika sonra yeniden çıktı. Çıkarken elinde küçük, parlak bir şey vardı ama kameradan ne olduğu anlaşılmıyordu.
Kemal Bey güvenlik görevlisine döndü.
"Yaklaştırabilir misin?"
Görüntü büyütüldü ama yüz yine seçilmiyordu.
Arda kollarını göğsünde birleştirip ekrana baktı.
"Tuana'nın çıktığı saatle bunun girdiği saat arasında fark var."
Güvenlik görevlisi başını salladı.
"Evet. Yaklaşık iki dakika."
Arda bana kısa bir bakış attı.
"Ben demiştim."
Elif sessizce ekrana bakmaya devam ediyordu.
Kemal Bey derin bir nefes aldı.
"Tamam. Tuana'nın bu olayla bağlantısı olduğuna dair şu an elimizde hiçbir kanıt yok."
Bana döndü.
"Özür dilerim."
Başımı salladım.
"Önemli değil."
Elif ise hâlâ sessizdi. Birkaç saniye sonra bana baktı.
"Ben..."
Sanki özür dilemek istiyordu ama kelimeleri bulamıyordu.
"Ben gerçekten senin yaptığını düşündüm."
"Anladım."
"Çünkü aramız iyi değil."
"Bu, beni suçlamanı haklı çıkarmıyor."
Elif başını eğdi.
"Haklısın."
Duru hemen yanıma geldi ve koluma girdi.
"Tamam, konu kapandı."
Ben de derin bir nefes aldım.
Tam herkes dağılacakken Arda yanıma yaklaşıp alçak sesle konuştu.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Gerçekten?"
"Gerçekten."
Birkaç saniye sustu.
"İyi."
Sonra geri çekildi.
Ben arkasından bakarken Duru kulağıma eğildi.
"Sen farkında mısın?"
"Neyin?"
"Arda'nın sana davranışının."
Gözlerimi devirdim.
"Duru, şimdi sırası değil."
"Tamam tamam."
Ama yüzündeki sırıtışı saklayamıyordu.
Ben ise tekrar güvenlik ekranına baktım.
Kapüşonlu kişi hâlâ aklımdan çıkmıyordu.
Çünkü artık emindim.
Biri beni suçlu göstermek için bunu bilerek yapmıştı
YAZARIN DİLİNDEN
Gece herkes odasına çekildikten sonra Tuana da uzun süre yatağında dönüp durdu. Gün boyunca yaşananlar zihninden çıkmıyordu. Elif'in kostümü, kapüşonlu kişi, Arda'nın onu savunması... Özellikle de Arda'nın söylediği son cümle aklına takılıp kalmıştı.
Bir süre sonra yorgunluk ağır bastı ve gözleri kapandı.
Rüyasında kendini denizin ortasında buldu.
Hava karanlıktı ama gökyüzündeki yıldızlar denizin üzerine yansıyordu. Dalgalar sakince kıyıya vuruyor, etrafta hiçbir ses duyulmuyordu.
Tuana suyun içinde yürürken birkaç metre ileride birini gördü.
Arda.
Üzerinde sade bir tişört vardı. Ay ışığı yüzüne vuruyordu. Tuana onu görünce şaşkınlıkla durdu.
"Sen burada ne yapıyorsun?"
Arda gülümsedi.
"Seni bekliyordum."
Tuana birkaç adım daha yaklaştı.
"Niye?"
Arda cevap vermek yerine elini uzattı.
Tuana kısa bir tereddütten sonra elini onun eline bıraktı.
Birlikte denizin içinde yürümeye başladılar. Dalgalar ayaklarına çarpıyor, ikisi de konuşmadan birbirlerine bakıyordu.
Arda bir anda gülümseyerek ona baktı.
"Bugün çok güzeldin."
Tuana'nın yüzü kızardı.
"Teşekkür ederim"
"Herzaman"
"Sen hep böyle konuşuyor musun?"
"Hayır."
"Kimseye mi?"
Arda başını iki yana salladı.
"Kimseye."
Tuana istemsizce gülümsedi.
Arda elini bırakmadı. İkisi denizin ortasında, yıldızların altında bir süre öylece durdu.
Tam Arda biraz daha yaklaşacakken görüntü bulanıklaşmaya başladı.
Denizin sesi uzaklaştı.
Arda'nın sesi son kez duyuldu.
"Tuana..."
Tuana gözlerini açtı.
Oda karanlıktı.
Birkaç saniye tavana bakıp ne gördüğünü anlamaya çalıştı. Sonra rüyasını hatırlayınca yüzünü yastığa gömdü.
"Of..."
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Ve en kötüsü...
Rüyada Arda'nın elini tuttuğunu hatırladığında yüzündeki gülümsemeyi engelleyemedi.
TUANANIN DILINDEN:
Gözlerimi açtığımda birkaç saniye nerede olduğumu anlayamadım. Tavana bakıp öylece kaldım. Sonra rüyanın görüntüleri birer birer aklıma gelmeye başladı.
Deniz...
Yıldızlar...
Ve Arda.
Bir anda gözlerimi kapattım.
"Yok artık."
Yastığı yüzüme bastırıp birkaç saniye öyle kaldım. Sanki rüyayı hatırlamazsam hiç yaşanmamış sayılacaktı.
Ama olmuyordu.
Arda'nın bana bakışı, elimi tutuşu, denizin içinde yan yana yürümemiz... Hepsi kafamda hâlâ fazlasıyla netti.
"Ben niye Arda'yı gördüm ki?"
Cevap yoktu tabii.
Yastığı kenara atıp yatağın içinde doğruldum. Odanın karanlığında saate baktım. Daha erkendi. Tekrar uyuyabilirdim.
Tam gözlerimi kapatacakken rüyadaki Arda'nın söylediği cümle aklıma geldi.
"Bugün çok güzeldin."
Yüzüm yeniden ısındı.
"Allah'ım ya..."
Kendimi yatağın üzerine bıraktım.
Bir insan nasıl olur da rüyasında bile bu kadar rahat konuşurdu?
Bir süre tavana bakıp kendi kendime söylendim. Sonunda yorgunluk tekrar ağır bastı ve gözlerimi kapattım.
Bu kez rüyamda Arda'yı görmemek için aklıma gelebilecek her şeyi düşünmeye çalıştım.
Duru'nun doğum gününü...
Elif'in kostümünü...
Kapüşonlu kişiyi...
Hatta yarınki dersleri bile.
Ama nedense aklıma gelen son şey yine Arda'nın yüzü oldu.
"Of, yeter."
Yorganı başıma kadar çektim ve sonunda tekrar uykuya daldım.
Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtım. Birkaç saniye yatakta öylece kaldım. Sonra gece gördüğüm rüya aklıma geldi ve istemsizce yüzümü buruşturdum.
"Harika... Bir de bütün gece bunu düşüneceğim şimdi."
Yataktan kalkıp perdeyi açtım. Güneş çoktan odayı aydınlatmıştı. Duru hâlâ uyuyordu. Üzerindeki battaniyeyi hafifçe çekip seslendim.
"Duru, kalk."
Hiçbir tepki vermedi.
"Duru."
"Beş dakika..."
"Beş dakikan yok."
Duru gözlerini yarım açıp bana baktı.
"Kaç oldu?"
"Geç."
Bir anda yatakta doğruldu.
"Ne kadar geç?"
Gülmeye başladım.
"Şaka yaptım. Daha vaktimiz var."
"Tuana ya!"
Yastığı bana doğru fırlattı. Gülerek yakaladım.
"Tamam tamam, kalk artık."
İkimiz de hazırlanmak için dolaba yöneldik. Ben bugün rahat bir kombin seçip üzerimi değiştirdim. Saçlarımı toparladıktan sonra aynanın karşısında birkaç saniye durdum.
Tam o sırada geceki rüya yine aklıma geldi.
Arda'nın yüzü.
Elimi tutuşu.
O saçma cümlesi.
Hemen aynadan gözlerimi kaçırdım.
"Bugün bunu düşünmeyeceğim."
Duru arkamdan seslendi.
"Ne düşünmeyeceksin?"
"Hiçbir şeyi."
Şüpheyle bana baktı ama üstelemedi.
Hazırlandıktan sonra birlikte odadan çıktık. Koridorda birkaç kişiyle karşılaşıp selamlaştık. Merdivenlerden aşağı inerken yemekhaneden gelen sesler duyulmaya başlamıştı.
Kapıdan içeri girdiğimiz anda gözüm istemsizce masalara kaydı.
Arda da oradaydı.
Bir an duraksadım.
Geceki rüya bütün netliğiyle aklıma geri geldi.
Arda başını kaldırıp bana baktı.
Göz göze geldik.
Sonra hafifçe gülümsedi.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi davranıp hemen Duru'nun yanına oturdum.
Duru bana doğru eğildi.
"Niye kızardın?"
"Yok bir şey."
"Tuana..."
"Gerçekten yok."
Gelen anons sesiyle herkes kalktı ve dans salonuna geçti, bugün hiphop çalışacaktık.
Müzik yeniden başladığında herkes yerini aldı. Sıla Hoca koreografiyi bir kez daha gösterdikten sonra hepimiz aynı anda hareketlere başladık. Ben de müziğin ritmine kendimi kaptırmıştım. Hip hop kısmına geldiğimizde hareketleri daha sert ve hızlı yapmaya başladım ama aklımın bir köşesinde hâlâ sabah Arda'nın söyledikleri vardı.
"Tuana, odaklan!"
Sıla Hoca'nın sesiyle kendime geldim.
"Tamam hocam."
Müziğin ritmine tekrar girdim. Birkaç hareketi arka arkaya yaptıktan sonra dönüş sırasında dengemi kaybettim ve bir anda yere düştüm. İlk birkaç saniye ne olduğunu anlayamadım. Sonra canımın yandığını fark edince gözlerim doldu.
Duru hemen yanıma gelmeye çalıştı ama Arda ondan önce koşup yanıma geldi.
"Tuana, iyi misin?"
Başımı sallamaya çalıştım ama gözyaşlarımı tutamadım.
"Ben... kalkamıyorum."
Arda hemen yanımda diz çöktü.
"Tamam, acele etme. Buradayım."
Ayağa kalkmayı denedim ama yapamadım. Arda bunu görünce dikkatlice bana destek oldu.
"Tamam, seni kaldırıyorum."
Bir kolunu arkamdan, diğerini dizlerimin altından geçirip beni dikkatlice yerden kaldırdı. Ben şaşkınlıkla ona tutundum.
"Arda..."
"Tamam, korkma. Seni kenara götürüyorum."
Beni salonun kenarındaki sandalyeye oturttu. Duru hemen yanımıza geldi.
"Çok mu acıyor?"
Gözlerimi silip başımı salladım.
"Biraz."
Arda hâlâ yanımdaydı.
"Biraz dinlen. Sonra bakarız."
Ben başımı eğip sessizce nefes aldım. Arda'nın yanımda olduğunu bilmek nedense kendimi biraz daha güvende hissettiriyordu.
Bir süre sonra Sıla Hoca müziği kapattı ve herkesin dikkatini kendine çekti.
"Tamam, bugünlük bu kadar."
Herkes derin bir nefes aldı. Ben hâlâ sandalyede oturuyordum. Dizim biraz ağrıyordu ama asıl aklım yarınki performanstaydı.
Sıla Hoca elindeki listeye baktı.
"Yarın ilk canlı gösteriniz. Ve bir değişiklik var. Gösterinin bir bölümünde herkes ikili dans edecek."
Salonda bir anda uğultu başladı.
"İkili mi?"
"Partnerleri biz mi seçeceğiz?"
"Kim kiminle dans edecek?"
Sıla Hoca gülümseyip elindeki kâğıdı kaldırdı.
"Partnerleri ben belirledim. Kimse değiştirmeye çalışmasın."
Duru hemen bana döndü.
"Umarım iyi biri çıkar."
"Ben de onu düşünüyorum."
Sıla Hoca isimleri okumaya başladı.
"Duru ve Efe."
Duru'nun yüzü aydınlandı.
"Evet!"
Efe de uzaktan elini kaldırdı.
"Mükemmel."
Birkaç isim daha okundu. Herkes kendi partnerini öğrenirken salondaki heyecan gittikçe arttı.
Sonra Sıla Hoca listesine baktı.
"Tuana ve..."
Bir an durdu.
Ben farkında olmadan nefesimi tuttum.
"...Arda."
Duru'nun kafası anında bana döndü.
Efe ise Arda'ya bakıp sırıtıyordu.
Ben hiçbir şey söylemeden yere baktım.
Arda'nın sesi birkaç saniye sonra geldi.
"İyi partner."
Başımı kaldırdığımda bana bakıyordu.
"Sen de iyi misin?"
"Sanırım."
Arda gülümsedi.
"Yarın görürüz."
Sıla Hoca devam etti.
"Bu dans diğerlerinden biraz farklı. Partnerinizle uyumunuz çok önemli. Özellikle dönüşlerde ve geçişlerde birbirinizi takip edeceksiniz. Yarın sahneye çıkmadan önce son bir prova yapacağız."
Duru yanıma gelip kulağıma fısıldadı.
"Senin rüyan gerçek oluyor galiba."
Dirseğimle ona hafifçe vurdum.
"Sus."
Arda uzaktan bize bakıp ne konuştuğumuzu anlamaya çalışıyordu.
Ben ise yarın sahnede onunla aynı koreografiyi yapacağımı düşünüyordum.
Ve nedense bundan hiç şikâyetçi değildim.
Ders bittikten sonra herkes yavaş yavaş salondan çıkmaya başladı. Ben de ayağa kalkıp çantamı alırken dizimdeki ağrı yeniden kendini hissettirdi. Birkaç adım attım ama hafifçe aksadığımı fark ettim.
Arkamdan Arda'nın sesi geldi.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Az önce de iyi olduğunu söylemiştin."
"Gerçekten iyiyim."
Yanıma gelip birkaç saniye dizime baktı.
"Yarın dans edeceğiz. Bugün biraz dinlensen iyi olur."
"Yarınki performansı mahvetmek istemiyorum."
"Mahvetmezsin."
"Ya düşersem?"
Arda gülümsedi.
"Ben tutarım."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Arda ise sanki çok normal bir şey söylemiş gibi çantasını omzuna attı.
"Yarın prova öncesi birlikte çalışırız. Özellikle dönüşleri."
"Tamam."
"Bir de..."
"Ne?"
"Yarın sahnede bana güven."
Başımı salladım.
"Güveniyorum."
Arda birkaç saniye bana baktıktan sonra gülümsedi.
"İyi."
Tam o sırada Efe kapının yanından seslendi.
"Arda, geliyor musun?"
"Geliyorum."
Arda gitmeden önce tekrar bana döndü.
"Dinlen."
"Sen de."
Arda uzaklaşırken Duru yanıma geldi.
"Ben hiçbir şey söylemeyeceğim."
"İyi."
"Ama..."
"Duru."
"Tamam sustum."
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Koridorda yürürken yarınki sahneyi düşünmeye başladım. İlk kez canlı performans olacaktı. Üstelik partnerim Arda'ydı.
Ne kadar sakin görünmeye çalışsam da içimdeki heyecan gittikçe büyüyordu.
Yarın her şeyin kusursuz olması gerekiyordu.
ARDANIN DILINDEN
Salondan çıktığımda herkes kendi odasına doğru dağılıyordu. Efe yanımda yürürken yarınki gösteriden konuşuyordu ama söylediklerinin yarısını dinlemiyordum. Aklım hâlâ Tuana'daydı.
Bugün yere düştüğü an gözümün önünden gitmiyordu. Özellikle ağlamaya başladığında ne yapacağımı bilememiştim. Onu yerde öyle görünce düşünmeden yanına koşmuştum.
Efe bir şey söyledi.
"Arda, dinliyor musun?"
"Dinliyorum."
"Ne dedim?"
Ona baktım.
"Unuttum."
Efe kahkaha attı.
"Sen bayağı dalmışsın."
Cevap vermedim. Çünkü neye daldığımı gayet iyi biliyordum.
Tuana.
Son zamanlarda onu düşünmediğim birkaç saat bile yok gibiydi. Sabah yemekhanede gördüğümde yüzünün kızarması, kostüm olayında kendini savunmaya çalışırken sesinin titremesi, bugün dans sırasında düşmesi...
Hepsi kafamda dönüp duruyordu.
En garibi de artık bunu garipsemiyor oluşumdu.
Odamın kapısını açıp içeri girdim. Çantamı yatağın üzerine bıraktım ve telefonumu elime aldım. Birkaç mesaja baktım ama hiçbirine cevap veresim yoktu.
Yarın Tuana'yla partner olacaktık.
Bunu düşündüğüm anda istemsizce gülümsedim.
Duruşunu, hareketlerini, dans ederken nasıl tamamen müziğe odaklandığını düşündüm. Yarın sahnede yanında olacaktım.
Ama önce dizinin gerçekten iyi olduğundan emin olmam gerekiyordu.
Telefonu tekrar elime aldım.
Mesaj yazmaya başladım, sonra birkaç saniye durup sildim.
"İyi misin?" fazla sıradan gelmişti.
Tekrar yazdım.
"Yarın prova yapmadan önce dizine dikkat et."
Bu daha normaldi.
Gönder tuşuna bastım.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Birkaç saniye sonra ekran yeniden yandı.
Tuana:"Tamam, dikkat ederim. Sen de yarın kendine dikkat et :) "
Mesajı okuyunca yüzümde küçük bir gülümseme oluştu.
"Sen merak etme. Yarın sahnede ben yanındayım."
Efe kapıdan kafasını uzattı.
"Kim?"
Telefonu hemen kapattım.
"Hiç kimse."
Efe şüpheli şüpheli baktı.
"Tabii."
Kapıyı kapatıp gittikten sonra tekrar telefona baktım.
Bir süre ekrana boş boş baktım.
Sonra kendi kendime sessizce güldüm.
Galiba bu kız, fark ettiğimden çok daha fazla yer kaplamaya başlamıştı.
TUANANIN DILINDEN
Odaya döndüğümüzde çantamı yatağın üzerine bırakıp kendimi yatağa attım. Daha birkaç dakika geçmişti ki telefonum titredi.
Ekrana baktığımda Arda'nın ismini gördüm.
Bir an gerçekten donup kaldım.
Mesajı açtım.
Arda: "Yarın prova yapmadan önce dizine dikkat et."
Mesajı iki kere okudum.
Sonra üçüncü kez.
"Bu çocuk bana mesaj mı attı?"
Duru hemen yanımda belirdi.
"Kim?"
Telefonu refleks olarak göğsüme sakladım.
"Hiç."
Duru gözlerini kıstı.
"Tuana."
"Arda."
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra Duru'nun yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi.
"NE YAZDI?"
"Bağırma!"
Telefonu ona uzattım. Mesajı okuyunca bana baktı.
"Bu kadar mı?"
"Evet."
"Sen niye kıpkırmızı oldun o zaman?"
"Çünkü... bilmiyorum."
Duru yatağın üzerine oturdu.
"Tamam. Cevap yaz."
"Ne yazacağım?"
"Geçmiş olsun mu yazacaksın sanki?"
"Ya ne yazayım?"
Telefonu tekrar elime aldım. Klavyeyi açtım.
Ben: "Tamam merak etme :)"
Göndermeden önce durdum.
"Çok mu basit?"
Duru başını salladı.
"Biraz."
Sildim.
Ben: "Tamam, dikkat ederim."
Duru yine beğenmedi.
"Çok resmi."
"Ee ne yazayım?"
"Biraz insan gibi."
"Sen yaz o zaman."
Telefonu Duru'ya uzattım. O da hemen yazmaya başladı.
"Ne yazıyorsun?"
"Sus."
Birkaç saniye sonra telefonu bana verdi.
Ekranda şu yazıyordu:
Ben: "Merak etme, yarın seni yarı yolda bırakmam :) Sen de kendine dikkat et."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bu fazla."
"Niye?"
"Çünkü... şey gibi."
"Ne gibi?"
"Şey gibi işte."
Duru kahkaha attı.
"Sen Arda'ya mesaj atmaktan utanıyorsun."
"Utanmıyorum."
"Utanıyorsun."
"Hayır."
"Bir saattir tek bir cümle yazamadın."
Haklıydı.
Sonunda mesajı biraz değiştirdim.
Ben: "Tamam, dikkat ederim. Sen de yarın kendine dikkat et :) "
Gönderdim.
İkimiz de birkaç saniye ekrana baktık.
Sonra mesajın altında görüldü yazısı belirdi.
Duru'nun gözleri büyüdü.
"TUANA..."
"Ne?"
"Yazıyor."
Telefon tekrar titredi.
Arda: "Sen merak etme. Yarın sahnede ben yanındayım."
Bir anda yüzümün yandığını hissettim.
Duru telefonu elimden çekip okudu.
Sonra bana baktı.
"Tamam."
"Ne tamam?"
"Ben artık hiçbir şey demiyorum."
"Niye?"
Duru sırıttı.
"Çünkü bence Arda zaten yeterince şey söylüyor."
Telefonu yatağın üzerine bırakmıştım ki birkaç dakika sonra tekrar titredi.
Ekrana baktığımda yine Arda'nın ismini gördüm.
Arda: "Bu arada yarınki dans için biraz erken gel. Dönüşleri beraber çalışmamız lazım."
Mesajı okuyunca yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Duru hemen fark etti.
"Ne yazmış?"
"Yarın erken gelmemi istiyor."
Duru'nun kaşları havaya kalktı.
"Dans için mi?"
"Evet."
"Tabii canım."
"Ne demek tabii canım?"
"Hiçbir şey."
Telefonu elimden aldı ve mesajı okudu.
"Gayet normal."
"Değil mi?"
"Normal."
Bir saniye durdu.
"Ama sen niye sırıtıyorsun?"
"Çünkü..."
Cümleyi tamamlayamadım.
Duru telefonu bana geri verdi.
"Tamam, cevap yaz."
"E ne yazayım?"
"Yarın erken gelirim de."
Telefonu açıp yazdım.
Ben: "Tamam, erken gelirim. Dönüşleri de çalışırız."
Gönderdikten sonra telefonu yatağa bıraktım.
Üç saniye sonra tekrar aldım.
Duru kahkahayı bastı.
"Sen gerçekten mesaj bekliyorsun."
"Hayır!"
Tam o sırada telefon tekrar titredi.
İkimiz de aynı anda ekrana baktık.
Arda: "Tamam. İyi geceler Tuana."
Bir an öylece kaldım.
Duru bana baktı.
"Şimdi buna ne yazacaksın?"
"İyi geceler diyeceğim."
"Bir saatte karar verirsin."
"Çok komiksin."
Gülerek telefonu elime aldım.
Ben: "İyi geceler Arda :)"
Gönder tuşuna bastığım anda kalbim yine hızlandı.
Duru başını yastığa gömüp gülmeye başladı.
"Yarın sahnede ne yapacaksın sen?"
"Dans edeceğim."
"Umarım sadece dans edersin."
Yastığı ona fırlattım.
"Kes sesini!"
Yastığı Duru'ya fırlattıktan sonra ikimiz de gülmeye başladık. Birkaç dakika daha yarınki dansı konuştuk. Duru sürekli benimle dalga geçiyor, ben de her seferinde konuyu değiştirmeye çalışıyordum ama ne kadar inkâr etsem de içimdeki heyecanı saklayamıyordum.
Sonunda kıyafetlerimi hazırlayıp yatağımın kenarına bıraktım. Telefonumu da şarja taktım.
"Ben yatıyorum," dedim.
Duru battaniyesinin altına girerken bana baktı.
"Yarın erken kalkıyoruz."
"Biliyorum."
"Ve sakın geç kalma."
"Tamam."
Işığı kapattık. Oda sessizleştiğinde tavana bakarak birkaç dakika öylece kaldım.
Yarın ilk canlı performansımızdı.
Herkes bizi izleyecekti.
Üstelik Arda'yla aynı sahnede olacaktım.
Bir süre sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı. Tam uykuya dalacakken telefonumun ekranı kısa bir anlığına aydınlandı. Yeni mesaj yoktu. Sadece az önceki konuşmamız duruyordu.
Ekrana bakıp istemsizce gülümsedim.
"İyi geceler Arda..."
Telefonu kapatıp komodine bıraktım.
Bu kez gerçekten uyumaya çalıştım.
Yarın için.
Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtığımda birkaç saniye tavana bakıp kaldım. Sonra bir anda bugün olduğunu hatırladım.
İlk canlı performansımız.
"Of..."
Yatağın içinde doğrulup saçlarımı toparladım. Duru da çoktan uyanmıştı. Bana bakıp gülümsedi.
"Heyecanlı mısın?"
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam ya, çok."
Duru güldü.
"Bugün kızlar da geliyor."
Bir anda yüzümde gülümseme oluştu. Mine, Sera ve Sedef'in performansı izlemeye gelecek olması içimi biraz olsun rahatlatıyordu.
Hazırlanıp birlikte aşağı indik. Kahvaltıda herkesin konusu aynıydı. Performans, partnerler, sahne, kim nerede hata yapacak...
Ben ise mümkün olduğunca sakin görünmeye çalışıyordum.
Kahvaltıdan sonra dans salonuna geçtik. Sıla Hoca hepimizi partnerlerimize ayırdı.
Arda'yla göz göze geldiğimde nedense dün geceki mesajlaşmamız aklıma geldi.
"Erken gel."
"İyi geceler Tuana."
Telefonu düşününce yüzümün ısındığını hissettim.
Arda yanıma geldi.
"Hazır mısın?"
"Sanırım."
"Sanırım ne?"
"Heyecanlıyım."
"Ben de."
Bunu söylemesine şaşırdım.
"Sen mi?"
"Evet. İlk canlı performans sonuçta."
Sonra müzik başladı ve provaya geçtik. Özellikle ikili dansımızın geçişlerini tekrar tekrar çalıştık. Birkaç kez ayağımı yanlış yere bastım ama Arda hemen hareketi yavaşlatıp tekrar gösterdi.
"Burada acele etme."
"Tamam."
Tekrar denedim.
Bu sefer kusursuz oldu.
Arda gülümsedi.
"İşte bu."
Ben de istemsizce gülümsedim.
Tam o sırada kapı açıldı.
Mine ve Alperen içeri girdi.
Birbirlerinin yanında duruyorlardı.
Duru hemen kulağıma eğildi.
"Barışmışlar."
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
"Sonunda."
Mine bize uzaktan el salladı. Yanlarına gitmek istedim ama Sıla Hoca provaya devam etmemizi söyledi.
Bütün gün böyle geçti. Prova, kısa molalar, tekrar prova...
Akşam yemeğinde ise herkes normalden çok daha sessizdi. Hepimiz birkaç saat sonra sahneye çıkacağımızı biliyorduk.
Yemekten sonra odama çıkıp son kez aynaya baktım.
"Tamam Tuana. Yapabilirsin."
Derin bir nefes aldım.
Sonra aşağı indim.
Sahneye çıkacağımız an geldiğinde kalbim resmen göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu. Seyircilerin arasına baktığımda Mine'yi, Sera'yı Alperen'i ve Sedef'i gördüm.
Bana el sallıyorlardı.
Gülümsedim.
Sonra müzik başladı.
Ve bütün korkum bir anda kayboldu.
Dans etmeye başladım.
Hareketler sırayla geldi. Dönüşler, geçişler... En sonunda Arda'yla ikili dans bölümüne geldik.
Bir an göz göze geldik.
Sonra müziğin ritmine devam ettik.
Bu kez hiçbir şeyi düşünmedim.
Sadece dans ettim.
Son pozisyonumuzu aldığımız anda müzik kesildi ve salon alkışlarla doldu.
Nefes nefese kalmıştım.
Ama gülümsüyordum.
Başarmıştık.
Gösteri bittiğinde kulise geçtiğimizde hepimiz aynı anda derin bir nefes aldık. Üzerimden kocaman bir yük kalkmış gibiydi. Duru hemen boynuma sarıldı.
"Başardık!"
"Başardık!"
Tam o sırada Mine, Sera ve Sedef yanımıza geldi. Mine'nin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
"Tuana, sana anlatacağım çok şey var."
"Ne oldu?"
Mine, Alperen'e bakıp hafifçe gülümsedi.
"Barıştık."
Duru'nun gözleri büyüdü.
"Nasıl?"
Mine kahkaha attı.
"Biz de tam olarak nasıl olduğunu bilmiyoruz."
"Anlat!"
Mine derin bir nefes alıp anlatmaya başladı.
"Geçen gün Alperen'le konuşmak için yanına gittim. İlk başta ikimiz de birbirimize trip atıyorduk. Sonra bir baktım, tartıştığımız şeyin aslında ne kadar saçma olduğunu fark etmişiz."
Sera araya girdi.
"Bir saattir aynı şeyi konuşuyorlardı."
"Sen sus," dedi Mine gülerek.
Sonra devam etti.
"Alperen bana hâlâ kızgın olduğunu söyledi. Ben de ona kızgın olduğumu söyledim. Sonra ikimiz de sustuk. En sonunda Alperen 'Ben böyle devam etmek istemiyorum' dedi."
Duru hemen sordu:
"Sonra?"
"Sonra özür diledi."
"Sen?"
"Ben de özür diledim."
Mine omuzlarını silkti.
"Sonra sarıldık. Bitti."
Duru'nun ağzı açık kaldı.
"Bu kadar mı?"
Mine güldü.
"Evet, bu kadar."
"Ben daha büyük bir olay bekliyordum."
"Sen her şeyi dizi sanıyorsun."
Hepimiz gülmeye başladık.
Ben de Mine'ye sarıldım.
"Senin adına gerçekten sevindim."
Mine gülümseyip başını omzuma yasladı.
"Ben de. Sonunda aramız düzeldi."
Tam o sırada gözüm istemsizce biraz ileride duran Arda'ya kaydı. Efe'yle konuşuyordu ama bir ara bakışları benimkilerle kesişti.
Gülümsedi.
Ben de farkında olmadan gülümsedim.
Duru bunu yakaladı tabii.
"Ben hiçbir şey görmedim."
"Sus."
"Tamam tamam."
Ama gülüşünü hiç saklamıyordu.
Duru'nun bakışlarından kaçmak için önüme döndüm ama yüzümdeki gülümsemeyi de engelleyemiyordum. Gösterinin heyecanı biraz olsun geçmişti. Herkes kendi arasında konuşuyor, performansın nasıl geçtiğini tartışıyordu.
Sıla Hoca da yanımıza gelip hepimizi tebrik etti.
"İlk canlı performansınız için gayet iyiydiniz. Özellikle partner danslarında beklediğimden daha uyumluydunuz."
Duru hemen Efe'ye baktı.
"Biz de iyiydik."
Efe güldü.
"Sen üç kere bana yanlış yöne gittin."
"Sen beni yanlış yönlendirdin."
"Tabii."
Onların atışmasını dinlerken güldüm. Tam çantamı almak için kenara geçecektim ki arkamdan Arda'nın sesini duydum.
"Tuana."
Dönüp ona baktım.
"Efendim?"
Yanıma geldi.
"Bir şey söyleyeceğim."
"Ne?"
"Bugün sahnede gerçekten iyiydin."
"Sen de iyiydin."
Başını hafifçe eğip gülümsedi.
"Benim iyiliğim partnerime bağlıydı."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Saçmalama."
"Gerçek bu."
Tam o sırada Efe uzaktan bağırdı.
"Arda, geliyor musun?"
Arda arkasına baktı.
"Geliyorum."
Gitmeden önce tekrar bana döndü.
"Yarın da prova var. Geç kalma."
"Sen de."
Arda uzaklaşınca Duru hemen yanıma geldi.
"Partnerime bağlıydı."
Taklidini yapınca ona ters ters baktım.
"Bir kere de sus."
"Ben bir şey demedim ki."
Gülerek koluma girdi.
Kulisten çıkıp koridora ilerlerken Mine, Sera ve Sedef de bizimle geldi. Hepimiz günün nasıl geçtiğini konuşuyorduk.
Bir süre sonra Mine telefonuna baktı.
"Benim gitmem lazım."
"Şimdiden mi?"
"Evet, yarın tekrar görüşürüz."
Mine'ye sarıldım.
"İyi ki geldiniz."
"Biz kaçırır mıyız?"
Sera da bana sarıldı.
"Bir dahaki performansta daha da iyi olacaksınız."
Onlar giderken bir süre arkalarından baktım.
Sonra Duru bana döndü.
"Bugün bayağı güzel geçti."
"Gerçekten."
"İlk canlı performansımızı atlattık."
Başımı salladım.
"Evet."
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki bugün sadece ilk performansımız değildi.
Bir şeylerin de başlangıcı gibiydi.
