6. bölüm · SIFIR GÜVEN-ilk temas-
Beklenmeyen haber
Telefonumun peş peşe gelen bildirim sesleriyle gözlerimi açtım. Daha alarm bile çalmamıştı. Elimi uzatıp telefonu aldım. Ekranda onlarca bildirim vardı. Hepsi bizim gruptandı.
Kızlar 💗
Mine:Kızlar acil.
Mine:Lütfen biri cevap versin.
Mine:Alperen'le ayrıldık...
Mine:Çok kötüyüm.
Mine:Tuana lütfen aç telefonu.
Sera:Mine sakin ol.
Sedef:Tuana neredesin?
Mesajları okudukça uykum tamamen açıldı.Hemen Mine'yi aradım.Daha ilk çalışta açtı.
"Tuana..."Sesi titriyordu. Ağladığı o kadar belliydi ki bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Mine, sakin ol. Ne oldu?"
"Alperen... bitti.""Hadi sakin ol, anlat."
"Telefonda anlatamam. Ne olur gel."Derin bir nefes verdim.
"Tamam. Geliyorum."Telefonu kapatır kapatmaz yataktan fırladım. Dolaptan ilk elime geçen siyah taytı giydim. Üzerime de gri oversize bir sweatshirt geçirdim. Saçlarımı alelacele topladım.Duru daha yeni uyanmıştı.
"Tuana... ne oldu?"
"Acil çıkmam lazım."
"Nereye?"
"Sonra anlatırım."Ayakkabılarımı giyerken Ece de bana bakıyordu.
"İyi misin?"
"Evet... yani... sonra konuşuruz." Çantamı kaptığım gibi odadan çıktım.Koridorda neredeyse koşuyordum.Asansörün düğmesine bastım.Bekledim,Gelmedi,Bir daha bastım.Hâlâ yok.
"Of..." Daha fazla bekleyemezdim.Direkt merdivenlere yöneldim.Tam köşeyi dönerken biriyle sertçe çarpıştım.
"Dikkat etsene!"
Geriye doğru bir adım attım.Karşımda Arda vardı.Elindeki su şişesi neredeyse yere düşüyordu.
"Sen de önüne baksaydın."
Normalde kesin cevap verirdim ama o an gerçekten vaktim yoktu.
"Tamam."
Yanından geçmeye çalışırken kolumdan hafifçe tuttu.
"Bir dakika."
Sinirle ona döndüm.
"Ne var?"Yüzü ilk defa dalga geçmiyordu.
"Bir şey mi oldu?"
"Seni ilgilendirmez."
"Ciddi soruyorum."
"Ben de ciddi cevap veriyorum."Kolumu elinden kurtarmaya çalıştım ama bırakmadı.
"Nereye bu telaş?"
"Arda, çekilir misin?"
"Önce söyle."
"Söylemek zorunda değilim."
"Belli ki kötü bir şey olmuş."
"Neden bu kadar merak ediyorsun?"
"Çünkü normalde bana çarpınca on dakika laf edersin. Şimdi iki saniyede geçip gidiyorsun." Derin bir nefes aldım."Arkadaşım kötü durumda."
"Ne olmuş?"
"Anlatmak istemiyorum."
"Tamam."Bir saniye sustu.
"Git o zaman."Tam merdivenlerden inmeye başlayacakken arkamdan tekrar seslendi.
"Tuana."İstemeden durdum.
"Umarım ciddi bir şey değildir."Arkamı dönmedim.
"Sana da iyi günler."Koşarak merdivenlerden inmeye devam ettim.O an tek düşündüğüm şey Mine'ye bir an önce ulaşmaktı.
Şirketten çıkar çıkmaz ilk taksiye bindim.
"Abi, şu konuma gidebilir miyiz? Biraz acil."
Şoför aynadan bana bakıp başını salladı.
"Tamam kızım."
Telefonumu tekrar elime aldım.
Tuana: Neredesiniz?
Mesajı attığım gibi cevap geldi.
Sera: Sahildeki kafedeyiz. Hemen gel.
Yol bana normalden çok daha uzun geliyordu. Sürekli saate bakıyor, bir yandan da Mine'yi arıyordum ama telefonu açmıyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra kafeye ulaştım.
İçeri girer girmez onları gördüm.
Mine başını masaya koymuş ağlıyordu. Sera sırtını sıvazlıyor, Sedef de elindeki peçeteleri uzatıyordu.
Beni görünce üçü de ayağa kalktı.
Ben direkt Mine'nin yanına çömeldim.
"Mine..."
Başını kaldırdığı anda gözleri kıpkırmızıydı.
Hiçbir şey demeden bana sarıldı.
Öyle sıkı sarıldı ki nefes almakta zorlandım.
"Tamam... tamam... ben geldim."
Hıçkırıkları iyice arttı.
"Geçecek... tamam mı? Önce sakin ol."
Yaklaşık beş dakika boyunca sadece ağladı.
Kimse konuşmadı.
Biraz sakinleşince su uzattım.
"İç."
Bir yudum aldı.
"Neler oldu?"
Derin bir nefes verdi.
"Dün gece kavga ettik..."
"Küçük bir kavga sandım."
"Değilmiş."
Sera söze girdi.
"Alperen ayrılmak istediğini söylemiş."
Mine tekrar ağlamaya başladı.
"Hiç beklemiyordum."
Elini tuttum.
"Bak... şu an ne söylesem boş biliyorum."
Başını salladı.
"Ama kendini suçlama."
"Ben çok uğraştım Tuana."
"Biliyorum."
"Gerçekten uğraştım."
"Biliyorum."
Tekrar sustuk.
Konu yavaş yavaş değişmeye başladı.
Sedef bana döndü.
"E sen anlat. Orada neler oluyor?"
İster istemez gülümsedim.
"Anlatacak çok şey var."
Kısaca kaldığımız villadan, dört kişilik odalardan, eğitimlerden ve Duru'dan bahsettim.
"En yakın olduğum kişi Duru oldu."
Sera gülümsedi.
"İyi bari. Tek başına değilsin."
"Aynen."
"Erkek grubu nasıl?"
Bir an duraksadım.
Sonra istemsizce güldüm.
"Bir tanesi var..."
Üçü aynı anda bana baktı.
"Hayır, düşündüğünüz gibi değil."
"Kim?"
"Adı Arda."
Mine bile ağlamasının arasında merakla baktı.
"Eee?"
"Çocuk tam sinir küpü."
Sedef kahkaha attı.
"Daha iki günde düşman mı oldunuz?"
"Düşman az kalır."
"Noldu?"
"Her karşılaştığımızda laf sokuyor. Ben de boş durmuyorum tabii."
Sera gülmeye başladı.
"Tuana'yla laf yarışına girmek de cesaret ister."
"Hâlâ gıcık oluyorum."
Bir süre daha oturduk.
Mine artık ilk geldiğimdeki kadar kötü görünmüyordu. Hâlâ üzgündü ama en azından gülümseyebiliyordu.
Saatin nasıl geçtiğini anlamadık.
Saatime baktığımda ikiye geliyordu.
"Benim artık gitmem lazım."
Mine şaşkınlıkla bana baktı.
"Bu kadar çabuk mu?"
"Üçte dans dersimiz var. Geç kalırsam ilk haftadan hocaların gözüne batarım."
Sera başını salladı.
"Haklısın. Zaten seni yeterince oyaladık."
Mine ayağa kalkıp bana sarıldı.
"İyi ki geldin."
"Her zaman gelirim. Sen yeter ki kendini toparla."
Sedef gülümseyerek omzuma dokundu.
"Bu sefer mesaj atmayı unutma."
"Unutmayacağım, söz."
Hepimiz son kez sarıldıktan sonra kafeden ayrıldım. İlk bulduğum taksiye binip şirketin yolunu tuttum.
Yaklaşık yirmi dakika sonra villanın önündeydim. İçeri girer girmez ayakkabılarımı çıkarıp merdivenlere yöneldim. Odaya girdiğimde Duru yatağında telefonuyla uğraşıyordu.
Beni görünce hemen doğruldu.
"Nihayet geldin! Sabah öyle bir çıktın ki peşinden koşasım geldi."
Gülerek çantamı yatağın üzerine bıraktım.
"Mine'yle Alperen ayrılmış."
Duru'nun yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ciddi misin?"
"Evet. O yüzden apar topar çıktım."
"Şimdi biraz iyi mi bari?"
"İlk gördüğümde çok kötüydü ama biraz konuşunca toparladı."
Duru derin bir nefes verdi.
"İyi yapmışsın gitmekle."
Tam o sırada koridordan anons sesi duyuldu.
"Tüm adayların dikkatine. Dans eğitimi otuz dakika sonra başlayacaktır. Lütfen hazırlıklarınızı tamamlayıp dans salonunda olun."
Duru bana baktı.
"Ee, hazırlanıyoruz o zaman."
"Bugün uzun bir gün olacak gibi duruyor."
Dolabımı açıp dans kıyafetlerimi çıkarmaya başladım. İçimde garip bir his vardı. Sebebini bilmiyordum ama sanki bugünkü derste sadece dans etmeyecektik. Bir şeylerin değişeceğini hissediyordum. Hoca bütün adayları aynanın karşısına dizdi. Elindeki dosyaya kısa bir süre baktıktan sonra isimleri okumaya başladı.
"Bugün çift dansı denemeleri yapacağız. Eşleri biz belirledik."
Salonda hafif bir uğultu oluştu.
Ben de Duru'yla göz göze geldim.
"Kesin başımıza bir iş gelecek." diye fısıldadı.
İsimler okunmaya devam etti.
"...Ece ve Batu..."
"...Melis ve Efe..."
"...Hilal ve Miraç..."
Sıra bize yaklaştıkça içimde garip bir his oluşmaya başladı.
"...Tuana ve Arda."
Salondaki birkaç kişi aynı anda "Ooo..." diye tepki verdi.
Ben kafamı kaldırıp hocaya baktım.
"Hocam, başka eş yok mu?"
Tam ben bunu söylerken Arda da konuştu.
"Ben de değiştirilmesini istiyorum."
Hoca dosyayı kapattı.
"Hayır."
"Ama hocam..."
"Sahnede kişisel anlaşmazlıklar bizi ilgilendirmiyor. Dans uyumunuza bakıyoruz."
Arda derin bir nefes verdi.
"Anlaşıldı."
Yanımdan geçerken alçak sesle,
"Şansıma bak..." dedi.
Ben de duyacağı şekilde,
"Ben de aynı şeyi düşündüm." dedim.
Ece arkamızdan kıkırdadı.
"Vallahi bence hocalar boşuna sizi eşleştirmedi."
Duru güldü.
"Birbirinizi yiyeceksiniz ama dansınız iyi olacak gibi duruyor."
İkimiz de aynı anda,
"İmkânsız."
dedik.
Bu sefer salondan kahkahalar yükseldi.
Hoca alkış yaparak herkesi susturdu.
"Hadi. Pozisyon alın."
Müzik açıldı.
Romantik ve yavaş tempolu bir parça çalmaya başladı. Hoca bunun bir çağdaş (contemporary) partner dansı olduğunu, güven ve denge üzerine kurulu olduğunu anlattı.
İçimden, Tabii ki en nefret ettiğim kişiyle güven dansı yapacağım, diye geçirdim.
Arda elini uzattı.
"Bitirelim de kurtulalım."
"Ben de aynı fikirdeyim."
İstemeye istemeye elini tuttum.
İlk hareketlerde birbirimize sürekli ters bakıyorduk. Aramızdaki gerginlik yüz ifadelerimize bile yansıyordu.
Hoca bir anda bağırdı.
"Göz göze geleceksiniz!"
İkimiz de aynı anda ofladık.
"Evet, siz ikiniz."
Tam hareketleri tekrar etmeye başlamıştık ki salonun diğer ucundan bir çığlık duyuldu.
"Ahh!"
Müzik anında durdu.
Herkes o tarafa döndü.
Kızlardan biri yere düşmüş, bileğini tutarak ağlıyordu.
Hiç düşünmeden yanına koştum.
"İyi misin?"
"Ayağım..."
Konuşurken bile yüzünü buruşturuyordu.
Ayağına baktım.
"Üzerine basma. Gel, seni revire götürelim."
Koluna girip yavaşça ayağa kaldırdım.
Hoca da yanımıza geldi.
"Tuana, sen götürebilir misin?"
"Tabii hocam."
Kızı yavaş yavaş salonun dışına çıkarırken arkamdan Arda'nın sesi geldi.
"Doktor ilan etmiş kendini."
Durup arkamı döndüm.
Hiçbir şey demeden yürümeye devam edecektim.
Ama Duru dayanamadı.
"Kızın canı acıyor ve sen arkasından konuşuyorsun resmen"
Arda omuz silkti.
"Ben gerçeği söylüyorum."
"Gerçek falan değil."
"Her olaya kahraman gibi atlıyor."
Duru sinirle bir adım attı.
"Senin gibi kenardan izlemekten iyidir, Karaktersiz!."
Arda'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Ne dedin sen?"
"Duydun."
"Bana bak boş yapma."
"Boş yapan sensin!"
Salon sessizleşmişti.
Herkes onları izliyordu.
Arda da sesini yükseltti.
"Sen benim nasıl biri olduğumu nereden biliyorsun?"
"Konuşmaların yeterince anlatıyor."
"Bir iki günde insan çözmeye başlamışsın."
"Çözülecek bir tarafın yok zaten!"
Tam o sırada hoca yüksek sesle bağırdı.
"Yeter!"
İkisi de sustu.
"Arda. Duru. Müdürün odasına."
Sonra bana döndü.
"Tuana, sen de revire bıraktıktan sonra müdürün odasına gel."
Koridorda yürürken içimden sadece tek bir şey geçiyordu.
Daha ilk haftaydı... ve ortalık şimdiden birbirine girmişti.
Kızı revire kadar götürdüm. Görevli ayağını kontrol ederken ben de kapının önünde bekliyordum. Birkaç dakika sonra hemşire bana dönüp gülümsedi.
"Teşekkür ederim Tuana. Buradan sonrasını biz hallederiz."
"Bir şeyi var mı?"
"Şimdilik burkulma gibi duruyor. Hastaneye götürüp film çekeceğiz."
İçim biraz olsun rahatladı.
"Geçmiş olsun." dedim kıza.
O da hafifçe gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Revirden çıkıp müdürün odasına doğru yürümeye başladım. Daha kapıya yaklaşırken içeriden sesler geliyordu.
"Ben hiçbir şey yapmadım hocam!"
"Olayı çarpıtma Arda!"
Kapıyı tıklatıp içeri girdim.
"Gelebilir miyim?"
Kerem Bey başını kaldırdı.
"Gel Tuana."
İçeri girdiğimde Duru sinirden kollarını bağlamış ayakta duruyordu. Arda ise pencerenin önünde durmuş, sinirli sinirli dışarı bakıyordu.
Kerem Bey derin bir nefes aldı.
"Üçünüz de oturun."
Kimse konuşmadı.
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Kerem Bey dosyasını masaya bıraktı.
"Bu ilk olayınız değil."
Duru hemen araya girdi.
"Hocam ama-"
"Sözümü kesme."
Duru başını eğdi.
"İki gündür sürekli sizin sesiniz geliyor. Yemekhanede tartışma, koridorda tartışma, şimdi de dans salonu."
Kimse cevap vermedi.
Kerem Bey bu sefer Arda'ya döndü.
"Sen."
Arda başını kaldırdı.
"Bir arkadaşın yardım ediyorken arkasından laf atmanın amacı neydi?"
"Şaka yaptım."
"Komik miydi?"
Arda sustu.
Sonra bana döndü.
"Tuana."
"Efendim?"
"Sen neden cevap vermedin?"
"Çünkü önceliğim o kızdı hocam."
Kerem Bey başını salladı.
"Doğru olanı yapmışsın."
Arda hafifçe gözlerini devirdi ama hiçbir şey söylemedi.
Bunu gören Duru yine dayanamadı.
"Gördün mü? Hocam bile-"
"Duru!"
Kerem Bey'in sesi bu kez daha sert çıktı.
"Sen de kendini tutmayı öğreneceksin."
"Ama hocam sürekli laf atıyor."
"Biliyorum."
"İnsan bir yere kadar sabreder."
"Sabretmek zorundasın."
Odadaki hava tekrar gerildi.
Kerem Bey ayağa kalktı.
"Bakın, burası normal bir kurs değil. Dört ay boyunca aynı evde yaşayacaksınız. Aynı sahneyi paylaşacaksınız. Aynı kameralar sizi çekecek."
Üçümüz de sessizce dinliyorduk.
"Birbirinizi sevmek zorunda değilsiniz."
Arda kısık sesle,
"Çünkü sevmeyeceğiz zaten."
diye mırıldandı.
Ben de istemsizce,
"O konuda hemfikiriz."
dedim.
Kerem Bey ikimize sert bir bakış attı.
"İşte tam da bundan bahsediyorum."
Odanın içinde yine sessizlik oluştu.
"Yarın eş değiştirmeyeceğim."
Ben şaşkınlıkla baktım.
"Hocam?"
"Çift dansında yine beraber çalışacaksınız."
İkimiz aynı anda itiraz ettik.
"Ne?"
"Olmaz."
Kerem Bey dosyayı kapattı.
"Olacak."
"Neden hocam?" dedim.
"Çünkü ikiniz de inatçısınız."
Arda alaycı bir şekilde güldü.
"Bence yanlış tespit."
Kerem Bey gözünün içine baktı.
"Hayır. Tam isabet."
Sonra devam etti.
"İkiniz de birbirinizi dinlemiyorsunuz. Sahnede partnerinizle anlaşamıyorsanız profesyonel olmayı öğreneceksiniz."
Arda oflayıp koltuğa yaslandı.
"Harika."
Ben de başımı iki yana salladım.
"Benim şansım gerçekten yok."
Kerem Bey hafifçe gülümsedi.
"Şans değil."
Dosyayı önümüze bıraktı.
"Ödev."
Arda bana baktı.
Ben de ona baktım.
İkimiz de aynı anda gözlerimizi kaçırdık.
İçimden tek bir şey geçiyordu.
Bu çocukla daha saatlerce aynı salonda dans etmek zorunda kalacaktım.
Tam Kerem Bey odadan çıkacakken kapının kolunu tuttu, sonra bir anda durup tekrar bize döndü.
"Bir şey daha söyleyeceğim."
Üçümüz de dikkat kesildik.
"Yarın partner dansı çalışmalarına başlayacağız ve bu sefer tempo bugünkünden çok daha ağır olacak. O yüzden bugünkü derslerden sonra herkes partneriyle en az iki saat bireysel antrenman yapacak. Dans salonu geceye kadar açık olacak. Hareketleri tekrar edin, birbirinize alışın ve yarına eksiksiz hazırlanın."
Arda derin bir nefes verdi.
"Ciddi misiniz hocam?"
Kerem Bey hiç gülmedi.
"Gayet ciddiyim."
Ben de istemsizce iç çektim.
"Tamam hocam."
Kerem Bey kapıyı açarken son kez arkasını döndü.
"Birbirinizi sevmek zorunda değilsiniz. Ama sahnede bunu kimseye hissettiremezsiniz. Profesyonel olmak zorundasınız. Yarın ikinizden de bunu bekliyorum."
Bunu söyledikten sonra odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz odanın içini sessizlik kapladı.
Arda bana kısa bir bakış attı.
"İki saat..."
Ben kaşlarımı kaldırdım.
"Ne var iki saat?"
"İki saat seninle aynı salonda olacağım."
Ben de alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdim.
"Merak etme. Ben de bayılmıyorum bu fikre."
Arda başını iki yana salladı.
"Şimdiden sıkıldım."
"İstersen hocaya gidip ağlayabilirsin."
"Yok, seni dans ederken izlemek yeterince komik olacak."
Kollarımı bağlayıp gözlerinin içine baktım.
"En azından ritmi kaçırmıyorum."
Arda hafifçe sırıttı.
"Onu yarın görürüz."
İkimiz de ters ters birbirimize bakarken Duru aramıza girip ikimizi de itti.
"Yeter artık ya! Daha prova başlamadan birbirinizi yiyeceksiniz."
Ben gözlerimi devirip odadan çıktım.
"Ben hazırlanıyorum."
Duru da hemen peşimden geldi.
Koridorda yürürken koluma girdi.
"Vallahi ikinizi izlemek çok komik."
"Nesi komik?"
"İkiniz de birbirinizden nefret ediyorsunuz ama hocalar inadına sizi yan yana getiriyor."
"Komik olan kısmı ben göremedim."
"Görürsün."
Merdivenleri çıkıp odaya girdik. İçeride Ece ile Melis çoktan dolaplarını açmış, ne giyeceklerini düşünüyordu.
Ece bizi görünce sırıttı.
"Eee, müdür odası nasıl geçti?"
Duru kendini yatağın üzerine bıraktı.
"Boşver anlatmayayım. İkisi yine birbirine girdi."
Melis şaşkınlıkla bana baktı.
"Gerçekten bu kadar anlaşamıyor musunuz?"
"Evet."
"Hem de fazlasıyla."
Ece kahkaha attı.
"Bence siz ileride çok iyi arkadaş olacaksınız."
Ben ve Duru aynı anda ona döndük.
"İmkânsız."
Ece ellerini kaldırdı.
"Tamam tamam, bir şey demedim."
Dolabımı açıp dans için rahat kıyafetlerimi çıkardım. Siyah bol eşofmanımı giydim. Üzerime de beyaz, vücuduma oturan kısa kollu bir tişört geçirdim. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım.
Duru da açık yeşil eşofmanını giydi. Aynanın karşısına geçip saçlarını toplarken bana baktı.
"Bugün iki saat boyunca onunla çalışacaksın."
"Hatırlatmana gerek yok."
"Kaç kere kavga edersiniz?"
"Daha salona gitmeden bir tane ettik."
Duru kahkaha attı.
"Rekor kırarsınız."
Ayakkabılarımı giyerken telefonuma baktım. Saat yaklaşmıştı.
"Eğer geç kalırsak bu sefer gerçekten hoca bizi parçalar."
Duru aceleyle su şişesini aldı.
"Hadi hadi, koş."
Tam kapıyı açıp çıkacakken Ece arkamızdan seslendi.
"Tuana!"
Dönüp baktım.
"Eğer Arda'yı döveceksen bize haber ver. İzlemek isteriz."
İster istemez güldüm.
"Söz."
Dördümüz bir anda gülmeye başladık.
Koridordan dans salonuna doğru yürürken içimde garip bir his vardı.
İki saat...
Sadece ben ve Arda.
İçimden tek dileğim vardı.
İnşallah birbirimizi öldürmeden şu provayı bitirebiliriz.
Dans salonuna girdiğimizde içeride sadece biz yoktuk. Yaklaşık on beş kadar kişi çoktan çalışmaya başlamıştı. Kimisi aynanın karşısında hareketlerini tekrar ediyor, kimisi partneriyle sayıyordu. Salonun hoparlöründen hafif bir müzik çalıyor, herkes kendi dünyasına dalmış gibiydi.
Ben su şişemi aynanın önüne bıraktım. Arda da birkaç metre uzağımda esneme hareketleri yapıyordu. İkimiz de birbirimize bakmamaya çalışıyorduk.
Birkaç dakika sonra Kerem Bey ve diğer iki eğitmen salona girdi.
"Arkadaşlar, herkes bir dakika toplansın."
Salondaki müzik durdu. Herkes hocanın etrafında toplandı.
Kerem Bey elindeki notlara baktı.
"Bugün partner çalışmalarını izleyecektik ama programda küçük bir değişiklik yaptık."
Salondan hafif bir uğultu yükseldi.
"Eşleşmeleriniz yarın devam edecek. Bugün sadece iki kişiyi biraz daha detaylı çalıştıracağız."
Herkes merakla birbirine bakıyordu.
Kerem Bey başını kaldırdı.
"Diğer herkes salondan çıkabilir."
Kimse yerinden kıpırdamadı.
"Tuana ve Arda burada kalacak."
Bir anda bütün gözler üzerimize çevrildi.
Duru bana dönüp kaşlarını kaldırdı.
"Kolay gelsin."
Ece gülmemek için dudağını ısırıyordu.
"Bence birbirinizi öldürmeyin."
Ben gözlerimi devirdim.
"Komik."
Arda ise sadece iç çekti.
"Bana hiç komik gelmedi."
Yavaş yavaş herkes salondan çıktı. Kapı kapanınca koskoca salonda sadece ben, Arda ve üç hoca kalmıştık.
Kerem Bey ellerini çırptı.
"Şimdi rahat rahat çalışabiliriz."
Arda kaşını kaldırdı.
"Bizimle özel olarak neden ilgileniyorsunuz?"
Kerem Bey hiç beklemeden cevap verdi.
"Çünkü ikinizin ritim duygusu ve dans tekniği çok iyi."
Sonra bize tek tek baktı.
"Ama uyumunuz sıfır."
Diğer hoca söze girdi.
"Birbirinizi sevmemeniz umurumuzda değil. Sahneye çıktığınızda bunu seyirciye hissettirirseniz, bütün performans çöker."
Kerem Bey müziği açtı.
"O yüzden bugün sadece siz çalışacaksınız. Ta ki birbirinizin hareketlerini ezberleyene kadar."
Arda bana dönüp alaycı bir gülümsemeyle baktı.
"Demek iki saat değilmiş."
Ben de aynı ifadeyle karşılık verdim.
"Şans yine yüzüme güldü."
Kerem Bey yüksek sesle,
"Konuşmayı bitirdiyseniz başlayın."
dedi.
İkimiz de istemeye istemeye orta alana yürüdük.
Tam müzik başlayacakken ikimiz de aynı anda derin bir nefes aldık.
Kerem Bey kumandaya bastı. Salondaki hoparlörlerden yavaş tempolu müzik yükselmeye başladı.
"Hadi, en baştan." dedi. "Bu sefer birbirinizle kavga etmeyi değil, dans etmeyi deneyin."
İçimden derin bir nefes aldım. Arda da karşıma geçti. İkimiz de birkaç saniye birbirimizin yüzüne baktık ama hiçbirimiz ilk adımı atmadık.
"Başlayın." dedi Kerem Bey.
İsteye istemeye birkaç adım öne çıktım. Arda da aynı anda bana doğru yürüdü. Aramızdaki mesafe iyice kapanınca istemsizce durdum.
"Ne oldu?" dedi alaycı bir sesle.
"Yüzüme bakmayı bırak."
"Dans ederken duvara mı bakayım?"
Gözlerimi devirdim.
"Keşke."
Arda hafifçe güldü.
"Hayal kurmaya devam et."
Kerem Bey yüksek sesle,
"Konuşmayı kesin!"
dedi.
Arda sağ elini yavaşça belime koydu. Refleks olarak geri çekilmek istedim ama hoca hemen uyardı.
"Hayır Tuana. Geri kaçmayacaksın. Partner dansında mesafe bırakılmaz."
İçimden söylene söylene tekrar eski yerime geldim. Arda da bunu fark etmiş olacak ki kısık sesle,
"Merak etme. Isırmıyorum."
diye fısıldadı.
"Keşke konuşmasan."
"O da olabilir."
Müzikle birlikte ilk adımları atmaya başladık. Önce sağ, sonra sol... Ardından dönüş hareketleri geldi. Birkaç hareket sorunsuz geçti. Sonra sıra yakın temas gerektiren kısma geldi.
"Biraz daha yaklaşın." dedi Kerem Bey.
İkimiz de kıpırdamadık.
"Biraz daha."
Arda istemsizce bana doğru bir adım attı. Ben de geri çekilecek gibi olunca hoca yine araya girdi.
"Tuana."
"Efendim?"
"Kaçma."
"Kaçmıyorum."
"Kaçıyorsun."
Salondan hafif bir gülüş yükseldi. Ben de utandığımı belli etmemeye çalışarak yeniden eski yerime geçtim.
Bu sefer Arda iki elini de belime yerleştirdi. Parmakları belimin iki yanında duruyordu. Hareketi yapabilmemiz için beni tamamen kendine çekmesi gerekiyordu. Bir an duraksadı.
"İzin?"
Gözlerimi ona diktim.
"Dans için."
"Başka ne için olabilir?"
"Senin ne yapacağın belli olmuyor."
Alaycı bir gülümsemeyle başını salladı.
"Çok yüksek fikirlerin var kendin hakkında."
Bunu söyler söylemez beni yavaşça kendine çekti. Aramızdaki boşluk neredeyse tamamen kaybolmuştu. Göğsüm neredeyse göğsüne değiyordu. Burnumuzun arasında birkaç santim ya vardı ya yoktu. Hareket gereği ben elimi omzuna koyarken o belimi biraz daha sıkı kavradı.
Bir an göz göze kaldık.
"Şimdi dönüş." dedi Kerem Bey.
Arda beni kendi etrafında çevirdi. Saçlarım savrulurken tekrar bana doğru çekti. Bu kez yüzümüz daha da yaklaşmıştı. Nefesini hissedebilecek kadar yakındık.
"Belini gevşetme." diye uyardı hoca.
Arda eliyle belimi biraz daha destekledi. Ben de istemeden ağırlığımı ona verdim.
"Hazır mısın?" dedi.
"Sana güvenmiyorum."
"Ben de sana."
"Harika. İkiniz de birbirinize güvenmiyorsunuz ama şu an birbirinizin dengesisiniz." dedi Kerem Bey.
İkimiz de aynı anda iç çektik.
"Final pozu!"
Arda tek hamlede beni kendine çekti. Ben geriye doğru eğilirken bir eli sırtımı, diğer eli belimi destekliyordu. Saçlarım neredeyse yere değecek kadar aşağı sarkmıştı. Burnumuz bu kadar yakınken gözlerini devirdiğini bile görebiliyordum.
"Bıraksam düşersin." dedi dişlerinin arasından.
"Cesaret edemezsin."
"Neden?"
"Çünkü hocadan fena fırça yersin."
Arda hafifçe sırıttı.
"Maalesef haklısın."
"O pozu bozmayın!" diye seslendi Kerem Bey. "Aynen öyle kalın. İşte görmek istediğim görüntü bu, Fotoğraf çekiyorum."
Kerem Bey fotoğrafı çektikten sonra telefonu cebine koydu ve memnun bir ifadeyle bize baktı.
"Tamam, bozmadan yavaşça doğrulun."
Arda kolunu belimden çekmeden beni yavaşça yukarı kaldırdı. Dengemi tamamen sağladıktan sonra elini bıraktı. İkimiz de aynı anda birkaç adım geri çekildik. Sanki biraz daha yan yana dursak kavga çıkacakmış gibi aramıza hemen mesafe koyduk.
Kerem Bey başını iki yana sallayıp gülümsedi.
"İşte anlamadığınız nokta bu."
Ben kaşlarımı çattım.
"Neymiş o?"
"Birbirinizden nefret ediyor olabilirsiniz ama dans ederken bunu kimse anlamıyor. Az önce dışarıdan biri sizi izleseydi, yıllardır birlikte dans eden iki partner olduğunuzu düşünürdü."
Arda hemen söze girdi.
"Yanlış düşünürdü."
"Kes."
Kerem Bey'in tek kelimesi salonda yankılandı.
"Size boşuna bu kadar zaman ayırmıyorum. İkiniz de bu şirketin en güçlü dansçılarından birisiniz. Teknik, ritim, denge... Bunlarda hiçbir eksiğiniz yok. Sizin tek sorununuz egolarınız."
Arda hafifçe güldü.
"Benim egom yok hocam."
Ben alaycı bir sesle güldüm.
"En komik espriyi yaptın."
"Sen konuşma."
"Niye? Gerçekleri mi söyledim?"
Arda bana doğru bir adım attı.
"Gerçekten sinir bozucusun."
"Karşılıklı."
Kerem Bey ikimizin arasına girip ellerini kaldırdı.
"Yeter! Siz iki dakikada nasıl kavga etmeyi başarıyorsunuz? Biriniz nefes alsa diğeri ona bile laf yetiştiriyor."
İkimiz de sustuk.
"Bundan sonra yarım saat boyunca aynı koreografiyi tekrar edeceksiniz. Ama tek bir şartım var."
Merakla hocaya baktık.
"Biriniz konuşursa süre sıfırlanacak."
Arda kaşını kaldırdı.
"Ciddi misiniz?"
"Gayet ciddiyim."
İçimden İşte şimdi bittik. diye geçirdim.
Müzik yeniden başladı.
İlk dakikalar şaşırtıcı şekilde sessiz geçti. Sadece ayakkabılarımızın zemine vuran sesi ve müzik duyuluyordu. Dönüşler, geçişler, kaldırışlar... Hareketler her denemede biraz daha oturuyordu.
Tam bir dönüşün ardından Arda'nın ayağı benim ayağıma değdi.
Refleksle ona ters ters baktım.
O da bana baktı.
Dudaklarını oynatmadan sadece fısıldayacak kadar kısık bir sesle,
"Önüne baksana."
Ben de aynı şekilde cevap verdim.
"Sen baksaydın çarpmazdın."
Kerem Bey hemen alkış yaptı.
"Konuştunuz."
İkimiz de aynı anda gözlerimizi kapattık.
"Harika..." dedi Arda dişlerini sıkarak.
Kerem Bey gülümseyip kronometreyi kaldırdı.
"Tekrar sıfırdan başlıyoruz."
Arda derin bir nefes verdi.
"Vallahi senin yüzünden bu salondan sabaha kadar çıkamayacağız."
Ben de kollarımı bağlayıp gülümsedim.
"Benim yüzümden mi? Aynaya bak istersen."
Arda tam cevap verecekken Kerem Bey yüksek sesle,
"Bir kelime daha ederseniz bu süreyi bir saate çıkarırım."
İkimiz de istemeye istemeye sustuk. Ama birbirimize attığımız bakışlardan kavganın daha yeni başladığı belliydi.
Yaklaşık iki saatin sonunda dans dersi nihayet bitti. Ben artık yorgunluktan nefes nefeseydim. Kerem Bey son birkaç uyarısını yaptıktan sonra diğer partnerler de salona gelmeye başladı. Salon bir anda kalabalıklaştı. Herkes partnerini bulup çalışmaya koyulurken ben su şişemi alıp derin bir nefes verdim.
Arda da havlusunu omzuna attı. Tam çıkacakken göz göze geldik.
"Yarın geç kalma." dedi umursamaz bir sesle.
Ben çantamı omzuma geçirip omuz silktim.
"Sen merak etme. Geç kalırsam da seni bekletmiş olurum."
Arda hafifçe sırıttı.
"Bekleyeceğimi kim söyledi?"
"Konuşmana bakılırsa bekleyecek gibisin."
Başını iki yana sallayıp hiçbir şey demeden arkasını döndü ve arkadaşlarının yanına gitti. Ben de Duru'nun beni kapıda beklediğini görünce yanıma koştum.
"Nasıl geçti?" diye sordu Duru.
"Ölmedim. Şimdilik bu yeter."
Duru gülmeye başladı.
"Hadi, o zaman yukarı çıkalım. Gerçekten dinlenmeye ihtiyacın var."
Beraber merdivenlere yöneldik. Odaya girdiğimizde diğer kızlar da yeni yeni geliyordu. Hepimiz yorgunluktan kendimizi yatakların üzerine bıraktık. Kimsenin konuşacak hâli bile kalmamıştı. Önümüzde uzun bir akşam ve daha da uzun geçecek bir yarın vardı.
İki saat göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Dans provasından sonra hepimiz odalarımıza çıkıp biraz dinlenmiştik. Ben duş alıp üzerime rahat bir tişörtle siyah eşofman giydim. Yatağa uzanır uzanmaz uyuyakalmışım. Duru'nun sesiyle gözlerimi açtım.
"Tuana, hadi. Akşam yemeğine geç kalacağız."
Esneyerek doğruldum. Telefonuma baktım. Saat sekize geliyordu.
"Hadi ya..."
Ayakkabılarımızı giyip aşağı indik. Daha yemekhanenin kapısından girer girmez garip bakışlar üzerimize çevrildi. Birkaç kişi bize bakıp kendi arasında fısıldaşıyor, bazıları da telefonundan bir şey göstererek parmaklarıyla beni işaret ediyordu.
Kaşlarımı çattım.
"Bir dakika... Bunlar niye bize bakıyor?"
Duru da etrafına bakındı.
"Harbiden ya... Bir şey olmuş."
Tam o sırada yanımızdan geçen bir kızın bizi göstererek arkadaşına,
"Onlar işte."
dediğini duydum.
Artık iyice huzursuz olmuştum.
Duru en yakınındaki kızlardan birinin yanına gidip sordu.
"Affedersin, ne oluyor?"
Kız şaşkınlıkla bize baktı.
"Siz görmediniz mi?"
"Neyi?"
Kız telefonunu uzattı.
Telefonu elime aldığım anda nefesim kesildi.
Az önce yaptığımız dans pozunun fotoğrafı... Hem de tam final pozu. Arda beni belimden tutmuştu. Ben Arda'ya yakınlaşmışım ve dipdibeyiz. Fotoğraf siyah beyaz düzenlenmişti ve gerçekten profesyonel görünüyordu.
Ama asıl sorun fotoğraf değildi.
Altındaki yorumlardı.
"Yeni çift geliyor galiba."
"Kim bunlar? Kimya akıyor resmen."
"Daha ilk haftadan sevgili olmuşlar."
"Idol House'un yeni gözde çifti."
"Kesin bunlar birlikte."
Boğazım düğümlendi.
"Allah'ım..."
Duru telefonu elimden aldı.
"Oğlum bunlar kafayı mı yemiş?"
Başımı iki yana salladım.
Tam o sırada yemekhanenin diğer ucunda Arda'yı gördüm. O da telefonuna bakıyordu. Birkaç saniye sonra sinirle elini saçlarından geçirdi. Efe bir şey söyleyince başını iki yana salladı.
Belli ki o da fotoğrafı yeni görmüştü.
Telefonumu cebimden çıkardım.
Bildirimler durmadan geliyordu.
Instagram...
TikTok...
Mesajlar...
Her yer aynı fotoğrafla dolmuştu.
İçime bir korku çöktü.
"Ya annem görürse?"
Duru bana döndü.
"Ne?"
"Annem görürse mahvoldum ben."
Babamın yüzü bir anda gözümün önüne geldi.
Daha birkaç gün önce zar zor izin almıştım. Şimdi internette bir erkekle bu şekilde dolaşan fotoğrafımı görürlerse...
"Of ya..." diye mırıldandım. "Ben bunu nasıl açıklayacağım?"
Tam o sırada telefonum yeniden titredi.
Kızlar 💗 (4)
Mine: TUANA SEN NAPIYORSUN?
Sera: Oğlum her yerde siz varsınız.
Sedef: Biriniz açıklasın noluyor?
Mine: Sakın bana sevgili olduğunuzu söyleme.
Sera: Ciddi misiniz lan?
Sedef: Tuana cevap ver. Siz birlikte misiniz?
Mine: Yoksa sevgili mi oldunuz?
Telefon elimde öylece kalakaldım. Parmaklarım klavyenin üzerinde dolaşıyordu ama tek bir kelime bile yazamıyordum.
Ne diyecektim ki?
"Hayır, sevgili değiliz."
Desem inanmayacaklardı.
"Sadece dans ettik."
Desem fotoğrafa bakıp güleceklerdi.
Boğazım düğümlendi.
Gruba hiçbir şey yazamadım.
Sadece mesajları okudum... Ve telefonu kilitleyip masanın üzerine bıraktım.
Görüldü.
O an yemek yemek bile istemiyordum.
"Duru..." dedim kısık bir sesle.
"Hı?"
"Ben biraz dışarı çıkacağım."
"Ben de geleyim."
Başımı hemen iki yana salladım.
"Gelme."
"Tuana..."
"Lütfen."
Sesim titriyordu.
"Biraz tek kalmak istiyorum."
Duru bana birkaç saniye baktı. Sonra usulca başını salladı.
"Tamam. Ama iyi olmazsan beni ara."
Cevap vermeden yemekhaneden çıktım.
Bahçeye çıktığım anda derin bir nefes aldım. Akşam serinliği yüzüme vuruyordu ama içimdeki sıkışmışlık bir gram bile azalmıyordu.
En arka taraftaki banklardan birine oturdum.
Telefonumu tekrar elime aldım.
Tam o sırada ekran aydınlandı.
ANNEM ARIYOR...
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
"Eyvah..."
Aramaya baktım.
Açamadım.
Ya fotoğrafı gördüyse?
Ya şimdi onu soracaksa?
Ya babam da yanındaysa?
Telefon birkaç saniye sonra sustu.
Ardından bir mesaj geldi.
Anne: "Müsait olunca beni ara kızım."
Mesajı okuyunca gözlerim doldu.
Telefonu kapatıp yüzümü ellerimin arasına aldım.
"Of..."
Tam o sırada ayak sesleri duydum.
Başımı kaldırınca karşımdaki kişiyi görünce kaşlarım çatıldı.
Arda.
"Beni takip mi ediyorsun?" dedim yorgun bir sesle.
"Egosu yüksek biri için ilginç bir soru."
"Git başımdan."
Arda bu kez her zamanki gibi laf sokmadı.
Bankın diğer ucuna oturdu.
Aramızda hâlâ mesafe vardı.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonunda cebinden telefonunu çıkarıp bana gösterdi.
"Benim de telefonum susmuyor."
Ekranda yüzlerce bildirim vardı.
"Efe bile dalga geçmeye başladı."
İç çektim.
"Umurumda değil."
"Yalan."
İlk defa ona cevap vermedim.
Arda birkaç saniye sustu.
Sonra beklemediğim kadar sakin bir sesle konuştu.
"Bak..."
Başımı ona çevirdim.
"Bu internette çıkan haberlerin çoğu uydurma."
Telefonunu bana uzattı.
Bir magazin sayfasında kocaman fotoğrafımız vardı.
Altında ise tamamen uydurma şeyler yazıyordu.
"İdol House'da gizli aşk!"
"İkilinin uzun zamandır birlikte olduğu iddia edildi."
"Yarışmaya sevgili olarak katıldılar."
Arda telefonu kapattı.
"Saçmalık."
Sessizce dinliyordum.
"Böyle sayfalar etkileşim için her şeyi yazar."
"Ya ailem?"
"Ben de aynı şeyi düşündüm."
İlk kez göz göze geldik.
"Merak etme." dedi.
"Yarın yönetim açıklama yapar. Gerekirse ben de çıkar söylerim. Bu haberlerin hiçbirinin doğru olmadığını açıklarız."
Birkaç saniye hiçbir şey diyemedim.
Bu, Arda'nın bana ilk kez laf sokmadan kurduğu cümleydi.
Ama yine de ona teşekkür etmedim.
Sadece başımı eğip derin bir nefes aldım.
"Olan oldu zaten..." dedim sessizce.
Arda ayağa kalktı.
"Olmadı."
Cebine telefonunu koydu.
"Boş yere moralini bozma. Biz birbirimizden nefret ediyor olabiliriz ama kimsenin olmayan bir şeyi yazmasına da izin vermem."
Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp yavaşça villaya doğru yürümeye başladı.
Ben ise elimde telefonla, annemin cevapsız aramasına bakmaya devam ettim. İçimde tek bir düşünce vardı.
Annem tekrar aramadan önce... ona ne söyleyecektim?
