4. bölüm / 8
Sevilmeyen Çocuklar Serseri OlurBölüm 4: Atlas
Bölümler 8Şu an: Bölüm 4: Atlas
- 1 Bölüm 1: Ev1.529 kelime
- 2 Bölüm 2: Sokak1.349 kelime
- 3 Bölüm 3: Kaan1.257 kelime
- 4 Bölüm 4: Atlas1.293 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 5: Hafıza1.576 kelime
- 6 Bölüm 6: Aile Sıcaklığı1.763 kelime
- 7 Bölüm 7: Yaratılmış Canavar2.915 kelime
- 8 Bölüm 8: Kaybolmuş1.874 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Dünya üstüne çökerken bile nefes alıyorsan, hikâye bitmemiştir.”
(Ayaz'dan)
Kapının açılma sesiyle gözlerimi açtım. Kapıdan içeriye doktor girdi.
"Hastamız nasıl?"
"Uyanmadı henüz"
"Bir bakalım o zaman" dedi ve Kaan'ın yanına gitti. Omzuna hafif bastırıp ismini seslendi.
"Kaan? Beni duyuyor musun?"
Tepki gelmeyince göz kapaklarını aralayıp ışık tuttu.
"İlacın etkisinin geçmiş olması lazımdı"
"Bir sorun mu var?" Dedim.
"Şimdilik panik yapmayın ama artık uyanmasını beklerdim. Serumunu hızlandıracağım. Bir de oksijen takacağız."
Ardından hemşireye bir kaç şey dedi ve hemşire odadan çıktı. Geri geldiğinde elinde oksijen maskesi vardı.
Maskeyi burnuna yerleştirirken Kaan'a tekrar seslendi.
"Kaan, gözlerini aç. Bak abinde burada" Kaan tekrar tepki vermedi.
"İlaç vereceğim, uyanmasında yardımcı olacaktır." Dedi. Hemşire gelip ilacı Kaan'a verdi.
Doktor tekrar ismini seslendi.
"Kaan?"
Tepki bekliyordum... Ufacık minicik bir tepki...
"Hocam, parmağı oynadı."
Tekrar arkamı dönüp Kaan'a baktım. Doktor Kaan'a ufak bir muayene yaptı.
"Şu an durumu stabil ama bilinç gecikmesi var.
Güvenlik açısından yoğun bakıma alıp saatlik izlem yapmamız gerek. Endişelenecek bir şey yok ama riski göz ardı edemem.”
Odaya bir kaç hemşire daha geldi ve Kaan'ı yoğun bakıma götürdü.
Bana ise bir camın arkasından Kaan'a bakmak düştü.
Telefonumdan Alper'i arayıp durumu söyledim. İşten erken çıkıp geleceğini söyledi.
Birkaç saat sonra Alper ve Kaan'ın arkadaşları geldi.
"Abi, Kaan nasıl?" Dedi Oktay.
"Durumu stabil diyorlar. Gözlem altında tutmak için yoğun bakıma almış. Öyle dedi doktor. Uyanmadı hâlâ."
"Güçlüdür Kaan, uyanır." Dedi Ateş.
"Ailesinden haber varmı?" Diye sordu Alper.
Bende dahil hepimiz Alper'e ölümcül bakışlarımızı attık.
"Gelmelerine gerek yok. Durumu adama söylediğimde umursamadı bile."
"Abi, daha önceden de dedik. İzin ver şu küçük bebeyi hastanelik edelim, ondan sonra görürler umursamamayı" dedi Ozan
"Serseri mi olacaksın lan başıma?!" Dedim.
"İntikam için düşmanda olsak birine zarar vermek olmaz. En azından bize yakışmaz." dedi Oktay.
"Ayaz, sen eve geç. Bir duş al, kendine gel biz bekleriz Kaan'ı." dedi Alper
"Gerek yok, iyiyim"
"Bok iyisin abi" dedi Ateş.
"Yoğun bakım da zaten, doktorlar ilgilenir onunla. Evlere dağılın, bana haber verilecek. O zaman size de veririm."
O sırada doktor geldi.
"Durumu nasıl?" Dedi Alper.
"İlk 24 saat bizim için çok önemli. Şu anki bulgulara bakarsak umudumuz yüksek. Yoğun bakıma almamın sebebi, olası beyin ödemi ya da gecikmiş bir kanamayı hemen önlemek. Şimdilik bekleyeceğiz."
"Yanına girebilir miyiz?" Dedi Ozan
"Sadece beşer dakika, teker teker olmak şartıyla girebilirsiniz. Geçmiş olsun" dedi ve gitti.
Yere çöktüm, dizlerim tutmadı.
"Sadece 24 saat" dedi Alper.
Bende içimden geçirdim.
Sadece 24 saat...
(Vural Keskin'den)
"Ya öyleyse baba? Ya o çocuk bizim yıllar önce kaybettiğimiz kardeşimizse?" dedi Baran.
"İyi de nasıl bileceğiz bunu?" dedim.
"Test yaptırırız, Demir halleder."
"Anne, çocuğun rızası olmadan test yaptıramayız."
"Hastanede karışsa işimiz daha kolay olurdu."
"Saçmalama, Baran." dedim.
"Saçmalamıyorum baba, yalan mı? Hastanede karışsa çoktan hastaneye dava açıp Atlas'ı yanımıza almıştık."
"Pek ümit bağlamayın. Ne malûm o çocuğun Atlas olduğu?" dedi Demir.
"Demin öyle demiyordun abi?"
"Babam haklı. Atlas olmasa ve biz o çocuğu takip edersek, yaptığımız şey suça girer."
"Sahi, Atlas nasıl kaçırıldı baba?" dedi Mert.
"Hava o gün hafif bulutluydu, akşam saatiydi. Sen ve Atlas sürekli havuza girmek için evden kaçıyordunuz."
(Flashback/ ilahi bakış açısı)
"Atlas!” diye bağırdı Hülya, çünkü ikizler yine rahat durmuyordu.
Mert’i bir şekilde durdurmuşlardı ama Atlas durmuyordu.
“Baran, yakala kardeşini.”
Baran hemen kardeşini kucağına alıp kafasını öptü.
“Üzgünüm minik adam ama havalar ısınmadan havuz yasak.”
Atlas, abisine yalvarır gözlerle bakıyor, bir umut havuza sokar diye bekliyordu.
“Hiç bakma öyle Atlas, olmaz.”
Atlas’la beraber içeri girdiler ve kurulan masanın yanına gittiler.
Atlas’ı sandalyeye koyduklarında kendisini aşağıya itip masanın altına giriyordu.
“Baran, dikkat et; yine kendini sandalyeden atar.”
“Merak etme anne, ben varken yapama—”
Baran daha cümlesini bitirmeden kıyamet kopmuştu; çünkü Atlas sandalyede ayağa kalkmış ve dengesini sağlayamadığı için yüzüstü yere düşmüştü.
“Atlas!”
Baran hemen kardeşini kucağına alıp yüzüne baktı. Atlas’ın alnı yere vurmuş ve yarılmıştı.
“Hastaneye gidelim, babanı ara!”
Hülya Hanım Atlas’ı Baran’ın kucağından aldı ve yarasına baktı.
Baran, babasını arayıp durumu anlattıktan birkaç dakika sonra babası eve geldi.
İkisi de Atlas’ı alıp hastaneye gittiğinde geriye, kucağında kardeşiyle ailesinin gelmesini bekleyen bir abi kalmıştı.
*****
Hülya ve Vural Keskin eve geldiklerinde minik oğullarını hemen odasına götürmüşlerdi.
Ağlamaktan gözleri ıslak kalmış minik oğulları, yolda iç çekerek uyuyakalmıştı.
Atlas’ı yatağa koyduklarında son kez ona bakıp odadan çıktılar.
Onlar da bilmiyordu küçük oğullarını son kez gördüklerini.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Keskin ailesinin evine yapılan saldırı, minik oğulları Atlas’ı onlardan koparmıştı.
Evin giriş kapısı kırılmış, camlar parçalanmıştı.
Baran Keskin kardeşini yatağından almaya geldiğinde her şey için çok geç kalmıştı.
(Flashback son/ Vural'dan devam)
"Bazen diyorum acaba o gün geç kalmasaydım Atlas şuan yanımızda olur muydu?" Dedi Baran.
"Senin suçun değildi, yüklenme kendine"
"İyi de abi, benim suçumdu odasına çok yavaş gittim. Koşabilirdim."
"Kaybettiğimiz gibi bulmasını da biliriz kardeşim, sen abine güven"
Bir kez daha herkesin üstünde göz gezdirdim. Elbet bir gün bizi yarım bırakanları bulacaktım.
(Kaan'dan devam)
"Kızım, salak mısın sen? Sen niye sana verilen her haltı yiyorsun?"
Şuan da kendini pamuk prenses ilan eden şahsa, bulduğu her şeyi yememesi gerektiğini anlatıyordum.
"İyi de cadı bana bunu ikram etti. Ondan zarar gelmez ki"
"Bak. Kendi ağzınla söylüyorsun. Cadı vermiş onu. Cadı! Ne yapmasını bekliyorsun; senin hasretinden öldüğü için elmasını mı ikram ediyor sence?"
"Aman, sanane be! İster yerim ister yemem" dedi ve elindeki elmayı ısırdı. Yere düşmesi sadece iki dakika sürmüştü.
"Al işte, ben demiştim!"
O sırada kapı açıldı, içeriye her yeri parlayan peri girdi. Sırıtan yüzü beni görünce düşmüştü.
"Çocuk, salsana masalı. Niye gidişatı bozuyorsun!"
"Bana bak velet! Ufacık bir şeysin zaten, ezdirme bana kendini. Bu kız mal mı niye cadıdan gelen şeyleri yiyor?"
"Ya masal öyle, bırak masalı"
"Bu nasıl masal, kardeşim? Birde çocuklar mı dinliyor bunu?"
Peri bana dik dik baktıktan sonra omuzlarını silkti.
"Öpte uyansın o zaman"
"Yok, öpmem" dedim.
"E, masalda öpüyorsun?"
"Masalda ben yokum. Ayrıca ben niye öpüyorum? Çok istiyorsan şu yedi kafalardan biri öpsün"
Peri tekrar bana dik dik baktı ve elini alnına vurdu.
"İnsanlar sana nasıl katlanıyor?"
"Katlanıyorlar işte. Hem çocuklar bu masalın nesini seviyor?"
"Anlaşıldı, seninle işimiz var" dedi ve bizi diğer sahneye götürdü.
Ne ara geldiğimizi bilmediğim o sahne bana saçma geliyordu.
"Bak şimdi, o gördüğün şeyin içinde pamuk prenses yatıyor. Birazdan prens gelip kızı öpecek ve uyandıracak, sonra da masal bitecek"
"Şu saçmalıktan kurtulduğum gün şükür edeceğim!"
O sırada yoldan geçen prensi gördüm.
"Bu mu prens? Yapa yapa bunu mu prens yapmışlar?"
"Sal çocuk masalı!"
"Aman be ne kıymetli masalın varmış."
"Senden kurtulduğum gün asıl ben şükür edeceğim!"
O sırada sahne değişti. Gözlerime gelen beyaz ışıkla kısa bir küfür savurdum.
"Uyanıyor!"
Kim uyanıyor? Hay babanı sikeyim kesin o perinin işi bu.
Kulaklarıma gelen makine sesiyle ne olduğunu kavramaya çalıştım. Gözlerimi açtığımda gelen ışıklı beraber geri kapattım.
Konuşmaya çalıştım fakat kuruyan boğazım buna engel olmuştu. Göğsümde ki baskıyla nefesim yarım kalmıştı. Başım zonkluyordu, ensemin içi sanki betonla doldurulmuş gibiydi.
"Kaan?" Diye seslendi birisi, sesi uzaktan geliyordu.
"Hocam kendine geliyor" başka bir ses daha.
Neredeyim lan ben!
Pamuk prenses... Cadı... Prens...
HAYIR ANANI SİKEYİM!
Bir rüyadan uyanıp yenisine geçmiş gibiydim. Ama gerçekle Rüya birbirine girmişti.
Tekrar gözümü açtım. Yanımda makineler, kablolar, göğsümde ve kolumda da bir şeyler takılıydı. Kolumu oynatmak istedim ama gücüm yetmedi.
Aklımda tek bir soru vardı; "ben neden buradayım?"
Konuşmak istedim, ama sesim çıkmadı.
Kalbim hızlandı. Makine sesi de benimle beraber artmıştı.
"Bilinci açılıyor!" Bir ses vardı bu sefer daha yakınımdaydı.
"Sakin ol" yüzünü gördüm, maske vardı.
"Derin nefes al, buradasın, güvendesin"
Güvende mi?
En son güvende olduğumda kafama kesme tahtası yemiştim.
"Kaan, beni duyuyorsun değil mi?"
Dur lan bu adam bana mı sesleniyormuş?
Kaan denince başka birisi var odada sandım.
"Benimlesin sakinleş, nefes al"
Nefes aldım, aldığım nefes ciğerime batıyor gibiydi.
"Beni anlıyorsun değil mi?"
Konuşmak istedim, konuşamadım.
"Kendini zorlama beni anlıyorsan gözünü kırpman yeterli"
Gözümü kırptım.
"Güzel elini oynatır mısın?"
Denedim, sadece milim oynadı.
"Harikasın"
Gözlerim camın arkasında ki adama kaydı.
Bana bakıyordu, tanıyormuş gibi.
İçimde hiçbir şey olmadı.
Onu Tanımıyordum.
"Abin burada Kaan, seninle"
Abim?
Benim abim mi vardı lan!
Bölüm sonu.
Bölüm etkileşimi
