1. bölüm / 8
Sevilmeyen Çocuklar Serseri OlurBölüm 1: Ev
Bölümler 8Şu an: Bölüm 1: Ev
- 1 Bölüm 1: Ev1.529 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2: Sokak1.349 kelime
- 3 Bölüm 3: Kaan1.257 kelime
- 4 Bölüm 4: Atlas1.293 kelime
- 5 Bölüm 5: Hafıza1.576 kelime
- 6 Bölüm 6: Aile Sıcaklığı1.763 kelime
- 7 Bölüm 7: Yaratılmış Canavar2.915 kelime
- 8 Bölüm 8: Kaybolmuş1.874 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ev dediğin yer dört duvar değilmiş, bazen sadece bir hayalmiş"
Gözlerimi güzel bir güne açtım desem yalan olur, çünkü çok sevdiğim arkadaşım bugün de beni su dökerek uyandırmayı tercih etmişti.
"Alper, ananı!"
"Anamı karıştırma Kaan, bak ne güzel yüz yıkama derdin kalmadı. Daha ne istiyorsun?" dedi ve elindeki kovayı yere fırlatıp kaçtı.
Ayağa kalkıp peşinden koşturdum. Kapana sıkışmış fare gibi köşeye çökmüş bana bakıyordu.
"Kim kurtaracak şimdi seni elimden?"
"Tercihimi biricik ikizimden yana kullanmak isterdim ama maalesef kendisi aç karnını doyurmakla meşgul."
Kafamı Ayaz'ın olduğu tarafa çevirdim. Gerçekten elindeki ekmeği tavanın içindeki yumurtaya daldırıp yemekle meşguldü.
"Ulan hayvan, insan bizi bekler." diyerek çenesini açmıştı Alper.
"Banane oğlum! Didişmeyi bırakıp gelseydiniz. Bu saatten sonra babamı bile beklemem," dedi ve bir kez daha elindeki ekmeği yumurtaya daldırdı.
"Hem Kaan neden ıslak?"
"Biricik ikizin, adam gibi uyandırmak yerine su dökmeyi tercih etti," dedim.
Odaya geçip üstümdeki kıyafetleri çıkarttım ve yerine yenisini giydim.
Alper de masaya oturmuş, yemeye başlamıştı.
"Alper adam mıydı ki adam gibi uyandırsın oğlum?" dedi ve Alper'e bakarak sırıttı.
"Doğru" dedim ve elimdeki ekmeği ağzına attım.
Kahvaltı işi bittikten sonra üstüme gri bir pantolon ve beyaz tişört geçirdim.
"Ben kaçıyorum gençlik," dedim ve evden çıktım.
Binadan çıkıp mahalleye indiğimde ekibin yine aynı yerde olduğunu gördüm.
Ateş ve Ozan klasik kavgasını ediyor, diğer üçü ise onları izliyordu.
"Toplanmışsınız yine," diyerek ortama giriş yaptım.
"Vay Kaan'ım, hoş geldin," dedi Oktay.
"Hoş buldum Oktay'ım."
Yaklaşık bir saat böyle takılmıştık.
"Beyler, ben sıkıldım ya," dedi Ozan.
"Yarım saattir Ateş ile kavga ediyorsunuz, yetmedi mi?" dedi Efe.
"Ya oğlum, öyle değil. Gezelim diyorum, ne bileyim, bara falan gidelim."
"Yok kardeşim, ben seninle hiçbir yere gelmem."
"O niye?" dedi Oktay.
"Haberin yok mu senin? Geçen Ozan'ın aklına uyup bara gittik, akşamına nezaretlik olduk, yine," dedim.
"Kaan nezarete düşe düşe alıştı zaten, artık eskisi gibi değil."
"Kimin sayesinde acaba?" dedim ve ayağa kalktım.
"Nereye?" diyen Efe'ye döndüm.
"Bara bakıp geleceğim, gelecek misin?"
"Olur," dedi ve peşimden geldi.
Birkaç sokak ileriye yeni bir bar açılmıştı. Popüler bir yer olduğu, içeri girip çıkanlardan belliydi.
"O zaman mekân belli oldu."
"Sanırım öyle, gel içeriye bakalım," dedim ve Efe'yi de alıp içeri girdik.
"Kaan, biz böyle elimizi kolumuzu sallayarak giriyoruz ama yakalanırsak bizi sikerler, biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum ama aksiyon ve eğlence yoksa tadı olmuyor oğlum."
Masaları gezip boş bir yere oturduk.
"Oktaylar bizi gebertecek."
"Efe, biraz sakin mi olsan? Kimsenin bir şey yapacağı yok, kendine gel artık."
O sırada bir kızla bakıştım. Göz kırpmıştı, ben de ona kırptım.
Birkaç dakika sonra yanında bir kız ile gelmişti.
"Merhaba."
"Merhaba," dedim.
Elini uzattı. "Bade ben," dedi.
"Kaan, ben de. Memnun oldum."
"Arkadaşım İlayda," dedi ve yanındaki kızı gösterdi.
Efe elini uzatıp kendini tanıttı.
Kızlarla kaynaşmaya başladıktan birkaç dakika sonra yanımıza üç tane erkek geldi.
"Beyler, siz hayırdır bizim kızlarla?"
"Abi?" diyen Bade ile kavga edeceğimizi anladım.
"Seninle sonra konuşacağız, çık şuradan!" dedi ve Bade'yi çıkarttı.
"Kardeşleriniz tanışmak istedi, tanıştık beyler," dedim.
"Yalnız kızlar da taş gibiydi," dememle öndekinin kafa atması bir oldu.
Elime aldığım şişeyi kafasına geçirmemle kavgayı iyice başlatmış oldum.
Yumruk atacağı sırada yumruğunu ters çevirip sırtına tekme attım. Önündeki masanın üstüne düştü, kalkması sadece bir dakikasını almıştı.
Elime aldığım şişeyi ikinci kez kırıp yüzüne fırlattım.
Eliyle yüzünü kapatmasından tam on ikiden vurduğumu anlamıştım. O yerde yatarken Efe’ye baktım. İçlerinden birini yerde yumrukluyordu.
Diğerinin ona vuracağı sırada üstüne atlayıp yere düşürdüm ve yumruk attım.
İnsanlar bağırıp bardan çıkmaya başlamıştı.
Tam o sırada tanıdık bir ses duydum.
"Kimse kıpırdamasın!"
İşte şimdi boku yemiştim.
*********
"Yok, bu sefer babam beni öldürecek," diyerek etrafta 16. turunu atan Efe’ye baktım.
"Kendal amca bir şey demez ya," dedim.
"Sende ki rahatlık bende de olsa keşke" dedi.
"Ne rahatlığı oğlum?"
"Ulan, keyfin yerinde hâlâ ne rahatlığı diyorsun!" Dedi ve üzerime yürüdü.
"Kaan, şuan farkında mısın bilmiyorum ama NEZARETTEYİZ!"
"Biliyorum" dedim.
"Eee, bu sana ne ifade ediyor?"
"Bilmem" dedim ve bacağımı uzattım.
"Kaan, şu pozisyonunu gördükçe seni öldüresim geliyor, biliyor musun?"
"Hangi pozisyon?"
"Ulan, rahatsın işte! Kolunu banka dayamış, bacaklarını ise diğer banka uzatmış beni izliyorsun."
"Her zaman geldiğim yer oğlum, ne yapayım ayağa kalkıp 'ah babam bu sefer beni öldürecek' mi diyeyim?"
"KAAN!"
"Efe!" Diyen Özlem teyze ile Efe'ye baktım.
"İyi misin? Bir şeyin var mı oğlum?" Dedi ve Efe'ye yaklaştı.
"İyiyim anne, merak etme"
"Baban polisle görüşüyor, ifadeni alıp bırakacaklarmış" dedi.
O sırada içeriye kendal amca ve polis girdi.
Efe'yi alıp gittiler. Bende öylece bekliyordum.
Sonra kapıda babam belirdi.
"Yine yaptın yapacağını, değil mi? Zaten senden ne bekliyorsam... Ne olurdu biraz kardeşin gibi olsaydın."
"Baba, laf yapacaksan hiç uğraşma boşuna. Ben kalırım burada."
"Kapa çeneni, Kaan! Kalk, ifadeni vereceksin" dedi ve kafasını çevirip memura işaret verdi.
Memur kapıyı açtı ve beni başkomiserin odasına götürdü.
Kapıyı açınca karşımda Serdar Başkomiseri gördüm.
Kafasını kaldırıp bana baktı ve önündeki dosyaya döndü. Sonra inanmamış olacak ki tekrar baktı.
"Ulan Kaan! Ben seni daha geçen gün göndermedim mi Buradan?"
"Bela seviyor beni, napayım?"
"Bu sefer ne yaptın? Hırsızlık yan kesicilik, dolandırıcılık hangisi?"
"Bar kavgası, komiserim" dedi içerdeki polis.
"Senin yaşın kaçta bara gidiyorsun lan?!" Dedi.
"Nasıl oldu, anlat?"
"Şimdi Serdar amca, biz Efe’yle birlikte mahallede geziyorduk ama aklımızda öyle kavga falan yoktu. Sonra nasıl olduysa şeytana uyduk, bara girdik. Orada iki tane kız geldi, tanıştık falan. Sonra takılırken üç tane şerefsiz yanımıza gelip laf yapmaya başladı. Bana kafa atınca ben de şişeyi geçirdim kafasına. Sonra bir baktım, buradayım."
"Kaan, seni bir daha burada görmek istemiyorum. Beni de anla, günümün yarısını senin ifadeni alarak geçiriyorum. Artık rahat dur be oğlum."
"Bu akıllanmaz, Serdar. Laf anlatma boşuna. Bunda kafa olsa rahat durur zaten!"
"Gitme üstüne Metin. Genç daha kanları deli kaynıyor. Ne yaparsan yap söz dinlemezler."
İfadeye imza attıktan sonra karakoldan çıktık.
"Eve mi geleceksin yoksa yine sokağına mı dönüyorsun?"
"Sence baba?"
"Sokağına tabii ki. Bende ki de soru mu... Neyse yarın bir eve uğra. Annen istedi."
"Niye yarım kalan işini mi tamamlayacakmış?" Dedim.
Babamın sinirle bakan gözlerini gördüm ama umursamadım.
Bunca yıldır yanımda yoklardı. Şimdi de olmalarını istemiyordum.
Aile kavramını unutalı uzun yıllar olmuştu, artık yanımda olmaları da gerekmezdi.
"Kaan"
"Evet?"
"Kaşına baktır bir, yaran derin gözüküyor"
"Sağol" dedim ve arkamı dönüp gittim.
Ne olmuştu bir anda, böyle demişti bu?
Eve geldiğimde kapıyı açtım ve içeri girdim, ikizler evde yoktu, büyük ihtimalle ikisi de işteydi.
İkizlerle aramda bir yaş vardı. Tek farkımız onlar her gün işe giderken ben yan gelip yatıyordum.
Salondaki koltuğa oturdum ve ayaklarımı masaya uzattım.
Bir kaç dakika sonra kapı açıldı ve içeriye Ayaz girdi.
"Ne bu halin senin? Yine dayak mı yedin sen?"
"Allah rızası için başlama, babam gibi"
"Pansuman yaptır bari neredeyse kemiğin gözükecek" dedi.
"Alt tarafı yumruk. Ne kadar derin olabilir ki?"
*******
Evet, cidden derinmiş. Bunu doktorun söylene söylene pansuman yapmasından anlamıştım.
"Ulan, sizinle mi ugraşayım yoksa işimi mi yapayım bilmiyorum. Bir gün rahat dursanız olmuyor sanki."
"Kime diyorum ben, Kaan!"
"Abi, anladık tamam. Bu son merak etme."
"Kaan, en son bunu dediğinde karşımda kafan yarılmış şekilde duruyordun." Dedi.
"Eh işte, ne farkı var? Ha kaş, ha kafa."
Pansuman bittikten sonra ayağa kalktım.
"Senin aile ne durumda, nasıl aranız?"
"Klasik işte, konuşmuyoruz hâlâ."
"Ne zaman bitecek bu, Kaan? Onlar senin ailen."
"Benim ailem hiç olmadı abi. Bu saatten sonra olmasına da gerek yok zaten. Ben hayatımdan memnunum."
"Ulan, ne demek memnunum? Kaan, yarın ya da öbür gün illa karşılacaksınız. Nereye kadar gidecek bu kin?"
"Kendi oğlunu zehirlemeye çalışan bir kadın ile neden görüşeyim abi?"
"Abicim, biliyorum. Bak yaşadığın şeyler zor şeyler. Elimde büyüdün oğlum, kötülüğünü ister miyim ben senin?"
"Geçmiş geçmişte kaldı abi. Konuşacak bir şey yok artık."
"Sen yine bir dene, kin gütme" dedi ve odadan çıktı.
Yine ben kalmıştım. Gerçi alışıktım böyle şeylere, tek kalmaya.
Nasıl unuturdum ki?
(Flashback)
"Eline sağlık anne, yemek çok güzel olmuş." Diyen Kerem ile Kaan dalmış olduğu rüyalardan çıktı.
"Afiyet olsun oğluşum."
"Eline sağlık anne" dedi kaan.
"Afiyet olsun Kaan"
Yemek bittikten sonra ayağa kalkıp odasına geçti. Ailesi ile arası o kadar iyi değildi. Zaten fazla sevmezlerdi Kaan'ı, onlar için evde bir boğaz fazlaydı, ve durumları bunu karşılayamaz hâle gelmişti.
"Zaten zehir etkisini gösterecektir. Metin, merak etme, bir kaç saate cesedi çıkar evden. Bizde ilk defa görüyormuş gibi davranır, işi kapatırız." Dedi Funda Boyoz.
İlk göz ağrısını böyle göndermek istemişti ölüme. Oysa Kerem doğmadan önce en çok o severdi Kaan'ı. Ona zarar gelmesin, bir şey olmasın diye çabalardı. Ama bu çaba Kerem doğduktan sonra sona ermişti.
Kaan ikinci sıraya düşmüş, Kerem ise ailenin göz bebeği olmuştu.
O gün Oktay gelmeseydi, kimse görmeyecekti Kaan'ı.
Odasının bir köşesinde ölüyor olacaktı.
İşte Kaan için aile kavramı o gün bitmişti.
(Flashback son)
Ellerimin titremesiyle gözlerimi kapatmam bir oldu. Sakinleşmem gerekiyordu.
Odadan çıkıp salona geçtim. Ayaz beni görmüş, tam konuşacağı sırada evden çıkmıştım.
Kendime gelmem gerekiyordu, yoksa çevreme zarar verecektim.
Biraz yürüdükten sonra kafeye geçip oturdum. Hemen önümdeki masaya bir grup gelmişti.
Büyük ihtimalle ailelerdi. Çünkü hepsi birbirine benziyordu. Ne olurdu biz de böyle olsaydık?
İçtiğim şeylerin hesabını ödeyip kafeden çıkacağım sırada bir kez daha bakmak istedim. Sebebini anlamamıştım.
Belki benim bir ailem olmadığı içindir.
Onlara baktığımda hep beraber eğlendiklerini gördüm.
Kimden bekliyordum bu ilgiyi?
Eve geçip üstümü bile değiştirmeden yatağa attım kendimi. Uykum gelmişti. Uyursam her şey geçerdi.
(İlahi bakış)
Ayaz, Kaan’ın odasına girdiğinde üstünün açık olduğunu gördü.
Örtüyü Kaan’ın üstüne örtüp odadan çıktı.
O da farkındaydı…
Kardeşi çok yorulmuştu.
Ama yaslanacak birisi olmadığı için tüm yükü tek başına sırtlanmıştı.
Bölüm sonu.
Bölüm etkileşimi
